Doç. Dr. Yalçın İzbul

komik

Free Bilingual E-Zine

FUNNY WORDS / CURIOUS WORDS

İzbul'un İngilizce'de En Komik / En İlginç Sözcükler Listesi

En Komik Kelimeler

komik kelimeler

Page 04

 

 

 

türkçe ingilizce en komik



List # 04 -- April 15th, 2007


cachexy /kı-KEK-si/ = 1. aç kalma ve/ya kötü beslenmeden kaynaklanan zayıflama ve sağlık yitimi, genel sağlıksızlık durumu; 2.  (mecazi olarak) zaaf, zayıf düşmüşlük, sağlıksızlık, gerileme... [ Sıfat hali: "cachectic" = /kı-KEK-tik/ -- Her iki sözcük de bizim kulağımıza komik gelen sözcükler... Sıfat hali için Türkçe tıp terimlerinde "kaşetik" sözcüğünü kullanıyoruz. İsim hali, "kaşetik durum, kaşetik görünüm" deyişleriyle karşılanıyor sanıyorum... İngilizce tıp terimleri: "cachexia" /kı-KEK-siı/ ve "cachectic"...]

If you don't slacken up that diet of yours a little, you'll end up being a cachetic beautiful woman, Aysun. [to slacken = gevşemek, gevşetmek --  Türkçe'de "Sonunda kaşetik bir güzel kadın olacaksın, Aysun," deyişinde kullanacağınız alaylı sözcük vurgusunu İngilizce'de de aynen uygulayınız]

The cachexy of the political party cadres does not allow me too much hope about the future of the economy. [cadres = kadrolar]

She's so cachectically thin that you'd think she were pregnant if she swallowed an olive pip.
[olive pip = zeytin çekirdeği] [Sanırım böylece, sözcüğün zarf (adverb) halini İngilizce'nin şanlı tarihinde ilk kez ben kullanmış oluyorum! Çünkü, literatürde zarf haline (hernedense) hiç rastlanmıyor]


callipygian /KA-lı--cın/ veya /KA-lı--ci:ın/ = güzel ve biçimli kalçaları olan
[Alternatif bir sıfat: callipygous /KA-lı--gıs/ veya /KA-lı-PAY-gıs/... Ünlü Milos Afrodit heykelini (bugünkü "Venus de Milo") tanımlamakta kullanılmış olan Yunanca "kallipugos" sözcüğünden: "kallos" = "güzellik" (İngilizce'de diğer örnekleri: "calligraphy" = güzel yazı; "callisthenics" = güzelleştirici spor hareketleri) ve "puge" = kalça, sözcüklerinden... Sözcüğün asıl komik kardeşi steatopygian -- kadeh masası olarak kullanılabilecek ölçüde arkaya çıkıntılı baseni olan -- sözcüğünü alfabetik sırası gelince ele alacağız]

She was wearing a bathrobe clearly revealing her callipygian curves. [she was wearing = üstünde vardı]

Start dieting now and keep it up until your wedding day, and you might be looking quite callipygian when the big day arrives.


canoodle /kı-NU:-dıl/ = (fiil) sevgiyle mıncık mıncık kucaklayıp bağrına basarak öpmek. İsim durumu: canoodlery...  Her ikisi de sevgi dolu, sevimli ve gülücüklü birer sözcük. Ciddi yazı dilinde kullanmayınız.


The word "canoodle", though quite an ancient word in some dialects, seems to have gained general popularity only recently. If I asked a lady of my generation to canoodle me, I'm pretty certain she'd think I'm asking for a special type of noodle soup. [noodle soup = şehriye çorbası]

The pair of them canoodled like lovebirds and planted kisses on each other's cheeks. [like lovebirds = muhabbet kuşları gibi]

I had a wonderful dream last night in which I spent a whole night canoodling with Paris Hilton on a gondola in Venice.  [İnsan hayal ettiği müddetçe yaşarmış!!]


cantankerous [KÆN-TÆNG-kırıs] = makul olamayan, kavgacı kişiliğe sahip, huysuz

The appellation Mr. Seyfi Dursun uses for his stage personality, "Huysuz Virgin", can best be translated into English as "The Cantankerous Virgin".
[appellation = ad, takılan ad, lakab]

The last patient Dr. Dermanver examined that day was a cantankerous little old lady suffering from frequent migraine attacks and she was in a particularly ugly mood.
[to be in an ugly mood = bütün tersliği üstünde olmak]



catamaran /-tımı-RÆN/ = Katamaran [Bağlantılı iki paralel tekne gövdesi şeklinde yapılan deniz aracı. Gezi ve yarış teknesi olarak giderek yaygınlaşıyor. İngilizce'de denizcilik dilinde "cat" şeklinde kısaltılabiliyor.  Ortada ana tekne ve iki yanında birer küçük tekne şeklinde tasarlanan üç gövdeli tekne tipine ise "trimaran"  /TRAY-mı-RÆN/ adı veriliyor. "Catamaran" sözcüğünün ne bildiğimiz "cat" ne de "marine" sözcüğü ile ilgisi var. Güneydoğu Hindistan kıyılarında balıkçılar tarafından tarihten günümüze kullanılagelmiş tekne tipine Tamilce'de verilen addan geliyor.

