ingilizce gramer testleri

Türk Öğrenciler için - Pratik İngilizce

İZBUL GRAMER TESTLERİ

ingilizce gramer testleri

copyright01-gramercopyright02-gramer

Doç. Dr. Yalçın İzbul,  http://www.ingilizce-ders.com

UYARI: Testler Özgün ve Basım veya İnternet Hakları Telif Yasası Çereçevesinde Saklıdır.

İzinsiz çoğaltılamaz veya İnternette Yayınlanamaz.

 GRAMMAR TEST - 015 için

 AÇIKLAMALI YANITLAR

 TEST 15 İÇİN TIKLAYINIZ

ingilizce gramer

 

gramer 01 yanıtlar

"Must" yardımcı fiili ile ifade edilen iki farklı grup anlam sözkonusudur:

  ZORUNLULUK MANTIK YÜRÜTME
PRESENT MUST BE MUST BE
PAST HAD TO BE MUST HAVE BEEN

ÖRNEKLER:

She is getting fatter and fatter. She must be eating too much... Demek ki çok yemek yiyor...

The streets are wet this morning. It must have rained last night... Yağmış olsa gerek; demek ki gece yağmur yağmış. (Geçmişe dönük mantık çıkarsaması)

Look at him devour his food. He must be hungry... Şunun yemeğini silip süpürüşüne bak! Çok acıkmış olmalı.

Sarman has devoured all that food I heaped in her bowl. She must have been very hungry... Çanağına yığdığım onca yiyeceği silip süpürmüş olduğuna bakılırsa, Sarman herhalde çok acıkmıştı... (Geçmişe dönük mantık çıkarsaması)

AYSEL: "What is that noise in the kitchen?" TUNCAY: "Oh, don't worry. It must be Sarman chasing after some spider." [Gürültü şu anda sürüyor]

AYSEL: "What was that noise a minute ago?" TUNCAY: "Oh, don't worry. It must have been our playful Gofret chasing after some cat." [Az önceki gürültüden söz ediyoruz: Herhalde bizim oyunbaz Gofret kedi kovalıyormuştur...] [Not: "some cat" ifadesi doğrudur; "kedinin biri(ni)" şeklinde çevirebilirsiniz.]

 

gramer 02 yanıtlar

Olağan durumda, bir sıfat-cümlecik belli bir ad (noun) ile bağlantılıdır, onu niteler. Burada gördüğümüz tipte bir sıfat-cümlecik ise, belli bir adı değil, kendisinden önceki belirtmenin veya cümlenin tamamını ilgilendirmekte, ona ilişkin bir niteleme yapmaktadır.

Bu tür sıfat-cümlecikler yazıda bir virgülle asıl cümlenin arkasına eklenir. Bağlaç olarak yalnızca "which" kabul ederler.

Türkçe'ye çoğu zaman en iyi çeviri: ".... ki bu da..." şeklinde bir ekleme cümlecik ile olur:

Ali passed all his exams, and this made his parents very happy.

= Ali passed all his exams, which made his parents very happy.
= Ali bütün sınavlarını geçti, ki bu da anne ve babasını çok mutlu etti.

I let him use my cell phone, which apparently was a great mistake.

= Cep telefonumu kullanmasına izin vermiştim, ki bu da, öyle anlaşılıyor ki, büyük bir hataymış. [apparently = öyle anlaşılıyor ki... anlaşıldığına göre... gördüğüm kadarıyla...]

 

gramer 03 yanıtlar

Bağlaç sorularında en yararlı yaklaşım anlam üzerinden gitmektir. Fakat, noktalama kurallarının önemi de unutulmamalıdır. Nitekim burada, yalnızca "a" şıkkını anlamca eleyebiliriz.

"Nevertheless" ve "however" kavram olarak doğrudur, fakat noktalamadan kaybediyorlar. "Though" ise virgülle ayrılarak veya ayrılmadan da kullanılabilir.

