Türkçe
Açıklamalı İngilizce Metin

The
Importance of
BODY LANGUAGE
in
THE WORLD OF
BUSINESS

İŞ &
ÇALIŞMA DÜNYASINDA
VÜCUT DİLİ
(BEDEN DİLİ) 'NİN ÖNEMİ
İşe girmek... İş
görüşmeleri... Toplu İş Sözleşmeleri... Toplantılar, Sunumlar, Müzakereler, Mülakaatlar...
"İşi Bağlamak" için, zafere
giden yolda, vücut dili üstüne değerli bilgiler...
Breh, breh... %10 isterim: Bilmiş
olunuz !! Y.İ.
Gratefully pilfered -- with minor/major
variations -- from
http://www.itrain.co.uk/gwin07-interview-body-language.htm
http://www.ingilizce-ders.com/ingilizce-ders/pratik-ingilizce.htm
Anahtar Sözcükler: Vücut Dili, Beden
Dili, Bedensel Dil, Mimik ve Jestler, Gözlerin Dili, Vücut
Hareketlerinin Dili, İş Dünyası, Çalışma Dünyası, Görüşme, Mülakaat...


PART I : WHEN NEGOTIATING
An understanding of body language communication is
vital when you are negotiating, and using positive
body language yourself will make you a better
negotiator.
to negotiate
= karşılıklı görüşmelerde
bulunmak; müzakere etmek; pazarlıklı görüşmelerde
bulunmak; (sendikacılıkta) toplu iş görüşmesi
yapmak...
body
language = vücut dili, beden dili...
an
understanding of body
language communication = vücut dili
iletişiminin anlaşılması...
to be vital
/VAY-tıl/
= hayatî (yaşamsal) önemi olmak;
son derece önemli olmak...
positive body
language = olumlu vücut dili, olumlu beden dili...
using
........... yourself
= Burada "sizin de, kendiniz
de, kendinizin
de kullanması" şeklinde çeviriniz...
There are four key elements to body language
communication -- posture, facial expression, tone of
voice and limb position. Of these, the tone of voice
is most easily disguised and you should be wary of
making judgments based on this element alone.
key =
"anahtar" anlamındaki bu sözcük bu
tür bağlamlarda Türkçe'de çoğu zaman "kilit" sözcüğü
ile de iyi karşılanır: "the key man in this
problem" = bu meseledeki kilit adam...
element
= öğe, unsur...
posture
/POS-çı/ =
duruş, vücudun duruş şekli, tavrı...
limb
(/b/ okunmaz:
/LİMM/)
= kol-bacak
(vücudun "aza" ları -- tıp dilinde
"extremity/---ies" =
"ekstremite")...
of these
= bunlardan, bunların arasında(n)...
to disguise
/dis-GAYZ/ =
gizlemek, saklamak, tebdil görünmek (aldatmak, veya
tanınmamak gibi amaçlarla)...
in disguise
= tebdil kıyafette...
to be wary
of = dikkatli olmak, temkinli olmak,
endişesini yaşamak...
Son
cümle mealen: "Karşınızdakinin yalnızca ses tonuna
bakıp bir yargıda bulunmayınız; kolaylıkla
manipüle edilebilen bir öğedir."
While the other side are speaking, reassure them by
using positive body language -- make a lot of eye
contact, smile, nod in agreement with their major
points and generally act as though you are persuaded
by their arguments. This tends to draw the other
side out by making them feel that you are easier to
negotiate with.
the other side
= "karşı
taraf"; "karşınızdaki kişi/kişiler"...
to reassure
= inandırmak, ikna ederek
rahatlatmak, endişelerini gidermek...
eye contact
= göz teması, gözgöze
gelme...
to
nod = "evet" anlamına kafa sallamak,
başıyla onaylamak...
as though
= as
if = sanki, güya, --mış gibi...
to be
persuaded
= ikna olmak, inandırıcı
bulmak...
to
draw smb out =
(burada) rahatlamasını / kabuğundan çıkmasını sağlamak...
When they have come to the end of their prepared
remarks, keep quiet and maintain an attentive pose.
