FAMOUS LAST WORDS

 CHUNKS OF WISDOM OR DROPLETS OF BANALITY ? 

 

 

ÜNLÜ ELVEDA'LAR

ELVEDA MI ?  EL İNSAF MI ?

ÜNLÜLERİN HAYATA, DÜNYAYA VEDA SÖZLERİ

Bir Millet nasıl Oluşur, Oluşturulur? Açın İnternet'i, "Ünlülerin Sözleri" türünden onbinlerce İngilizce/Amerikanca site var... Affedersiniz ama, Büyük Ata'nın, Büyük Şairimiz Nazım'ın, Büyük Fatih'in, yada Hacı Arif Bey'in son sözlerini bilen, hatırlayan, önemseyen var mı aramızda...

*  *  *  *  *

FAMOUS LAST WORDS

People Say A Lot Of Funny Things Just Before They Croak !!

Biraz "sordid" bir konu, ama Değerli Üyeler, bu güzelim dünyayı ebediyyen terketmeden önce söyleyeceğimiz son anlamlı sözleri önceden tasarlayıp ezberlemekte yarar var !! Benimkisi ?? Büyük olasılıkla: "Bugün olmaz; bugün çok işim var !!

*  *  *

"Wait 'till I have finished my problem!" -- Archimedes of Syracuse  (298-212 B.C.)

Archimet'in son sözleri ayrıca şu şekilde de kaydedilmiştir: "Don't disturb/disarrange my circles!" veya, "Stand away, fellow, from my diagram!"... disarrange = (düzenini -- arrangement) bozmak... stand away = uzak dur, yaklaşma... fellow = adam, herif... (Hatırlarsanız, Arşimet, kent fethedildiğinde bir Romalı asker tarafından öldürülmüştü.)

"The ladies have to go first. . . .  Get in the lifeboat, to please me. . . .  Good-bye, dearie.  I'll see you later." -- John Jacob Astor, IV (1864-1912)

O dönemde dünyanın belki de en zengin adamı olan Astor'un 48 yaşında yaptığı bu özveri, "paranın herşey demek olduğu" günümüz dünyası ve Türkiye'sinde ibretle öğretilmesi gerek. Yer ve zaman: Titanik faciası. Cankurtarana binmek üzere iken, son anda gelen bir hanıma yerini vererek, karısına bu sözlerle veda eden dünyanın en zengin adamı...

"Am I dying or is is this my birthday?" -- Lady Nancy Witcher Langhorne Astor (1879-1964)

Lady Astor İngiliz Parlementosuna giren ilk kadın üye olarak tarihe geçmiştir. Keskin nüktedanlığı ve Winston Churchill ile zaman zaman giriştiği atışmalarıyla ünlüdür. Ölüm döşeğinde bir an uyanıp bütün ailesini çevresinde görünce söylediği son sözleri...

"Ah, Luisa, you always arrive just as I am leaving." --  Massimo Taparelli Azeglio 

19 yüzyıl İtalyan devlet adamı ve tarihi roman yazarı... Ayrı yaşadığı karısı ölüm döşeğine koşup gelince söylediği son sözler...

"Friends applaud, the comedy is over." -- Ludwig von Beethoven

Kimilerine göre, ateist olan Beethoven'in başucuna getirilen papazın duaları ile ilgili sözleri... Kimilerine göre, besteci yıllardır süregelen talihsizlik ve acılarını kastediyor...

"Who is it?" -- Billy the Kid (alias - William Bonney; real name - Henry McCarty) (1859-1881)

"Kimdir O?" Şerif Pat Garrett izini sürüp kıstırdığı evin karanlık bir odasında, ünlü haydutun bu sorusu üzerine tek kurşunla kalbinden vurarak öldürmüş... alias = nam-ı diğer...

