|

Türk Öğrenciler için -
Pratik İngilizce
İZBUL GRAMER TESTLERİ
GRAMMAR TEST -
014 için
AÇIKLAMALI YANITLAR

 
Doç. Dr. Yalçın İzbul,
http://www.ingilizce-ders.com
UYARI:
Testler Özgün ve Basım veya İnternet Hakları Telif Yasası Çereçevesinde
Saklıdır.
İzinsiz
çoğaltılamaz veya İnternette Yayınlanamaz.
Unutmayınız: Yapı veya Anlam Olarak "Sakat" Olan Tümceyi Belirliyoruz...
DİKKAT: Doğru
şıkları pek alışkın olmadığımız yapı, deyim ve deyişlerden oluşturmağa
özen gösterdim. Dolayısıyla, yanlış
şıkkın neden yanlış olduğunu irdelerken, diğer şıklardaki "tuhaf"
görünümlü yapıların ise aslında geçerli yapılar olduklarını da lütfen
not ediniz...
TEST 14'YE DÖNÜŞ

-- 01 --
Yanlış:
You
won't learn to speak Turkish properly unless you
don't
come here and stay with us for a couple of months.
Doğru:
You
won't learn to speak Turkish properly unless you come here and
stay with us for a couple of months.
"unless" anlam molekülü
iki anlam atomundan oluşur: if + not... Doğrusu: "unless you
come... etc."
Güçlü Çeldirici:
e.
I shan't write to him unless he writes to me.
shan't = shall not... Tümce,
1. Tip koşul tümcesi kategorisindedir.
-- 02 --
Yanlış:
I wish I didn't break it. But since I have, I will pay for it.
Doğru:
I wish I
hadn't
broken it. But since I have, I will pay for it.
Tümcenin
gelişinden, sözü edilen nesneyi "kırmış olduğumuz" anlaşılıyor. Bu yüzden,
geçmişe dönük bir hayıflanmayla, "I wish I hadn't broken it," dememiz
gerekiyordu. Bu konu, the subjunctives, dilek-koşul
kipini ilgilendirmektedir...
Güçlü Çeldirici:
Diğer 4 şıkkın 4'ü de el aman, pek yaman... En iyisi, İngilizce
eşdeğerlerini veya Türkçe çevirilerini vereyim:
a.
A person who refused to eat would be dead within two or three months. =
Suppose a person refused... He would be dead... etc. (subjunctive
yapılar)... Tut ki, diyelim ki...
b.
What's the matter? You look as if you could do with a drink. = Haline
bakılacak olursa, bir içki sana iyi gelir... İşten yorgun argın
geldiniz, kendinizi koltuğa attınız. Ne dersiniz? "Oh, I'm exhausted!
Oh, I could do with a drink now!" = Ah, şimdi bir içki olsa... Ah, şimdi
bir içki içebilirim işte... Ah, şimdi bir içki bana ne iyi gelir...
(Türkçe'de present anlamlı olmak üzere "içebilirdim... iyi
gelirdi" de diyebiliyoruz.)
c.
Suppose he asked me for the money tomorrow! = Ya, yarın benden parayı
isteyecek olursa... Yukarda sözünü ettiğimiz "subjunctive" yapılardan...
-- 03 --
Yanlış:
He
couldn't have arrived before the others, could he
have?
Doğru:
He
couldn't have arrived before the others, could he?
Sondaki "have" fazlalık... "... , could he?" der ve
bitiririz...
Güçlü Çeldirici:
e.
Let's pretend we're not in a chat room -- but in a bar, shall we?
"Let us..." ile başladığınız
bütün durumlarda, "olur mu? tamam mı?" kuyruk sorusu (tag question) için
standart olarak "shall we?" kullanırız...
-- 04 --
Yanlış: "I feel very sorry for you!" "Oh, you do, don't
you?"
Doğru:
"I feel very sorry for you!" "Oh, you do,
do
you?"
"Oh, you do, do you?" şeklindeki tümce = "Yok yav... Sahi mi!..." gibi bir
ağız eğme, alaya alma anlamı verir...