They may then begin to improvise -- providing even
more information to the intelligent listener.
when they .......... prepared remarks
= hazırlamış oldukları
sözlerinin sonuna geldiklerinde / bitirdiklerinde...
to maintain
= sürdürmek (başka anlamları için
sözlüğünüze danışınız)...
attentive
= dikkatli, dikkatini
veren...
Son
cümlenin anlamı: "Sessiz kalınız ve dikkatle
dinlemekte olduğunuz pozunuzu devam ettiriniz; bu
şimdi onları sözlerine irticalen/hazırlıksız devam etmeye
yönlendirecektir...
to improvise
= "doğaçlama" yapmak, irticalen
söylemek; oracıkta uydurmak veya yaratmak...
even more
information = daha da
fazla bilgi...
NOT: Bu
tavır, birisini mülakata aldığınızda çok yerinde bir
taktiktir: Karşınızdaki sessizliğe dayanamaz ve
"bülbül gibi" şakımağa başlar. Önemli olan da,
esasen, bu kimseyi hazırlamış olduğu konuşma
metninin içermediği ayrıntıları söyletmeğe
çalışmaktır.
Body language should be seen as a two-edged sword,
and when you are opening you should be aware that
the other side may use it to encourage you to say
more than you intended.
a two-edged
sword = "iki ağızlı kılıç"...
when you are
opening
= kendinizi karşınızdakine
açarken... "When you are opening yourself up to
---------" ifadesinden kısaltma...
to encourage =
cesaretlendirmek, yüreklendirmek, teşvik etmek...
Son
cümlenin anlamı: "Kendinizi açmağa başladığınız
zaman bilmelisiniz ki karşı taraf bunu size aslında
niyetlendiğinizden daha fazlasını söyletmek için
kullanıyor olabilir."


MIRRORING
In any
intimate communication there is a natural tendency
to mirror the body position of the person you are
talking to, and this behavior tends to result in a
more relaxed and agreeable atmosphere. You can put
the other side at ease by being aware of this and
making a positive but subtle effort to mirror their
body language -- but don't overdo it.
intimate
= "intim", "yakın", içiçe,
içlidışlı, mahremiyetine girerek...
natural
tendency
= doğal eğilim / kendiliğinden bir eğilim...
to mirror
= aynısını geri yansıtma, aynı şekilde davranma...
agreeable
= hoşa giden, istendik...
to put at
ease
= rahatlatmak, kendisini rahat hissetmesini sağlamak...
subtle
(/b/ okunmaz: /SA-tıl/)
=
deruni, yüzeysel olmayan, kolay
görülemeyen veya anlaşılamayan, ince ve ustalıklı
(mahir ve hilekar, anlamı da verebilir)...
to overdo
= aşırıya kaçmak...
If you are negotiating as part of a team then it is
important to keep everyone on your side aware of the
subtle messages they may be sending out. An
individual's facial expression, tone of voice, body
posture and movement often convey a world of detail
about what they are thinking, feeling and planning.
to
negotiate as a team
= bir ekip halinde görüşmelerde bulunmak...
to convey
= iletmek, taşıyarak ulaştırmak...
a world of detail
= pekçok ayrıntı, "bi dünya dolusu" ayrıntı...
Mealen
son cümle: "Aman ekip arkadaşlarınıza dikkat ediniz.
Aralarından birisi vücut diliyle farkında olmaksızın
sizler hakkında bir sürü ayrıntı veriyor olabilir."
The effective use and interpretation of body
language communication will help you to identify
subtle aspects of the other side's opening position.
It is a key component of intelligent listening.
interpretation
= yorum... Burada, karşımızdakinin
vücut dilimi "okuma" anlamında... Bu sözcük,
biliyorsunuz, ayrıca "sözlü çeviri / yapma"
anlamında da kullanılır...
to identify =
kimliğini / niteliğini belirlemek...
aspects
= Türkçe'ye çoğu zaman "yönleri / yüzleri" (özellikler-nitelikler
kaleminden) şeklinde çeviri veriyor...
key
component = "kilit" öğe...
intelligent
listening = bilinçli bir şekilde, yani,
"zekasını / kafasını kullanması bilen" adamın
dinleyeceği gibi dinleme...
NOT:
Daha önce açıklaması yapılmış sözcük veya deyimlere
yeniden değinmiyoruz. Örneğin, "subtle" sözcüğünü
daha önce açıklamıştık.