 "e" şıkkı gramerden kaydeder. Cümlecik alabilmesi için yapının "in spite of the fact" şeklinde olması gerekirdi; tek başına "in spite of" isim alır, cümlecik alamaz.

 

gramer 04 yanıtlar

1. Kısaltılmış zarf cümleleri, biliyorsunuz, birer yan-cümlecik niteliğindedir. Genel yanılgının aksine, bu yan-cümlecik öznesinin, bağlı olduğu ana-cümlecik öznesi ile aynı olması koşulu yoktur.

2. Fakat aynı olmadığı durumlarda, belli sözdizim (sentaks) kurallarına dikkat edilmezse, "dangling participles" ile tanımladığımız düşük cümleler ortaya çıkar.

3. "a" ve "e" şıkları işte bu dertten muzdariptir. Yan-cümleciğin kendi öznesi belirtilmediği için, ana-cümleciğin öznesini niteler duruma düşmüşlerdir: Bu durumda "promising" ve "looking like" participle'ları virgülden sonra gelen "I" sözcüğüne bağlanmaktadır. Yani, anlam saçmalaşmaktadır.

Bu yanlışlığı gidermek için, cümlecikleri kısaltılmamış şekilde söylemek/yazmak veya nokta veya noktalı virgülle ayırarak ayrı birer cümle kurmak gerekir. Örnek:

As it was promising to be a nice cloudless day, I decided ......... etc.
As it looked like it was not going to rain, I decided ......... etc.
It looked like it wasn't going to rain
; I decided ......... etc.

It looked like it wasn't going to rain. I decided ......... etc.

4. Gelelim doğru şık olan "d" cümlesine. Kısaltılmamış haliyle zarf cümleciği (yan-cümlecik) ve ardından gelen ana-cümlecik şöyle olurdu:

As/since/because the day was fine and fine days were rare, I decided ........ etc.

Tabiatıyla, kısaltma (reduction) işlemi yapılırken "was" ve "were" sözcükleri "to be" fiilinin present participle biçimi olan "being" sözcüğüne dönüştüler.

*  *  *  *  *

Participles (sıfat-fiil, zarf-fiil) konusunu ve bununla sımsıkı bağlaşık sıfat ve zarf cümleciklerin kısaltılması konusunu çözmeden -- olabilecek en kuvvetli sözlerle ifade edeyim -- ileri İngilizce için hiç umuda kapılmayınız.

Lütfen aşağıdaki bağlantıyı TIKLAYINIZ.

http://www.ingilizce-ders.com/bilim-arastirma/participles/anasayfa.htm

 

gramer 05 yanıtlar

Koşul kipi TİP III. Geçmişe dönük bir söz. Oluşmuş bulunan kargaşanın öncesine ilişkin bir ifadedir.

"Had" ve "hadn't" arasındaki gramatik denkliği ise mantığa başvurarak çözüyoruz:

"Eğer bizi önceden haberdar etmiş olsaydı, bu kargaşa hiç çıkmayacaktı.) (= Ama çıktı, çünkü bizi önceden bilgilendirmemişti.)

 

gramer 06 yanıtlar

had better + bare infinitive (yani, "to"suz mastar)

"Had better" (ve "would rather") tıpkı "may, can, must, etc" gibi davranırlar.

Başka bir deyişle, onları da birer yardımcı fiil olarak değerlendiriniz:

I may go. I may not go.
I can go. I cannot go.

I must go. I must not go.

I'd better go. I'd better not go. ("had" ile)

I'd rather go. I'd rather not go. ("would" ile)

 

gramer 07 yanıtlar

Doğru cümleniz: "Down fell a few drops of rain and ...etc."

Kök cümlesi (the root sentence) şöyledir: "A few drops of rain fell down."

Yer/yön zarfını başa çekince, fiilimizi de öznenin soluna aldık ve devrik cümle yaptık.

