READING PASSAGES - 09

Intermediate to Advanced

İngilizce Derslere Eşlik Eden Türkçe Açıklamalı İngilizce Okuma Parçaları

 

* * * * *

PEOPLE AND EVENTS
WOMEN'S ASSOCIATIONS SEEK FAIR REPRESENTATION ON THE LISTINGS

from The Turkish Daily News

As the polls set for November 3 approach, women's associations working in an effort to increase the number of female deputies in Parliament seek fair deputy candidate listings.

As the pools... approach = seçimler yaklaştıkça, yaklaşırken... the polls set = Yani, "the polls which are/were/have been set"... Yani, kısaltılmış bir sıfat-tümcelik... associations working = Bu da, "associations which are working" veya "associations that work" sıfat-tümcelikten kısaltma. Makul bir İngilizce düzeyi için, kısaltılmış sıfat ve zarf tümcelikleri konusunu mutlaka çözmeniz gerekiyor... Bu önemli konu,  eğitim setimizin ana gramer kitabı 12. Bölümünde ayrıntılarıyla anlatılmaktadır...

to seek = özlemle aramak, çok istemek... fair = adil, hakça... deputy candidate listings = milletvekili aday listeleri... deputy /DEP-yuti/ = 1. vekil, yardımcı, birinci adamın yokluğunda yerine bakan. Bu bir kişi de olabilir, birden çok kişi de = "the sheriff's deputies"... Cat Stevens: "I shot the sheriff, but I didn't shoot the deputy"... Veya, "If I am not here, ask for my deputy"...  2. Milletvekili...

Generally, all political parties have women quotas, but the Turkish Parliament is frequently criticized for its low number of female candidates, representatives and ministers.

quota (okunuşu, hayret! ama yazıldığı gibi) = Türkçesi: kota... (Walla, İngilizce öğrenmek ne kolay)... representative = milletvekili... minister = bakan...

The Female Politicians Association [Kadın Siyasetçiler Derneği -- KASİDE] Chairwoman Yurdusev Arığ called on political parties to be fair while preparing the lists of their deputy candidates.

called on = çağrıda bulundu... to be fair = adil olmak, hakça davranmak...

Arığ said on Monday that parties should include women candidates who work for the party into the lists rather than transferring popular female candidates.

Noting that Turkland granted women the right to elect and be elected earlier than a number of other countries, Arığ said that Turkish women failed to have an important place in Turkish political life despite this advantage.

"Turkish women should apply to a political party according to their political backgrounds and should ask for responsibilities in order to reach the place they deserve in political life," Arığ said.

Meanwhile, True Path Party (DYP) witnessed a victory of female politicians in the Southeast city of Gaziantep during the candidate listing elections. According to the results of the elections, four of the ten deputy candidates are females.

the Southeast city of Gaziantep = "of" yapısını gördüğünüz heryerde "-in, -nin" eki ile çevirmenin sakıncasına daha önceki sayılarda değinmiştik. Herhalde yazar burada, "Gaziantep'in güneydoğu kenti" demiyor. Daha önce verdiğimiz örneği yineleyelim: "the capital city of Ankara" = başkent Ankara... "the eastern city of Kars" = Doğu'daki Kars kenti... Bu tür yapılar karşısında, "Demek ki İngilizce'de böyle ifade ediyorlar" yaklaşımına başvurmanız gerekiyor...

DYP's leader Tansu Çiller is Turkland's first female prime minister. According to the public opinion polls, her DYP will be among the few parties that would be successful to pass the 10 percent national threshold needed for a political party to enter Parliament.

is = was (olmalıydı)... threshold = eşik... at the threshould a new century = yeni bir yüzyılın eşiğinde... threshold of pain = ağrı eşiği (tıbbi terim)... threshold of hearing = işitme eşiği (türler yada bireyler arası karşılaştırma akustik terimi)... national threshold = ulusal baraj...

