Test Your Idiomatic English - 04

  HOW TO SAY IT PROPERLY 

Gerektiği Şekliyle Nasıl Söylemeli??

ALL LEVELS

Choose the Turkish Equivalent

Türkçe karşılığını seçiniz...

Açıklamalar sayfa sonunda...

 

 01  --  You can't take anything granted with her.

 A   Ne yapacağı hiç belli olmaz. Beklenmedik davranışlarla seni çok şaşırtabilir; hiçbir şeyden pek fazla emin olamazsın.

 B   Bu hanıma verilmiş herhangi birşeyi elinden alamazsın.

 

 
 

 02  --  He's been told to leave in no uncertain terms.

 A   Kesin olmayan hiçbir süre içinde gitmemesi söylendi.

 B   Belli terimler kullanılmaksızın, çekip gitmesi gerektiği ona anlatıldı.

 C   Çekip gitmesi kendisine kesin bir dille söylendi.

 

 
 

 03  --  There is a good possibility that they will postpone the meeting.

 A   Toplantıyı erteleyecek olmaları iyi bir olasılık.

 B   Büyük olasılıkla toplantıyı erteleyecekler.

 C   Toplantıyı erteleyecek olmaları elimizde iyi bir imkan olduğu anlamına gelir.

 

 
 

 04  --  He appeared ill at ease.

 A  Sıkıntılı ve ortamdan rahatsız görünüyordu..

 B  Rahat pozisyonda bile hasta görünüyordu.

 C  Hasta olduğu rahatlıkla görülüyordu.

 

 
 

 05  --  "the late president" -- "the late Mr. Brown"

 A   geç kalmış olan başkan

 B   müteveffa başkan

 C   son başkan

 D   en son başkan

 

 
 

 06  --  Do you carry wide width shoes?

 A   (Müşteri tezgahtara soruyor) Geniş kalıplı ayakkabı satıyor musunuz / bulunur mu?

 B   (Herhangi bir kimseye sorabileceğiniz bir soru) Yanınızda geniş kalıplı ayakkabılar taşır mısınız?

 

 
 

 07  --  What I'm trying to say is that it all comes down to money.

 A   Söylemeğe çalıştığım şey şu: Para parayı çeker. Paranın önünde herkes eğilir.

 B   Söylemeğe çalıştığım şey şu: Para karşılığında herkes aşağılaşır.

 C   Söylemeğe çalıştığım şey şu: Bütün bunlar bir para (=malî imkan) meselesidir. Para varsa iş halloldu demektir.

 

 
 

 08  --  Turkland has achieved great progress in winter tourism in recent years. That said, it is also true that the country now faces even stiffer competition from countries like Austria, Switzerland and Italy. "That said," means:--------

 A   "Bunu söyledikten sonra şimdi bir de şunu söyleyelim / ekleyelim"; "Bunu söyledim, ama şimdi de......"

 B   "Böyle söyledi ve devam etti:"

 C   "Şunu söyledi ki......"

 D   "Ki, dedi ki......"

 

 
 

 09  --  Far be it from me to stand between Orhan and his girl-friend.

 A   Orhan'la kız arkadaşının arasına girmem çok uzak bir olasılık; pek mümkün görünmüyor.

 B   Orhan'la kız arkadaşının arasına girmek uzak olsun benden. (Allah göstermesin.)

 

 
 

 10  --  Somebody pinch me!

 A   Hey! Rüya görüyorum galiba. Biri beni çimdiklesin.

 B   Birisi beni çimdikledi!

 C   Birisi beni hep çimdikler!

 D   Yukardakilerin hepsi yanlış; sadece "punch" (yumruk atmak) sözcüğü yanlış yazılmış.

 

 
 

 11  --  You look beat. (günlük konuşma)

 A   Yenilmiş görünüyorsun.

 B   Çok yorgun ve tükenmiş görünüyorsun.

 C   Bet bet bakıyorsun.

 

 
 

 12  --  I feel drained.

 A   Kendimi çok yorgun ve tükenmiş hissediyorum.

 B   Çok susadım; vücudumda sıvı kalmadı.

 

 
 

 13  --  It's yours for the taking.

 A   Herhangi bir ödeme yapman gerekmiyor; alıp götürebilirsin.

 B   Bu benim sana "Taking" günü armağanım.

 C   Alırsan senin olur.

 

 
 

 14  --  Thank you for making my point for me.

 A  (Bir tartışmada muhatabınıza) Sağolasın yaaa! Tezimi benim kanıtlamama gerek kalmadı; sen bunu benim adıma yapıverdin.

 B  (Hakem heyetine) Puanlarımı onayladığınız için teşekkür ederim.

 

 
 

 15  --  See it for yourself.

 A   Kendi menfaatin için bunu gör.

 B   İnanmıyorsan, işte bak; kendi gözlerinle gör.

 C   Onu artık kendinin bil.

 

 
 

 16  --  The ship sank off the coast of the İstanbul suburb of Üsküdar.

 A   Tekne, Üsküdar'ın İstanbul banliyösü kıyısı açıklarında battı.

