Test Your Idiomatic English - 02

Gerektiği Şekliyle Nasıl Söylenir??

ALL LEVELS

Choose the correct, natural, received  (= expected) -- or, in one word, the "idiomatic" expression.

Trap sentences (in the form of apparent direct translation from Turkish) are also included...

Herzaman yapmanız gerektiği gibi,

bilmediğiniz idiomatik kullanımları

not edip, ezberleyiniz...

 

 21  --  Ne?! Kazıklamışlar seni. (alışverişte)

 A   What?! You've been ripped off!

 B   What?! They've made you sit on a stake!!

 

 
 

 22  --  Korkarım kendisi alkollü; araba kullanacak durumda değil.

 A   I am afraid he's been drinking --- he's in no condition to drive.

 B   I am afraid he is an alcoholic; he is not in a state to drive a car.

(Sorunun irdelenmesi bölüm sonunda)

 

 
 

 23  --  Birbirimizi sevmeyiz / sevmiyoruz... (Romantik aşktan söz etmiyoruz; sosyal ilişkilerden söz ediyoruz)

 A   There's no love lost between us.

 B   We don't love each one of us.

(Sorunun irdelenmesi bölüm sonunda)

 

 
 

 24  --  İzleyen iki hafta boyunca birbirlerini pek az görebildiler.

 A  They could see one another a little over the following two weeks.

 B  Over the following two weeks, they saw very little of one another.

(Sorunun irdelenmesi bölüm sonunda)

 

 
 

 25  --  Baban duymasın; sigortaları atar walla.

 A   Don't let your father hear that; I swear his insurance will throw up.

 B   Don't let your father hear that, or he'll blow a fuse.

 

 
 

 26  --  Ne? Blucinlerimin dördü de yıkanıyor mu?!

 A   What? All four pairs of my jeans are in the wash?!

 B   What? Are four pairs of my jeans being washed?
(Sorunun irdelenmesi bölüm sonunda)

 

 
 

 27  --  Onu arabadan çıkarmağa çalıştım, ama yerinden kıpırdamamakta direniyordu.

 A   I tried to get him out of the car, but he resisted to be moved from his place.

 B   I tried to get him out of the car, but he wouldn't budge.

(Sorunun irdelenmesi bölüm sonunda)

 

 
 

 28  --  Şaşırmış halde, Orhan ağzı açık ona bakakaldı.

 A   Startled, Orhan gaped at him.

 B   In a surprised state, Orhan opened his mouth and looked at it.

 

 
 

 29  --  Seç bakalım. Beğen beğendiğini al.

 A   Let's look at what you chose. Take whichever you like.

 B   Take your pick.

 

 
 

 30  --  Burada deli gibi kar yağıyor.

 A   It's been snowing like crazy up here.

 B   It is snowing here, which is crazy.

(Sorunun irdelenmesi bölüm sonunda)

 

İrdeleme (Notes, Elucidation = Açıklığa Kavuşturma):

 22  --  Türkçe tümcede, kendisinin şu anda alkollü olduğunu söyledik; genelde alkolik olduğunu değil...

 23  --  "B" şıkkının gramer olarak doğru olması için: "We do not love each other," veya, "We do not love one another."...

 24  --  "Little" = pek az... "A little" = bir parça, biraz... Şu iki tümceye bknz: "I have few friends here." = Pek az arkadaşım var... "I have a few friends in the Ministry." = "Bakanlıkta üç beş arkadaşım var."  (Bu ikinci tümcede, ses tonunuza belli kinayeler katarak, "Bakanlık herhalde bizden sorulur," demeye bile getirebilirsiniz -- ki bu son iddia, bir muz cumhuriyetinde vak-â-yi âdiyeden bir saptamadır...

 26  --  "B" şıkkı sayıca dörtten fazla blucinimiz olduğunu söylüyor. Oysa, Türkçe tümceden toplam blucin sayımızın dört olduğunu öğrendik... Öte yandan, "A" şıkkının ikinci bölümü ses tonu ile gerçekleştirilen bir soru tümcesidir.

 27  --  İşte tipik bir örnek daha. Türkçe'den yola çıkarak adamlara kendi dillerini öğretmeğe kalkışmayınız; onlar nasıl söylüyorlarsa doğru olan odur... Ayrıca, "resist" fiil Ving alır.

 30  --  "B" şıkkının çevirisi: "Burada kar yağıyor, ki bu hiç olmayacak (= beklenmedik) birşey."

 

 31  --  Hava bulutlanıyor. Yağmur yağabilir gibi görünüyor.

 A   It's clouding over. Looks like it might rain.

 B   It is getting cloudy. It is looking like it might rain.

(Sorunun irdelenmesi bölüm sonunda)

 

 
 

 32  --  Elimden geldiğince ayağının altında dolaşmamağa, onunla karşılaşmamağa dikkat ediyordum.

 A   I kept out of her way as much as possible.

 B   As much as it comes from my hands, I paid attention to not walking under his feet, not meeting him.