Diğer cümlelerin doğru versiyonları ise şöyle olur:

b - Hardly had we settled down with our picnic baskets when it began to rain

c - Only then did people begin to understand the danger we were in. (Kök cümle: People began to understand the danger we were in only then.)

d - Should any emergency arise, dial 112. (Kök cümle: If any emergency should arise, ...etc. -- Tip I if'li cümlelerden bir devrik cümle yapısıdır.)

e - No sooner had we discovered who the thief was than we reported him to the local police.

 

gramer 08 yanıtlar

"Eh, öyle olsa gerek. Eh, öyle yapman gerekir. Eh, öyle olması lâzım." şeklinde çevirebileceğimiz bir ifade kalıbı: "So I (you/he/we/they) should."

SON: I'm going to stay up late and do some cramming, daddy.

FATHER: (And...Well...) So you should. You've got an important exam coming up.

 

gramer 09 yanıtlar

Sözün bağlamına bakılarak ve anlamdan giderek yanıtlanacak bir soru örneğidir:

No, you needn't (do so). = "Hayır, (öyle yapmanız) gerekmiyor." = "Hayır, şart değil, efendim. Hangi döviz cinsinden ödemeyi arzu ederseniz, ödemeyi o şekilde yapabilirsiniz."

 

gramer 10 yanıtlar

"Subjunctive" yapılara ilişkin, pratiğe dönük, bir-iki düşünceme vesile olsun diye sunduğum düpedüzcük bir sorudur.

Yanıt:

I'd rather you didn't do it now. = Bunu şimdi yapmamanızı tercih ederim. Lütfen bunu şimdi yapmayınız.

Açıklaması:

Haber Kipi'nde kaç tense biliyoruz? = 12.

Peki, Koşul Kipi'nde kaç "tense" biliyoruz? = 3 -- Sayalım: Tip I (gelecek zaman), Tip II (şimdiki zaman + geniş zaman), Tip III (tüm geçmiş zamanlar).

#  Peki, buradaki kipimiz nedir? = The Subjunctive Mood.

Bu kipte kaç "tense" var? = 2

1. Şimdiki zaman, geniş zaman, gelecek zamana dönük dilekler, istekler, vb için: "were... did... went..." örnekleri.

I wish I were in your arms, sweetheart, this very moment. = Ah, keşke şu anda senin kollarında olabilsem sevgilim.
I'd rather you didn't do it now.
= Bunu şimdi yapmamanızı tercih ederim. Lütfen şimdi yapmayınız.
Would to God there would be peace between us to eternity.
= Tanrıdan dilerdim, aramızda barış olsun sonsuza değin!
Suppose you went to talk to him tomorrow in person, wouldn't that be a good idea?
= Diyelim ki yarın onunla konuşmaya gitsen, bu iyi bir fikir olmaz mı?

2. Geçmişe dönük hayıflanmalarımız vb için ise, "had been, had done, hadn't been, hadn't done" kalıpları devreye girer.

I wish I hadn't done that. = Keşke bunu yapmamış olsaydım.
If only you hadn't said that.
= Keşke bunu söylememiş olsaydın.

Kısacası:

I'd rather you didn't do it now. = Bunu şimdi yapmamanızı tercih ederim. Lütfen bunu şimdi yapmayınız.

*  *  *  *  *

Bu soruda her iki şıkkın da doğru olduğunu savlayan kimseler çıkabilir. İrdeleyelim.

Çok özel bir durumda, örneğin, karşımdaki kişi duruma ilişkin bir açıklama yaptıktan sonra daha önceki görüşümü değiştirmişsem, uygun bir tonlama ile şöyle diyebilirim:

Now, I'd rather you hadn't done it. = Valla şimdi düşünüyorum da, keşke bunu yapmamamış olsaydın.

Ama dikkat buyurunuz: "now" kavramını başa çekmek zorunda kaldık.