AÇIKLAMA = DYP Gaziantep önseçim sonuçlarını yürekten kutlar ve TBMM'nde yurttaşları temsil eden kadın milletvekillerimizin neden yarı yarıya oranlarda olmadığını herzaman sorgularken... bunun ötesinde DYP veya özellikle de genel başkanı Sayın Çiller'e yönelik özel bir sempatim bulunmadığını da burada hemen dile getirmeyi mutlu ve zorunlu bir editörlük görevi sayıyorum...

* * * * *

PEOPLE AND EVENTS
TURKISH FANS KNOW HOW TO PARTY

Türk taraftarlar eğlenmeyi biliyor...

from the  www.waymoresports.com

INDIANAPOLIS (AP) — The first round of the world championship provided some memories for many.

the first round of = ilk turu... provided some memories = belleklerde kaldı, anılar oluşturdu... for many = pekçok kişi için...

Marcelo Machado burying a three-pointer at the buzzer to give Brazil an 88-86 victory over Turkland was certainly on any list.

to bury = maalesef "potaya gömmek" kavramından!!...  a three-pointer = üç puanlık atış... to give = veren, verecek şekilde... the buzzer = zil (bitiş düdüğü/çanı)... was certainly... etc = kesinlikle herkesin anılar listesindeydi...

Paul Pierce's eight-point explosion in the closing 46 seconds of the third quarter against Germany to give the United States control of a close game was right there.

eight-point explosion = sekiz puanlık patlaması... closing 46 seconds = son 46 saniye... a close game = takımların sayıları neredeyse birbirine eşit biten maç, zor maç... (Dikkat ederseniz, bir önceki sözcük "to close" = kapatmak, sona erdirmek, fiilinden; ikinci sözcük ise, "close" = yakın, sıfatından)

But nothing was talked about more, nothing drew anywhere near the attention the Turkish fans did.

nothing drew anywhere near = yakınına bile yaklaşamazdı, mukayese kabul etmezdi... Buradaki "did", "drew" sözcüğünü tekrarlamamak için; onun yerine geçiyor...

In one game at the RCA Dome and two at Conseco Fieldhouse, the red-and-white clad, flag-waving, non-stop cheering and dancing fans had everyone from players and coaches to media and spectators talking about a group too special for a nickname.

clad = giyinmiş, bürünmüş (günümüzde artık kullanılmayan bir fiilin V3 (past participle) hali... Yukardaki tümceyi çözemediyseniz, bir de "had" yerine "got" koyarak deneyiniz: Deyiminiz: "have smb do/doing sth" = "get smb to do/doing sth"...

"I was in Turkland just two weeks ago and I didn't see this many Turks in some of the towns I visited," said Mehmet Kocakülah, a professor at the University of Southern Indiana, who has lived in Evansville for 20 years. "I thought I was back there with the energy these people have shown. If you've never been to Turkland, this is what it's like as far as people go."

İlahi Prof. Kocakülah,  insan turist gibi gelince, turist gözüyle görüyor. Memleketin neresinde coşkulu insan kalmış ki aylardır, yıllardır...

The Turkish government, trying to lure the 2010 world championship and 2012 Olympics, sent about 500 people here for this event and they came equipped with hats — red and white, of course — to give away and plenty of enthusiasm that has quickly caught on.

to lure = cezbetmeğe çalışmak, özellikle de "yem" kullanarak... to be equipped with = donanmış olmak... "to give away", kendisinden tire içindeki açıklama ile ayrılmış "hats" sözcüğünü niteliyor: "bedava dağıtılmak üzere şapkalar"... "plenty of enthusiasm" ise "equipped with" e bağlanıyor... to catch on = "tutmak", salgın halinde bulaşmak = Yani Türklerin bu coşkusu buradaki insanlara da geçti/bulaştı...

Most of the others in the crowd are locals of Turkish heritage and exchange students from schools as far away as New York.

of Turkish heritage = Türk kökenli, anlamında...

"I flew back to the United States just this week and most of the people on the plane were heading here," said Kocakülah's daughter, Cennet, a student at the University of Chicago. "Aphena, [sic.] a very big rock group in Turkey, was even coming here."