(Bunun ve bir sonrakinin  irdelenmesi bölüm sonunda)

 

 
 

 33  --  Yüzümdeki ifade beni ele vermiş olmalı.

 A   The expression on my face must have given me away.

 B   My facial expression must have given me to their hands.

 

 
 

 34  --  Sana normal saat ücretinin iki katını ödeyebilirim.

 A  I can pay you double the price for that watch.

 B  I can pay double your usual hourly rate.

(Sorunun irdelenmesi bölüm sonunda)

 

 
 

 35  --  Evdeki bütün yiyecekler yenmişti.

 A   All the food was eaten in the house.

 B   All the food in the house was eaten.

(Sorunun irdelenmesi bölüm sonunda)

 

 
 

 36  --  Bahse girerim ki bunun ardında uzun bir hikayesi vardır.

 A   I bet there's a long story behind it.

 B   I bet there's a long story after this.

 

 
 

 37  --  Öf, seninle iki kelime konuşmak olanaksız!

 A   Wow! There is no probability of talking two words with you.

 B   Heck! You are absolutely impossible.

(Sorunun irdelenmesi bölüm sonunda)

 

 
 

 38  --  Turgut hayal kırıklığına uğramıştı, ama centilmence karşılamayı bildi.

 A   Although Turgut was disappointed, he was a good sport about it.

 B   Turgut was disappointed, but he knew to oppose it like a gentlemen.

 

 
 

 39  --  Şu anda yeterli elemanımız yok.

 A   We have no efficient personnel at the moment.

 B   We are understaffed at the moment.

(Sorunun irdelenmesi bölüm sonunda)

 

 
 

 40  --  Bahse girerim ki okuldaki bütün kızlar bu resmi görünce hasetten çatlayacak.

 A   I bet all the girls at school will be green with envy when they see this picture.

 B   I bet all the girls at school will crack up with admiration when they see this picture.

 

İrdeleme:

31  --  "Look like" (= benzemek, gibi görünmek, olası görünmek) fiili asla ve asla "continuous" tense'lerde kullanılamaz...

Bir Başka Uyarı: Herbir püf noktasını burada uzun uzun yazmağa kalkışırsak, her sayımız bir minik Ansiklopedi Britanik hacmine ulaşır. Edilgen bir öğrenici olmaktan sıyrılıp, etken ve etkin bir bilgi bulucu ve deşici -- bir bilgi avcısı -- kimliğini benimsemenizde büyük yarar var. Örneğin "A" şıkkında, "Looks like" kalıbının bu şekilde "öznesiz" kullanılabildiğine benim ayrıca dikkatinizi çekmeme gerek duymamalısınız. "Demek ki bu şekilde kullanılabiliyormuş," mantığı ile, siz kendiniz hemen not etmelisiniz.

 32  ve  33  --  (Genellikle, idiomatik dağarcık yetersizliği nedeniyle) İngilizce'yi Türkçe'ye uydurma girişimlerimnin yol açacağı "gibberish" /CİB-ıriş/ (abuk ifade) için örnekler...

 34  --  Zor bir soru olduğunu kabul ederim. "Double the price" doğru bir ifade. Mantığım şöyle: Neden bir kimse durup dururken bir kol saati için fiatın iki katını ödemeyi teklif etmek budalalığını göstersin ki? Belli ki, saat başına çalışma ücreti pazarlığı yapılıyor. (Yine de, itiraf etmeliyim ki bir sınavda bu soru sorulsa, dava konusu olsa ve bana bilirkişilik düşse, iptali yönünde rapor veririm...)

 35  --  Türkçe tümceyi doğru irdeleyememe, tam anlayamama hatası. "Bütün yiyecekler evde yenmişti," demedik. Söylediğimiz: "Evdeki bütün yiyecekler yenmişti."

 37  --  İdiomatik kullanım gereğine ek olarak, Türkçe'de pek dikkat edilmeyen "olanak" (possibility) ve "olasılık" (probability) kavramlarının İngilizce'de ise keskin çizgiyle farklı algılanacağına dikkat ediniz...

 38  --  Hadi herşey bir yana, "gentleman" ve "gentlemen" tekil-çoğul farkını bile atladıysanız, teessüflerimi sunuyorum...

 39  --  "Efficient" ve "sufficient" kavramlarını ayırt edememek hüzün verici bir yetersizlik... Fiillerin başına "over" ve "under" getirilerek kazandırılan farklı anlamların farkında olmamak da çok elem verici... "Overstaffed" = eleman fazlalığı var... "Understaffed" = eleman yetersizliği var (sayıca)... "To overreact" = aşırı tepki göstermek... (Tersi: to underreact)... To overestimate = abartmak, gözünde büyütmek... To underestimate = ufak tefek görüp Karamürsel sepeti sanmak...

 

Konuşma Dili: Anasayfa

Önceki Test     Sonraki Test

 

ANASAYFA      TESTLER      OKUMA      EĞLENCE