"I'd rather you hadn't done it -- now." şeklinde bir tonlamayı ise, valla tonlamanın ustası Sir Lawrence Olivier mezarından kalkıp gelse başaramaz kanaatindeyim.

 

gramer 11 yanıtlar

Mastar (the infinitive) yapılarıyla cümle içinde karşılaştığınızda, bunun "amaç" belirten bir ifade olma olasılığı herzaman yüksektir.

-- I'll go out for a walk to get some fresh air.

-- It's very cold outside. Be careful not to catch a cold.

-- Friends, Romans, countrymen, lend me your ears;
....I come to bury Caesar, not to praise him.

-- Thou shouldst eat to live; not live to eat.

*  *  *  *  *

"Amaç" belirten mastar yapılarını kullanım sıklığı sırasına göre aşağıda sıralıyorum. Olumlu / olumsuz yapılar:

to forget, not to forget

in order to forget, in order not to forget

so as to forget, so as not to forget

-mek, -mak için; -memek, -mamak için

Bu üç kalıp arasında anlam açısından belirgin bir fark görmüyorum. En kısa ve kestirmeden ifade olduğu için ilkinin kullanılması en yaygınıdır. Ancak, değişik cümlelerde, birisi yerine diğeri tercih edilerek "edalı" anlatımlar sağlanabilir. Veya cümlenin ses akışı veya ritim duygumuz birisi lehine bir tercih nedeni oluşturabilir.

 

gramer 12 yanıtlar

Koşul kipinde kullanılan devrik yapılardan bir Tip III örneği:

If it had not been ==> Had it not been

"Now" ve "by now" farkına dikkat edilmelidir. By now = şimdiye değin... Yani, geçmişte... Burada, eldeki durumun öncesinden, evveliyatından sözedilmektedir; dolayısıyla TİP III geçerlidir.

Zamanla ilgili ifadelerde "by" sözcüğünün "--den önce" (= before) anlamına geldiğine mutlaka dikkat edilmelidir:

I will have finished it by tomorrow afternoon. = Yarın öğleden önce bitirmiş olacağım.

Yeri gelmişken, "by then" ifadesini (= o zamandan önce) gerek past gerek future için kullanabileceğinizi de not ediniz:

I had finished the job by the time the boss came back. (= The boss came back in the afternoon. I had finished the job by then.)

I will have finished the job by the time the boss comes back. (= The boss will come back in the afternoon. I shall have finished the job by then.)

 

gramer 13 yanıtlar

"Urge" fiili kendisinden sonra mastar (= infinitive) kullanılmasını gerektirir: urge smb to do sth... Anlamdan dolayı burada olumsuz mastar (= negative infinitive) kullanıyoruz..

 

gramer 14 yanıtlar

Kararlar birileri tarafından alınmak zorundadır. Kararlar kendi kendilerini "alamazlar". Edilgen yapı kullanmak durumundayız.

"Past progressive (= continuous) passive" dönüşümü, öğrencilerin biraz zorlandığı bir yapıdır. Acaba az karşılaşıldığı için mi? Çünkü aslında oldukça kolay anlaşılır bir dönüşümdür.

Belki de öğrencilere, "To be" fiilinin edilgen çatıdaki iki continuous formu (present continuous, past continuous) yeterince tanıtılmıyor:

  simple present    am, is, are   We do it. ==> It is done.
  simple past    was, were   We did it. ==> It was done.
  present continuous

   am

   is

   are

 being
  We are doing it. ==> It is being done.
  past continuous

   was

   were

 being

  We were doing it. ==> It was being done.

  They were taking decisions.

  ==> Decisions were being taken.

Soruda, bu "zorcana" yapıyı bir lâf kalabalığına sararak gözlerden iyice saklamayı amaçladım.