To choose the right yacht for yourself, it might be a good idea to make a list of the advantages and disadvantages of catamarans compared to monohulls. [monohull boat = tek gövdeli klasik tekne... multihull boat = çok gövdeli katamaran veya trimaran tipi tekne -- "hull" sözcüğünü schwa (bizdeki /I/ benzeri) sesine çok yakın kapalı bir /a/ ile okuyunuz]

Our company specializes in buying and selling new or used catamarans, power or sail. Please visit our website to find your dream catamaran.
[power or sail = motorlu veya yelkenli]


cataglottism = dil kullanılarak öpüşme, "Fransız öpücüğü" ("French kiss")
[Sözcüğü konuşmada hiç işitmemiş olduğum için, okunuşunu tahminen veriyorum: /KÆ-tı-GL@-tizm/]

Yunanca "aşağı" ve "dil" sözcüklerinin birleştirilmesi ile yapılmış. Ender kullanılıyor. Daha çok "French kiss" deyimi yaygın. Bunun nedeni kulağa hiç de romantik gelmeyen sesleri ve aynı ön-ek ile yapılan İngilizce sözcüklerin genellikle "tatsız" anlamlar taşıması olabilir: cataclysm, catastrophe, catafalque, catarrh... [Tıp ve dilbilim literatüründe, "glottis" ve "glossa" sözcükleri "ses kirişleri ve aralarındaki boşluk" anlamında da kullanılabiliyor, ki "cataglottis" sözcüğüne daha enteresan bir nüans yükler!]

"Cataglottism" is a weird and hopelessly dull word used to describe the loving fun activity better known as "French kissing". [weird = tuhaf, acaip... hopelessly dull = tamir edilmesi, düzeltilmesi imkansız ölçüde sıkıcı]

I had a wonderful dream last night in which I was engaged in some cataglottism with no other than Paris Hilton herself!
 Dedim ya, insan hayal ettiği müddetçe yaşarmış!!


catapult /-tıpılt/ = mancınık... Fiil olarak da, "mancınıkla fırlatmak"... Silah sanayiinin günümüzde ulaştığı teknolojik düzeyde, artık mancınıklardan söz etmenin bir anlamı kalmadığı besbelli. Ama fiil olarak mecazi anlamda çok sık işitilen bir sözcüktür. Özellikle, aşağıdaki ilk örneğimde olduğu gibi, bizdeki "hakkı olmayan bir mevkiye paraşütle inmek" deyiminin karşılığı olarak kullanabilirsiniz.

Marrying into a rich and politically influential family has no doubt played a large part in catapulting him into the position CEO of the "Ye Kürküm Ye" Company.

His magnetic personality catapulted him to the top of the music world within a very short time.



cerumen /sı-RU:-mın/ = kulak kanalındaki bezlerin salgıladığı sarı-kahverengi  yağlı kıvamlı kulak kiri

Excessive cerumen may impede the passage of sound in the ear canal. [to impede /im-Pİ:D/ = engellemek, engel olmak]

"Cerumen is nature's way of keeping the ear canals clean. It is a sticky substance that coats the ear canal skin and hairs and traps any dirt or foreign objects. The stuff accumulates until it simply balls up and falls out of the ear canal in the course of normal chewing and talking motion of the jaw." from http://www.drhull.com
Değerli dostlar; Bebeklerinizin kulaklarını "FalanFilan-Tips" gibi ticari safsata ürünleri sokuşturarak "temizlemeğe" kalkışmanın gereksiz ve tehlikeli olduğunu biliyorsunuz, sanırım.


cicisbeo /Çİ-çiz-BEİ-ou/ = evli bir kadının erkek eskortu.
 Çoğulu cicisbei /Çİ-çiz-BE-İ:/

Karışık bir mevzu... Telaffuzundan da görüleceği gibi, İtalyanca'dan bir sözcük. Tarihsel bağlamda, İtalya'da 18. ve 19. yy'da geçerli olmuş bir sosyal uygulama: Evli bir kadına, kocasının da izniyle, sosyal etkinliklerde refakat eden eskort... Fakat, ne o derece "temiz düşünceli" ne de o derece "saf" olan günümüz toplumunda "eskort" kavramı farklı şekillerde yorumlanabiliyor. Tabiatıyla, tarihsel örneklere de şüpheyle bakanlar az değil. Aşağıdaki örnekler, çeşitli İnternet kaynaklarından:

Maddalena took her cicisbeo or "cavaliere servente" everywhere she went. He was present even on her second honeymoon tour.

He agreed to be her cicisbeo--her paid escort--and plus more. It was in that context that the countess had approached him. [and plus more = ve ayrıca başka şeyler de]

She knows that she is not the only concubine that her cicisbeo has had. She is the sixth. What's worse? She won't be the last one. [concubine = "kept woman", kapatma, metres]

In the film "Niagara", Marilyn Monroe and her cicisbeo plots the murder of her husband with the rich Niagara falls as a backdrop. [as a backdrop = arka planda fon olarak]


cockamamie /K@K-kı-MEY-mi:/ = uyduruktan ve alaya almaya değer, saçma sapan, rezilane gülünç, olmayacak şey, önemsiz ve dikkate almağa değmez


Where did you get the cockamamie idea that you can afford a holiday in Bodrum on your miserable five hundred liras?

We didn't have these cockamamie digital cameras when I was a child; my trusty old Leica was good enough for any photographic masterpiece.

Antonyms: sensible, wise, logical, rational, sane, believable, credible, plausible, real...

türkçe ingilizce en komik

 

 

komik      çok komik      en komik

 

 

ANASAYFA        TESTLER        OKUMA        EĞLENCE        ALMANAK

KAYNAKLAR     FIKRA     KARİKATÜR     KONUŞMA      İSTER İNAN