[sic] = Bu Latince sözcük, metindeki yanlışın aslından kaynaklandığını, durumun farkında olduğumuzu ve aynen verdiğimizi dile getirir... Kısaltma olmadığı için nokta konulmaz; herzaman köşeli parantez içinde verilir.

"We really appreciate their support and they make it fun to play for them," said Turkland forward Hedo Turkoğlu, who knows something about wild crowds as he plays for the Sacramento Kings in Arco Arena. "We just want to win and make them happy."

After Saturday's victory over Lebanon clinched a second-round berth for Turkland, the team headed downtown with the fans for an outdoor party that went on well into the night.

clinched = (konuşma dili) sağladı, garantiye aldı... berth = gemi kamarasında ranza veya yatacak yer: Biz buna kendi anlatımımızla örneğin "ikinci tura vize" derdik, ... well into the night = gecenin ilerleyen saatlerine kadar...

UNIVERSAL DECLARATION OF HUMAN RIGHTS

 İNSAN HAKLARI EVRENSEL BEYANNAMESİ

10 December 1948

Yani üstünden 54 yıl... ve ne yazık ki, daha nice acılar geçti... Aşağıda göreceksiniz...

Article 1 --  Madde 1

All human beings are born free and equal in dignity and rights. They are endowed with reason and conscience and should act towards one another in a spirit of brotherhood.

Bütün insanlar hür, haysiyet ve haklar bakımından eşit doğarlar. Akıl ve vicdana sahiptirler ve birbirlerine karşı kardeşlik zihniyeti ile hareket etmelidirler.

Article 2 -- Madde 2

Everyone is entitled to all the rights and freedoms set forth in this Declaration, without distinction of any kind, such as race, colour, sex, language, religion, political or other opinion, national or social origin, property, birth or other status.

Herkes, ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasi veya diğer herhangi bir akide, milli veya içtimai menşe, servet, doğuş veya herhangi diğer bir fark gözetilmeksizin işbu Beyannamede ilan olunan tekmil haklardan ve bütün hürriyetlerden istifade edebilir.

Furthermore, no distinction shall be made on the basis of the political, jurisdictional or international status of the country or territory to which a person belongs, whether it be independent, trust, non-self-governing or under any other limitation of sovereignty.

Bundan başka, bağımsız memleket uyruğu olsun, vesayet altında bulunan, gayri muhtar veya sair bir egemenlik kayıtlamasına tabi ülke uyruğu olsun, bir şahıs hakkında, uyruğu bulunduğu memleket veya ülkenin siyasi, hukuki veya milletlerarası statüsü bakımından hiçbir ayrılık gözetilmeyecektir.

Article 3 -- Madde 3

Everyone has the right to life, liberty and security of person.

Yaşamak, hürriyet ve kişi emniyeti her ferdin hakkıdır.

NOT: Türkçe çeviriler, resmi metinden değiştirilmeksizin verilmiştir.

LET US NOW GO ON TO OUR STORY TODAY...

GELELİM HİKAYEMİZE...

MAN BEHEADS DAUGHTER THINKING SHE WAS RAPED
TECAVÜZE UĞRADIĞI DÜŞÜNCESİYLE KIZININ KAFASINI KESTİ !!

TEHRAN (Reuters -- September 09, 2002) - An Iranian man cut off his seven-year-old daughter's head after suspecting she had been raped by her uncle, the Jomhuri-ye Eslami newspaper said on Sunday.

cut off = kesip koparmak, kesip ayırmak... his seven-years-old daughter's head = yedi yaşındaki kızının kafasını... to suspect = şüphe etmek, kuşku duymak... to rape = tecavüz etmek... uncle = amca (babanın ERKEK kardeşi)... (Ancak İngilizce bu konuda ana-baba ayrımı yapmıyor; yani "annenin ERKEK kardeşi" de olabilir = maternal uncle)...