"I am about to--or I am going to--die; either expression is used." -- Dominique Bouhours,  (1628-1702)

... her iki ifade de kullanılıyor"... Bütün yaşamını Fransız dilinin bozulmaması ve yücelmesine adamış gramercinin son sözleri de hala aynı konu üzerine...

"Oh Lord, forgive the misprints!" Andrew Bradford

Amerikalı kitap yayıncısı (book publisher)... Meslek aşkı nasıl ama?.. "Baskı hatalarını affet, Tanrım!"

"Now, God be with you, my dear children.  I have breakfasted with you and shall sup with my Lord Jesus Christ." -- Robert Bruce (1274-1329)

İskoçya Kralı... "Kahvaltıyı çocuklarla, akşam yemeğini Hz İsa ile !"... Bayağı iyimser vatandaş... to sup : genelde yemek yemek, özelde akşam yemeği yemek... Eski bir sözcük. Tabii ki, "supper" buradan geliyor. Aklıma gelmişken, breakfast = kahvaltı, lunch = öğle yemeği, dinner = akşam yemeği diye öğretiyorlar. Sonuncusu yanlış. Evdeki mütevazi akşam yemeği "supper" dır. "Dinner", dörtbaşı mamur yemek (zaten ikinci anlamı da = ziyafet) anlamına gelir ve günün her saatinde olabilir. (Ama, sabah olursa epeyce garip olur tabii)...

"I have lived as a philosopher and die as a Christian." -- Giacomo Cassanova (1725-1798)

Venedikli rahip, asker, müzisyen ve simyacı... Kendi anlattıklarına göre Avrupa'da baştan çıkarmadığı kadın kalmamış...

"Why not? After all, it belongs to him." -- Charles Chaplin (1889-1977)

Ölüm döşeğinde çağırılan papazın şu sözleri üzerine, "May the Lord have mercy on your soul," (Tanrı ruhunu bağışlasın), büyük komedyen Şarlo'nun yanıtı: "Neden olmasın? Ne de olsa kendi malı..."

"It's been a long time since I've had champagne." -- Anton Chekhov (1860-1904)

Büyük Rus yazarı, tüberkülozdan ölürken...

"Take a step forward, lads. It will be easier that way." -- Robert Erskine Childers (1870-1922)

Bir adım daha öne gelin, delikanlılar; bu şekilde daha kolay olacak... İrlandalı milliyetçi. İrlanda Serbest Cumhuriyeti kurulduktan sonra, İngilizlerle anlaşma taraftarı birlikler tarafından kurşuna dizilirken...

"And now, in keeping with Channel 40's policy of always bringing you the latest in blood and guts, in living color, you're about to see another first -- an attempted suicide." -- Christine Chubbock

in keeping with = ile uyum içinde, uyarınca... guts = temelde "bağırsak" anlamına gelen bu sözcük, 1) "You haven't got the guts" = Nerde sende o cesaret, o yürek... 2) kanlı ölüm sahnelerinde ortalığa dökülen iç organlar... gibi pekçok değişik bağlamlarda kullanılıyor... another first = bir başka ilk ('e daha imza atıyoruz, Kanal 40 olarak)... diyerek yayın sırasında kendini vuran kadın spiker...

"What an irreparable loss!" -- Auguste Comte (1798-1857)

Ne onarılmaz bir kayıp!.. Pozivitizm akımının kurucusu Fransız filozof...

You sons of bitches. Give my love to Mother." -- Francis "Two Gun" Crowley (1900-1931)

Sizi O' çocukları... Anneme sevgilerimi iletin... Amerikalı banka soyguncusu ve cani "Çift Tabanca" Crowley'in, elektirikli sandalyedeki son sözleri...

"I killed the President because he was the enemy of the good people, the good working people. I am not sorry for my crime." -- Leon Czolgosz (1873-1902)

Emma Goldman'ın etkisiyle Başkan William McKinley'e süikast düzenleyerek öldüren anarşist Czolgosz'un idam edilmeden önceki son sözleri...

