|

Türk Öğrenciler için -
Pratik İngilizce
İZBUL GRAMER TESTLERİ
GRAMMAR TEST -
013 için
AÇIKLAMALI YANITLAR

 
Doç. Dr. Yalçın İzbul,
http://www.ingilizce-ders.com
UYARI:
Testler Özgün ve Basım veya İnternet Hakları Telif Yasası Çereçevesinde
Saklıdır.
İzinsiz
çoğaltılamaz veya İnternette Yayınlanamaz.
Unutmayınız: Yapı veya Anlam Olarak "Sakat" Olan Tümceyi Belirliyoruz...
DİKKAT: Doğru
şıkları pek alışkın olmadığımız yapı, deyim ve deyişlerden oluşturmağa
özen gösterdim. Dolayısıyla, yanlış
şıkkın neden yanlış olduğunu irdelerken, diğer şıklardaki "tuhaf"
görünümlü yapıların ise aslında geçerli yapılar olduklarını da lütfen
not ediniz...
TEST 13'YE DÖNÜŞ

-- 01 --
Yanlış:
A dog is good friend to a man.
Doğru:
A dog is
a good friend to a man.
Bu soru,
"countables/uncountables -- sayılabilir ve sayılamaz" adlar üzerine
kurulu. "Friend" sözcüğü "sayılabilir ad" olup, doğru kullanım "is a good
friend" olurdu.
Güçlü Çeldirici:
c.
These peoples are not Europeans.
**"There are five peoples in the house," diyemezsiniz... "five people"
demek zorundasınız. Ama, "halklar" anlamına kullandığınızda "peoples"
geçerlidir. Şu örneklere bknz:
peoples and cultures of
The Middle East
Turkish-speaking peoples
One Land
- Two Peoples: A Federal Solution for Israel and
the Palestinians
a study of the peoples of
Africa
The human rights situation of
the indigenous peoples in Africa
Tıpkı,
**"There are five fish on my plate," diyemeyeceğiniz gibi... Ama, "fishes of
the world" -- yani "dünyadaki balık çeşitleri"...
-- 02 --
Yanlış:
Put a lemon in your soup instead of salt.
Doğru:
Put
some lemon
(juice) in your soup instead of salt.
Amaçlanan
"limon suyu" dur. O da sayılamaz (uncountable) dır. O halde doğru yanıt
"put some lemon" (lemon juice, anlamında)... "a lemon" dediğimiz zaman,
"koskoca bir limonu cumburlop çayına koy" önerisini getirmiş oluyoruz:
Çeldiriciler:
"Merinos sheep give"... "sheep" sözcüğünün tekil ve çoğulu aynıdır:
"a merinos sheep" demeyip, genel ve çoğul anlamda kullandığımıza
göre "sheep give" doğrudur. "gives" yanlış olurdu...
"Coffee is a drink. Tea is another drink."
tümcesi, ve "in ink", "with a pencil" ibarelerini belleğinize olduğu gibi
yerleştirin. Kimi zaman doğrudan ezber, açıklamağa çalışmaktan çok daha
tasarruflu bir yol olur... Bu testte, bu şekilde işinize çok yarayacak,
çok sayıda ezber tümcesi var...
-- 03 --
Yanlış:
What stupid of me!
Doğru:
How
stupid of me!
Doğrusu, "How stupid of me!" (Amma da budalalık ediyorum / etmişim!...)
Kısaca açıklayalım: Bu vurgulu yapı kategorisinde, adlar için "what",
sıfat ve zarflar (belirteçler) için "how" kullanılır. Tümce düztümce olur,
yani soru biçiminde kurulmaz: What a clever boy you are! Soru sormuyoruz,
yorum yapıyoruz: "Ne kadar da akıllı bir çocuksun sen bakiim!" (iltifat,
takdir)...
"How stupid can you get?"
farklı bir kategoriden bir tümce. "You" burada "one" (kişi, ben sen, o)
anlamında... "İnsan nasıl böyle bir aptallık yapabilir, aptallaşabilir,
hayret bişi, yahu..." şeklinde bir soru...
"What awful news!"
= Ne berbat bir haber (veya haberler)... "News" sözcüğü "sayılamaz ad"
olduğu için, "article" (a, an, the) almadı...
-- 04 --
Yanlış: I should like a house in a country.
Doğru: I should like a house in