It is important to ensure that all of your team
understand the implications of body language
communication. The use of positive body language can
reassure the other side and may encourage them to
improvise -- revealing valuable information.
to
ensure
= olmasını, gerçeklemesini
sağlamak... implication
= Sözlüklerde "ima"
kavramı ile karşılanan bu sözcük için Türkçe'ye en iyi
çeviri "bir şeyin ne
anlama geldiği" şeklinde yapılabiliyor. Örneğin
burada, "vücut dilinin ne anlama geldiğini anlamak".
Bu kavramdan yola çıkarak, "neleri içerdiği" vs
şeklinde varyasyonlar yapabilirsiniz...
to reassure
= karşısındakini inandırarak rahatlatmak:
"Sizi temin ederim ki..." (= lütfen bana inanınız;
asla endişeniz olmasın; bu konuda size temimat
veriyorum"; "size temin ederim ki" şeklinde daha
seyrek görünür)...
to improvise
= doğaçlama yapmak, önceden hazırlığı veya
provası olmaksızın oracıkta oluşturma; oracıkta
içinden geldiği gibi birşeyler oluşturuvermek...
to reveal
= ifşa etmek, açığa vurmak...
NOT: En
sondaki yapı, "may encourage them to improvise
and (as a result of this) to reveal
......" yapısından bir gramatik dönüşümdür. Anlamı:
"kendilerini
(=karşı tarafı) önceden hazırlamış olmadıkları bazı
konuşmalar yapmaya ve böylece önemli bazı bilgiler
açıklamaya yönlendirebilir."
When you are opening you should be aware that the
other side may use body language communication to
encourage you to say more than you intended.
when you are
opening
= (daha önce de geçti) kendinizi
karşınızdakine açarken... UYARI: "When you
are opening yourself up to ---------" ifadesinden
kısaltma olarak değerlendirebileceğiniz buradaki
ifade belki de hayatınız boyunca bir daha hiç
karşılaşmayacağınız seyrekliktedir. Neyse ki,
işitilirse anlaşılabiliyor.

EYE
CONTACT
Eye
contact with the other side is an essential part of
any negotiation. Without it the other party will
feel remote from you and are unlikely to relate to
you in a meaningful way. Not many negotiators
realize how important eye contact is, or how
sensitive people are to it. Eye contact should be a
positive form of body language communication, but if
it is not used correctly it can easily become
negative.
eye contact =
göz teması, gözgöze gelme...
negotiation
= karşılıklı görüşme ve müzakere;
pazarlıklı görüşme; (sendikacılıkta) toplu iş
görüşmesi...
will feel
remote from you = kendilerini
sizden uzak (=kopuk) hissedeceklerdir...
to relate to
smb/sth
= bir kimse/şey ile aranızda bir bağ olduğunu hissetmek;
bir ölçüde özdeşleşmek...
should be =
[burada] "olsa gerek / öyle olmasını bekleriz" (=öyle
olması normal beklentimizdir)...

The face
shown above has a shaded area that indicates the
correct target zone for positive eye contact. That
is, looking anywhere within this shaded zone
represents positive eye contact. Looking at
someone’s face anywhere outside of the triangular
target zone is likely to cause some degree of
embarrassment, or even strong adverse reactions.
shaded
= gölgeli, gölgelendirilmiş...
to indicate
= belirtmek, göstermek,
işaret etmek...
correct
target zone
= doğru hedef bölgesi...
That is,
= Yani, ...
triangular
= üçgen(sel) -- sıfat...
to be likely
+ mastar
= -------mesi muhtemel/olası olmak.
"is likely to cause" = yol açması / sebebiyet
vermesi muhtemeldir / olasıdır...
embarrassment
= sıkıntılı durum, zor
durumda kalma, mahçup duruma düşme...
adverse
reactions = ters
tepkiler ("adverse", ters nitelikte, zarar verici, düşmanca demektir)...
