FROM THE PRESS

Gazetelerden - 01

Intermediate - Upper Intermediate

[All passages are modified to some extent in keeping with this Website's TESL -- teaching of English as a second language -- policies.]

 

 

 News Headlines

 

Two More U.S. Soldiers Face Court-Martial: The military has announced that it will court-martial two more American soldiers, including a man accused of taking part in standing a wired-up prisoner on a box and threatening him with electrocution -- a scene displayed in one of the photos that broke open the abuse scandal. ...Their families back home defended them, saying the allegations are inconsistent with the men they know. The Manchester Guardian www.guardian.co.uk

 

court-martial (veya, tiresiz) = divan-ı harb; ("military courts", yani askeri mahkemelerin daha ciddi suçlamaları ele alan türü... DİKKAT: çoğulu: courts-martial)... to stand = Burada geçişli (transitive) fiil olarak kullanıldığına dikkat ediniz... wired up = elektrik tellerine bağlanmış... to break open = açığa vurmak, meydana çıkarmak... allegation = iddia, suçlama... inconsistent = tutarlı değil, uyumsuz, çelişkili, birbirini tutmuyor... inconsistent with the men... etc. = tanıdıkları kişinin karakterine uymuyor; onlar böyle kişiler değildir...

 

Globe Grows Darker as Sunshine Diminishes 10% to 37%: In the second half of the 20th century, the world became, quite literally, a darker place. ...Defying easy explanation, hundreds of instruments around the world recorded a drop in sunshine reaching the surface of the Earth, as much as 10 percent from the late 1950's to the early 90's, or 2 percent to 3 percent a decade. In some regions like Asia, the United States and Europe, the drop was even steeper. In Hong Kong, sunlight decreased 37 percent. ...No one is predicting that it may soon be night all day, and some scientists theorize that the skies have brightened in the last decade as the suspected cause of global dimming, air pollution, clears up in many parts of the world. The New York Times (www.nytimes.com)

 

globe = yerküre... to diminish = azalmak... 10% to 37 % = %10 ilâ %37 arasında... literally = gerçek anlamda, kelimenin tam anlamıyla, kelimesi kelimesine... ("mecazi anlamda olmamak" kavramını içeriyor)... to defy = meydan okumak, boyun eğmemek... defying easy explanation = kolay kolay açıklanamayacak şekilde... a drop in sunshine reaching the surface of the Earth = yeryüzüne ulaşan güneş ışığında bir azalma... steep = dik, sarp (burada grafik eğrisinin keskin düşüşü kastediliyor)... to predict = (belli verilere dayanarak) tahminde bulunmak; geleceğe dönük bir kestirme yapmak... dimming = ışığın azalması, zayıflaması...

 

DİKKAT = 1950's, 90's... Alternatif  (ve bence tercih edilmesi gereken) yazılım: 1950s, 90s...

 

DİKKAT = "3 percent a decade": "in" ilgecine gerek olmadığı not ediniz: "twice a day", "three times a week", "once a year" gibi...

 

DİKKAT = "Air pollution" iki virgül arasında, çünkü kendisinden önceki "the suspected cause of global dimming" ibaresine bir açıklama getiriyor, adını koyuyor (gramerde "appositives" başlığı altında incelenen konu)... Bu konuyu aşağıdaki adreste derlitoplu ve örnekleriyle inceleyebilirsiniz:

 

http://owl.english.purdue.edu/handouts/grammar/g_appos.html

 

 Top National News

 

Babacan: State Banks Cut Consumer Loans:  Turkish state-run banks have cut consumer lending amid concerns the loans may be fuelling a ballooning current account deficit, Economy Minister Ali Babacan said on Wednesday.  ...Turkland's current account deficit swelled to more than $2 billion in February, well above expectations, unnerving markets amid worries about emerging markets in general. ...Babacan told private NTV news channel the government was closely watching consumer lending, but insisted its role in increasing the current account deficit has not posed any risks. The Turkish Daily News (www.turkishdailynews.com)

 

consumer loans = tüketici kredileri... state-run banks = devlet bankaları ("devletin işlettiği" kavramından)... to fuel = ateşlemek, beslemek ("yakıtını teşkil etmek" kavramından)... amid (amidst) = arasında, ortasında (ancak, DİKKAT: burada "--den dolayı" anlamı verdiğini not ediniz)... concern = Dikkat: Bizde çoğunlukla "ilgi" kavramı ile anlaşılan bu sözcüğün, aynı derecede "endişe" kavramı ilettiğini de not ediniz. Daha doğrusu "ilgi ve endişe" kavramları aynı sözcükte bileşiyor... ballooning = şişme...  current account deficit = cari hesap açığı... to swell = şişmek... well above expectations = beklentilerin çok üstünde... to unnerve = sinirlerini bozmak, moralini bozmak, asabileştirmek... emerging markets = gelişmekte olan piyasalar (Brezilya, Rusya, Türkiye, vb)...  to pose a risk (danger, threat, etc) = risk (tehlike, tehdit, vb) oluşturmak, teşkil etmek...

