Doç. Dr. Yalçın İzbul

Free Bilingual E-Zine

PRACTICAL ENGLISH FOR TURKS

YAHOO Türkiye "Schools & Education" Grupları

HERZAMAN ZİRVEDE !!

Ders Serisi # 007

April 30, 2006

 

 MESAJ

 E-KİTAP



 Back-To-School Series

 Lower Intermediate English -- 007

 

Continued from Issue # 006

 
 

PAST PERFECT SIMPLE

versus (= 'e karşı, kıyasen)

PAST PERFECT CONTINUOUS

 
 
 

 

Brief Overview

Kısa Genel Bakış

 01  Past Perfect (Simple or Continuous) Tense için "altın anahtar" kullanım parametreniz: "Geçmişteki bir noktadan yada dönemden daha öncesi" dir...

Unutmayınız: Her ikisi de geçmişte kalmış iki eylemden önceki için past perfect (simple veya continuous); sonraki için simple past (veya past continuous):

She told me her uncle had died on the way to a downtown hospital, where he was being taken after he had been complaining of terrible headaches for some time. ["was being taken": past continuous passive]

 02  Önceki ve sonraki olay/durum arasında nedensellik ilişkisi bulunabileceği gibi, tamamen kelalaka bir ardışıklık da sözkonusu olabilir.

 03  Geçmişteki belli bir nokta yada dönemden daha önce olmuş bitmiş durum ve eylemler için The Past Perfect Simple Tense...

Buradaki tek şartımız, olayın gerçekleştiği zaman koordinat-larının belirtil-e-memesidir. (Bilmiyor, hatırlamıyor, veya önemsemiyor, hatta söylemek istemiyor, gizli tutmak istiyor da olabiliriz.)

 04   Past Perfect Continuous Tense: Geçmişteki belli bir nokta yada dönem öncesinde, belli yada belirsiz bir zamanda başlamış, süreklilik taşımış, sözkonusu geçmişteki belli noktaya değin devam edegelmiş durum ve eylemler... (Çoğunlukla da o sırada halâ devam etmekte olan durumlar... Ancak bir süre önce geçici veya kalıcı şekilde sona ermiş durumlar için de, daha önceki sürekliliği vurgulamak için kullanılabilir.)

When I saw him, he had been waiting for his friend for over an hour. = ve halâ da beklemekteydi...

He lay down on the couch. He was very tired. He had been working out in the garden all day long. = Artık evinde, divana uzanmış durumda. Fakat, "tüm gün boyunca çalışmış olma" kavramını vurgulamak için "continuous tense" kullanıyoruz. [Tabiatıyla, nüans farkıyla, "simple tense" seçimi de olanaklı. -- Türkçe'deki "günboyu çalışagelmişti" ve "günboyu çalışmıştı" farkı.]

[Not: Lütfen "nüans" ve "fark"ın aynı şey olduğunu belirten e-posta göndermeyiniz.]

 05   "Simple tense" seçeneği de [çoğunlukla "always, all the time" gibi zaman belirteçleriyle birlikte] "o ana değin süreklilik" kavramını ifade edebilir.

Özellikle de, "continuous tense" lerde kullanılamayan fiiller, kardeş tense'in görevini tümüyle üstlenirler.

I had been there all the time.

I had always walked to work before I bought my first car in 1995. [Bu iki örneği geçen sayımızdan tekrarladığım için, yeniden açıklama gereği görmedim.]

 

 
 
 
 

 

EXERCISE 01

Choose the correct tense for the verbs in parentheses:

The Past Perfect Simple -- or,

The Past Perfect Continuous

Konuşmanın yazıda temsilini önplana alınmıştır; uygun yerlerde kısaltılmış formları tercih ediniz.

 01  Ali said that he [try] to learn English for years. He couldn't say he [succeed] yet.

Burada gördüğünüz "reported speech / indirect speech" örneğinde, Ali'nin asıl sözleri şöyleydi: "I've been trying to learn English for years. I can't say I've succeeded yet." -- "Gösteregelmiş olduğu" bu çabayı sürekliliği açısından vurgulaması daha büyük olasılık taşıyor. Ancak "simple tense" kullanımı da giyotinlik bir suç olmazdı.