Zone A represents the intimate zone and by moving
just a fraction below the base of the target
triangle you will enter it. When this happens people
typically react by feeling that the other person is
staring at them, or that the observer looks shifty.
to represent
= temsil etmek, yerine geçmek, onun yerini tutmak...
just a
fraction below = azıcık
altında, hemen altında (fraction, kesir, bir şeyin
küçük bir parçası demektir)...
base
/BEYS/ = taban...
to stare
= gözlerini dikip bakmak (bazen de
"bakakalmak" gibi bir anlam verebilir: örneğin "tirene
bakar gibi" bir kavramla)...
to look
shifty = güvenilmez görünmek, hilekar
ve güvenilmez izlenimi vermek
("look" burada "bakmak" değil;
"görünmek" anlamındadır = seem, appear)...
Bu paragraf mealen: "Bakışlarınız hedef üçgenin
birazcık bile altına kaysa, karşınızdaki kişinin
kendi "intim" (yukarda açıklandı) alanına girmiş
olursunuz. Bu durumda karşınızdaki kişiye, ya
"gözlerinizi saygısızca dikmiş bakıyor olduğunuz"
veya "bakışlarını kaçırdığınız için güvenilmez bir
kimse olduğunuz" izlenimi verirsiniz.
Zone B represents a dominant zone and by looking at
the forehead of another person you are likely to
invoke a reaction that you appear to be arrogant,
that you are staring straight through them or more
commonly that you are talking down at them.
dominant
zone = baskın bölge...
forehead
(/e/ okunmaz, iki hece) = alın...
to
invoke = temel anlamı "adını
anarak çağırmak / çağrıştırmak / gönderimde bulunmak
ve/veya bu yolla bir yakarışta bulunmak" tır. Burada
"tepkiye neden olur (=bu tepkiyi çağırır)" anlamı veriyor...
arrogant
= kendini beğenmiş, mağrur, kibirli, başkalarına
değer vermeyen, "iplemeyen"...
stare (look)
straight through smb/sth =
sanki karşımızdaki kişiyi görmüyormuş da
arkasındaki bir şeye bakıyormuş gibi; yani,
umursamayan, önemsemeyen; veya "numarasını yutmuyor"
/ arkasındaki gerçeği görüyor bir tavırla...
talk down at
smb = karşısındakini küçümseyerek
konuşma...
As well as understanding how to make positive eye
contact with an individual, it is also important to
ensure that your gaze encompasses all of the people
that you are negotiating with. Try to avoid holding
eye contact only with the principal negotiator.
Whilst you may find it more difficult to engage
members of the party, it is important to try to
involve them.
to gaze
= aşağı yukarı "to stare" ile eşanlamlı; gözlerini
dikip bakmak. (Kızgınlık veya
"karşısındakini çözmeğe çalışmak" gibi nüanslar da
taşıyabilir)...
to encompass
= kapsamak...
principal
negotiator
= ekip halinde yapılan
görüşme/müzakerelerde ekibin başı...
to engage
= "angaje" etmek;
olayın içine çekmek, ilgisini sağlamak...
to involve
= (olaya) dahil etmek,
katılmalarını sağlamak...
http://www.ingilizce-ders.com/ingilizce-ders/pratik-ingilizce.htm


PART II : WHEN PRESENTING
You need
to be aware of your body language from the moment
you stand up until your presentation is completed.
The importance of positive eye contact and the
correct use of posture and hand movement to
accompany your presentation cannot be overstated.
presentation =
sunu, sunum, sunuş...
You need to be aware of --- = farkında/bilincinde
olmanız gereği vardır/zorundasınız...
from the moment
---- = ---- andan itibaren / başlayarak...
to overstate
= abartmak...
DİKKAT:
"cannot be overstated" yapısını Türkçe'ye şu şekilde
çeviriniz: "Ne derece önemle vurgulansa / vurgulasak
azdır."
As audience analysis shows body language is a very
important part of any presentation. Members of
your audience will analyze your body language, even
if they are unaware of this at the conscious level.