Çok çetin bir soru:
Yankılamanın, olumluysa olumsuz, olumsuzsa olumlu yapılması gerektiği
şeklinde daha önce öğrendikleriniz ile çelişen farklı bir kategori var
burada...
c. "I'd go quite mad if I had to live with you!" "Oh, you
would, would you?" = Yok yav, sahi mi? Deme yav!...
e. "No, I won't listen to you!" "Oh, you won't, won't you?" =
"Dinlemicem seni işte, dinlemicem!" "Yok yav, dinlemeyeceksin ha? Bal
gibi dinleyeceksin işte..."
Aşağıdaki tümce ise farklı bir kategoriden:
d.
I say, come and see me tomorrow. Now, will you or will you
not?
= Bak, sana söylüyorum: Gel yarın beni gör. Şimdi, gelecek misin
yoksa gelmeyecek misin? (ısrar veya tehdit)
-- 05 --
Yanlış:
"Have you got the tickets?" "Yes, I've got."
Doğru:
"Yes, I
have."
veya "Yes, I've
got them."
Doğrusu: "Yes, I have." veya Yes, I've got them." --
Türkçe'deki gibi, "Evet, aldım," deyip bırakamazsınız. Kısa
yanıtla yetinmeyip, "get" fiilini de eklediğinizde, geçişli bir fiil
kullanıyorsunuz; hani bunun nesnesi nerede?
İngilizce'de, Türkçe'deki
gibi, bir mekana girip, "I beat, I beat," diye gürleyemezsiniz: "Döverim
ha... Döverim ha... " Mutlaka "I'll beat you up... I beat everyone," filan
gibi bir belirleme eklemek zorundasınız.
NOT: Nesnenin bariz, apaçık
olduğu durumlarda, geçişsiz fiiller nesne almayabilir: Bir sürü birşeyler
anlattınız; sonra soruyorsunuz: "Do you understand?" Yanıt da, "Yes, I
do," veya "Yes, I understand..."
Peki, yukardaki "I beat,"
(eksik) tümcesinde hedefin kim olduğu belli değil mi? -- Bizim düşünce
tarzımıza göre belli, ama İngiliz bizim gibi düşünmek zorunda değil...
-- 06 --
Yanlış:
Isn't there anyone else time you can waste instead of mine?
Doğru:
Isn't there anyone
else's time you can waste instead of mine?
"anyone else's time" = bir
başkası-nın
zamanı...
Ancak, buradaki yapıyı
örneklemek isterken, biraz fazla fantazi bir tümce kurmuşum. Gerçek
hayatta bu derece ince davranmaz, "Go f***ing waste
someone else's time,"
diye gürlerdik...
Güçlü Çeldirici:
b.
I wonder whose else would do instead.
= Acaba
başka
kiminkisi
bu işi görürdü?... "do", burada işe yaramak, yeterli olabilmek anlamında.
"Who
else" neden olamazdı? Çünkü o zaman, geçişli bir fiil olarak "do" nun
nesne alması gerekecekti: "Who else would do
it
instead?" Yani,
Bu işi
başka kim yapabilir?...
-- 07 --
Yanlış:
I'm looking forward to see you tomorrow.
Doğru:
I'm looking forward to
seeing you tomorrow.
Deyim ve formülümüz: to
look forward to + Ving
Güçlü Çeldirici:
c.
I object to being pushed around.
= Oraya buraya itilip kakılmaktan hiç hoşlanmam...
"object to" kalıbı
Ving
(gerund - adeylem) alır. Dolayısıyla, burada da "to be pushed around" pasif fiilinin
"gerund" halini kullanıyoruz...
-- 08 --
Yanlış: I surprised to hear such words from you.
Doğru: I
am surprised to hear such words from you.
Dikkat sorusu... Eminim ki bu
soruda hiç güçlük çekmediniz:))
-- 09 --
Yanlış:
It's a good thing that it has stopped to rain.
Doğru:
It's a good thing that it has stopped
raining.
Açıklama: "to stop" fiili,
"durdurmak, kesmek, son vermek" anlamı taşıdığında geçişli (transitive)
fiildir ve nesne alır. Bu durumda bir "eyleme" son vermekten söz
ediliyorsa, nesne olarak o fiilin
adeylem (gerund) halini alır:
Stop talking
nonsense... Stop making that silly noise... Will you stop
bothering me?!