 02  Ali said he [look for] his keys all day. He [ask] everyone if they [see] them. No one [see].

İlk iki fiil için her iki kardeş tense de kullanılabilir. Oluşacak nüansları irdeleyiniz... "See" fiili ise,  burada taşıdığı anlamında, "continuous" formlarda kullanılmayan fiiller arasında yer alır... Son şıkka gelince: "had" (tek başına) refere etmekte olduğu kavramı karşılamaya yeterlidir. Alternatifimiz "had seen them" şeklinde lüzumsuz bir tekrar olurdu (özel bir efekt katmak amacında değilsek). "Them" sözcüğünü de eklemek zorunda kalırdık, çünkü geçişli bir fiil olan "see" fiilini nesnesi olmadan kullanamazdık.

 03  I sat down and rested awhile after I [finish] cleaning the house.

= Çünkü yorulmuştum... Ancak, önceki/sonraki eylem/durum arasında nedensellik olabilir veya olmayabilir de... "Cleaning" formu sizi şaşırtmasın; "finish" fiili kendisinden sonra V3 kullanımı gerektirir. Öte yandan, "bitirmekte olmak" kavramının geçerli olabileceği çok özel durumlar dışında, "finish" fiilini süreklilik kavramı ile bağdaştırmak mümkün değildir (en azından İngilizce'de): Bitmişse bitmiştir, bitmemişse bitmemiştir.

 04  That report [lie about] for weeks. Nobody showed any interest in it. (lie about = ortalıkta "yatmak / sürünmek")

Tabiatıyla, ikinci cümlede "Nobody had shown...," veya özel nüansıyla, "Nobody had been showing..." yapıları da olanaklıdır.

= Rapor haftalardır ortalıkta sürünüyordu (mesela, masadan masaya). Kimse ilgi göstermiyordu... ("Show" fiilinin çevirisini "continuous" ile yaptım; çünkü anlamı öyledir. Unutmayınız: İngilizce "tenses" ile Türkçe'deki "zamanlar" arasında birebir özdeşlik veya sihirli çeviri kalıpları sözkonusu değildir.)

 05  He [be] in the army for ten years when I met him, and then he stayed on in the service for another ten years.

"Kendisini tanıdığımda on yıldır ordudaydı; daha sonra on yıl daha orduda kaldı."

"Kendisini tanıdığım zaman" geçmişteki referans noktamızdır; bunun öncesi için past perfect; sonrası için past simple kullandık... Fakat dikkat ederseniz bütün bunlar mazide kaldı -- eğer ordu hizmeti günümüze kadar uzanıyor olsaydı, ikinci bölümde past tense kullanamazdık.

Öte yandan, "on yıldır orduda olagelmişlik" (= süreklilik) kavramına karşın, "be" fiili "continuous" kullanılamayacağı için, bu görevi "simple" kardeşi üstlendi (fakat anlamı "continuous").

 06  I asked the nurse how long the patient [be] unconscious.

"Hemşireye, hastanın nekadar zamandır baygın olduğunu sordum." -- "Be" fiilinin açıklaması aynen bir yukardaki soruda olduğu gibi.

 07  They [never see] an elephant before that day.

"O güne değin (= o günün öncesinde) hiç fil görmemişlerdi."

"See" fiili, buradaki anlamıyla, tıpkı "be" fiili gibi, "continuous tense"lerde kullanılamaz. Ayrıca, burada "görmeyegelmişti" kavramı zaten geçerli olamaz.

 08  There couldn't be a mistake in our calculations. We [do] this kind of business for years.

= "N'ayır, hesaplarımızda bir yanlışlık n'olamazdı. Bu tür işi yıllardık yapagelmiştik (ve halâ da devam etmekteydik)."

 09  By the time we set out, my brother [already gobble up] all the cookies mum [prepare] for the picnic. by the time we set out = daha yola çıkmadan önce... to gobble up = oburca hapır hupur ağzına doldurarak mideye indirmek.