Çevirisini de yapalım::

"Herzamanki âdetleri olduğu üzere, bu Allah'ın belâsı çıkarcı çokuluslu şirketler, uluslararası para piyasasının yeniden yapılandırılması için on yıl önce bu kararlar alınırken, ilerde doğabilecek olası etkilerini hiç kaale almamış, bildiklerini okumuşlardı."

 

gramer 15 yanıtlar

"That" doğru yanıttır: Aristotle is known to have announced his belief many times to the effect that, "That man is a political animal is pretty obvious."

Peki ama neden?! Açıklayalım: Çünkü, İngilizcede "that" sözcüğü ile başlatılan iki farklı tür yan-cümlecik (subordinate clause) sözkonusudur:

1. Tanımlayıcı/kısıtlayıcı sıfat-cümlecik (defining or restrictive relative clause). Örnek:

Some of the things (that) we found there were truly amazing.

2. İsim-cümlecik (noun clause). Örnekler:

It is not surprising that they hold you responsible for it.

It is known that man is a political animal.

Aristotle said that man is a political animal.

Bu ikinci tür örneklerde, "that" ile başlayan isim-cümlecikler "nesne" işlevini karşılıyor. ["Nesne" tanımını burada, direct object veya complement, hepsini kapsayacak şekilde yuvarlıyorum.]

Ne var ki, daha az yaygın olan bir başka kullanım örneğinde, bu tür isim-cümlecikler, özne (subject) işlevi ile de kullanılabilir: Örnekler:

That they hold you responsible for it is not surprising. Şaşırtıcı olmayan nedir? Seni sorumlu tutmaları...

That she doesn't care at all is pretty obvious. Gayet belli olan nedir? Hiç umursamadığı, aldırış etmediği...

That man is a political animal is well known. İyi bilinen şey nedir? İnsanoğlunun toplumsal bir yaratık olduğu... ("Toplumsal" kavramı, "eski Yunan polis'lerinde, yani kentlerinde yaşıyor olmak" kavramından geliyor.)

Görüyorsunuz, isim-cümlecik yukardaki cümlelerde özne işlevi ile kullanılıyor.

Sonuçta, verdiğimiz kökcümle doğru ve yakışıklı bir cümledir. Anlamı ise:

Aristotle is known to have announced his belief many times to the effect that, "That man is a political animal is pretty obvious."

Aristo'nun şu yöndeki inancını pekçok kereler dile getirmiş olduğu bilinir: "İnsanoğlunun toplumsal bir yaratık olduğu besbellidir."

*  *  *  *  *

Bu arada, bir de tonlamaya ilişkin bir not: Tabii ki, burada "That man ... etc" kısmını "bu adam, şu adam" anlamına gelen "this man, that man" deki gibi tonlamayacaksınız.

Burada "that" sözcüğünü hayli bastırarak ve hayli tumturaklı, hatta "ukalâca" bir tavırla söyledikten sonra, bir an duraklayıp ardından isim-cümleciğin geri kalan kısmını patlatacaksınız! Unutmayınız, hitabet ve belâgat sanatından bir örnek veriyorsunuz...

 

gramer 16 yanıtlar

all he is good at (is) ==> the only thing he's good at (is); tekil kavramlardır.

"All" sözcüğü  burada tekildir; çünkü anlamı "tek şey, hepsi hepsi bundan ibaret" demektir. Aradığımız ve sonunda "is" ile karşıladığımız fiilin öznesidir.

Şu örneklere dikkat ediniz:

"All the books / all the boys / all his excuses ...etc" çoğul ifadelerdir. "Are" alacaklardır.

"All my love / all the work we have done ... etc" ("aşkımın tümü, çalışmamızın/çalışmalarımızın hepsi/tamamı") tekil ifadelerdir. "Is" alacaklardır.

Cümlemizin çevirisini de yapalım:

As far as I'm concerned, all he is good at is making up the most improbable excuses anyone has ever heard.

Bana soracak olursanız, becerebildiği tek şey duyup duyabileceğiniz en olmadık mazeretler uydurabilmesidir.