the country.
country = 1. ülke, memleket; 2.
kırsal kesim, köylük yer, kent dışı... Burada amaçlanan ikinci anlamıdır:
Doğru deyiş, "in the country" dir. "Bir ülkede bir ev", gramer olarak
doğru, ama anlam olarak saçmadır: Dünyada "bir ülkede olmayan bir ev"
zaten yok ki...
I am
fatuously fond of raw kangaroo meat sprinkled with parmesan cheese.
= Severim sevmem, kime ne? Sizin göreviniz, adamın fikirlerini,
beğenilerini eleştirmek değil, yaptığı gramer yanlışlarını yakalamaktır.
May I walk you home? = Size
evinize kadar eşlik edebilir miyim?
Olduğu gibi ezberleyiniz.
Bu gibi durumlardaki tavrınız, "Demek ki adamlar bu lafı böyle söylüyorlar," olmalı...
-- 05 --
Yanlış:
Do you really think him is stronger than me?
Doğru:
Do you really think (that)
he is stronger than me?
İlk
bakışta "him", "think" fiilinin nesnesi ve doğru gibi görünüyor;
aslında "think that he is..." şeklinde başlayan tümceliğin öznesi ve
yalın halde olması gerekiyor...
Güçlü
Çeldirici:
c.
What! Me accept a present from him! I never even speak to him! = Ne! Ben
ha! Ondan bir hediye kabul edeceğim ha! vb. vb. Konuşma dilinde böyle
bir ifadenin kullanılabileceğini not ediniz.
-- 06 --
Yanlış:
A club for women = A womens' club
Doğru:
A club for women = A
women's club
"women"
zaten çoğuldur. Doğrusu: women's... Nitekim, "e" şıkkındaki, "children's"
gibi...
-- 07 --
Yanlış:
This soup is too hot for me to
drink it.
Doğru:
This soup is too hot for me to
drink.
"it" fazlalık... DİKKAT: Türkçe'de,
"Bu çorba, onu içebilmem için, çok sıcak" ifadesi oldukça doğal olduğu için, bu kategori
tümcelerde kolaylıkla hataya düşebiliriz... Dikkat ederseniz diğer
tümcelerdeki "infinitive" (mastar) yapılarının ayrı birer nesnesi var. Ama
burada, "to drink" fiilinin nesnesi, zaten "this soup" ve bir adıl (zamir)
ile yinelenmesi fuzuli...
-- 08 --
Yanlış: "Please give me some more." "I'm sorry, but there isn't
some left."
Doğru: "Please give me some more." "I'm sorry, but there isn't
any left."
Eminim
ki burada hiç güçlük çekmediniz. Doğrusu "there isn't any left"...
a. You may come and see me any day, but you must come some day... "Any" ve "some" sözcüklerini vurgulu
okuyunuz ve tümcenin anlamına bknz.: "Beni herhangi bir gün gelip
görebilirsin; ama birgün mutlaka gelmelisin."
-- 09 --
Yanlış:
Which feet have you hurt?
Doğru:
Which
foot have you hurt?
Bu bir dikkat sorusu: "Hangi
ayaklarınız?" -- Ancak kırkayaklara yöneltilebilecek bir sorudur...
-- 10 --
Yanlış: She is so stupid as I thought she would be.
Doğru: She is
as stupid as I thought she would be.
"not so
stupid as" veya
"as stupid as"
olmalıydı
as +
sıfat + as = gerek olumlu gerek olumsuz yapılarda;
so +
sıfat + as = yalnız olumsuz yapılarda kullanılabilir...
Doç. Dr. Yalçın
İzbul, http://www.ingilizce-ders.com
-- 11 --
Yanlış:
I had my car repaired for
me yesterday.
Doğru: I had my car repaired yesterday.
Eğer,
"başkası için değil, kendim için tamir ettirttim" demek zorunda
kalsaydık, kendine dönüşlü (reflexive) "for myself" yapısını
kullanmamız gerekirdi.
Tabii çok zor bir soru...
Şıkların içerdiği yapılar, İngilizcenin
"ettirgen" (causative) yapıları:
Have someone bring it to you
on a tray. =
"have somebody do something" (birisine birşey yaptırtmak) yapısının emir
