A
Ne yapacağı
hiç belli olmaz. Beklenmedik davranışlarla seni çok şaşırtabilir; hiçbir
şeyden pek fazla emin olamazsın.
B
Bu hanıma
verilmiş herhangi birşeyi elinden alamazsın.
02 -- He's
been told to leave in no uncertain terms.
A
Kesin olmayan
hiçbir süre içinde gitmemesi söylendi.
B
Belli
terimler kullanılmaksızın, çekip gitmesi gerektiği ona anlatıldı.
C
Çekip gitmesi kendisine kesin bir dille söylendi.
03 -- There
is a good possibility that they will postpone the meeting.
A
Toplantıyı
erteleyecek olmaları iyi bir olasılık.
B
Büyük
olasılıkla toplantıyı erteleyecekler.
C
Toplantıyı
erteleyecek olmaları elimizde iyi bir imkan olduğu anlamına gelir.
04 -- He
appeared ill at ease.
A
Sıkıntılı ve
ortamdan rahatsız görünüyordu..
B
Rahat pozisyonda
bile hasta görünüyordu.
C
Hasta olduğu
rahatlıkla görülüyordu.
05 -- "the
latepresident" --
"the lateMr. Brown"
A
geç kalmış
olan başkan
B
müteveffa
başkan
C
son başkan
D
en son başkan
06 -- Do you
carry wide width shoes?
A
(Müşteri
tezgahtara soruyor) Geniş kalıplı ayakkabı satıyor musunuz / bulunur mu?
B
(Herhangi bir
kimseye sorabileceğiniz bir soru) Yanınızda geniş kalıplı
ayakkabılar taşır mısınız?
07 --
What I'm trying to say is that
it all comes down to money.
A
Söylemeğe
çalıştığım şey şu: Para parayı çeker. Paranın önünde herkes eğilir.
B
Söylemeğe çalıştığım şey şu: Para karşılığında herkes aşağılaşır.
C
Söylemeğe çalıştığım şey şu: Bütün bunlar bir para (=malî imkan) meselesidir. Para
varsa iş halloldu demektir.
08 --
Turkland has achieved great progress in winter tourism in recent years.
That said, it is also true that the country now faces even
stiffer competition from countries like Austria, Switzerland and Italy.
"That said," means:--------
A
"Bunu
söyledikten sonra şimdi bir de şunu söyleyelim / ekleyelim"; "Bunu
söyledim, ama şimdi de......"
B
"Böyle söyledi
ve devam etti:"
C
"Şunu söyledi
ki......"
D
"Ki, dedi
ki......"
09 -- Far be
it from me to stand between Orhan and his girl-friend.
A
Orhan'la kız
arkadaşının arasına girmem çok uzak bir olasılık; pek mümkün görünmüyor.
B
Orhan'la kız
arkadaşının arasına girmek uzak olsun benden. (Allah göstermesin.)
10 --
Somebody pinch me!
A
Hey! Rüya
görüyorum galiba. Biri beni çimdiklesin.
B
Birisi beni
çimdikledi!
C
Birisi beni
hep çimdikler!
D
Yukardakilerin
hepsi yanlış; sadece "punch" (yumruk atmak) sözcüğü yanlış yazılmış.
11 -- You
look beat.
(günlük konuşma)
A
Yenilmiş
görünüyorsun.
B
Çok yorgun ve
tükenmiş görünüyorsun.
C
Bet bet
bakıyorsun.
12 -- I feel
drained.
A
Kendimi çok
yorgun ve tükenmiş hissediyorum.
B
Çok susadım;
vücudumda sıvı kalmadı.
13 -- It's
yours for the taking.
A
Herhangi bir
ödeme yapman gerekmiyor; alıp götürebilirsin.
B
Bu benim sana
"Taking" günü armağanım.
C
Alırsan senin
olur.
14 -- Thank
you for making my point for me.
A
(Bir tartışmada
muhatabınıza) Sağolasın yaaa! Tezimi benim kanıtlamama gerek kalmadı;
sen bunu benim adıma yapıverdin.
B
(Hakem heyetine)
Puanlarımı onayladığınız için teşekkür ederim.
15 -- See it
for yourself.
A
Kendi
menfaatin için
bunu gör.
B
İnanmıyorsan,
işte bak; kendi gözlerinle gör.
C
Onu artık
kendinin bil.
16 --
The ship sank off the coast of the İstanbul suburb of Üsküdar.
A
Tekne,
Üsküdar'ın İstanbul banliyösü kıyısı açıklarında battı.
B
Tekne,
İstanbul'un Üsküdar banliyösü kıyısı açıklarında battı.
17 -- He is
survived by his wife and four children.
