Doç. Dr. Yalçın İzbul

http://www.ingilizce-ders.com

 

Gözlemler ve Kısa Notlar

Observations and Brief Notes - 05

 

BU BÖLÜMÜN KONULARI

 

Pamper yourself!!  /  "He or she" eases itself into "They"Sözcük dağarcığımızı zenginleştirmek  /  Midweek!!  /  Yaşasın! GÖNÜL sözcüğümüze İngilizce karşılık!

 # 017

Pamper Yourself !!

Kendinizi Pohpohlayınız !!

Exalt, glorify, and praise yourself !! Kendinizi yüceltiniz, taçlandırınız,övünüz !!

Başkaları için "Letter of Recommendation" (tavsiye mektubu) veya kendinizi "prezante" etmek için CV (Curriculum Vitae veya Résumé) yazarken işinize çok yarayacak bir dizi sıfatı aşağıda listeliyorum.

Yukardakilerden birincisi, yani başkasını övmek, enikonu yalancılık ister. O tembel, pısırık, şapşal yaratık için övücü birşeyler karalamak zorunda kalırsınız. Keyifsiz bir iştir; fakat faydası büyüktür. Musibeti başınızdan atmağa, başkalarına yamamağa yarar...

İkincisi, yani kendini övmek ise, dünyanın en keyifli işidir. Gerçi tevazu kurallarına biraz ters düşer; ama, çarnâçar, buna katlanmak zorundasınız.

Herneyse...

CV ve "letter of recommendation" örnekleri açısından İnternet lebabeb doludur. Ben burada sizlere yalnızca "övücü sıfatlar" seçmenizde yardımcı olacağını umduğum bir liste sunmayı amaçladım.

İşte sıfatlar:

adaptable = kolay uyum sağlar
admirable = takdire şayan, beğeniye lâyık
ambitious = büyük planları olan (dikkatli olunuz, "hırslı" anlamı da verebilir)
[an] able team leader = iyi bir ekip lideri
astute = gayet zeki, çabuk kavrar, gözünden kaçmaz
athletic (kimi işler için uygun bir özellik olabilir)
attentive = dikkatli, işine sarılan
bright, dedicated and skilled = zeki, işine bağlı ve kalifiye
brilliant = parlak
calm and patient in the face of difficulties = güçlükler karşısında sakin ve sabırlı
can relate to people in many ways and on many levels = insanlarla çeşitli şekil ve düzeyde kolay ilişki kuran
can work under pressure = sıkışık koşullar, gerilimli ortamlarda çalışabilir
careful = dikkatli
[able to] come up with innovative approaches = yeni yaklaşımlar getirebilen
committed = kendini işine adayan
competent = beceri dolu
considerate and sensitive = başkalarına karşı bencil değil ve duyarlı
conscientious = sorumluluk sahibi, görev bilinci olan
co-operative = işbirliğine yatkın
courteous = nazik
dedicated = işine bağlı, kendini işine adayan
dependable = güvenilir
diligent and hardworking = sorumluluk ve şevkle çalışan
energetic = enerjik
experienced = deneyimli
extrovert = dışa dönük, arkadaş canlısı
flexible = esnek
friendly = dost insan
gets on well with other people = geçimli
gifted = yetenekli, doğuştan yetenekli
good-humoured = salim ve neşeli huylu; asabî huylu değil
has a good sense of humour = şakadan anlar, mizah duygusu gelişkin
has/shows good team spirit = birlikte çalışmak ve ekip ruhuna sahip
hardworking = çalışkan
highly respected by his/her .... = büyük saygı gören, sevilen sayılan
humble and approachable = mütevazı ve kolay yaklaşılır
imaginative = hayal gücü yüksek, yaratıcı
independent worker = bağımsız çalışabilen (eh, birazcık da dikbaşlı, ama olumlu anlamda)
is a dynamic and powerful communicator = çok iyi iletişim kurabilen
is eminently qualified (to/for) = fevkalade ehliyetli/kalifiye/uygun
lively = yaşam dolu, hareketli
logical = mantıklı
loyal = sadık
methodical = metodik, salapati değil
meticulous = titiz
obedient = itaatkâr
orderly = düzenli
outgoing and friendly = dışadönük ve dost canlısı
organized = düzenli
positive = olumlu kişilik
practical = pratik, çözümcü
profoundly dedicated and responsible = son derece işine bağlı ve sorumlu
promising young man/woman = gelecek vaad eden
punctual = dakik
receptive = kolay algılayan ve uyumlu
resourceful, creative problem-solver = sorunları aşmakta yaratıcı çözümler getiren
[a] resourceful, creative and solution-oriented person (yukardaki ile aynı)
relaxed = rahat
reliable = güvenilir
self-confident = özgüven sahibi
self-motivated = motivasyon sahibi
sensitive = duyarlı
straighforward = özü sözü bir, saklısı gizlisi yok
talented = yetenekli
thorough = titiz
thoughtful = düşünceli (yardımsever, vs.)
vigilant = uyanık (dalgacı değil)
well-balanced = dengeli
witty = zeki ve esprili
works well with others = başkaları ile uyum içinde çalışır