"Show my head to the people. It is worth seeing." -- Georges Jacques Danton (1759-1794) 

Fransız İhtilalinin liderlerinden Danton'un (radikallikten yana Robespierre'e ayak uyduramadığı için) giyotine giderken cellata son sözleri...

"I am not the least afraid to die." --  Charles Darwin (1809-1882)

Darwin, oğlu ile konuştuktan sonra, yatağında sükunet ve huzurlu bir ruh hali içinde dünyaya veda etmiştir...

"My God. What's happened?" -- Diana (Spencer), Galler Prensesi (1961-1997)

Leydi Diana'nın, Fransız Polisi kayıtlarına göre son sözleri... (what's = what has)...

"Shakespeare, I come." --  Theodore Dreiser (1871-1945)

Amerikalı romancı... Yakın arkadaşı H.L. Mencken'e yıllar önce, ölürken son sözlerinin bunlar olmasına karar verdiğini söylemişti: "Geliyorum, Şekspir."

"My work is done, why wait?" -- George Eastman (1854-1932)

Amerikalı mucit; 1884'de, esnek fotoğraf filmini, 1888'de ilk Kodak fotoğraf makinesini üretmiş, kurduğu şirketle büyük bir zenginliğe kavuşmuş; üniversite, diş klinikleri ve müzik kurumlarına çok büyük bağışlar yapmıştır. 77 yaşında yakalandığı omurilik hastalığı karşısında, işlerini kendisinden sonra da yürüyecek belli bir düzene soktuktan sonra yukardaki notu bırakarak intihar etmiştir: "İşlerimi (veya işimi = bu dünyadaki görevimi/kariyerimi, yapmam gerekenleri) tamamladım. Artık neden bekleyeyim ki?"

"It's very beautiful over there." --  Thomas A. Edison (1847-1931)

Amerikalı mucit... Ölüm döşeğinde yanında olan karısı "Are you suffering?" (Acı çekiyor musun?) diye sorunca, "No, just waiting." (Hayır, sadece bekliyorum) şeklinde yanıt veren Edison, sonra bir an için pencereden dışarı bakmış ve yumuşak bir sesle yukardaki son sözlerini söylemiştir: "Orada herşey çok güzel..."

"I've always loved my wife, my children, and my grandchildren, and I've always loved my country. I want to go. God, take me." -- Dwight D. Eisenhower (1890-1969)

Amerikalı general ve başkan...

"All my possessions for a moment of time. -- Elizabeth I, Queen of England (1533-1603)

Zamandan bir an daha çalabilmek için sahip olduğum herşeyi verirdim... [Biraz fazla şairane mi çevirdim ne?]

"I see that you have made three spelling mistakes." -- Thomas de Mahay, Favras Markisi (1744-1790)

Fransız İhtilalinden sonra giyotine giderken eline tutuşturulan mahkeme kararına göz atınca...

"I am a pianist." -- John Fields (1782-1837)

Britanyalı pianist ve besteci... Chopin üzerine büyük etkisi olduğu düşünülür. Ölüm döşeğinde bir papaz çağırmak istediklerinde, hangi mezhepten olduğunu öğrenmek için "Are you a Papist or a Calvinist?" diye sorduklarında verdiği cevap: "Hayır, piyanistim!"

"God damn the whole friggin' world and everyone in it but you, Carlotta." -- W. C. Fields (1880-1946)

Vodvil komedyeni ve sinema yıldızı. Aşırı alkolizm sonucu siroz hastalığı nedeniyle hastanede yatarken geçirdiği mide kanaması ile hayata veda ederken uzun zamandır birlikte yaşadığı Carlotta'ya son sözleri... Bu arada hastanede de arkadaşlarının kaçak soktuğu şişeleri zevkle devirmeğe devam etmişti... "Tanrı senin dışında bütün bu s** dünyanın ve içinde yaşayan herkesin belasını versin, Carlotta"... [to frig = to copulate anlamında eski ve az kullanılan bir sözcüktür. Günümüzde, tıpkı "f***ing" gibi anlamını bir hayli yitirmiş kaba bir pekiştirici olarak rastlanabiliyor. Kullanmayın.]

