22 --
Türkçe
tümcede, kendisinin şu anda alkollü olduğunu söyledik; genelde alkolik
olduğunu değil...
23 --
"B"
şıkkının gramer olarak doğru olması için: "We do not love each other,"
veya, "We do not love one another."...
24 --
"Little"
= pek az... "A little" = bir parça, biraz... Şu iki tümceye bknz: "I have
few friends here." = Pek az arkadaşım var... "I
havea few friends in the Ministry." = "Bakanlıkta üç beş arkadaşım
var." (Bu
ikinci tümcede, ses tonunuza belli kinayeler
katarak, "Bakanlık herhalde bizden sorulur," demeye bile
getirebilirsiniz -- ki bu son iddia, bir muz cumhuriyetinde vak-â-yi âdiyeden bir
saptamadır...
26 --
"B"
şıkkı sayıca dörtten fazla blucinimiz olduğunu söylüyor. Oysa, Türkçe tümceden
toplam blucin sayımızın dört olduğunu öğrendik... Öte yandan, "A"
şıkkının ikinci bölümü ses tonu ile gerçekleştirilen bir soru tümcesidir.
27 --
İşte
tipik bir örnek daha. Türkçe'den yola çıkarak adamlara kendi dillerini
öğretmeğe kalkışmayınız; onlar nasıl söylüyorlarsa doğru olan odur...
Ayrıca, "resist" fiil Ving alır.
30 --
"B"
şıkkının çevirisi: "Burada kar yağıyor, ki bu hiç olmayacak (=
beklenmedik) birşey."
31 -- Hava
bulutlanıyor. Yağmur yağabilir gibi görünüyor.
A
It's clouding over.
Looks like it might rain.
B
It is getting
cloudy. It is looking like it might rain.
(Sorunun
irdelenmesi bölüm sonunda)
32 -- Elimden
geldiğince ayağının altında dolaşmamağa, onunla karşılaşmamağa dikkat
ediyordum.
A
I kept out of her
way as much as possible.
B
As much as it comes
from my hands, I paid attention to not walking under his feet, not
meeting him.
(Bunun ve bir
sonrakinin irdelenmesi bölüm sonunda)
33 -- Yüzümdeki ifade
beni ele vermiş olmalı.
A
The expression on
my face must have given me away.
B
My facial
expression must have given me to their hands.
34 -- Sana normal saat
ücretinin iki katını ödeyebilirim.
A
I can pay you double
the price for that watch.
B
I can pay double
your usual hourly rate.
(Sorunun
irdelenmesi bölüm sonunda)
35 -- Evdeki bütün
yiyecekler yenmişti.
A
All the food was
eaten in the house.
B
All the food
in the house was eaten.
(Sorunun
irdelenmesi bölüm sonunda)
36 -- Bahse girerim ki
bunun ardında uzun bir hikayesi vardır.
A
I bet there's
a long story behind it.
B
I bet there's
a long story after this.
37 -- Öf, seninle iki
kelime konuşmak olanaksız!
A
Wow! There is no
probability of talking two words with you.
B
Heck! You are
absolutely impossible.
(Sorunun
irdelenmesi bölüm sonunda)
38 -- Turgut hayal
kırıklığına uğramıştı, ama centilmence karşılamayı bildi.
A
Although Turgut was
disappointed, he was a good sport about it.
B
Turgut was
disappointed, but he knew to oppose it like a gentlemen.
39 -- Şu anda yeterli
elemanımız yok.
A
We have no
efficient personnel at the moment.
B
We are understaffed
at the moment.
(Sorunun
irdelenmesi bölüm sonunda)
40 -- Bahse girerim ki
okuldaki bütün kızlar bu resmi görünce hasetten çatlayacak.
A
I bet all the girls
at school will be green with envy when they see this picture.
B
I bet all the girls
at school will crack up with admiration when they see this picture.
İrdeleme:
31 --
"Look
like" (= benzemek, gibi görünmek, olası görünmek) fiili asla ve asla
"continuous" tense'lerde kullanılamaz...
Bir Başka Uyarı: Herbir püf noktasını burada uzun uzun yazmağa
kalkışırsak, her sayımız bir minik Ansiklopedi Britanik
hacmine ulaşır. Edilgen bir öğrenici olmaktan sıyrılıp, etken ve etkin bir
bilgi bulucu ve deşici -- bir bilgi avcısı -- kimliğini benimsemenizde
büyük yarar var. Örneğin "A" şıkkında, "Looks like" kalıbının bu şekilde
"öznesiz" kullanılabildiğine benim ayrıca dikkatinizi çekmeme gerek
duymamalısınız. "Demek ki bu şekilde kullanılabiliyormuş," mantığı ile,
siz kendiniz hemen not etmelisiniz.
32 ve
33 --
(Genellikle, idiomatik dağarcık yetersizliği nedeniyle) İngilizce'yi
Türkçe'ye uydurma girişimlerimnin yol açacağı "gibberish" /CİB-ıriş/
(abuk ifade) için örnekler...
34 --
Zor bir
soru olduğunu kabul ederim. "Double the price" doğru bir ifade. Mantığım
şöyle: Neden bir kimse durup dururken bir kol saati için fiatın iki katını
ödemeyi teklif etmek budalalığını göstersin ki? Belli ki, saat başına
çalışma ücreti pazarlığı yapılıyor.
(Yine de, itiraf
etmeliyim ki bir sınavda bu soru sorulsa, dava konusu olsa ve bana
bilirkişilik düşse, iptali yönünde rapor veririm...)
35 --
Türkçe
tümceyi doğru irdeleyememe, tam anlayamama hatası. "Bütün yiyecekler evde
yenmişti," demedik. Söylediğimiz: "Evdeki bütün yiyecekler yenmişti."
37 --
İdiomatik
kullanım gereğine ek olarak, Türkçe'de pek dikkat edilmeyen "olanak"
(possibility) ve "olasılık" (probability) kavramlarının İngilizce'de ise
keskin çizgiyle farklı algılanacağına dikkat ediniz...
38 --
Hadi
herşey bir yana, "gentleman" ve "gentlemen" tekil-çoğul farkını
bile atladıysanız, teessüflerimi sunuyorum...
39 --
"Efficient" ve "sufficient" kavramlarını ayırt edememek hüzün verici
bir yetersizlik... Fiillerin başına "over" ve "under" getirilerek
kazandırılan farklı anlamların farkında olmamak da çok elem verici..."Overstaffed" = eleman fazlalığı
var... "Understaffed" = eleman yetersizliği var (sayıca)... "To overreact"
= aşırı tepki göstermek... (Tersi: to underreact)... To overestimate =
abartmak, gözünde büyütmek... To underestimate = ufak tefek görüp
Karamürsel sepeti sanmak...