Gözlemler ve Kısa Notlar

Observations and Brief Notes - 05

 

BU BÖLÜMÜN KONULARI

 

Pamper yourself!!  /  "He or she" eases itself into "They" /

Sözcük dağarcığımızı zenginleştirmek  /  Midweek!!

 # 017

Pamper Yourself !!

Kendinizi Pohpohlayınız !!

CV veya "Letter of Recommendation" (tavsiye) mektubu yazarken, işinize çok yarayacak bir dizi sıfatı aşağıda listeliyorum.

Biliyorum, insanın kendisini övmesi -- hele hele, başkaları hakkında övücü sözler söylemesi -- çoğunluk zor gelir!!

Ama, ne çare, o işi istiyorsanız, kendinizi "prezante" etmek zorundasınız.

Yada, hakkında hiç de olumlu düşünmediğiniz bir kimse hakkında da olumlu şeyler söylemek zorunda kalabilirsiniz; sizden tavsiye mektubu isteyen o yaratığı başınızdan atıp kurtulmak (yani, başkasına yamamak) için...

İşte sıfatlar:

adaptable = kolay uyum sağlar
astute = gayet zeki, çabuk kavrar, gözünden kaçmaz
can work under pressure = sıkışık koşullar, gerilimli ortamlarda çalışabilir
careful = dikkatli
committed = kendini işine adayan
competent = beceri dolu
co-operative = işbirliğine yatkın
courteous = nazik
dedicated = işine bağlı, kendini işine adayan
energetic = enerjik
extrovert = dışa dönük, arkadaş canlısı
flexible = esnek
friendly = dost insan
gets on well with other people = geçimli
has a good sense of humour = şakadan anlar, mizah duygusu gelişkin
hardworking = çalışkan
imaginative = hayal gücü yüksek, yaratıcı
independent worker = bağımsız çalışabilen (eh, birazcık da dikbaşlı, ama olumlu anlamda)
lively = yaşam dolu, hareketli
logical = mantıklı
loyal = sadık
methodical = metodik, salapati değil
meticulous = titiz
orderly = düzenli
organized = düzenli
positive = olumlu kişilik
practical = pratik, çözümcü
punctual = dakik
receptive = kolay algılayan ve uyumlu
relaxed = rahat
reliable = güvenilir
self-confident = özgüven sahibi
self-motivated = motivasyon sahibi
sensitive = duyarlı
thorough = titiz
thoughtful = düşünceli (yardımsever, vs.)
vigilant = uyanık (dalgacı değil)
works well with others = başkaları ile uyum içinde çalışır.

Peki, bu tür bir liste oluşturmak, yada yukardakine ilaveler yapmak zor mudur??

Hayır, hiç de zor diildir;

Deneyimden söyleyivereyim: AYNAYA BAKIVERMEK YETERLİ...

Söz iltifatlardan açılmışken, sevgilinizin de yüzünde güller açtıracak birkaç cümlecik eklememek olur mu?

You light up my life. = Hayatıma ışık getiriyorsun.
You bring light to my dark world.
= Karanlık dünyamı aydınlatıyorsun.
You make my heart sing.
= Kalbim seninle coşuyor, şarkılar söylüyor.
You are the fairest of them all.
= Dünyanın en güzel kızı sensin. Herkesten güzelsin.
You are my sunshine, my only sunshine; you make me happy when all my skies have gone gray.
= Güneşimsin, tek güneşimsin; tüm göklerim bulutlarla kaplandığında beni mutlu eden sensin.
In your arms I found happiness and joy. In your heart I found love that will last forever.
= Kollarında mutluluk ve neş'eyi buldum. Kalbinde sonsuza değin sürecek aşkı buldum. [Not: Sevgilinizin Neş'e adında bir kız arkadaşı varsa, bu sözden sarfı nazar etmeniz daha hayırlı olur.]
You are now, and always will be the only one in the world for me.
= Dünyada benim için tek sensin ve hep öyle olacaksın.
I didn't know what love was until I met you.
= Seni tanıyıncaya kadar aşk nedir bilmezdim.
I don't need any of the riches of this world if you love me.
= Bu dünyanın maddi zenginliklerine ne ihtiyacım olabilir ki, yeter ki sen beni sevsen.[Maamafih, düşündüm de, beş parasız olduğunuzu ihsas ettirmezseniz belki de hakkınızda daha hayırlı olur.]

Haydi bakalım, hayırlı tıraşlar...