 

gramer 17 yanıtlar

Kalıp şöyledir: "to be supposed + infinitive".

Çeşitli anlamlarda kullanılabilir: Genel anlamı: Bir şeyi yapacağı kendisinden beklenilmek / varsayılmak / farzolunmak veya bu yönde kendisine bir talimat verilmiş olmak...

Cümlemizin çevirisi:

"Senin de bizimle geliyor olacağın izlenimi altındaydım (= geleceğini sanıyordum, öyle varsayıyordum, öyle varsayılıyordu). Seni burada göremediğim için hayal kırıklığı içindeyim."

O kişiye tarafımızca veya bir başka tarafça bu yönde bir talimat verilip verilmemiş olması, veya kişinin kendisinin söz vermiş olması gibi hertürlü durumda geçerlidir. Önemli olan kavram: "Öyle olacağını sanıyordum..."

Peki, "to be coming" bir mastar mıdır? Tabii ki bir mastardır: present progressive infinitive = geliyor olmak, gelmekte olmak.

 

gramer 18 yanıtlar

"Ola ki / aman olmasın" anlam sınıfında zarf cümlecikleri oluşturmakta kullanılan "lest" bağlacına dikkat ediniz. İyi İngilizce bildiği varsayılan çoğu kimsenin bu bağlacı farketmediklerini, hatta "least" sözcüğü ile karıştırdıklarını görüyoruz.

"Lest" ise, "should" (ya da, herbirisi kendi anlam katkısını getirmek üzere, could / would / might) yardımcı fiili ile birlikte kullanılır. Dolayısıyla bu yapı, present / future / past cümlelerde değişikliğe uğramaz, aynı kalır.

Ancak daha da ilginci, yardımcı fiil cümleden tümüyle çıkarılabilir, ki bu durumda geride ne kalıyorsa o kalacaktır (yani, fiilin yalın hali kalacaktır).

İşte size İngilizce'nin yabancılar için en çok kafa karıştırıcı yönlerinden birisi... (Pekçok yapıda daha rastlanan bir uygulamadır.)

Örnekleri İnceleyiniz:

He doesn't dare to leave the house lest someone should (would/could/might) recognize him. (Birisi onu tanır korkusuyla, aman tanımasın diye, evden çıkmaya cesaret edemiyor.) ==> lest someone recognize him.

He didn't dare to leave the house lest someone should (would/could/might) recognize him. (Birisi onu tanır korkusuyla, aman tanımasın diye, evden çıkmaya cesaret edemiyordu.) ==> lest someone recognize him.

*  *  *  *  *

Öte yandan itiraf etmek gerekir ki, klasik gramer anlayışı ile "lest" bağlacının daima yalın mastar alacağını savunmak, günümüz kullanımlarına ters düşmektedir. Aşağıdaki tür tümceler, çağdaş İngilizce'de pekala geçerli örneklerdir:

I used to wrote down things lest I forgot them.

I had the good habit of recording everything in writing as much as I could lest I forgot something I might need later.

 

gramer 19 yanıtlar

"C" şıkkı doğrudur, çünkü buradaki durum sıfat-cümleciğini nitelediği isimden virgülle ayırmayı gerektiriyor. Sözü edilen otobüs "this bus" nitelemesiyle esasen tanımlanmıştır. Sıfat-cümlecik burada fazladan, ek bir bilgi vermektedir. Dolayısıyla, aşağıda anlatacağım şekilde, burada "virgüllü" kullanım gereği doğmuştur.

Sıfat cümleciğinin iki virgül içine alınması/alınmaması (konuşmada ise bunu yansıtan bir tonlama yapılması) nasıl bir fark doğurur? Sıfat-cümleciğinin iki virgül içine alınıvermesinden ne çıkar? Yada, alınması gerekirken, bu işlemin ihmale uğramasından?