 

 

ON THIS DAY ["Tarihte Bugün" sütunları için bir başlık tarzı]: On May 19, 1935, T.E. Lawrence, also known as "Lawrence of Arabia," died from injuries sustained in a motorcycle crash. ...One obituary at the time of his death read: "... thousands, reading of his amazing career, felt certain he would have been even more useful to his country than when he went into the desert in 1916 to organize the Arab rebellion against the Turkish Empire." The New York Times (www.nytimes.com)

 

from injuries (he) sustained = aldığı yaralardan... obituary /-bi-çuıri= ölüm ilanı ve yazısı... read /red/ (past tense) = "diye yazdı, ...yazıyordu, ...yazmıştı" şeklinde çeviriniz (benim ilavem)...  thousands = binlerce (kişi), pekçok kişi... reading of... career = Bunu ister bir sıfat tümceliği: "Onun inanılmaz kariyerini okuyan binlerce kişi"; ister bir zarf tümceliği: "Onun inanılmaz kariyerini okuyunca, okuduklarında, okuyarak" şeklinde çevirebilirsiniz...  rebellion = isyan, ayaklanma...

 

YORUM = Bu Lavrens, peşine taktığı sözde dinkardeşimiz Araplarla birlikte binlerce vatan evladımızın kanına girmiş, lanetle hatırlamamız gereken pisliğin biridir... Herneyse, bir zamanlar Yeşilçam'da "İngiliz Kemal Lavrense Karşı" adlı bir filim yapılmıştı... Senaryosu gerçeklere ne derece uygundur tartışılır, ama önemli olan, onlar kahramanlarının (!) anılarını canlı tutarken, bizim ise çabucak unutmakta pek mahir oluşumuz... Aşağıdaki adreste, Oğuz Aral'ın keyifli kaleminden ilginç bir yazı yer alıyor: TIKLAYINIZ: http://www.hurriyetim.com.tr

"İngiliz Kemal", yani rahmetli Ahmet Esat Tomruk'un hayatı, hatıraları, ve ilgili belgeler, küpürler için, bknz. Dr. Zekeriya Türkmen, İngiliz Kemal (Ahmet Esat Tomruk): Millî Mücadele Hatıraları, T. C. Kültür Bakanlığı Yayımları, Kültür Eserleri Dizisi: 254, Ankara, 2000.

 

 Top National News

 

Female Boss For Sabancı Holding: Güler Sabancı was elected executive board chairman to one of Turkland's largest business conglomerates, Sabancı Holding, after flamboyant business magnate and philanthropist Sakıp Sabancı died last month. ...Sakıp Sabancı died last month from complications resulting from influenza. He was also suffering from cancer. ...Holding a two-day board meeting, Sabancı Holding yesterday elected Güler Sabancı, daughter of the deceased İhsan Sabancı, brother of Sakıp Sabancı. The Turkish Daily News

(www.turkishdailynews.com)

 

executive board chairman = yönetim kurulu başkanı... conglomerate = şirketler topluluğu, holding... flamboyant = renkli ve coşkulu... DİKKAT: "frapan", "aşırı veya uçarı davranışları olan" gibi olumsuz nüanslar da taşıyabileceği için, kullanırken dikkatli olunuz)... business magnate = "büyük patron" (olumsuz nüans taşımaz)... philanthropist = hayırsever, hayır yapan... influenza, 'flu = grip... board meeting = yönetim kurulu toplantısı... deceased = merhum...

