|
FROM THE PRESS Gazetelerden - 05
Intermediate - Upper Intermediate
News Headlines
Iran Reasserts Its Right to
Enrich Uranium as Standoff Persists: Iran's foreign minister said
Saturday that Iran had every right to keep, for research purposes, some
centrifuges that could be used to enrich uranium, an indication that a
standoff on the country's nuclear program may not be easily resolved.
to reassert = yeniden kuvvetle iddia ve taleb etmek; bu konuda tartışma kabul etmeyeceğini yeniden ifade etmek... right = hak... to enrich = zenginleştirmek... standoff = sorunun her iki taraf lehine de çözülememiş olması durumu; sorunu devam ediyor olması; karşı durma, geri adım atmama ... to persist = ısrarcı olmak; mevcut haliyle devam etmek... indication = gösterge, belirti... to resolve = çözüme kavuşturmak... commitment = taahhüt; yapmaya söz verme; kendini adama... to freeze = dondurmak... to retain = elinde tutmak, vermemek, kendine saklamak... to stun = hayret ve şaşkınlıktan "donmasına" yol açmak; kıpırdayamaz hale getirmek... to negotiate = müzakerede bulunmak, görüşme yapmak...
Iran Vows Not to Give Up Centrifuge Demand: Iran toughened its position over its nuclear program Sunday, vowing to maintain its demand to exempt 20 centrifuges it says it wants for research despite international efforts to save a deal committing Tehran to freeze uranium enrichment and all related activities.
to wow = yemin etmek... DİKKAT: Aynı anlamı veren "to swear" fiilinin ise, bir diğer anlamının "küfür etmek" olduğunu olduğunu unutnayınız. Tabiatıyla, sözbölüğünün gelişine göre bu iki anlam birbirine karışmıyor... to give up = vazgeçmek, bırakmak... to toughen /ta-fın/ = sertleştirmek... "tough" /taf/ sıfatına "-en" soneki eklenerek. Biliyorsunuz bu ek gerek önek gerek sonek niteliği ile ad ve sıfatlardan fiil yapar: to encourage = cesaret-lendirmek... to broaden = geniş-letmek... to maintain = mevcut niteliği ile sürdürmek... ("car maintenance" gibi "bakım yapmak" kavramı da buradan geliyor)... to exempt = muaf tutmak... (Ancak, tıptaki gibi "bağışıklık" anlamındaki "muafiyet için başka sözcük kullanılır: immune /im-yu:n/...
ÖNERİ: Yukardaki tümcede tam 41 sözcük var... Aynı uzunlukta Türkçe bir tümce karşısında, anlamakta çaresiz kalırdık. Türkçe'de aslolan kısa tümce kurmaktır. Çünkü, çekimli bir dil olan Türkçe'de, kavramlar arası ilişkileri bu çekimler belirler ve özneyi, fiili, nesneyi birbirinden fazla uzaklaştırırsanız, tümce içinden çıkılmaz hale gelir.
Oysa, İngilizce tümcede kavramlar arası ilişkiler, bunların ardarda dizilişleri ile şekillenir... İngilizce tümceleri [bunları oluşturan sözöbeği ve tümcelikleri (phrases & clauses) ucuca ekleyerek], sonsuza değin uzatabilirseniz.
"Adam", "ısırdı", köpeği" şeklinde üç fiş hazırlayınız; karatahta üzerinde nasıl serpiştirirseniz serpiştirin, anlamı açıktır.
"The man", "bit", "the dog" şeklinde üç fiş hazırlayınız; bunları "The man bit the dog" veya "The dog bit the man," şeklinde dizmedikçe, kimin kimi ısırdığını bilmenin bir yolu yoktur... Dediğimiz gibi, İngilizce'de aslolan sözcük, sözcük öbekleri ve tümceliklerin ardarda sıralanışıdır...