A post-mortem, however, showed the girl was still a virgin. "The motive behind the killing was to defend my honour, fame, and dignity," the paper quoted the father as saying.

post-mortem = "ölüm sonrası"... still a virgin = Yani, AMCA'ya iftira edilmiş... motive /MOU-tiv/ = neden, sebep, motivasyon... honour = onur (burada NAMUS, anlamında)... fame = ün, ad san...  dignity = onur (burada, başı dik, alnı açık, anlamında)... "quoted the father as saying" = (gazetecilik dili) babanın "..........." dediğini bildirdi....

Rape often goes unreported in Iran where the conservative society sees it as bringing shame on the victim and family.

rape = ırza tecavüz... Örneğin: Coşkun the Rapist = Tecavüzcü Coşkun... unreported = bildirilmez, gizli tutulur... conservative society = muhafazakar/tutucu toplum... to bring shame on = utanç verici duruma düşürmek... victim = kurban (bir suç veya uygulamanın kurbanı anlamında)...

Local people have called for the man, who has been arrested, to be hanged, but under Iran's Islamic law only the father of the victim has the right to demand the death sentence.

"Mahalle halkı, tutuklanmış bulunan adamın asılması talebinde bulundular; ancak İran İslam yasalarına göre sadece kurbanın babası ölüm cezası talebinde bulunabilir..."

The paper said the father, named as Khazir, has three wives.

has three wives... = üç karısı var...

NO COMMENT = YORUM YOK !!

GELELİM İKİNCİ HİKAYEMİZE...

WILL YOU JUST WATCH THIS YOUNG WOMAN BE STONED TO DEATH
 "RECM" = TAŞLAYARAK ÖLDÜRME !!

Amina Lawal Must Not Face Death

by Merton Amnesty Group (  http://www.mertonai.org/amina/  )

"We hereby uphold the judgment of the (lower) Bakori court that decreed that you be sentenced to death by stoning..."

These were the words the president of the Funtua (Northern Nigeria) Appeals Court told Amina Lawal 30, on Monday Aug 19, 2002. This sentence was passed on Amina in March 2002 for having a child outside marriage.

hereby = işbu kararla... uphold the judgment = kararı onaylıyoruz... lower = alt... decree = hüküm... to sentence = hüküm vermek, mahkum etmek... appeals court = temyiz mahkemesi... to pass a sentence = hüküm vermek, mahkum etmek...

Amina Lawal's Case --

  Her Trial and Sentence...

When unmarried, Amina became pregnant. Local villagers had her arrested and she was brought before a Regional Court where she was charged with the crime of adultery Like Safiya, she had no legal representation and there are serious questions about whether the nature of the charges was adequately explained to her.

charged with = ile suçlandı... adultery = zina... had no legal representation = avukatı yoktu... charges = suçlamalar...

Under the Katsina regional law, admitting to having a baby amounts to a confession to the crime of adultery. As in the case of Safiya Hussaini, the man identified as Amina's partner - the alleged father of her baby daughter - was released. The court said there was insufficient evidence against him.

alleged = iddia olunan... released = salıverildi... insufficient evidence = yetersiz kanıtlar...

For him to be convicted, he must either confess, or 4 other men must testify that they witnessed the adultery.

Mahkum edilebilmesi için, ya itirafta bulunması, yada 4 başka ERKEK'in onun zina yaptığını gördükleri yolunda tanıklık etmeleri gerekiyor...

Victims of Poverty -- Fakirliğin Kurbanları

Like Safiya, Amina comes from an impoverished background. Both were married in their early teens (12 and 14 respectively) only to be divorced at a later stage and left to raise their children by themselves.

impoverished = fakir düşmüş, fakir... respectively = sırasıyla: yani Safiye 12, Emine 14 yaşlarında evlenmişler... only to be divorced = ancak boş olundular... raise their children by themselves = çocuklarını babalarının yardımı olmaksızın yetiştirmek üzere...