Peki, bu tür bir liste oluşturmak, yada yukardakine ilaveler yapmak zor mudur??

Hayır, hiç de zor değildir;

Deneyimden söyleyivereyim: AYNAYA BAKIVERMEK YETERLİ...

Söz iltifatlardan açılmışken, sevgilinizin de yüzünde güller açtıracak birkaç cümlecik eklememek olur mu?

You light up my life. = Hayatıma ışık getiriyorsun.
You bring light to my dark world.
= Karanlık dünyamı aydınlatıyorsun.
You make my heart sing.
= Kalbim seninle coşuyor, şarkılar söylüyor.
You are the fairest of them all.
= Dünyanın en güzel kızı sensin. Herkesten güzelsin.
You are my sunshine, my only sunshine; you make me happy when all my skies have gone gray.
= Güneşimsin, tek güneşimsin; tüm göklerim bulutlarla kaplandığında beni mutlu eden sensin.
In your arms I found happiness and joy. In your heart I found love that will last forever.
= Kollarında mutluluk ve neş'eyi buldum. Kalbinde sonsuza değin sürecek aşkı buldum. [Not: Sevgilinizin Neş'e adında bir kız arkadaşı varsa, bu sözden sarfı nazar etmeniz daha hayırlı olur.]
You are now, and always will be the only one in the world for me.
= Dünyada benim için tek sensin ve hep öyle olacaksın.
I didn't know what love was until I met you.
= Seni tanıyıncaya kadar aşk nedir bilmezdim.
I don't need any of the riches of this world if you love me.
= Bu dünyanın maddi zenginliklerine ne ihtiyacım olabilir ki, yeter ki sen beni sevsen.[Maamafih, düşündüm de, beş parasız olduğunuzu ihsas ettirmezseniz belki de hakkınızda daha hayırlı olur.]

Haydi bakalım, hayırlı tıraşlar...

Yalçın İzbul, http://www.ingilizce-ders.com/ingilizce-ders/pratik-ingilizce.htm (2006)

 

 

 # 018

 

"He or she" eases itself into "They"

Şu cümleye dikkatinizi çekmek isterim:

This sort of attitude indicates that the person has no confidence in what they are saying. = Bu tür bir tavır, kişinin (kendi) söylediklerinden pek emin olmadığına işaret eder.

Kırmızı kalın yazdığım bölümleri karşılaştırınız. Dili "cinsiyet ayrımcılığından kurtarma" çabalarının ulaştığı mesafeyi örnekleyen ilginç bir örnek...

"Person" sözcüğüne "he" veya "she" veya "he or she" gibi sözcüklerle gönderimde bulunmaktan kaçınmak için, günümüzde artık çoğul "they, them, their" sözcükleri tercih ediliyor...