Yalçın İzbul, http://www.ingilizce-ders.com/ingilizce-ders/pratik-ingilizce.htm (2006)

 

 

 # 018

 

"He or she" eases itself into "They"

Şu cümleye dikkatinizi çekmek isterim:

This sort of attitude indicates that the person has no confidence in what they are saying. = Bu tür bir tavır, kişinin (kendi) söylediklerinden pek emin olmadığına işaret eder.

Kırmızı kalın yazdığım bölümleri karşılaştırınız. Dili "cinsiyet ayrımcılığından kurtarma" çabalarının ulaştığı mesafeyi örnekleyen ilginç bir örnek...

"Person" sözcüğüne "he" veya "she" veya "he or she" gibi sözcüklerle gönderimde bulunmaktan kaçınmak için, günümüzde artık çoğul "they, them, their" sözcükleri tercih ediliyor...

Ayrıca tamamen yaygınlık kazanmış olan şu tür kullanımlara dikkat ediniz:

No one understands it unless they have been through it themselves. = Kendileri yaşamadıkça, kendi başlarından geçmedikçe kimse bunu anlamaz.
Never let a stranger into the building unless they show you their official permit.
= Bir yabancıyı, size resmi kimliğini göstermedikçe, asla binaya almayınız.
I strongly believe in showing a stranger respect until they've given me a reason not to respect them.
= Kendisine saygı duymamam için bana bir sebep vermedikçe, bir yabancıya saygı göstermek gerektiğine kuvvetle inanıyorum.
This dosage should be prescribed to a patient only if they are considered to be in the terminal stage.
= Bu dosage hastaya ancak terminal safhada addediliyorsa verilmelidir.
It is often very difficult to tell when giving a drug to a patient if they are likely to benefit from it.
Doctors currently are free to prescribe this drug to a patient if they believe they will benefit from it.
I will not speak to anyone unless they speak to me first.
= Önce kendisi (kendileri) bana hitap etmedikçe, kimseyle konuşmayacağım. [NOT: Dikkat ederseniz, yukardaki örneklerden bazılarını Türkçe'ye çoğul da çevirsek anlamda değişiklik oluşmuyor; ancak bu durum İngilizce'deki tekil-çoğul kullanım "anomalisini" değiştirmiyor.]

[Gerçi son örnekte, erkekler hamamına gönderimde bulunuyorsak, "he speaks"... kadınlar hamamına girmeyi düşünüyorsak, "she speaks" olanaklı -- fakat mecburi değil. Dili cinsiyet ayrımından koparma çabası bu derece güçlü. Hem, hermafroditleri de düşünmek zorundayız...]

*  *  *  *  *

Tarihsel süreçte üçüncü tekil kişide cinsiyet ayrımı gözetmiş, fakat şimdi "ayrımcılıktan kurtulma" çabası içinde olan bir dil-kültür sisteminde yaşadıkları sancıyı, bu ayrımı hiçbirzaman gözetmemiş olan bizler pek takdir edemeyiz.

Kısacası, "If a stranger knocks on your door, first ask that person if he or she ..." gibi kullanımlar artık hızla gözden düşüyor.

Yerini, "ask that person if they ..." şeklindeki kullanımlar alıyor.

Google'dan çıkardığım örneklere bakarak söyleyeyim: Değişim %90lar oranında gerçekleşmiş bulunuyor.

Özellikle öğretmen arkadaşların -- YENİ İngilizce'yi farklı mecralardan öğrenen öğrencileri karşısında zor duruma düşmemek için -- dikkat etmeleri gereken bir durum...

Yalçın İzbul, http://www.ingilizce-ders.com/ingilizce-ders/pratik-ingilizce.htm (2006)

 

 

 # 019

 

Sözcük Dağarcığımızı Zenginleştirmek


Sözcük dağarcığımızı nasıl geliştirecek, genişleteceğiz?
 
Sözcük öğrenme konusunda her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır; ama ilk kural, metin içinde öğrenmenin kolaylık sağlayacağıdır.
 
İkinci kural ise o sözcüğe defalarca rastlamak; yani bol bol okumaktır, bol bol dinlemektir.
 
Bu okuma ve öğrenmenin, ömür biter yol bitmez türünden olduğunu bilmek gerek.
 
Sözlükler (lugatler), (özellikle de soyut kavramlar için) genellemeci, yuvarlamacı rehberlerdir. Yine de sözlüklere danışmak, sözcük listeleri yapmak kaçınılmaz görünüyor. Listeler tekrarlana tekrarlana bir ölçüde yerleşecektir. Pek verimli bir yol değildir, lakin... Nice kişiler sol cebe İngilizce listeler, sağ cebe Türkçe listeler koymuş, sırasıyla tombala çekerek, sözcüğün karşılığını ezbere söylemeğe çalışmıştır.