The softly spoken and largely unschooled Lawal told AFP that her main worries were the strain the case was putting on her parents and what would happen to her baby daughter Wasila if she is put to death.

softly spoken = yumuşak ve sakin bir tonda konuşan... unschooled = okul görmemiş, eğitimsiz... worry = endişe... strain = stres, bunalım, ruhsal ve bedensel zorlanma... baby daughter Wasila = Vesile bebek... put to death = idam edilmek...

* * * * *

DEĞERLİ ÜYELERİMİZ

Bu vahşete hayır diyebilirsiniz. Nijerya Hükumeti önceki olayda uluslararası tepkilere karşı koyamamış ve Safiye Hüseyni'nin hayatı kurtulmuştu. Aynı kararlılığı Emine Lawal olayında da göstermek için, aşağıdaki adreste yer alan "Nijerya Hükumetine Açık Mektup" u imzalayabilirsiniz.

 http://www.mertonai.org/amina/OpenLetter.htm

Yaşamak, hürriyet ve kişi güvenliği her ferdin hakkıdır.

Everyone has the right to life, liberty and security of person.

* * * * *

DOMESTIC NEWS
PRESS SCAN

Some of the major headlines and their brief stories in Turkey's press on September 24, 2002.

from Hürriyet (liberal newspaper)

WHO WILL SOUTHEASTERN TRIBESMEN VOTE FOR?

According to a survey published in Turkish Daily News on Monday, the majority of the members of tribes in the east and southeast of the country will vote for the Justice and Development Party (AK Party). AK Party is followed by People's Democracy Party (HADEP) which has joined forces with others for the elections under the umbrella of Democratic People's Party (DEHAP). Republican People's Party (CHP) takes the third place down the line.

who... for? = kimin için, kimler için... tribe = kabile, aşiret... tribesmen = aşiret üyeleri... to vote = oy vermek... survey = alan araştırması, tarama... join forces with = güçlerini birleştirmek... under the umbrella of = şemsiyesi altında...

In the survey, it was pointed out that the political parties, quite aware of the power of these tribes in the elections, try to obtain their votes and it was claimed that there was bargaining between the sides going on in Ankara. The survey noted that the tribes are seen to be closer to rightist parties when the history is taken into consideration.

to point out = işaret etmek, belirtmek... "quite aware of... in the elections" = İngilizce'de iki virgül arasına alınan bu tür ifadelerin "antirparantez" anlam taşıdığını unutmayınız: FORMÜL: iki virgül eşittir bir parantez... to claim = iddia etmek, öne sürmek... to bargain = pazarlık etmek... take into consideration = dikkate almak, hesaba katmak...

A QUESTION OF CREDIBILITY

Cem Özdemir, a German deputy of Turkish origin, announced that he would abide by his earlier word and not accept any posts in the party despite the fact that he has been re-elected. Özdemir added that he hoped his decision would be an exemplary lesson for Turkish politicians "back home"...

credibility = inanılırlık, "kredi verilebilirlik"... "a German... origin" -- FORMÜL: iki virgül eşittir bir parantez... deputy = 1. milletvekili; 2. yardımcı, vekil, ikinci adam...  abide by a promise = sözünü tutmak... to be re-elected = yeniden seçilmek... back home = (şimdi geride bırakmış olduğum) yurdumuzda, evimde, sılada... DİKKAT: "example", exemplary...

''Though I have made Germany my home," he noted, "I know the kind of erosion the mentality that says 'yesterday is yesterday and today is today' has caused in Turkish politics... I cannot now follow the same mentality I have been criticizing for years..." "Credibility is very important in politics. If I hadn't acted this way, I would have lost all my credibility,'' Özdemir added.

Böylece, klasik bir III. Tip if'li tümce ile pasajı bitirdik... Metinleri "anlı şanlı" bir büyük ajansımızdan aldım, ama kaynak belirtmeyeceğim: Çünkü inanılmaz derecede kötü yazılmışlardı.

Bir yerde ülkenin dünya haber kanallarına açılan penceresi olan bu tür kuruluşlarda, ya gerçekten çok nitelikli eleman çalıştırmaları, yada anadili İngilizce olan yardımcı elemanlar tutmaları yerinde olur...