Ayrıca tamamen yaygınlık kazanmış olan şu tür kullanımlara dikkat ediniz:

No one understands it unless they have been through it themselves. = Kendileri yaşamadıkça, kendi başlarından geçmedikçe kimse bunu anlamaz.
Never let a stranger into the building unless they show you their official permit.
= Bir yabancıyı, size resmi kimliğini göstermedikçe, asla binaya almayınız.
I strongly believe in showing a stranger respect until they've given me a reason not to respect them.
= Kendisine saygı duymamam için bana bir sebep vermedikçe, bir yabancıya saygı göstermek gerektiğine kuvvetle inanıyorum.
This dosage should be prescribed to a patient only if they are considered to be in the terminal stage.
= Bu dosage hastaya ancak terminal safhada addediliyorsa verilmelidir.
It is often very difficult to tell when giving a drug to a patient if they are likely to benefit from it.
Doctors currently are free to prescribe this drug to a patient if they believe they will benefit from it.
I will not speak to anyone unless they speak to me first.
= Önce kendisi (kendileri) bana hitap etmedikçe, kimseyle konuşmayacağım. [NOT: Dikkat ederseniz, yukardaki örneklerden bazılarını Türkçe'ye çoğul da çevirsek anlamda değişiklik oluşmuyor; ancak bu durum İngilizce'deki tekil-çoğul kullanım "anomalisini" değiştirmiyor.]

[Gerçi son örnekte, erkekler hamamına gönderimde bulunuyorsak, "he speaks"... kadınlar hamamına girmeyi düşünüyorsak, "she speaks" olanaklı -- fakat mecburi değil. Dili cinsiyet ayrımından koparma çabası bu derece güçlü. Hem, hermafroditleri de düşünmek zorundayız...]

*  *  *  *  *

Tarihsel süreçte üçüncü tekil kişide cinsiyet ayrımı gözetmiş, fakat şimdi "ayrımcılıktan kurtulma" çabası içinde olan bir dil-kültür sisteminde yaşadıkları sancıyı, bu ayrımı hiçbirzaman gözetmemiş olan bizler pek takdir edemeyiz.

Kısacası, "If a stranger knocks on your door, first ask that person if he or she ..." gibi kullanımlar artık hızla gözden düşüyor.

Yerini, "ask that person if they ..." şeklindeki kullanımlar alıyor.

Google'dan çıkardığım örneklere bakarak söyleyeyim: Değişim %90lar oranında gerçekleşmiş bulunuyor.

Özellikle öğretmen arkadaşların -- YENİ İngilizce'yi farklı mecralardan öğrenen öğrencileri karşısında zor duruma düşmemek için -- dikkat etmeleri gereken bir durum...

Yalçın İzbul, http://www.ingilizce-ders.com/ingilizce-ders/pratik-ingilizce.htm (2006)

 

 

 # 019

 

Sözcük Dağarcığımızı Zenginleştirmek


Sözcük dağarcığımızı nasıl geliştirecek, genişleteceğiz?
 
Sözcük öğrenme konusunda her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır; ama ilk kural, metin içinde öğrenmenin kolaylık sağlayacağıdır.
 
İkinci kural ise o sözcüğe defalarca rastlamak; yani bol bol okumaktır, bol bol dinlemektir.
 
Bu okuma ve öğrenmenin, ömür biter yol bitmez türünden olduğunu bilmek gerek.
 
Sözlükler (lugatler), (özellikle de soyut kavramlar için) genellemeci, yuvarlamacı rehberlerdir. Yine de sözlüklere danışmak, sözcük listeleri yapmak kaçınılmaz görünüyor. Listeler tekrarlana tekrarlana bir ölçüde yerleşecektir. Pek verimli bir yol değildir, lakin... Nice kişiler sol cebe İngilizce listeler, sağ cebe Türkçe listeler koymuş, sırasıyla tombala çekerek, sözcüğün karşılığını ezbere söylemeğe çalışmıştır.