Dediğim gibi, verim eğrisinin mutlu bir grafik çizdiği pek söylenemez. Ama yine de, sözcük listeleri yapıyorsanız, bir de, Türkçe sözcüğü önce yazıp karşısına İngilizce'sini yazmayı deneyiniz.

Sözcüklerin anlamı, sözlüklerde yazılı kaskatı anlam/anlamlar ile sınırlı değildir. Her seferinde, o andaki iletişim ortamından, önceki/sonraki bildirimlerin anlamı ve tonundan yepyeni anlam ve/ya nüanslar kazanırlar.

Okurken, dinlerken, ilginizi ve dikkatinizi çeken, size yararlı olacağını düşündüğünüz sözcükleri not ediniz. Ama, dediğim gibi, bu kaydetme işinde en verimli yol, sözcüğü içinde geçtiği ibare veya cümle ile birlikte kaydetmektir.
 
Ayrıca, telaffuzunu, türevlerini, eş anlamlılarını, karşıt anlamlılarını filan yanısıra kaydetmek de büyük yarar sağlar. Ve, inan olsun ki, cümle ezberlemek, sözcük ezberlemekten daha kolaydır.

Hele de, günlük yaşamınızda, mesleğinizde her daim işinize yarayabilecek cümleler, anında ateşleyebileceğiniz hazır cephane demektir.

Websitemizde aşağıdaki bölüme hiç girmiş miydiniz? Bakınız sözcük hazinenizi geliştirmek, genişletmek için ne yollar var, ne yollar...

http://www.ingilizce-ders.com/ingilizce-ders/almanak/roots/roots.htm

*  *  *  *  *

Yarım yüzyılın ardından -- yalnızca ikinci dilim İngilizce'de değil, anadilim Türkçe'de de -- halâ yeni sözcükler öğreniyorum -- büyük keyifle...

Sabır ve sebatla devam ediniz...
 
Öğrenmek iyi ki sonsuz... Yoksa çok sıkılırdık dünyada...

Sözü uzattık, bildiğiniz şeyleri tekrarladıysak, affola. Fakat, ukalalık hocalığın şanındandır...

Yalçın İzbul, http://www.ingilizce-ders.com/ingilizce-ders/pratik-ingilizce.htm (2006)

 

 

 # 020

 

MIDWEEK !!


NOTE 01 (for advanced readers):

"Midweek": n., adj., adv.

A rather curious term... One would think it should normally denote Wednesday; however, in actual practice it usually means "Tuesday through to Thursday". Remember that the days Monday to and including Friday are called "weekday" days, as opposed to the "weekeend" days, which are Saturday and Sunday.

Examples:

a midweek meeting, midweekly meetings...
How about a midweek escapade to (veya, at) Abant?
= Abant'ta haftaortası bir kaçamağa ne dersin?
I prefer spend the midweek nights at home, settling down with a nice romantic novel.
We're looking to spend a midweek evening or two in the city and are looking for a clean and comfortable hotel.

Another curious aspect of this term is the fact that it appears to be impervious to
the rules governing article usage:

We're going to spend midweek up at my uncle's farm in Seferihisar.
We'll spend midweek out on the sea as you're toiling away in the office.

*  *  *  *  *

NOTE 02 (for intermediate readers):

Bir küçücük not daha:

"Weekend" sözcüğünü /wii-kınd/ diye okuyanların diline biber sürünüz veya doğrudan boynunu vurunuz ve sevaplarınıza sevap katınız.

Doğrusu: / Wİ:-kend /...

*  *  *  *  *

NOTE 03 (geyik seven herkes için):

İngilizce'de "midweek" ile eşanlamlı olmak üzere, "weekend" den esinlenerek, "weekmiddle" diye bir sözcük var mıdır?

Hayır, ama bu sabah ben icad ettim ve Anglo-Amerikanca'ya armağan ettim; "weekend" varsa, neden "weekmiddle" da olmasındı ki!?

Ama, soonra, Net'ten bi de kontrol ettim ki, yaklaşık elli kişi (all native-speakers) benden önce davranmışlar...

Kısacası, yine giremedik, "word coiners' annals" larına!!

Yalçın İzbul, http://www.ingilizce-ders.com/ingilizce-ders/pratik-ingilizce.htm (2006)

 

         

ANASAYFA        TESTLER        OKUMA        EĞLENCE        ALMANAK

KAYNAKLAR     FIKRA     KARİKATÜR     KONUŞMA      İSTER İNAN

BİLMECE      Y-KAYNAK       E-KİTAP       ÖZDEYİŞ      ESKİ SAYILAR