hali... Yani, karşımdaki kişiye, "Onu kendine getirttir" diyorum...
Will you have it seen to soon?
= "have something done" (birşeyi yaptırtmak) yapısından future soru...
"see to" (gereğini yapmak, icabına bakmak) fiili kafa karıştırıyor.
"Will you have it repaired
soon?"
deseydim, soru bir anda kolaylaşırdı...
-- 12 --
Yanlış: No, you haven't to salute him every time you see him.
Doğru: No, you
don't have to salute him every time you see him.
have to + yalın fiil = zorunluluk
yapısının olumsuzu, "don't have to" şeklindedir.
-- 13 --
Yanlış:
I needn't have changed the old
one, so I've just brought it back home.
Anlamca mantıksız: "Eskisini değiştirmem meğer gerekmiyormuş
(ama bunu sonradan anladım ve bu arada değiştirmiş bulunuyorum); bu yüzden de işte eskisini eve getirdim"...
(Eeee, hani değiştirmiştim??)
didn't need to do...
Yapmak zorunda olmadığım işin başında anlaşıldı, dolayısıyla da böyle
birşey yapmadım...
needn't have done...
Meğer yapmam gerekmiyormuş, ama bu sonradan anlaşıldı; bu arada ne yazık
ki yapmış bulunuyorum...
Reklama girecek ama, bu tür konular, eğitim setimizin ana kitabıında "yardımcı filler" bölümünde ayrıntıları ile
işleniyor...
-- 14 --
Yanlış: The fish must be fried, but needn't the potatoes.
Doğru: The fish must be fried, but
the potatoes needn't be.
Fiil,
öznenin sağına geçmeli; çünkü soru sormuyoruz...
-- 15 --
Yanlış: Doing all these exercises will do you a lot of good, won't they?
Doğru:
Doing all these exercises will do you a lot of good, won't
it?
Özneniz, "exercises" değil,
"doing" sözcüğüdür. Yani tekildir.
Şıklardaki şu iki tümcede ise,
karşımızdaki kişinin gözlem yada yorumuna katıldığımızı belirtiyoruz: "He
wasn't late last night." "No, he wasn't, was he?" ("Dün gece geç kalmadı."
"Gerçekten de geç kalmadı, öyle değil mi?")... "You're rather late."
"Yes, I am a bit, aren't I?" ("Geç kaldın." "Doğru walla, biraz geç
kaldım, öyle değil mi?")
-- 16 --
Yanlış: You have been smoking at least five cigarettes since you came.
Doğru: You have
smoked at least five cigarettes since you came.
İflah olmaz
bir tiryaki olan bendeniz bile aynı anda beş sigara "içegelmiş"
olamam... Yine reklama girecek ama, bu tür konular, yukarda sözünü
ettiğim kitabımızın "the tenses" bölümünde ayrıntıları ile
işleniyor...
-- 17 --
Yanlış: When the war broke out, we lived in Mersin.
Doğru: When the war broke out, we
were living in Mersin.
Savaşın patlak verdiği noktada
devam etmekte olan bir süreçten söz ediyoruz... [Fakat, itiraf etmeliyim
ki, tersine kullanımlara rastlamak olanaklıdır. Ancak, büyük çoğunluğu,
anadil konuşmayanlardan işitilecektir.]
-- 18 --
Bu
soruyu çözemediyseniz, lütfen "the subjunctive mood" konusunu silbaştan
yeniden ele alınız.
-- 19 --
Yanlış:
Would you be so kind as to kept me informed?
Doğru:
Would you be so kind as to
keep me informed?
-- 20 --
Yanlış:
The switchboard is to manned at all times.
Doğru:
The switchboard is to
be manned at all times.
Santral
dairesi kendi kendini "personellendiremez"... Tümcenin çevirisi: Santral
dairesinde herzaman için adam bulundurulmalı, boş bırakılmamalıdır...
Doç. Dr. Yalçın
İzbul,
http://www.ingilizce-ders.com

GRAMER TESTLERİNE DÖNÜŞ
TEST 13'YE DÖNÜŞ

ANASAYFA
TESTLER
OKUMA
EĞLENCE
|