Dediğim gibi, verim eğrisinin mutlu bir grafik çizdiği pek söylenemez. Ama yine de, sözcük listeleri yapıyorsanız, bir de, Türkçe sözcüğü önce yazıp karşısına İngilizce'sini yazmayı deneyiniz.

Sözcüklerin anlamı, sözlüklerde yazılı kaskatı anlam/anlamlar ile sınırlı değildir. Her seferinde, o andaki iletişim ortamından, önceki/sonraki bildirimlerin anlamı ve tonundan yepyeni anlam ve/ya nüanslar kazanırlar.

Okurken, dinlerken, ilginizi ve dikkatinizi çeken, size yararlı olacağını düşündüğünüz sözcükleri not ediniz. Ama, dediğim gibi, bu kaydetme işinde en verimli yol, sözcüğü içinde geçtiği ibare veya cümle ile birlikte kaydetmektir.
 
Ayrıca, telaffuzunu, türevlerini, eş anlamlılarını, karşıt anlamlılarını filan yanısıra kaydetmek de büyük yarar sağlar. Ve, inan olsun ki, cümle ezberlemek, sözcük ezberlemekten daha kolaydır.

Hele de, günlük yaşamınızda, mesleğinizde her daim işinize yarayabilecek cümleler, anında ateşleyebileceğiniz hazır cephane demektir.

Websitemizde aşağıdaki bölüme hiç girmiş miydiniz? Bakınız sözcük hazinenizi geliştirmek, genişletmek için ne yollar var, ne yollar...

http://www.ingilizce-ders.com/ingilizce-ders/almanak/roots/roots.htm

*  *  *  *  *

Yarım yüzyılın ardından -- yalnızca ikinci dilim İngilizce'de değil, anadilim Türkçe'de de -- halâ yeni sözcükler öğreniyorum -- büyük keyifle...

Sabır ve sebatla devam ediniz...
 
Öğrenmek iyi ki sonsuz... Yoksa çok sıkılırdık dünyada...

Sözü uzattık, bildiğiniz şeyleri tekrarladıysak, affola. Fakat, ukalalık hocalığın şanındandır...

Yalçın İzbul, http://www.ingilizce-ders.com/ingilizce-ders/pratik-ingilizce.htm (2006)

 

 

 # 020

 

MIDWEEK !!


NOTE 01 (for advanced readers):

"Midweek": n., adj., adv.

A rather curious term... One would think it should normally denote Wednesday; however, in actual practice it usually means "Tuesday through to Thursday". Remember that the days Monday to and including Friday are called "weekday" days, as opposed to the "weekeend" days, which are Saturday and Sunday.

Examples:

a midweek meeting, midweekly meetings...
How about a midweek escapade to (veya, at) Abant?
= Abant'ta haftaortası bir kaçamağa ne dersin?
I prefer spending the midweek nights at home, settling down with a nice romantic novel.
We're looking to spend a midweek evening or two in the city and are looking for a clean and comfortable hotel.

Another curious aspect of this term is the fact that it appears to be impervious to the rules governing article usage:

We're going to spend midweek up at my uncle's farm in Seferihisar.
We'll spend midweek out on the sea as you're toiling away in the office.

*  *  *  *  *

NOTE 02 (for intermediate readers):

Bir küçücük not daha:

"Weekend" sözcüğünü /wii-kınd/ diye okuyanların diline biber sürünüz veya doğrudan boynunu vurunuz ve sevaplarınıza sevap katınız.

Doğrusu: / Wİ:-kend /...

*  *  *  *  *

NOTE 03 (geyik seven herkes için):

İngilizce'de "midweek" ile eşanlamlı olmak üzere, "weekend" den esinlenerek, "weekmiddle" diye bir sözcük var mıdır?

Hayır, ama bu sabah ben icad ettim ve Anglo-Amerikanca'ya armağan ettim; "weekend" varsa, neden "weekmiddle" da olmasındı ki!?

