|
FROM THE PRESS Gazetelerden - 06
Intermediate - Upper Intermediate
Top National News
Presidential System Debate on the Agenda In Ankara: Members of the government say that a presidential system in Turkland would give more transparency.
Turkland should have a presidential system of government in order to attain stability in politics, Justice Minister Cemil Çiçek said Monday. http://www.ntvmsnbc.com/news/default.asp
presidential system = BAŞKANLIK SİSTEMİ... on the agenda = gündemde... transparency /træns-PÆ-rınsi/ = SAYDAMLIK... to attain = elde etmek, ulaşmak... stability /sta-Bİ-liti/ = İSTİKRAR...
Şeyyy... Kenan Evren Başkanlığındaki SAYDAMLIK ve İSTİKRARI gördükten sonra biz bundan almasak!!...
LINGUISTIC STUDY:
Yukardaki, "that of/in/on, etc... those of/in/on, etc..." şeklindeki yapıdan daha önce uzun uzadıya söz etmiştik. YeniÜyelerimiz için, yapıyı açıklayacak bazı karşılaştırma tümcelerini aşağıda tekrar sunuyorum: The hall in this house is much larger than that in the previous one. [Örneğin ev ararken yapacağınız bir karşılaştırma... Bu evdeki salon bir önceki evdeKİNDEN çok daha geniş... "that" burada "the one," veya "the hall" yerine geçiyor... "hall" sözcüğünü tekrar etmemek için başvurduğumuz bir yöntem: Yani, "Bu evdeki salon, öteki evdeki salondan"... yerine, "Bu evdeki salon, öteki evdeKİNDEN"... diyoruz.] I wonder if it will ever be possible to travel at speeds greater than that of light. [ışığınKİNDEN daha yüksek hızlarda... "than the speed of" yerine kullanıyoruz. Kısacası, yine sözcüğü tekrar etmemek için başvurduğıumuz bir yöntem] Saturn's magnetic field is much weaker than that of Jupiter. [Jüpiter'inKİNDEN...] Most of the highways in Germany are wider than those in the Balkan countries. [Balkan ülkelerindeKİLERDEN... "the ones, the highways" yerine...] Those with multiple jobs naturally have a much higher income than those with only one job. [Birden çok işte çalışan kişilerin geliri tabiatıyla tek işte çalışan kişilerinKİNDEN çok daha yüksek...] İşte Sizlere Tipik bir Tuzak Sınav Sorusu... Unutmayınız
ki, karşılaştırma yaparken, elmalarla elmaları, armutlarla armutları aynı
kefeye koymanız esastır. Tabii burada, "elma, armut" benzetmesi ile, aynı
ve farklı sınıftan gramer birimlerini kastediyorum. News Headlines
Remembering How World's Aid Evaporated For Honduras and Iran: All too often when disaster strikes, the relief mission seems to last only as long as the media attention.
remembering = hatırlayarak, hatırlarken, hatırlamak, hatırlayacak olursak, ... (Örneğin "As we remember... While we remember..." gibi yapılardan bir dönüşüm olarak değerlendiriniz ve Türkçe'ye uygun gönlünüzce bir başlık atınız)... aid = yardım... to evaporate /i-VÆ-pıreyt/ = buharlaşmak, buharlaştırmak... all too often = çok sık, hemen herzaman... disaster /di-ZAS-tı/ = felaket... relief /rı-Lİ:F/ = "giderme", yardım, kurtarma... to last only as long as the media attention = ancak medyanın ilgisi sürdüğü müddetçe devam ediyor...
Israrla, tam çeviri yapmamı
isteyenler için bir not: Çeviride el elden üstündür... Kaldı ki,
çevirisini de ben yapacak olursam, size ne kalacak? Türkçe'sini okumak mı?
know all too well
= gayet iyi biliyorlar (DİKKAT:
"only too well" de diyebilirdiniz; aynı anlamı verirdi. Nedenine fazla
kafa yormayınız; bazı şeyleri ezberleyivermek zaman açısından çok daha
verimli bir yaklaşımdır)...
what it is like = neye benzediği(ni), nasıl birşey
olduğu(nu) -- "ni" ve "nu" nereden
geldi? To know fiilinin nesnesi olarak, "-i" halinden...
to be struck by disaster
= felakete uğramak (passive) -- to strike - struck - struck (vurmak,
çarpmak) yukarda da geçti... to
rush /RAŞ/ = acele ile koşuşturmak...
to rescue
/RES-kyu/
= kurtarma, yardım... sober
= ayık (biraz da ciddi)...