"Durmak," ise geçişsiz
(intransitive) bir kavramdır -- nesne alması sözkonusu değildir. "Stop
+ mastar (infinitive)"
yapısındaki mastar ise amaç belirtir:
We stopped on the
way to have a hot drink... Half way through the forest, they
stopped to get some rest...
Güçlü Çeldirici:
d.
I'm considering giving up smoking one of these days.
-- "to consider" ve "to give up", birer geçişli fiil olarak, kendilerinden
sonra sözü edilen eylemin adeylem "gerund" olmasını gerektirir.
Dolayısıyla,
üç "-ing" (continuous tense + gerund + gerund) peşpeşe dizildi...
-- 10 --
Yanlış:
I can't imagine
why are you
so angry with me.
Doğru: I can't imagine
why you
are so angry with me.
ASLA
unutulmaması gereken kural: Bütün bağıl (yan) tümcelikler (subordinate
clauses) düztümce olmak zorundadır. Yani, ad-tümcelik,
sıfat-tümcelik veya belirteç-tümcelik (isim, sıfat, zarf cümlecikleri)
soru düzeninde olamaz...
Doç. Dr. Yalçın
İzbul, http://www.ingilizce-ders.com
-- 11 --
Yanlış: A lawyer advised me not to do.
Doğru: A lawyer advised me not to do
it (this,
that, etc...).
"To do", geçişli bir fiildir
ve nesne alması gerekiyordu: "...to do it", vb. gibi birşey...
Oysa, bir önceki sorudaki,
(10-b)
"A lawyer advised me what to do," tümcesinin bu koşulu karşıladığına ve
doğru bir tümce olduğuna dikkat ediniz...
-- 12 --
Yanlış:
Eat whatever you like
it.
Doğru:
Eat whatever you like.
"it"
fazlalık...
Güçlü Çeldirici:
a.
Whoever says that is a liar... "says" den sonra "pause" verirseniz,
içinden çıkamazsınız; "that" sözcüğünden sonra "pause"
vermeniz, kısa bir duraklamadan sonra tümceye devam etmeniz gerekiyor.
"Whoever says that", grup halinde "is" fiilinin öznesidir:
Herkim ki bunu söylüyor, yalancının biridir...
-- 13 --
Yanlış:
You can
stay here, as long as you are
quite.
Doğru:
You can
stay here, as long as you are
quiet.
quite = oldukça... epeyce... quiet = sessiz... Tam anlamıyla bir dikkat
sorusu demeyeceğim. Çünkü yazılışları kadar, okunuşları da farklı, ve
kulak belleğiniz devreye girmeliydi... Birincisi /kuayt/... ikincisi
/kuait/... Temrin için, "gayet sessiz" = "quite quiet" ibaresinin
İngilizcesini ardarda telaffuz ediniz...
"Not that I know of." =
Türkçe'ye, "Bildiğim kadarıyla hayır", şeklinde çeviri verir. DİKKAT:
"Not that I know of it" ise tümüyle farklı bir anlam verecektir: "Gerçi
onu (bunu) bildiğim, bilgi sahibi olduğum söylenemez ya..." Yani,
"Bildiğimi iddia etmiyorum..."
"for all I care" = Walla,
benim açımdan hiç farketmez... Umurumda bile değil... Dolayısıyla,
(c)" You can have the lot, for all I care." = Bana ne, istersen
hepsini al... (Tabii, dilde herzaman olduğu gibi, farklı tonlamalarla,
gerçek omuz silkmeden, kinayeli serzenişe kadar hertürlü nüans
kazandırılabilir -- öksürük tarzının bile nüanslar taşıdığı iletişim
ortamımızda, biliyorsunuz aslolan ses tonlamasıdır...)
-- 14 --
Yanlış:
For it's nearly bedtime,
we must finish the game soon.
Doğru:
We must finish the game soon,
for it's nearly bedtime.
Neden bildiren bağıl
tümceliklerde kullanılan bağlaçlar:
because = since = as = for...
AMA, ilk üçü ile başlayan tümcelik gerek başta gerek sonda olabilirse de,
"for" ile başlayan tümcelik başa çekilemez, ikinci pozisyonda olmak ve
virgülle ayrılmak zorundadır. (İlk üçü ile kurulan tümcelik başa
çekildiğinde de virgül konulur):
Because/since/as I believe
in their honesty, I'll lend them the money.
I'll lend them the money
because/since/as I believe in their honesty.