Ama, soonra, Net'ten bi de kontrol ettim ki, yaklaşık elli kişi (all native-speakers) benden önce davranmışlar...

Kısacası, yine giremedik, "word coiners' annals" larına!!

Yalçın İzbul, http://www.ingilizce-ders.com/ingilizce-ders/pratik-ingilizce.htm (2006)

 

 

 # 018

 

Yaşasın! GÖNÜL Sözcüğümüze İngilizce Karşılık!

Biliyorsunuz, zavallı İngilizce'nin bizdeki GÖNÜL kavramını dile getirebilecek bir sözcük (ve kavramdan) yoksun olduğu savıyla gururlanırız. Doğrudur da. Sözcüğü "yürek" ve "özlem" vurgusuyla kullandığımızda İngilizce'ye "heart" ve "yearning" sözcükleri ile çeviririz, ama eklemekten de geri durmayız: Siz ne anlarsınız gönül kavramından ki?

Fakat, yaşasın! Sanıyorum, GÖNÜL sözcüğümüze İngilizce karşılık buldum.

Anlatayım.

Yaaa, bu GÖNÜL dediğimiz şey bedenimizin neresindedir, hangi organımızı mesken tutmuştur? diye sormakla başladım. Belli ki sık uğrak yerlerinden birisi yüreğimiz; fakat asıl beyinde ikamet ediyor; köşkün mücavir alanı ise tüm otonom sinir sistemimize yayılmış.

Açıklayayım.

GÖNÜL, yalnızca yüce istekler ve duygularla ilgilenmiyor; çok zibidi, bencil, ayıp ayıp talepleri de olabiliyor. Ki, bu da ikamet adresinin beynimiz olduğunun kesin göstergesi. Fakat onu salt ve saf bir "soğuk düşünce" bazına indirgemek de mümkün değil. Çünkü, gönlümüzden geçenler en kılcal uçlarına kadar sinir sistemimizi de etkiliyor, kanımızı da tutuşturuyor. Duygularımız, ve bedenimizin duygularımıza verdiğimiz tepkilerle çok ilgili. Leyla'ya kavuşmayı, zalimi gebertmeyi, piyangoda büyük ikramiyeyi kazanmayı hayal ettiğimizde, sanki bunlar gerçekleşmişmiş gibi hazzını yaşayabiliyor; hayal olduğunu hatırlayınca da üzüntüsünü derinden hissediyoruz.

Hayal kurmak, gözünde canlandırmak, beyinde olup bitiyor. İngilizce'de çok kullanılan bir deyim var: "the mind's eye". Ama kavramlaştırmakta onun ötesine geçememişler.

İşte bu noktadan hareketle, the MIND'S HEART  kavramına ulaştım.

İlk yaptığım, hemen koşup Google'a danışmak oldu. 210 kez yazıya geçmiş. Bir bölüm kullanım, burada düşündüğüm anlamdan çok uzak, bir bölümü oldukça yakın, bazıları ise birebir aynı anlamda.

Ardını sürmeye değer bir konu gibi görünüyor bana.

Herneyse. İşbu iletimle, GÖNÜL kavramımız karşılığında İngilizce'de the MIND'S HEART  karşılığını resmen öneriyorum.

Görüşleriniz, düşünceleriniz? Özellikle nörolog, psikolog ve dil/edebiyat ile ilgilenen bütün arkadaşlarımızın katkısını rica ederim.

Haydi, rüzgârımız bol ola.

Yalçın İzbul, http://www.ingilizce-ders.com/ingilizce-ders/pratik-ingilizce.htm (2009)

         

ANASAYFA        TESTLER        OKUMA        EĞLENCE        ALMANAK

KAYNAKLAR     FIKRA     KARİKATÜR     KONUŞMA      İSTER İNAN

BİLMECE      Y-KAYNAK       E-KİTAP       ÖZDEYİŞ      ESKİ SAYILAR