Dolayısıyla, İngilizce tümceleri anlamağa çalışırken, yanlış yaklaşımlar şunlardır: 1. Sonuna kadar okuyup, "topluca" değerlendirmek", veya, 2. Bir takım garip adamların önerdiği gibi "tersinden anlamak"!!...
Doğru yaklaşım şudur: Sanki önünüzde, çeşitli kavramların ardarda dizildiği bir rulo açılıyormuş gibi (ki, gerçek de budur) kavramlar açıldıkça birbirine ulayarak gitmek. Yani yukardaki paragrafa şöyle bakınız:
İran sertleştirdi konumunu -- nükleer programı üzerindeki -- Pazar günü -- yemin ederekten sürdürmeğe -- talebini -- muaf tutmak için -- 20 santrifüjü -- ki kendileri diyorlar ki -- istiyorlar araştırma amaçlarıyla -- uluslararası çabalara rağmen -- ki (bu çabalar) kurtarmak içindir bir andlaşmayı -- ki (bu andlaşma) taahhüt altına sokuyor Tahran'ı -- dondurmaları için -- uranyum zenginleştirme ve tüm ilgili faaliyetlerini...
Şimdi, eğer birisi sizden çeviri yapmanızı isterse, ancak o zaman "Bunları Türkçe'de derlitoplu nasıl ifade ederim?" sorusuna cevap aramağa; tümcelikleri kesip yapıştırıp, Türkçe'nin yapısına uygun şekilde ifade etmeğe geçebilirsiniz.
İngilizce bir tümceyi, tıpkı İngilizler'in yaptığı gibi,
ardarda dizilen bir kavramlar rulosu olarak açıldıkça kavramak başka şey,
uygun ameliyatlarla Türkçe'ye çevirmek başka şeydir...
İngilizce bir tümcenin anlaşılmasında sentaks, yani sözdizimi kraldır... Bu yaklaşım size "comprehension" konusunda hız kazandıracaktır.
passage
continued:
to separate = Tekrar uyarıyorum: "seperate" şeklinde yanlış yazanların eline cetvelle vurmayı unutmayınız... suspension = askıya alma veya alınma...
Turkish Proverb
Top National News
Efendim, 15-19 yaşlarındaki kızlarımızın %63'ü koca dayağını makul buluyormuş!! İnanması güç, ama yurdum insanı için Aziz Nesin üstadın verdiği yüzdeleri de bayaa tutuyor!!
Abuse of Women Continues to Plague the Nation: A survey says 63 percent of women between the ages of 15 and 19 found the beating of women by their husbands "reasonable".
abuse = (burada)
dayak...Daha kesin bir belirleme ile "dayak" demek isterseniz: "physical
abuse"... (Tabiatıyla bunlar hukuki terimler)...
to plague
/pleyg/
= başının belası
olmak; "vebası" olmak...(plague = veba, kavramından... survey
/sö:-vi/
= alan
araştırması... reasonable
= makul, haklı, akla yatkın... Turkland, which has been striving for the last forty years to join the European Union, has apparently failed to explain to its citizens the requirements of civilization... Those who encounter domestic violence when growing up usually commit violence on their children later in life.
to strive for
= için çaba göstermek, uğraşmak...
apparently = Gördüğünüz her yerde "Anlaşıldığına göre, öyle
anlaşılıyor ki," şeklinde çeviriniz... fail
+ mastar = İngilizce'de olumsuzluk belirtme yapılarından
birisidir... to encounter
= karşılaşmak, yüzyüze gelmek...
domestic violence = aile içi şiddet...
to commit violence =
şiddete başvurmak...
exists in Turkland as
it does throughout the world
= Bütün dünyada olduğu gibi, Türkiye'de de mevcut...
İlahi Akşit Hn., Kadınlarımızın bu
kaderi bütün dünya kadınlarıyla paylaştığını bilmek bayaa teselli ediyor
insanı...
physical abuse
= dayak... verbal abuse
= küfür...
devastating = tahripkâr, yıkıcı.. Burada: "insanı dehşete düşüren, insanın duygularını altüst eden"...