 

 News Headlines

 

Scientists Prepare To Turn Fiction Into Fact With First Full-Face Transplant: US scientists are preparing to perform the world's first full-face transplant. The 24-hour operation involves lifting an entire face from a dead donor - including nose cartilage, nerves and muscles - and transferring them to someone hideously disfigured by burns or other injuries. The Manchester Guardian (www.guardian.co.uk)

 

fiction = "kurgu" yazı, hayalgücü ürünü, "edebiyat" türüne giren; roman, öykü türü yazılar... (Ne yazık ki, dilimizde bu çok kullanışlı kavram için bir karşılık oluşturulamadı. Sonuçta "bilim-kurgu" gibi bir dil faciası ile kalakaldık. Hiç olmazsa -- 70'lerde kavgasını verip kaybettiğim gibi, "kurgubilim" olmalıydı -- "kurgulanmış" anlamında)... to perform = uygulamak, tatbik etmek... to involve = Burada "içermek" fiili ile çevirebilirsiniz... En geniş çerçevede "işin içine dahil etmek" kavramını taşıyor: "an accident involving two lorries" = iki kamyonun karıştığı, bulaştığı bir kaza... "It will involve a lot of hard work." = Çok çalışmayı gerektirecektir... donor /DOU-/ (veya /DOU-no/ = to donate, bağışlamak fiilinden. Türkçe tıp terimi olan /do-NÖR/ şeklinde okumayınız... cartilage /KA:-tilic/ veya /KA:T-lic/ = kıkırdak... hideous /-diıs= 1) iğrenç derecede çok çirkin; 2) iğrenç, aşşağılık (eylem, vb)... disfigured = şeklini, asıl görünüşünü veya yapısını kaybetmiş; şekli şemali (=figürü) bozulmaya uğramış...

 

Families (Were) Given Wrong Bodies: The Spanish defence minister, José Bono, has admitted that the families of 62 Spanish soldiers killed in an air crash in Turkland a year ago while on their way home from Afghanistan were probably given the wrong bodies to bury. ..."There may be coffins with the remains of more than one person in them, or families may have been given the wrong body," he told a parliamentary committee before flying to Turkland for memorial services. ...The revelation, to be confirmed by DNA tests, seems likely to lead to exhumations and reburials. The Manchester Guardian (www.guardian.co.uk)

 

defence minister = savunma bakanı... air crash = uçak kazası, yere çakılma... while on their way home from Afghanistan = Afganistan'dan ülkelerine dönerken... ("mecazi anlamda olmamak" kavramını içeriyor)... coffin = tabut... body = (burada) ceset... memorial service = anma töreni... revelation = açıklama, ifşaat, "vahiy" (Tanrı'dan gelen gösterme, açıklama)... to reveal /ri--yıl/ = ifşa etmek, açığa vurmak... seems likely to lead to = "--e yol açması muhtemel görülüyor... exhumation = mezarın açılarak cesedin çıkarılması... burial  DİKKAT okunuşu /BE-riıl/= gömme... "to bury" /BE-ri/ = gömmek, fiilinden...

 

DİKKATto be confirmed = teyid edilecek, doğrulanacak olan... Bu bir edilgen mastardır (passive infinitive) ve buradaki yapıyı "This is to be confirmed by DNA tests" asıl tümcesinden (yani, gelecek zaman belirten "to be + mastar" yapısından) bir kısaltma olarak değerlendiriniz. ÖRNEKLER: "The ship is to arrive tomorrow" = Gemi yarın gelecek... "This is to be confirmed by DNA tests" = DNA testleri ile doğrulanacak... AÇIKLAMALAR: İlk örnekte "to be + to arrive" yapısı var. İkincisinde ise, "to be + to be confirmed" yapısı geçerli...

 

 

 News Headlines

 

FBI Issues Terror Warning for Calif., N.M.:  The FBI warned police in California and New Mexico that it received information about possible terrorist activity in their states. However, the warning wasn't specific about particular targets or a method of attack... The FBI decided to pass along the threat information but warned that it was considered unsubstantiated and uncorroborated, said the official, who spoke only on condition of anonymity.  The Manchester Guardian (www.guardian.co.uk)

 

to issue = "yayınlamak, duyurmak, sirküle etmek"... (Ancak, hernekadar, "issue" sözcüğü ad olarak süreli yayın "nüshası, sayısı" anlamına kullanılırsa da, kitap, dergi, gazete vb. yayınlamak karşılığında "to publish" fiili kullanılır... The FBI = Açık yazılışı: "The Federal Bureau of Investigation". Nedir, ne değildir merak ediyorsanız: http://en.wikipedia.org/wiki/Federal_Bureau_of_Investigation ... to be specific about = ismini vermek, adını koymak, kimlik veya niteliğini tam olarak belirtmek... to pass along = iletmek (belli bir iletim dizisi içinde yer aldığınızı düşünün: size iletilen birşeyi siz de sıradaki bir sonraki birime geçiriyorsunuz)... to substantiate = doğrulamak (varlığını kanıtlamak) ("substance", "madde" yani "et-but" kazandırmak kavramından)... to corroborate = kanıtları ile veya yetkili mercilere danışarak doğrulamak... DİKKAT: "labour" kavramından gelen "to collaborate" = birlikte çalışmak, işbirliği yapmak, sözcüğü ile karıştırmayınız... to speak on condition of anonymity = Kimliğinin açıklanmaması koşuluyla beyanat vermek...