A brilliantly prepared presentation delivered in an
interesting voice will fall well short of the mark
if accompanied by negative, intrusive or hostile
body language.
audience analysis = dinleyici grubunun
/ kitlesinin özellikleri ve tutumuna ilişkin
inceleme/tahlil...
at the conscious level = bilinç
düzeyinde... brilliantly
= parlak bir şekilde... (Herkes niye ki eskiden saçına "biryantin"
sürerdi?! Şimdilerde, jöle?!)...
to deliver a
presentation =
sunum yapmak (="sunu vermek")...
to fall (well) short of the mark
= hedefe (çok) uzak düşmek, ulaşamamak ["well"
burada pekiştirici: "gayet, çok" anlamında]...
to accompany =
eşlik etmek...
intrusive
= izinsiz veya davetsiz giren, araya giren, burnunu
sokan, "oyunu bozan"... "to intrude" fiilinden...
hostile = düşmanca...
hostility =
düşmanlık... hostilities = karşılıklı çatışmalar
(örneğin, bir askeri cephede)...
You will probably be aware of the concept of
personal space -- that area around an individual into
which other people should not venture uninvited.
Audiences too are very conscious of this space and
when presenting you should not stand within 10 feet
of the audience. This distance is known as the
public zone and if you violate it you are likely to
antagonize those affected. This distance also
creates an effective stage area in which you, the
presenter, can perform.
You will probably be aware
(of) ------ = "Muhtemelen
biliyorsunuzdur / sanırım farkındasınızdır"... concept = kavram, zihinsel kavrayış...
"personal space"
=
metinde gayet güzel açıklanıyor: Örneğin,
"Batı"lıların kişisel alanı bize göre daha geniş, "Doğu"lularınki
yine bize göre daha dardır. Konuşurken biz
Batılıların burnunun içine gireriz; Araplar da
bizim... Kişisel mekan kavramı kültürden gelen,
bilinçaltında yatan bir algılamadır: Farklı
kültürden birisi ile konuşurken genelde nedenini
anlayamadığımız bir rahatsızlık yaratır: "Bu adam ne
diye kaçıyor benden? Bu adam neden sokulup duruyor
yahu?"...
to venture
= "cesaret edip girişimde bulunmak, denemek, cüret
etmek" gibi genel kavramlardan, burada "to
venture uninvited" =
"davetsiz girmek"...
to violate
= ihlal etmek, çiğnemek ("to violate a law" gibi)...
to
antagonize = kendine düşman etmek, kendini
onun nezdinde sevimsiz, istenmedik kılmak...
those
affected = etkilenen kişiler ("those people
who are affected")...
stage area
= sahne alanı...
http://www.ingilizce-ders.com/ingilizce-ders/pratik-ingilizce.htm
Once you are positioned in the correct zone
-- this
will be further away the larger the audience, there
are four main aspects of body language that you
should consider; what to do with your eyes, what
your facial expressions indicate, the positioning
and movement of your body and limbs, and your hand
gestures.
be further away the larger the audience =
"the more, + the more" = "ne kadar
ekmek, o kadar kokoreç" yapısından... ÇEVİRİSİ: Dinleyici kitlesi ne derece daha
büyükse, aranızda da ona göre daha fazla mesafe
bırakınız."
limb (/b/ okunmaz:
/LİMM/) = kol-bacak (vücudun
"aza" ları -- tıp dilinde "extremity" =
"ekstremite")...


BODY
AND LIMB MOVEMENT
The way
that you use your body and limbs will also have a
major influence on how your audience perceives you.
When presenting you will normally be standing, and
an ideal stance is with your feet close together and
your weight evenly distributed between them. It is
important not to grow roots -- don't stand in one
position, but try to inject movement as you speak.
to perceive = algılamak...
stance =
duruş, tavır...
weight evenly distributed
= ağırlık
eşit olarak "dağıtılmış" (bölünmüş)...
to grow roots
= "kök salmak, kök büyütmek" kavramından, burada
"bir noktada çakılıp kalmak"...
to inject movement =
hareket katmak / "hareket enjekte etmek"...
By developing a practised way of moving you can add
a confident and professional air to your
presentation style. Precisely how you choose to move
is a personal thing -- but try to develop and
rehearse your style so that you end up moving
without conscious effort.
practised = üzerinde önceden çalışılmış...
precisely
how = "tam olarak nasıl"...
is a
personal thing = kişisel bir konudur, kişiden
kişiye değişir...
to rehearse
/ri-HÖ:S/
= prova yapmak.
DİKKAT: "terzi provası" anlamında kullanamazsınız:
"tailor's fitting"...
end up = sonunda öyle olmak,
sonunda o şekle ulaşmak, sonunda o şekilde bitmek...