"No, not quite naked. I shall have my uniform on." -- Frederick William I (1688-1740)

Prusya kralı ve Büyük Frederick'in babası. Güçlü bir ordu kurarak geliştirmesiyle ünlüdür. Ölüm döşeğinde papaz İncil'den "Naked came I out of my mother's womb and naked shall I return thither," (Ana rahminden çıplak geldim; yine çıplak oraya döneceğim) sözleri üzerine, "Hayır, pek çıplak değil: Üzerimde üniformam olacak"...

"My dear Schur, you remember our first talk. You promised to help me when I could no longer carry on. It is only torture now, and it has no longer any sense." -- Sigmund Freud (1856-1939)

"Azizim, Shur, ilk konuşmamızı hatırlarsın. Artık taşıyamayacağım zaman gelince bana yardımcı olmaya söz vermiştin. Artık yalnızca işkence, ve (uzatmanın) bir anlamı yok." Günde 20 dolayında puro içen Freud daha 1923'de ilk kanser teşhisiyle çene ameliyatı geçirmiş, tedaviye artık yanıt alınamayan son günlerinde ise "It is tragic when a man outlives his body." (İnsanoğlunun vücudundan daha uzun yaşaması nekadar trajik) sözleri kayıtlara geçmişti...

"I'd like to thank my family for loving me and taking care of me. And the rest of the world can kiss my ass." -- Johnny Frank Garrett (?-1991)

Katolik bir rahibeyi vahşiyane öldürmekten idam hükümlüsünün son dileği: "Aileme beni sevip baktıkları için teşekkür ederim. Dünyanın geri kalanı k**ımı öpsün..."

"I know you have come to kill me. Shoot, coward. You are only going to kill a man." -- Ernesto "Che" Guevara (1928-1967)

"Biliyorum beni öldürmeğe geldiniz. Ateş et, korkak herif. Sadece bir adam öldüreceksin." Santa Clara'da Bolivya ordusu askerleri tarafından yaralanarak ele geçirilip "infaz" edilmeden az önce... Aslen Arjantinli olup, Küba devriminde de önemli rol oynayan "Che", 1960-70'li yılların büyük kült sembollerinden biriydi...

"Dying is easy. Comedy is difficult." -- Edmund Gwenn (1875-1959)

İngiliz aktör. Hollywood'da da büyük ün yapmıştır. Seksenli yaşlarında hala sahnedeydi: "Ölmek kolay; komedi zor." (veya "Ölmek kolay; zor olan komedi...")

"I only regret that I have but one life to lose for my country." -- Nathan Hale (1755-1776)

Amerikan bağımsızlık savaşı sırasında İngilizler tarafından yakalanarak idam edilen ünlü milliyetçi... "Ne yazık ki vatanım için verebileceğim yalnızca tek canım var." Kimilerine göre ise, son sözleri şöyledir: "It is the duty of every good officer to obey any orders given him by his commander-in-chief." ("Komutanı tarafından verilen bütün emirleri yerine getirmek her iyi subayın görevidir.")

"My friend, the artery ceases to beat." -- Albrecht von Haller (1708-1777)

İsviçreli hekim, bilim adamı ve şair: "Dostum, (bu aşamada) atar damar artık atmaz olur." Haller'in son sözleri ayrıca şu şekilde de kaydedilmiştir: "It's beating--beating--beating--it's stopped." ("Atıyor -- atıyor -- atıyor -- durdu.")