 

 

 Sports News

 

Eagles To Release Four Players At Request Of Coach Del Bosque: (MICHAEL SEVERN, ANKARA - Turkish Daily News) Beşiktaş soccer branch director Kıvanç Oktay announced on Tuesday that four players are to be released at the request of new coach Vicente Del Bosque to cut the squad to 24 for the new season.

 

(The Black) Eagles = (Kara) Kartallar !! (Hey, don't jump to conclusions so fast. I am a loyal supporter of The Lions -- though nowadays somewhat on the verge of an all-round resignation... Hey, kendi kendinize bu kadar çabuk sonuçlar çıkarsamayın, yargılara varmayın. Bendeniz Aslanlar'ın sadık bir taraftarıyım -- gerçi şu sıralarda dört-dörtlük bir istifanın kenarında köşesinde dolaşıyorum ama...)

 

DİKKAT: Bildiğiniz gibi, gazete başlıklarından "mastar" (the infinitive) Future Tense anlamı verir. Nitekim paragrafta aynı ifade "are to be released" şeklinde veriliyor: Yani, "to be + infinitive" yapısı ile... Ki bu da -- yine bildiğiniz gibi -- İngilizce'de gelecek zaman belirtmenin bir başka yoludur. [DİKKAT: Burada kullanılan mastar "to be released", yani bir edilgen mastardır)...

 

squad = ekip, takım... firing squad = idam mangası... first aid & rescue squad = ilk yardım ve kurtarma ekibi... police squad = polis ekibi... terror squad = genelde terröristler kastedilerek kullanılır. Yine de, karıştırmamak için, güvenlik güçlerini "anti-terror squad" veya "counter-terror squad" şeklinde adlandırmak yerinde olur...

The men concerned are midfielders Okan Koç, Ümit Aydın and Yasin Sülün and forward Sinan Kaloğlu. Three of these were regarded as being amongst the most promising of Turkland's rising generation of stars when Beşiktaş signed them a little over a year ago.

 

the men [who are] concerned = sözü edilen kişiler, ilgili kişiler... midfielder = orta alan oyuncusu... forward = forvet, hücum oyuncusu... were regarded as --- = --- olarak görülüyor, addediliyor, sayılıyorlardı... promising = gelecek vaadeden...

These players can be cited as fresh examples of what we could describe as the "buy 'em, destroy 'em, kick 'em out" policy of the İstanbul Big Three clubs.

 

can be cited as fresh examples of = yeni örnekleri olarak sayılabilirler, anılabilirler; kendilerinden o şekilde söz edebilir, gönderimde (atıfta) bulunabiliriz... of what we could describe as "----" = "---" olarak tanımlayabileceğimiz şeyin/olgunun... 'em = them...

Announcing the names of the players to be dismissed, Kıvanç Oktay said that they had worked at "an unbelievable tempo" during Beşiktaş's summer training camps in Austria and Germany and that the club was "crying inside" at having to let them go.

 

announcing... dismissed = uzaklaştırılacak oyuncuların adlarını açıklarken... have to let them go = gitmelerine izin vermek zorunda kalmak...

Crocodile tears? Sure enough... Oktay would have said the same thing whichever four men were facing the chop. He promised to make it easy for the rejects to find new clubs, meaning that Beşiktaş will not demand substantial transfer fees for them. There should be plenty of takers.

 

crocodile tears? = Timsah gözyaşları mı?... Sure enough. = Pek tabii ki öyle... would have said the same thing = aynı şeyi söylerdi/söyleyecekti... face the chop = takımdan "kesilmek" ve atılmak ile yüzyüze olmak (to chop = satırı/baltayı indirip kesmek/ayırmak/koparmak kavramından -- kuzu pirzolaya boşuna "lamb chops" demiyorlar!!)... the rejects = reddedilenler... substantial = önemli derecede, büyük miktarda, "kallavi" miktarda... There should be plenty of takers... = Çevirisi: Eh, çok sayıda alıcı çıksa gerek... ["taker" sözcüğünü buradaki gibi cuk oturtmadıkça, kullanmaktan sakınınız. "Buyers" sözcüğü burada sakil kaçardı]...

         

ANASAYFA      TESTLER      OKUMA      EĞLENCE