In a formal presentation you are constantly aware of
your arms, hanging awkwardly from your shoulders,
always seeming to be in the way... The key point
about arms is to ignore them -- move them back into
your subconscious so that they can support what you
are saying in a natural way. That said, there is one
movement that you should develop when presenting
which will display confidence and openness. This
involves moving your arms away from your body and
showing open palms to your audience.
constantly =
sürekli olarak, aralıksız...
awkwardly = iğreti, biçimsiz, beceriksiz biçimde...
to be in the way
= istenmedik biçimde araya girmek, engel olmak, mani teşkil etmek...
to ignore
= görmezden gelmek, kulak asmamak... Ancak
"ignorance" sözcüğünün, "cahillik, cehalet,
bilmezlik" anlamına geldiğine dikkat ediniz...
subconscious =
bilinçaltı...
That
said, = "Bunu söyledikten sonra; bunu söyledik ama
şimdi de..." Böyle bir ifadeyi, "Having said this"
veya "After this has been pointed out" gibi
ifadelerden bir dönüşüm olarak görmek gerekir...
to
display = sergilemek, göstermek; burada "kanıtlamak"
da diyebilirsiniz...
openness = gizlisi saklısı
olmama, açık bir kimse olma, özü sözü bir olma...
Son iki
cümlenin anlamı: "Sunum yaparken, geliştirmiş
olmanız gereken bir hareket vardır ki sizin kendine
güvenli, gizlisi saklısı olmayan bir kimse
olduğunuzu sergileyecektir. Kollarınızı vücudunuza
çok yakın, bitişik tutmamalı; elleriniz sımsıkı
kapalı, onları (avuç içlerini) dinleyicilerinizden
gizliyor olmamalısınız."


YOUR POSTURE AND
STANCE
There
are further aspects of posture that you should be
aware of -- as they can easily communicate
subconscious messages, some of which you will want
to avoid.
posture and stance
= Birinci sözcük ile daha çok
fiziki anlamda "vücudun duruşu" (örneğin,
"dik duruş") anlatılırken, ikincisinde daha çok
"tutum, tavır" kavramı önplanda (fakat
ikincisi de "vücudun duruşu" anlamında
kullanılabilir)...
further
aspects = "başka yönleri de, daha başka
özellikleri de...
as =
çünkü / ------------- için...
The forward sloping stance indicates a wish to
dominate other people, often it is accompanied by an
over-stressed point. The presenter may be attempting
to impose a concept or point of view on their
audience. This is made worse by aggressive or
intrusive behaviour -- such as entering the public
zone or the use of hostile gestures.
forward sloping stance = öne eğik, öne "kaykılmış"
duruş... to
dominate other people = başka insanlar
üzerinde baskı kurmak, baskı altına almak...
over-stressed = fazla/aşırı
vurgulanmış/vurgulanan...
[Yani, bu duruş hatasını, çoğu kez, dinleyicilere
önemli bir noktayı "ihsas" etmeğe çalışırken
yaparız.]...
to impose = Türkçesi çok
kolay: "empoze etmek"!!...
intrusive
= [Daha önce de geçti] izinsiz veya davetsiz giren,
araya giren, burnunu sokan, "oyunu bozan"... "to
intrude" fiilinden...
hostile
= [Daha önce de geçti]...
A bent posture is indicative of a person who is
saying something without conviction. Saying one
thing whilst meaning another -- such as a
salesperson making an exaggerated statement
pertaining to the product he wants to promote.
bent posture = "bükük
bir duruş / dik olmayan bir duruş şekli"... Farklı
anlama geleceği için "ikibüklüm" gibi
tanımlamalar yanıltıcı olur... is indicative of =
"göstergesidir"...
without conviction = kendisi de
pek inanmaksızın...
whilst = while...
exaggerated
= abartılı / abartılmış...
pertaining to = ilişkin olarak...
to promote
= tanıtımını / reklamını yapmak...
The
upright posture demonstrates a stance with no hidden
meaning or manipulations in the communication. This
stance indicates that
the
person
has conviction and confidence in what
they
are
saying. This is the posture you should practice and
use when presenting.
upright posture = dik duruş; mecazi olarak da "başı
dik, alnı açık" duruş...
to
demonstrate = göstermek, örneklemek; (burada)
sergilemek...