* * * * *

DOMESTIC NEWS

from Türkiye (right wing newspaper)

AROUND 400 THOUSAND SHOPS CLOSED

Bankruptcy of shops which caused 10 quadrillion Turkish liras (TL) of tax loss made hundreds of thousands of people unemployed. Effects of the ongoing economic crisis still continue. Around 400 thousand workplaces have been closed. The tax debt of the tax-payers who have become unemployed is exceeding 10.2 quadrillion TL.

right wing = sağ kanat... Aşağıda Zaman Gazetesi için ise "conservative" deyimini kullanacağız. Aslında, İngilizce'de ikisi arasında bir ayrım gözetmek fazla anlamlı değil; ama ülkemizin kendine özgü koşulları içinde anlamlı hale geliyor...

bankruptcy = iflas... tax loss = vergi kaybı... ongoing = sürmekte olan... Dolayısıyla,  "Effects of the ongoing economic crisis still continue," gibi bir tümcenin mantığına hayran olmamak elde değil!... debt = borç... DİKKAT... DİKKAT... Okunuşu /DET/... Lütfen /b/ sesini söylemeyiniz... tax-payers = "vergi ödeyenler" -- ki, genelde "citizen" = yurttaş, vatandaş ile eşanlamlı anlaşılır... Tabiatıyla, bizdeki karşılığı: "vergi mükellefleri"...

*  *  *  *  *

ISRAEL PREVENTS PEACE IN REGION

Prime Minister Bülent Ecevit called Palestinian President Yasser Arafat, who has been under the siege of Israel for five days, on the phone to give his support. Ecevit said, ''Arafat is in a difficult situation. I will write a letter to U.S. President George Bush and ask for his assistance. Israel, wishing to render Arafat ineffective, prevents peace in the region.'' Israeli side rejected Ecevit's call for ''compromise.''

Bu başlıkla ilgili iki şeye dikkat edelim: 1. Seçtiğimiz sözcüklerle bir habere nasıl farklı nüanslar yükleyebiliyoruz. 2. Gazete başlıklarında normal gramer kuralları tatile çıkıyor: Doğrusu = in the region... siege /Sİ:C/ = kuşatma... to render = Bizdeki "kılmak" fiilinin ta kendisi: render ineffective = etkisiz kılmak... to reject = reddetmek...

*  *  *  *  *

from Zaman (conservative)

INDUSTRIALISTS WANT REDUCTION IN ELECTRICITY PRICES

Some circles want the 10 percent reduction in natural gas prices which will be valid as of October 1 to be reflected also to electricity prices. The Energy and Natural Resources Ministry has not made a statement whether the reduction will also be reflected to the electricity prices while Ankara Chamber of Industry (ASO) Chairman Zafer Çağlayan said that reduction should also be made in electricity prices.

reduction = 1. azaltma, indirme, indirim; 2. indirgeme... some circles = "bazı çevreler, muayyen mihraklar" (İngilizce Türkçe'ye ne kadar çok benziyor -- Türkçe'den çevirince!)... valid = geçerli... as of = itibarıyla, ...dan başlayarak (LÜTFEN bu deyimi not ediniz)... to be reflected = yansıtılmak... Chamber of Industry = Sanayi Odası... Chamber of Commerce = Ticaret  Odası...

Hazır "chamber" /ÇEYM-bı/ 'lardan söz açılmışken, neden "robdöşambır" giydiğimizi de öğrenmiş olduk: "Ev (oda, yada evin kendimize ait bölümü) giysisi"... Ayrıca: chambermaid = oda hizmetçisi... pot = Biliyorsunuz, çeşitli anlamları yanında (örneğin argoda, marihuana), "çanak, çömlek, saksı, toprak kap" anlamları da var. Dolayısıyla, "chamber-pot" = LAZIMLIK!...

* * * * *

 

         

ANASAYFA      TESTLER      OKUMA      EĞLENCE