DİKKAT: Bu soru kesinlikle iki cevaplıdır: "Kurabiyeleri silmiş süpürmüş, hepsini mideye indirmişti" durumu için simple tense; "Daha şimdiden büyük bir iştahla atıştırıyordu" kavramı için continuous tense = "had already been gobbling up".

 10  The waiter brought a drink that I [definitely not order] .

 11  None of the pupils could remember the poem they [memorize] two weeks before.

"had been memorizing" = "ezberlemekte oldukları" şıkkı da geçerli olamaz mı? Olur tabiatıyla. Fakat sizi uyarayım: Şu da olamaz mı, bu da olamaz mı şeklinde kafayı fazla takanlar, sınavlarda genellikle bu aşırı titizliklerinden dolayı gümlerler... Şıklar sizin için "felsefi bir sorunsal" niteliği kazanıyorsa, tehlikedesiniz demektir. Pratik olunuz: Sağ kulak en kolay sağ elle tutulur; sol kulak da sol elle...

"Before" kullanımına dikkat... "Ago" zamanı günümüzden geriye doğru ölçer. Past Perfect Tense için, "ago" yerine "before" kullanılması ayırıcı özelliklerden birisidir: "O günden geriye doğru"... [Nitekim, Future Perfect Tense için de aynı durum sözkonusudur: We will have completed the preparations two days before (the opening day).]

 12  I [drive] for nearly an hour when I suddenly realized that Konya was in the other direction.

 13  After the Minister of Culture and Tourism [finally resign] from the cabinet, everyone began to wonder who could ever fill his place.

Bu cümle, Bakan Bey'in müstesna kişiliğine leziz bir iltifattır. Tabii, yüzünüzde belli ifadeler, sesinizde belli kinayelerle söylemiyorsanız.

 14  It was officially announced that he [resign] for health reasons.

 15  The economic crisis swept away the business (that) I [so carefully build up] for years.

Nüans: 1) "had so carefully built over the years" = yıllar boyunca dikkatle inşa etmiş, kemale erdirmiş olduğum... 2) "had been so carefully building up for years" = yıllardır inşa etmekte, geliştirmekte olduğum... ["Over the years" ve "for years" burada belirleyici olmamakla birlikte -- yer değiştirebilirsiniz -- mevcut yerlerine (kulak meselesi) daha bir yakışıyorlar.]

 16  The waves overnight swept away the sandcastle (that) we [build] the day before.

"Continuous" da mümkün; ancak "kumdan kale" inşasının henüz bitmemiş olduğunu, bir günden daha uzun sürebileceğini düşünmek zor. O nedenle, "Bir gün önce yapıp tamamlamış olduğumuz kumdan kaleyi geceleyin dalgalar süpürmüş," kavramı daha büyük olasılık taşıyor.

 17  When I came back, I found the glass empty. Somebody [either drink] my beer, [or throw] it away.

= Döndüğümde bardağımı boş buldum. Birisi biramı ya içmiş yada dökmüştü.

 18  I was very tired. I [type out] at least twenty letters. ("out" eklentisine takılmayınız; sadece bir pekiştirici ve burada anlama daha bir "hareketlilik" kazandırıyor)

Şu cümle ile karşılaştırınız: "I was very tired. I had been typing out tons and tons of letters." = Tonlarla mektup "yazagelmiştim".

Oysa soruda verdiğim cümle asla ve asla "continuous" olamazdı; çünkü orada sayı belirtiyoruz ve hiçbir hamarat sekreter 20 mektubu aynı anda birlikte "yazagelmiş" olamaz. (Yukardaki "tonlarca" mektubu, tabii ki, aynı anda değil, ardarda yazmıştık.]

 19  I [not see] him around for months. I just wondered what he [do] all that time.

= Kendisini aylardır ortalıkta görmemiştim. Bunca zamandır neler yapmakta olduğunu (yapagelmiş olduğunu) merak ediyordum.