The Turkish Daily News (http://www.turkishdailynews.com)
News Headlines
Mars Photos Find Volcanoes May Be Active: Photographs taken by a spacecraft orbiting Mars indicate that active volcanoes may still exist on the planet, a finding that further erodes its image as a dead world and offers prime sites to prospect for signs of Martian life.
spacecraft = uzay
aracı... to orbit =
yörüngede çevresinde dönüyor olmak...
by a spacecraft orbiting Mars
= Mars çevresinde yörüngede olan bir uzay aracı tarafından...
finding = bulgu...
further = "daha da"
şeklinde çeviriniz... to erode
/i-roud/ (/ou/
sesini iki ayrı hece gibi okumayınız: /o/ ile başlayıp /u/ sesine kayınız)
= aşındırmak, erozyona uğratmak. Böylece "erosion" /i-rou-jın/
erozyon sözcüğünün kökünü de öğrenmiş oluyoruz...
"to erode its image as a dead
world": Burada mecazi kullanım sözkonusu: "ölü bir dünya şeklindeki
imajını daha da zayıflatmak"...
to offer = Burada
"oluşturmak" kavramı ile çeviriniz: "Yepyeni birincil derecede alanlar
oluşturuyor... to prospect
=
aramak; Örnek: "gold prospecting"
= altın arayıcılığı... Tümcenin anlamı: Bu alanlar bundan böyle Mars'ta
hayat arayacağımız bellibaşlı alanlar olacaklardır."
abundant /ı-ban-dınt/
= bol miktarda... to flow
(flowed - flowed) = akmak... (to
fly - flew - flown) = uçmak fiili ile karıştırmayınız...
to bubble =
fokurdamak, kabarcıklar çıkarmak, kabarcıklar halinde yüzeye çıkmak. "up"
sadece pekiştirici... spring
= kaynak (=suyun yerden kaynadığı yer)...
peak /pi:k/
= tepe, zirve, doruk...
DİKKAT "zirve toplantısı" = summit meeting...
of interest = interesting... Aynı şekilde: of importance = important... of value = valuable... remarkably /ri-ma:-kıbli/ = dikkate değer derecede...
The world's first cloned pet (cost $50,000): A cat lover in Texas has become the world's first owner of a cloned-to-order feline, paying $50,000 for a genetic duplicate of her dead pet.
cloned-to-order = siparişe göre klonlanmış... feline /fi-layn/ = kedigillerden; çoğu zaman "dişi" nüansıyla kullanılabilecek muhteşem bir sözcük: She moved with (a) feline grace"...
Now eight weeks old, Little Nicky was produced by a California company, Genetic Savings & Clone Inc.
to produce: Yukardaki bağlamda bu
fiilin kullanılması sizin de içinizi benimki gibi ürpertti mi? Eskiden
cinsler sevişir bebek sahibi olurlardı; bundan böyle bebekleri
Korporasyonlar mı "üretecek"?!
İşin ilginci, muhabirin "creature"
sözcüğünü kullanması... Ayıp... ayıp... Madem yarattın, sahip çık o
zaman!!
"identified only as
Julie"
= Muhabir, soyadını öğrenememiş; yalnızca önadını öğrenebilmiş...
to yawn = esnemek... "two spots" = Nicky'nin damağında bizim "uğur" dediğimiz türden iki benek varmış... has already jumped into the bathtub = daha şimdiden küvete atladı bile...
My Comment: Keep that kitten away from competitive exams... Why? Because, he's a "COPY CAT"... Açıklaması: "copy cat", taklitçi, her gördüğü şeyi taklit eden, orjinalitesi olmayan kimse" demektir. Ama tabii burada "copy" = "kopya" sözcüğü üzerine oynadım...
ANASAYFA TESTLER OKUMA EĞLENCE
|