Tanımlayıcı/kısıtlayıcı/ayrımlaştırıcı olan/olmayan sıfat-cümlecikler (restrictive / non-restrictive adjective clauses veya defining / non-defining adjective clauses) konusuna âşina değilseniz, bu eksiğinizi bir an önce gidermenizi sımsıcak öneririm.

Kısaca söyleyelim: Virgülsüz sıfat-cümleciklerinin temel bir tanımlayıcı rolü vardır. Niteledikleri kişiyi veya varlığı, benzerlerinden ayırt ederler. Bu tür cümlecikleri, cümleden çekip çıkartamazsınız; anlam eksik kalır veya saçmalaşır.

Virgüllü olanlarda ise, sözü edilen kişi veya varlığı esasen tanıyoruz; ayrıca tanımlanmalarına gerek yoktur. Fazladan, ek bir bilgi verilmektedir. Bu tür cümlecikleri, cümleden çekip çıkartabilirsiniz.

Konunun vehametine işaret etmek için örnekleyelim:

VİRGÜLLÜ:

Mozart, who was born in Salzburg, died in Vienna. Çevirisi: Mozart, ki Salzburg'da doğmuştur, Viyana'da ölmüştür.

Türkçe'de, "ki-cümleciği" yerine, "Salzburg'da doğmuş olan Mozart, Viyana'da ölmüştür." formu olanaklıdır ve yaygındır. Fakat bir yanlış anlaşılma olmamasını uygun tonlama ile sağladığımızı bilirsiniz. İngilizce ise durumu tamamen tonlama kurtarıyor. Virgüllü yazım, bu tonlamanın yazıya olan yansımasıdır.

Tekrarlayalım: Virgüllü olması ne kazandırıyor? Burada, sevgili Mozart'ın ayrıca tanımlanmasına gerek yok. Çünkü onu zaten herkes tanıyor. Fazladan, ek bir bilgi veriyoruz. Dolayısıyla da bu ek bilgiyi "antirparantez" sunuyoruz. İngilizce'de iki virgül eşittir bir parantez. [Tabiatıyla, eğer sıfat-cümlecik cümle sonunda yer alıyorsa, ikinci virgül noktaya dönüşecektir.]

VİRGÜLSÜZ:

Mozart who was born in Salzburg died in Vienna. Çevirisi: Salzburg'da doğan Mozart Viyana'da ölmüştür. (= Başka kentlerde doğan Mozartlar ise başka başka kentlerde ölmüşlerdir!)

Burada, tanımlayıcı/kısıtlayıcı/ayrımlaştırıcı (restrictive) bir sıfat-cümlecik kullanarak, bu Mozart'ı öteki Mozart'lardan ayıran bir söz söylemiş oluyoruz. Yani, saçmalıyoruz.

*  *  *  *  *

Verdiğim soruya ilişkin bir açıklama daha yapmam gerekecektir. Bu yalnızca, önemli bir yapı ve noktalama kuralına dikkat çekmek için oluşturduğum yapay bir cümledir. Gerçek hayatta, bir otobüs terminalinde böylesi kitap gibi cümleler işitmek şansınız oldukça zayıftır. Buradaki tumturaklı cümleyi, normal konuşmada en az iki cümleye böleriz.

*  *  *  *  *

Lâf lâfı açacak:

Aranızda, "Gramere, noktalamaya filan boşverin; önemli olan çataçuta konuşmaya girişmektir," diye düşünenler varsa, o kafayı değiştiriniz derim.

İş sahanız, bizim İzmir'deki NATO karargâhı önünde ayakkabı boyacılığı veya turistlere ciklet satmakla sınırlı kalacak demektir.

Tabii ki, öte yandan da, sırf gramerle yetinir, konuşma becerilerine eğilmezseniz, sonunuz, çatır çatır literatür okuyan, ama uluslararası kongrelerde dut yemiş bülbül gibi oturan profesörler arasında yerinizi almak olur.