ÖNEMLİ UYARI:
Son paragrafta, kırmızı bold ile yazdığım sözcüklere dikkat ediniz:
Dili "cinsiyet ayrımcılığından kurtarma" çabalarının
günümüzde ulaştığı boyutları
örnekliyor. "Person" sözcüğüne -- eskiden
olduğu gibi "he, him, his" veya
"he or she, his or her" şeklinde değil -- çoğul "they, them, their" sözcükleri
ile gönderim yapabiliyoruz. [Aslında tarihsel
açısından da yesyeni bir uygulama sayılamaz]...
Bu konuya, özellikle öğretmenlerin -- yeni İngilizce'yi farklı
mecralardan öğrenen öğrencileri karşısında zor
durumlara düşmemek için -- dikkat etmelerini
öneririm...


PART III : IN MEETINGS
Using positive body language can reinforce the
opinions you wish to express in a meeting and
avoiding negative or intrusive non-verbal
communication will ensure that you do not undermine
your message.
to reinforce = pekiştirmek, kuvvetlendirmek...
(Örnek:
reinforced concrete = betonarme...)
intrusive =
(Yukarda geçti)...
non-verbal
communication =
sözel olmayan iletişim (yani, konuşma dili veya
bunun yazıdaki temsili dışında gerçekleşen iletişim
türleri -- örneğin, vücut dili)...
to ensure =
olmasını, gerçeklemesini sağlamak...
to undermine =
zayıflatmak, gölgede bırakmak, geri planda ve güçsüz
hale düşürmeğe çalışmak, "altını oymak"...
You need to be aware of your body language from the
moment you begin to make your contribution to the
meeting. The other participants will analyze your
body language, even if they are unaware of this at
the conscious level. A brilliantly prepared
presentation delivered in an interesting voice will
often fail to be convincing if it is accompanied by
negative, intrusive or hostile body language.
You need to be aware of --- =
farkında/bilincinde olmak gereği vardır /
zorundasınız / -------melisiniz...
contribution = katkı...
participant
= katılımcı....
at the conscious level = bilinç
düzeyinde... will often fail to be convincing = çoğu
zaman inandırıcı olamayacaktır ["fail + mastar"
yapısı, İngilizce'de olumsuzluk bildiren bir işlev
taşır]...
intrusive ve hostile
sözcükleri daha önce açıklandı...
There are four main aspects of body language that
you should consider; what to do with your eyes, what
your facial expressions indicate, the positioning
and movement of your body and limbs, and your hand
gestures.
to indicate = göstermek, işaret etmek;
burada "sergilemek" diyebilirsiniz... DİKKAT: Türkçe
tıp dilinde yaygın olan "endikedir"
deyişi, "xxx müdahelesinin yararlı/gerekli
olacağına
işaret eder" kavramından çevrilmedir...

PART IV : IN INTERVIEWS
You need
to be aware of your body language from the moment
you arrive until your interview is complete. The
correct use of posture, limb positioning and
positive eye contact can help you to make a positive
impression on the interviewer.
(to make / to leave) a positive
impression = olumlu bir izlenim bırakmak...
[Paragraftaki diğer sözcük ve terimler daha önce
açıklanmıştır.]
Body language is a very important part of any
communication. Your body language will be analyzed
by the interviewer; even if they are unaware of this
at the conscious level. A brilliantly prepared
interview delivered in an interesting voice will
fall well short of the mark if accompanied by
negative, intrusive or hostile body language. This
section explains aspects of body language
communication as it applies in western society.
even if they are unaware of this at the conscious
level = bilinç düzeyinde bunun farkında olmasalar
bile... to deliver
/di-Lİ-vı/
=
Burada "sunmak" sözcüğü ile çeviririz. Ancak bunun
sizi yanıltmaması için, sözcüğün çeşitli anlamlarını
sözlükten kaydediniz... .
to fall (well) short of
the mark = hedefe (çok) uzak düşmek, ulaşamamak
["well" burada pekiştirici: "gayet, çok"
anlamında]...
as it applies = "ilişkin şekliyle...
uygulanabilir olduğu şekliyle / geçerliği olduğu
şekliyle" şeklinde çeviriniz... Son
cümlenin anlamı: "Bu bölümde, Batı toplumlarında
geçerli olduğu şekliyle, vücut dili iletişiminin
çeşitli yönleri izah edilmektedir."