 20  When the war broke out, I [enjoy] a prolonged visit to my uncle's farm.

= Savaş patlak verdiğinde, amcamın çiftliğinde uzatılmış bir ziyaretin keyfini sürmekteydim. (= bir süredir ve de halâ)

 21  The forensic evidence shows that he [take] some pills prior to the accident.

= Adli tıp kanıtları kendisinin kazadan önce bazı haplar almış olduğunu gösteriyor.

 22  It [rain] heavily before we left Ankara and it looked as though it might continue for another hour or so. as though = as if = sanki... ---mış gibi... for another hour or so = bir-iki saat daha...

Cümlenin ikinci bölümü, biz Ankara'dan ayrılırken yoğun yağışın devam etmekte olduğunu belirterek, önceki bölümde "continuous" anlamı daha mantıklı kılıyor.

 23  The report said that productivity [decline] steadily over the previous six months. steadily = muntazaman; istikrarlı bir şekilde...

Kesinlikle çift cevaplı. Bu iki kardeş tense'ten birini tercih için çok belirgin bir neden yok.

 24  That week, we [have] two accidents in the lab. In fact, we [consider] stopping the experiments, but we [not decide] on that point yet..

Baştaki "have" fiili için, "geçmişteki o haftanın sonu itibariyle" (yani, o haftanın daha önceki günlerinde) kavramı ile düşünürsek past perfect olağandır. Ancak "geçmişteki o hafta" şeklinde kavramlaştırırsak simple past tense kullanmak gerekir: "That week, we had two accidents."

"Consider" fiili, "bir süreden beri üzerinde düşünmek, kafasından evirip çevirmek" anlamından dolayı "continuous tense" için uygundur.

"Stopping" formunun gerekçesi ise şöyle: "Consider" fiilinin nesnesi olduğu için V3 formunda; yani "gerund" formundadır.)

 25  His life flashed before his eyes like a film strip: He [always be] the easy-going type. He [have] numerous love affairs, and [manage] to remain single and protect his precious freedom.

Çoğu hikaye bundan önceki olayların özetiyle başlar: Hayatı gözlerinin önünden bir film şeridi gibi geçti. Hep kalender tabiatlı olagelmişti. Sayısız aşk ilişkisi yaşamış ama  bekar kalmayı ve kıymetli özgürlüğünü korumayı başarmıştı...

Biz çıkalım tahtına; onlar otursun kerevetine... Darısı, bütün gençlerin başına...

Bu hafta, Irvin D. Yalom'un Lying on the Couch adlı roman/kitabının Türkçe çevirisini (Divan, Ayrıntı yayınları, 1998) büyük keyifle okudum -- herzamanki gibi piyasanın on yıl gerisindeyim...

Keyif ötesinde, çok eğitici buldum; çok şey öğrendim... Ama asıl, titiz ve enfes, usta çevirisi için Özden Arıkan'ı kutlamak isterim...

Kendilerini bulunmaz Hint kumaşı sanan yada öyle lanse edilen çoğu yazarımız, başkalarının kaleminden çıkanları okuyup, Türkçe ifade güclerini geliştirmeyi düşünmezler mi acaba hiç...

 

 
 

 

 CD

 TANITIM

 
 

 

Onsuz boşa geçmiş yıllarınıza üzüleceksiniz !!

İleri İngilizce için:

"ESSENTIAL  ENGLISH  FOR  TURKS"

 
 

Doğru Kaynak !!

 

 

Kampanyaları İnceleyiniz

 

   BİLGİ 

 

(Yeni başlayanlar için Uygun Değildir)

 

 

         

 

 

 

Dergimizi beğeniyorsanız, lütfen dostlarınıza da öneriniz,

iletiniz, gönderiniz... Teşekkürler, Sayın Üyeler...

WEB SİTEMİZ:

ANASAYFA        TESTLER        OKUMA        EĞLENCE        ALMANAK

KAYNAKLAR     FIKRA     KARİKATÜR     KONUŞMA      İSTER İNAN

*  *  *  *  *

Listemize Katılmak için: http://groups.yahoo.com/group/pratik-ingilizce

Veya Doğrudan Bana e-Posta Atınız: --> İzbul

Listemizden Ayrılmak İçin:  pratik-ingilizce-unsubscribe@yahoogroups.com