 

gramer 20 yanıtlar

First, a brief note for our native-speaker friends.

What might have been the best construction here? Surely, "should stay away".

But, since I deliberately excluded that one, the best possible answer here would depend on whether one looks at it from the stern grammarian's point of view or from that of the colloqualist. In an exam, the subjunctive "stay" would be the expected answer. But in everyday speech "anything goes": Common usage, it seems to me, settles for "stays" by far the more frequently, or for "stayed" in that the doctor said it at a point in the past and the injunction has expired.

*  *  *  *  *

En yerinde ve tartışmasız kullanım ne olurdu? Kuşkusuz, "should stay away". Fakat o yapıyı, maksatlı olarak, şıklara yerleştirmediğime göre burada gerçek bir problematikle karşı karşıyayız. Sorunun yanıtı, ödünsüz gramerci için farklı, sokaktaki adamın konuştuğu dilden yana olanlar için yine farklı olacaktır.

Sınav İngilizcesi'nde beklenen ve bilgisayara doğru şık olarak yüklenen yapı subjunctive "stay" olacaktır. (2010 itibarıyla söylüyorum.)

Yaygın kullanım ise çoğunlukla "stays" şeklindedir. Veya, "o durum artık geçmişte kaldı" anlamına birşeyler söylüyorsak, "stayed".

*  *  *  *  *

Hangisi mi doğru? Yaaaa, "doğru" dediğiniz nedir ki? Akılların yolu birmiş, diyorlar!

Peh! Akıl hastahanesindeki Napolyonlar, Stalinler, George Bushlar ve bizdeki mümasilleri ve oyverenleri de kendi aralarında pekalâ anlaşıyorlar işte...

*  *  *  *  *

"Stayed" seçeneğinin daha çok Amerikan İngilizcesi'nde yaygın olduğunu söyleyenler çıkabilir. Farklı bir görüş belirtmek isterim. Şöyle ki, durum gerçekten öyle olabilir; fakat istatistiksel bir çalışma yapılmadıkça bu tür saptamalardan uzak durmayı tercih ediyorum. Şöyle bir tehlikesi var: Hani "Çin işi Japon işi" hesabı, pek alışkın olmadığımız bir yapıyla karşılaşınca, "Amerikan kullanımı olsa gerek" çıkarsaması kimi zaman, hatta çoğunlukla tutsa bile, yeterince garantili değil.

Aslında, "stayed" için görüşümü başta yaptığım İngilizce açıklamada belirtmiştim. Şöyle ki,

"Stay, stays" ile anlam şöyle olur: Geçen gün arkadaşım mide ağrısı sorunlarıyla doktora gitmiş/gitmişti/gitti; doktor ona bir süre alkolden uzak durmasını söylemiş/söylemişti/söyledi.

"Stayed" ile anlam şöyle olur: Geçen gün arkadaşım mide ağrısı sorunlarıyla doktora gitmiş/gitmişti/gitti; doktor ona bir süre alkolden uzak durmasını söylemiş/söylemişti/söyledi. AMA DİNLEMİYOR Kİ KERATA!

*  *  *  *  *

Hadi, sevgili doktorlara da sataşarak bitirelim: Dertlere asıl derman olacak doktor, "Az içiyorsun; daha fazla içmelisin," diyecek doktordur.

 

ingilizce gramer testleri

GRAMER TESTLERİNE DÖNÜŞ

TEST 15'YE DÖNÜŞ

ingilizce gramer testleri

copyright01-gramercopyright02-gramer

Doç. Dr. Yalçın İzbul,  http://www.ingilizce-ders.com

UYARI: Testler Özgün ve Basım veya İnternet Hakları Telif Yasası Çereçevesinde Saklıdır.

İzinsiz çoğaltılamaz veya İnternette Yayınlanamaz.

ANASAYFA      TESTLER      OKUMA      EĞLENCE