A
(Ölüm
ilanından) Eşi hayattadır; ardında dört çocuk bırakmıştır.
B
(Bir ailenin
acıklı öyküsünden) Kendisine karısı ve dört çocuğu bakmaktadırlar.
18 -- I
almost lost all the money I had.
A
Neredeyse
bütün paramı kaybediyordum / kaybedecektim; (ama kaybetmedim).
B
Paramın
neredeyse tamamını kaybettim; geriye pek az kaldı...
19 -- There,
there, don't cry now.
A
Orada...
Orada... Şimdi ağlama!!
B
"Hadi,
hadi..." veya, "Tamam, tamam... Hadi bırak ağlamayı şimdi artık."
20 -- I just
can't thank you enough!
A
Sana nekadar
çok teşekkür etsem, azdır.
B
Yeter be! Daha
ne kadar teşekkür edeceğiz?!
Açıklamalar:
01 -- To
take sth for granted = olmuş bitmiş saymak; kesin gözüyle bakmak
02 -- "in no
uncertain terms" = açık ve kesin bir dille; kesin ifadelerle; muğlak (anlaşılmayacak)
"terimler" (=ifadeler, sözler) kullanmaksızın
03 -- "There
is a good possibility that..." = "Büyük olasılıkla..."
04 -- to feel
/ appear ill at ease = gergin, tedirgin, rahatsız durumda olmak /
görünmek.
DİKKAT: "ill" sözcüğünün bu şekildeki kullanımları, olumsuzluk ifade
eden bir işlev taşır. Yani hastalıkla mastalıkla bir ilişkisi yok...
ÖRNEK: "I can ill afford it." = Param yetmez, veya, göze alamam, vs.
gibi anlamlar...
05 -- Cevap:
"müteveffa başkan"... Genelde "şu yakınlarda kaybettiğimiz" anlamı
taşımakla birlikte, bazı fanilere yapıştı mı yapışır; aradan yıllar
geçer, kendisinden hala "the late ......" diye söz edilir. Bizim,
"merhum Özal" gibi.
06 -- Şu
konuşmaları not ediniz:
Customer: Do you carry raincoats? Sales Clerk: Sorry, I'm afraid we don't. We carry umbrellas,
though.
Customer: Do you carry different size buckets?
Sales Clerk: No, I'm afraid we don't. We carry only one size
bucket which is 30 centimeters high and 20 centimeters across.
Peki,
herhangi bir kimseye soramaz mısınız: "Yanınızda geniş kalıplı
ayakkabılar taşır mısınız taşıyor musunuz?" Cümlenin grameri doğru;
tabii ki sorabilirsiniz: Kıyın kıyın yanınızdan uzaklaşmalarına
katlanabilecekseniz...
07 --
Kalıplar:
It all comes
down to ------ = Bütün bunlar, sonuç itibarıyla, --------- meselesidir
This comes down to ------ = Bu durum, sonuç itibarıyla, ------ demektir
/ anlamına gelir.
08 -- İfadeyi
açıklayalım:
After I have said this/that ------------> Having said this/that
(zarf-cümlecikte "kısaltma")
Having said this/that ------------> After this/that has been said ------------>
(edilgene dönüşüm)
After this/that has been said ------------> This/that having been said
(zarf-cümlecikte "kısaltma")
That (having been) said ------------> That said
09 -- Far be
it (from me) = Uzak olsun (benden), Allah göstermesin.
16 --
DİKKAT... DİKKAT... "the eastern city of Kars", "the capital
city of Ankara" gibi deyişlere dikkat ediniz. Bunlarda Türkçe -in
takısını kullanmayacaksınız: Çeviriniz "Kars'ın doğu kenti" yada
"Ankara'nın başkenti" gibi şeyler olmayacak. Doğru Türkçe karşılıklar
"doğudaki Kars kenti... başkent Ankara...
17 -- "is
survived by" yapısının edilgen (passive) olduğuna dikkat ediniz:
Edi
survived Büdü. = Büdü öldü, Edi yaşamağa devam etti.
Edi was survived by Büdü. = Edi öldü, Büdü yaşamağa devam etti.
Soruda
verdiğim örnek, ölüm ilanlarında geçen standart bir cümledir.
18 -- Bir
sözdizime (sentaks) duyarlık sorusu:
A
Neredeyse
bütün paramı kaybediyordum / kaybedecektim; (ama kaybetmedim). =
I almost lost all the
money I had.
B
Paramın
neredeyse tamamını kaybettim; geriye pek az kaldı. =
I lost almost all the
money I had.
19 -- Omzunu
dostça, sevgiyle, babacan bir tavırla patpatlayıp teselli etme
davranışı...