I'll lend them the money,
for I believe in their honesty.
Bu arada, (a)
I can't come with you, because I haven't got a ticket... şıkkında olduğu
gibi, nedenini belli bir duraklamadan sonra söylüyorsak, virgül kullanılabilir.
-- 15 --
Yanlış:
Your friend climbs trees
as
a monkey.
Doğru: Your
friend climbs trees
like a monkey.
Doğrusu, "like a monkey" -- tabii, arkadaşımız gerçek bir "monkey" değil,
sadece "monkey gibi" ise...
"like" = gibi (ama, "sözgelişi
öyle"... "aslında öyle değil ama tıpkı öyle gibi"... anlamlar)
"as" = olarak (gerçekten)...
like a
father... bir baba gibi (ama aslında "baba" değil)... Örnek: Sayın
Demirel, Sayın Ecevit...
as a
father = bir baba olarak... Örnek: Sayın Derviş... (Az daha "kayınbaba"
bile oluyordu, galiba Allah korudu...)
-- 16 --
Yanlış: No matter how bad things are, we oughtn't to giving up hope completely.
Doğru:
No matter how bad things are, we
ought not to
give up hope completely.
"we ought
not to give up... oughtn't to give up..."
Güçlü Çeldirici:
b.
Being a mother herself, she'll understand your predicament. = Kendisi de
bir anne olduğu için... Kendisi de bir anne olaraktan... (Because she is
a mother herself..." den dönüşüm.]
d.
Things being as they are, unfortunately the economy shows no signs of an
early recovery. = Herbir şeyler bu durumda, işler bu vaziyette olduğu
için... (Because "things" are as they are...) a.
Bad as things are, we mustn't give up hope completely. = Herbir şeyler
berbat durumda olmasına karşın... (Though everything is in a mess,
though we are in a terrible situation...)
Bu
tümceler, belirteç (zarf) tümceliklerin, "participle" ("ortaçlar"
- fiilden sıfat, fiilden zarf) yardımıyla kısaltılmaları konusunu ilgilendiriyor. Ne
yazık ki, burada ele alamayacağım ölçüde uzun ve okkalı bir konu...
-- 17 --
Yanlış:
I was punished for something I didn't do
it.
Doğru: I was punished for something I didn't do it.
"it" fazlalık. Benzer birkaç örneği daha önce gördük...
Güçlü Çeldirici:
b.
You're wanted to help lay the table... Açıklama: To help fiilinden sonra
tam mastar yada yalın mastar (to'suz) kullanılabilir... to lay the table =
sofrayı kurmak...
-- 18 --
Yanlış:
To
the students were told to wait outside.
Doğru: The
students were told to wait outside.
Buradaki yanlışlık, Türkçe'den
motomot çeviri yapmaktan kaynaklanıyor. Biz "öğrenciler-e söylendi" deriz
ama, tabiidir ki bu İngilizce'yi bağlamaz...
-- 19 --
Yanlış:
The thief was given a fair trial
to him
and sent to prison.
Doğru: The thief was given a fair trial and sent to prison.
"to him" fazlalık...
Güçlü Çeldirici:
e. Don't let yourself be laughed at. "Sana gülünmesine (gülmelerine)
izin verme"... veya, Kendine güldürtecek birşeyler yapma... "Let" fiili
herzaman yalın (to'suz) mastar alır. Buradaki mastar ise pasif: "to be
laugh at" = (kendisine) gülünülmek...
-- 20 --
Yanlış: Oh, my goodness! What have you done your hair!
Doğru: Oh, my goodness! What have you done
to / with your hair!
"to / with your hair..." -- Biz
Türkçe'de, "Saçına, veya saçını ne yaptın?" deriz, ama yine bu
İngilizce'yi bağlamaz...
"What"
yerine
"What
on earth!"
pekiştirici bir deyim olup, örneğin buradaki tümceyi Türkçe'ye şöyle
çevirebiliriz: "What on earth has happened here?" = Neler oldu yahu
burada, Allah aşkına?!"
Doç. Dr. Yalçın
İzbul,
http://www.ingilizce-ders.com

GRAMER TESTLERİNE DÖNÜŞ
TEST 14'YE DÖNÜŞ

ANASAYFA
TESTLER
OKUMA
EĞLENCE
|