Sözcüğün sözlük anlamı böyle... Oysa, burada "içki içmemiş, ayık gözlerle
izlediler" diye çevirirseniz, saçma olacağı besbelli. Nedir o halde
buradaki anlamı, "kül yutmayan, gerçeği bilen, aldatılmaktan uzak gözlerle
izlediler"...
to sweep - swept - swept
= süpürmek... to sweep off
= "silip süpürmek" = yok etmek...
wallet
/WO-lit/
= cüzdan (erkek cüzdanı)... Bayanlar, "hand bag" taşıyor... Ama, "purse"
/PÖ:S/ (Brit, /r/ telaffuz etmiyoruz) para kesesinin
cinsiyeti yok...
unsightly = çirkin, biçimsiz görünüşlü... in different stages of completion = herbiri inşaatın farklı bir aşamasında ve henüz bitmemiş...
ÇÖZÜNÜZ: Bay
Cáceres "them... their money"
sözleriyle kimi ve neyi tanımlıyor? En önemlisi, ima yoluyla kimleri
suçluyor? Yanıt en altta...
succinct /sık-SİNKT/ = (Nefis bir sözcüktür; söz, ifade, anlatım için kullanılır) özlü, kısa ve derli toplu...
COMMENT: Mr. Cáceres says, "We are abandoned." "You are not the only one," we might add... ÇEVİRİSİ: Bay Cáceres "Terkedildik," diyor. "Terkedilenler yalnızca sizler değilsiniz," diye buna bir ekleme yapabiliriz... [ki iması genellikle "biz de aynı durumdayız" olacaktır.]
Bu çok yaygın ve kullanışlı bir deyiştir. Örnekler:
-- I am hungry. -- You're not the only one.
-- Oh, I'm fed up with this. (=Bıktım usandım.) -- Well, you're not the only one. (Ben de.)
ÇÖZÜM: Bay Cáceres, "Uluslararası yardım kuruluşları (they) gelip görsünler bakalım yardım paraları (them) acaba nereye harcanmış?! [Bi dakka! Yav biz Honduras'tan söz etmiyor muyduk?!]
Top National News
Congress scenarios grow in CHP: Famed singer, composer and writer Zülfü Livaneli is to declare his decision on whether to stand in the coming CHP congress. http://www.ntvmsnbc.com/news/default.asp
scenario /si-NA:-riou/ (USA /si-NÆ:-riou/= senaryo (İngilizce öğrenmek ne kolay, di mi?)... famed = famous... to stand = in the congress, elections, etc) aday olmak... coming = yaklaşan, önümüzdeki... (Dikkat: ***the coming man *** bize doğru yaklaşan adam filan gibi garip bir kullanım sözkonusu değil...)
NOTLAR:
is to declare = ilan edecek, duyuracak... "To be + Mastar" yapısı. İngilizcede gelecek zaman anlatabilen yapılardan biri.
his decision on ......... = "on" ilgecine dikkat...
whether = "whether or not" veya "whether ....... or not" şeklinde kullanımlar da mümkün, ama hiç de şart değil. Tabiatıyla çevirisi: "aday olup olmayacağını"...
Şeyyy... Söz CHP başkan adaylığından açılmışken, Sevgili Dostlar,
BEN DE ADAYLIĞIMI SİZLERE DUYURMAK İSTEDİM
Bana Oy Verirsiniz Değil mi?
Ötekilerin Hepsi Müsvette de!!...
HAFTANIN SORUSU !!
News Headlines
Clinton Seeking Shared Ground Over Abortions: Senator Hillary Rodham Clinton said on Monday that the opposing sides in the debate over abortion should find "common ground" to prevent unwanted pregnancies and ultimately reduce abortions, which she called a "sad, even tragic choice to many, many women."
shared ground = common ground = ortak zemin (baştaki deyim, "paylaşılan zemin" kavramından)... abortion /ı-BO(r)-şın/ = kürtaj, aborsiyon... (DİKKAT: "çocuk düşürme" = miscarriage /mis-KÆ-ric/ DİKKAT: "carriage, marriage..." okunuşu ASLA "--riyic" şeklinde değildir: DOĞRUSU: /KÆ-ric/ ve /MÆ-ric/... unwanted pregnancies = istenmedik gebelikler (DİKKAT: Bu tür deyim ve deyişleri not ediniz; kullanmak gerektiğinde "Yahu acaba istenmedik nasıl denilir?" diye kafa yormak sıkıntısından kendinizi kurtarmış olursunuz)... ultimately /AL-timitli/ = nihai olarak... to reduce = azaltmak...
abortion rights supporters = kürtaj hakları savunucuları... firmly = kesin bir şekilde... to restate = tekrarladı (re-stated = yeniden beyan etti)... nationwide = ülke çapında, ülke genelinde (DİKKAT "nation" biliyorsunuz "ulus" demektir)... shifted gears = "vites değiştirdi"... (Burada mecazi olarak "demin söylediklerinin aksine bu defa da...)... to offer warm words = "sıcak mesajlar sundu"... to praise = övmek... Son Bölümün Açıklaması: Bayan Clinton, "teenage" kızların cinsel aktivitelere başlama yaşını geciktirmekte "dini ve ahlaki değerlerin" etkisini övdü...