"It is unbelievable." -- Mata Hari (Margaretha Geertruida Zelle) (1876-1917)

Aslen Holandalı, Almanlar hesabına çalışan ünlü casus, Fransızlar tarafından kurşuna dizilmeden önce son sözleri sorulduğunda: "İnanamıyorum." (veya, "İnanılacak şey değil"; "İnanılmaz şey")... Ellerinin veya gözlerinin bağlanmasını reddetmişti. Komut verildiği anda, mangaya gülümseyip göz kırptığı söylenir. Bir söylentiye göre de, idam öncesinde bir rahibeye şunları söylemiş: "Death is nothing, nor life either, for that matter. To die, to sleep, to pass into nothingness, what does it matter? Everything is an illusion." ("Ölüm hiçbir şey... Aslına bakarsan, yaşam da hiçbir şey... Ölmek, uyumak, sonsuzluğa geçmek... Ne önemi var ki? Herşey bir yanılsama.")

"Only one man ever understood me. And he really didn't understand me." -- Georg Wilhelm Hegel (1770-1831)

"Beni bugüne değin yanlız bir kişi anladı. O da aslında pek anlamadı." Marxist felsefenin kendini dayandırdığı belli başlı kaynaklardan olan Alman filozofun eserleri zor anlaşılır olmalarıyla ünlüdür. Marxizmin kaderine bakılırsa, onlar da pek anlayamamışlar diye düşünüyorum...

"Leave the shower curtain on the inside of the tub." -- Conrad N. Hilton (1887-1979)

Hilton Oteller zincirinin gökten zembille indiğini sanan yoktur sanırım aramızda. Conrad Hilton kariyerine New Mexico, San Antonio kentindeki kerpiç evinin odalarını kiraya vererek başlamış... Bu dünyayı 92 yaşında terkederken söylediği son direktiflerine ne dersiniz? "Duş perdelerini küvetin iç tarafında bırakın"...

"My God, my God, why have you forsaken me!" -- Nasıra kentinden (Hz.) İsa (M.Ö. 4? - M.S. 30)

Havarilerden Markos'a (İng: Mark) göre. bunlar Hz. İsa'nın çarmıhtaki son sözleri... Kimsenin nasırına basmamak için "to forsake" sözcüğünün anlamını vermekle yetiniyorum = to abandon, to desert = terketmek, yüzüstü bırakmak, kaderine terketmek... Hristiyan vaizler yüzyıllardır bu sözlerin anlamını açıklamağa çalışıyor... Havarilerden Yuhanna'ya (veya, Yahya; İng: John) göre: "Is is finished"... Luke'a [okunuşu: lu:k] göre: "Father, into thy hands I commend my spirit." to commend = (burada) vermek, bırakmak, emanet etmek... my spirit = ruhumu...

"Hold the cross high so I may see it through the flames!" -- (Saint) Joan of Arc [Tr: Jan Dark] (1412-1431)

Karmaşık bir dizi siyasi ve dini inanış ve çıkarlar yumağı sonucu yakılarak idam edilen, Ortaçağ Hristiyan dünyasının ilk milliyetçi kıvılcımlarından Jan Dark'ın o sırada daha 19 yaşında olduğunu farketmek insanı şok ediyor: "Haçı yüksekte tut ki, alevlerin arasından görebileyim"... Bu meş'aleyi şimdi Le Pen mi taşıyor?? Vatikan Katolik kilisesi Jan Dark'ı ancak 1920'lerde tam olarak affedebilmiş ve "Azize" mertebesine yükseltilmiştir.

"The prettier. Now fight for it." -- Henry Arthur Jones (1851-1924)

İngiliz oyun yazarı. Ölüm döşeğinde, yeğeni ve bir hemşire kendisine o akşam yanında hangisinin kalmasını istediğini sorduklarında verdiği yanıt: "Hanginiz daha güzelse o kalsın. Hadi döğüşün bakalım şimdi"...

"Kill me, or else you are a murderer!" -- Franz Kafka (1883-1924)

Tüberklozdan ölen Kafka'nın,  kendisine aşırı doz morfin vererek acılarını sonlandırması için başucundaki hekime yaptığı çağrı... "Öldür beni, yada sen bir kaatilsin"...