 B   Tekne, İstanbul'un Üsküdar banliyösü kıyısı açıklarında battı.

 

 
 

 17  --  He is survived by his wife and four children.

 A   (Ölüm ilanından) Eşi hayattadır; ardında dört çocuk bırakmıştır.

 B   (Bir ailenin acıklı öyküsünden) Kendisine karısı ve dört çocuğu bakmaktadırlar.

 

 
 

 18  --  I almost lost all the money I had.

 A   Neredeyse bütün paramı kaybediyordum / kaybedecektim; (ama kaybetmedim).

 B   Paramın neredeyse tamamını kaybettim; geriye pek az kaldı...

 

 
 

 19  --  There, there, don't cry now.

 A   Orada... Orada... Şimdi ağlama!!

 B   "Hadi, hadi..." veya, "Tamam, tamam... Hadi bırak ağlamayı şimdi artık."

 

 
 

 20  --  I just can't thank you enough!

 A   Sana nekadar çok teşekkür etsem, azdır.

 B   Yeter be! Daha ne kadar teşekkür edeceğiz?!

 

Açıklamalar:

 01  --  To take sth for granted = olmuş bitmiş saymak; kesin gözüyle bakmak

 02  --  "in no uncertain terms" = açık ve kesin bir dille; kesin ifadelerle; muğlak (anlaşılmayacak) "terimler" (=ifadeler, sözler) kullanmaksızın

 03  --  "There is a good possibility that..." = "Büyük olasılıkla..."

 04  --  to feel / appear ill at ease = gergin, tedirgin, rahatsız durumda olmak / görünmek.

DİKKAT: "ill" sözcüğünün bu şekildeki kullanımları, olumsuzluk ifade eden bir işlev taşır. Yani hastalıkla mastalıkla bir ilişkisi yok...

ÖRNEK: "I can ill afford it." = Param yetmez, veya, göze alamam, vs. gibi anlamlar...

 05  --  Cevap: "müteveffa başkan"... Genelde "şu yakınlarda kaybettiğimiz" anlamı taşımakla birlikte, bazı fanilere yapıştı mı yapışır; aradan yıllar geçer, kendisinden hala "the late ......" diye söz edilir. Bizim, "merhum Özal" gibi.

 06  --  Şu konuşmaları not ediniz:

Customer: Do you carry raincoats?
Sales Clerk: Sorry, I'm afraid we don't. We carry umbrellas, though.

Customer: Do you carry different size buckets?
Sales Clerk:
No, I'm afraid we don't. We carry only one size bucket which is 30 centimeters high and 20 centimeters across.

Peki, herhangi bir kimseye soramaz mısınız: "Yanınızda geniş kalıplı ayakkabılar taşır mısınız taşıyor musunuz?" Cümlenin grameri doğru; tabii ki sorabilirsiniz: Kıyın kıyın yanınızdan uzaklaşmalarına katlanabilecekseniz...

 07  --  Kalıplar:

It all comes down to ------ = Bütün bunlar, sonuç itibarıyla, --------- meselesidir
This comes down to ------ = Bu durum, sonuç itibarıyla, ------ demektir / anlamına gelir.

 08  --  İfadeyi açıklayalım:

After I have said this/that ------------> Having said this/that (zarf-cümlecikte "kısaltma")
Having said this/that ------------> After this/that has been said ------------>
(edilgene dönüşüm)
After this/that has been said ------------> This/that having been said
(zarf-cümlecikte "kısaltma")
That (having been) said ------------> That said

 09  --  Far be it (from me) = Uzak olsun (benden), Allah göstermesin.

 16  --  DİKKAT... DİKKAT... "the eastern city of Kars", "the capital city of Ankara" gibi deyişlere dikkat ediniz. Bunlarda Türkçe -in takısını kullanmayacaksınız: Çeviriniz "Kars'ın doğu kenti" yada "Ankara'nın başkenti" gibi şeyler olmayacak. Doğru Türkçe karşılıklar "doğudaki Kars kenti... başkent Ankara...

 17  --  "is survived by" yapısının edilgen (passive) olduğuna dikkat ediniz:

Edi survived Büdü. = Büdü öldü, Edi yaşamağa devam etti.
Edi was survived by Büdü. = Edi öldü, Büdü yaşamağa devam etti.

Soruda verdiğim örnek, ölüm ilanlarında geçen standart bir cümledir.

 18  --  Bir sözdizime (sentaks) duyarlık sorusu:

 A   Neredeyse bütün paramı kaybediyordum / kaybedecektim; (ama kaybetmedim). = I almost lost all the money I had.

 

 B   Paramın neredeyse tamamını kaybettim; geriye pek az kaldı. = I lost almost all the money I had.

 19  --  Omzunu dostça, sevgiyle, babacan bir tavırla patpatlayıp teselli etme davranışı...

 20  --  "Sana yeterince teşekkür edemem," kavramından.

Konuşma Dili: Anasayfa

Önceki Test

 

ANASAYFA      TESTLER      OKUMA      EĞLENCE