There are three main aspects of body language that
you should consider: what to do with your eyes, what
your facial expressions indicate and the positioning
and movement of your body and limbs.
to consider = "düşünmek", dikkate almak...
what to
do with your eyes = gözlerinizle ne yapacağınız,
gözlerinizi nasıl kullanacağınız...
to indicate =
göstermek, işaret etmek, belirtisi olmak...

MIRRORING
The concept of mirroring is based on the well-known
human trait of like attracting like. People
generally like people that appear to be similar to
them. Therefore, by observing the interviewers body
language and reflecting this back at them they are
likely to feel more at ease and friendly towards
you.
to mirror
= aynısını geri yansıtma, aynı şekilde davranma...
trait = eğilim, özellik...
"like attracts like"
(daha seyrek olmak üzere çoğul, "like attract like" =
"benzer (insanlar/şeyler) benzer (insanları/şeyleri) çeker;
biaraya gelirler, öbekleşirler"...
Bir atasözü de şöyle söyler: "Birds of a feather flock together"
(="Aynı tüyden kuşlar birarada tünerler"), yani,
"Arkadaşını söyle, kim olduğunu söyleyeyim," veya
"İki çıplak bir hamama yaraşır"... Bir
sonraki cümlede ise "like" sözcüğü "sevmek,
hoşlanmak" anlamında kullanılıyor.
by reflecting
this back at them = bunu onlara gerisin geri
yansıtarak; aynı şekilde hareket ederek...
to feel
at ease = kendini rahat hissetmek...
The effective use and interpretation of body
language communication will help you to identify
subtle aspects of the interviewers attitudes and
reactions. This understanding and interpretation of
body language is a key component of intelligent
listening.


SITTING POSITION
As most interviews are held with both parties seated
it is important to convey a positive message in the
way you sit. In particular, this comes down to the
placement of your arms and legs.
sitting position
= oturuş/oturma şekli...
"to hold an interview" =
kullanılan fiili not ediniz...
both parties
= her iki taraf da...
seated
= oturur durumda, ayakta değil...
to convey =
iletmek... this comes down to ------ = "Bu durum,
netice (sonuç) itibariyle ------ demektir / anlamına
gelir" şeklinde... İlk
cümlenin anlamı: "Çoğu görüşmeler her iki taraf da
oturur konumda yapıldığı için (Çoğu görüşmenin her
iki taraf da oturur vaziyette yapılması
nedeniyle/hasebiyle), oturuş şeklinizle olumlu bir
mesaj iletmeniz önem taşıyor."
With the upper limbs the guideline is that the less
a person moves their hands and arms, the more
powerful they are. This supports the view that they
are used to people listening to them and they
therefore do not have to resort to gesticulation to
get their point across.
upper limbs = kollar ("limb" sözcüğünü daha önce
açıklamıştık)...
"With the upper limbs ... powerful
they are." = CÜMLENİN ÇEVİRİSİ: Kollar açısından rehber ilke
şudur: Bir kimse elini kolunu ne derece az hareket
ettirirse, o derece daha güçlü (kullanılmış) olurlar...
"they are used to people listening to them" =
insanların kendilerine kulak vermelerine,
dinlemelerine alışkındırlar...
to resort to =
başvurmak zorunda kalmak...
"do not have to resort
to gesticulation" = ellerini kollarını sallamak
zorunda değiller, buna başvurmak zorunda değiller...
to get their point across = ne
demek istediklerini karşısındakilere anlatmak
için...

Eveet, dostlar... İşe girmek... İş
görüşmeleri... Toplu İş Sözleşmeleri... Toplantılar, Sunumlar, Müzakereler, Mülakaatlar...
"İşi Bağlamak" için, zafere
giden yolda, vücut dili üstüne değerli bilgiler...
Breh, breh... %10 isterim: Bilmiş
olunuz !! Y.İ.
http://www.ingilizce-ders.com/ingilizce-ders/pratik-ingilizce.htm
|