When it comes to defining family values, conservative Christians and Muslims are united against liberal secularists: Sheikh Yusuf al-Qaradawi is a controversial Islamic scholar who approves of wife-beating and believes in traditional family values. The Mormon church, having abandoned polygamy more than a century ago, believes in traditional families too.
whan it comes to ----- = "İş/konu/mesele vs ------e gelince" veya "------ açısından" şeklinde çeviriniz... controversial = tartışmalı, tartışmalara neden olan... "scholar" ve "scientist" = Tıpkı Türkçe'mizdeki nüanslar gibi "âlim" ve "bilim adamı": Birincisi daha çok kendini "ağır" kitaplara vermiş, tumturaklı sözler eden ve muhtemelen şekilli sakallı; ikincisi daha çok bir laboratuar adamı; muhtemelen daha genç; saçıbaşı biraz pejmürde olabilir, sakal varsa muhtemelen keçi sakal... to approve of wife-beating = kocanın karısını dövmesine cevaz vermek... to believe in traditional family values = geleneksel aile değerlerine bağlı olmak... the Mormons = ABD'de 1850'li yıllarda organize olmuş, o dönemlerde poligami uygulayan bir "Hristiyan" mezhebi...
to join forces = güçlerini birleştirmek, ittifak kurmak... progressive = ilerici, ilerlemeci... (Gerçi bugüne değin dünya üzerinde kendini "regressive" olarak değerlendiren bir akım görülmemiştir ya...) DİKKAT: "with that much in common" şeklindeki bir ifade, sesinize verdiğiniz değişik kinaye tonlarına göre, "ortak bu kadar çok şey" amlamına geleceği gibi, "ortak bu kadarcık (az) şey" anlamına da gelebilir. Nüansları "okuma" veya "yanlış okuma", ne yazık ki ancak zamanla kazanılabilecek, kimsenin kimseyi fazla eğitemeyeceği bir duyarlık konusudur... Güzel güzel konuşurken, insanlar neden birden celallenirler ki sanıyorsunuz? [Ancak, pasajın genel tonunun kinayeli olduğuna dikkat ediniz ve bu "genel ton" meselesinin iletişim öbeklerinin asli öğelerinden olduğunu hiç aklınızdan çıkarmayınız: Aynı sözler, farklı bağlamlarda farklı anlamlar kazanır.]
holy alliance
/HOU-li-ı-LA-yıns/ = kutsal ittifak...
to campaign against
/kım-PEYN-ı-GEYNST/ = ----e karşı savaşım
sürdürmek... condom
= kondom, prezervatif... on
behalf of = ---ın adına/hesabına, için...
to sack /SÆK/
= işten atmak (eşanlamlılar: to fire, to dismiss)...
to jail = hapse
atmak... deputy = 1)
yardımcısı, ikinci adam; 2) vekil, millet vekili...
alleged
/æ-Lİ:CD/
= iddia olunan,
iddiaya göre...
met ... for what was
officially described as a conference to celebrate the... etc
= resmi makamlar tarafından, ----yi kutlamak için bir toplantı olarak
tanımlanan (toplantıda) biraraya geldiler...
legislation = yasama, yasalar... discrimination = ayrımcılık... precept = kural, ilke, âmir hüküm, özlü söz... to use sth as an excuse = mazeret (gerekçe) olarak kullanmak...
LEARN THESE PROVERBS:
Birds of a feather flock together... Aynı tüyden kuşlar bir arada tünerler... ("to flock" aslında "bir araya gelmek, gruplaşmak" demektir.)
Politics makes strange bedfellows... Siyaset, geçici garip ittifaklara yol açar... ("bedfellow" sözcüğünde herhangi bir cinsel ima yoktur. Baskın anlamı, "kısa süreli bir yoldaşlık" demektir.)
A LESSON IN ELECTRONICS:
ANASAYFA TESTLER OKUMA EĞLENCE
|