"I wonder why he shot me?" -- Huey P. Long

"Neden vurdu beni acaba?"... Süikaste kurban giden Louisiana valisi...

"Go on, get out! Last words are for fools who haven't said enough!" -- Karl Marx (1818-1883)

"Defolun buradan: Son sözler, yeterince konuşmamış ahmaklar içindir!"

"Why should I talk to you? I've just been talking to your boss." -- Wilson Mizner (1876-1933)

Amerikalı yazar ve ünlü kumarbaz... Ölüm döşeğinde bir an kendine gelip üzerine eğilmiş papazı görünce: "Niye seninle konuşayım ki? Az önce senin patronunla konuşuyordum."

"Let me think... I wonder if an anvil will drop like an apple?" -- Sir Isaac Newton (attributively)

anvil = örs... Eh, vaktiyle Newton'un başına elma yerine örs düşmüş olsaydı, yerçekimini daha kestirmeden keşfetmiş olurdu... attributively = öyle atfolunuyor... "to attribute" fiilinden...

"Tomorrow, I shall no longer be here." -- Nostradamus (Michel de Notre Dame) (1503-1566)

O akşam, yardımcısı çıkarken, "Tomorrow, master?" (yarın geleyim mi? veya, Yarın ne yapacağız?) diye sorunca, Nostradamus'un yanıtı: "Yarın, artık burada olmayacağım." Yardımcısı ertesi gün döndüğünde, masanın üzerinde şu notu buldu: "Upon the return of the Embassy, the King's gift put in place, Nothing more will be done. He will have gone to God's nearest relatives, friends, blood brothers, Found quite dead near bed and bench."

"Born in a hotel room -- and God damn it -- died in a hotel room." -- Eugene O'Neill (1888-1953)

Amerikan drama yazarlarının belkide en büyüğü, Nobel edebiyat ve dört kez Pulitzer ödülü sahibi O'Neill, İrlanda asıllı bir aktörün oğlu olarak Broadway'de bir otelde gözlerini açtığı dünyaya, yine bir otel odasında veda etmekten belli ki hiç de hoşnut değildi.

"I am curious to see what happens in the next world to one who dies unshriven." -- Pietro Perugino (1446-1523)

Sistine Kilisesi freskolarında büyük emeği olan İtalyan ressam. Raphael'in de hocasıdır. Ölüm döşeğinde papaz çağrılmasını reddetmiştir: "Öteki dünyaya günah çıkartmadan giden bir kimseye ne oluyormuş görmeyi çok merak ediyorum."

"Drink to me!" -- Pablo Picasso (1881-1973)

"Şerefime için!" yahut, "Kadehinizi bana kaldırın", yada şuna ne dersiniz: "Benim için için!"

"Why yes -- a bulletproof vest." -- James Rodges

Cinayetten hükümlü Rodges'in kurşuna dizilmeden önceki son isteği: Kurşun geçirmez yelek... final request = son istek... firing squad = idam mangası...

"Dear World.  I am leaving you because I am bored.  I feel I have lived long enough.  I am leaving you with your worries in this sweet cesspool.  Good luck." -- George Sanders

George Sanders'ı filimlerinden tanıyanınız var mı, bilmiyorum. Oscar da kazanmıştı. Gabor kızkardeşlerden Zsa Zsa ve Magda ile de birer evliliği olmuştu, ki eminim Zsa Zsa hanımın Türkiye Cumhuriyeti tarihindeki müstesna yerini birçoğunuz duymuşsunuzdur... Yukardaki sözler, Sanders'n intihar notundan. (uyku hapı ile)... cesspool = lağım çukuru...

"Everybody has got to die, but I have always believed an exception would be made in my case. Now what?" -- William Saroyan (1908-1981)

Amerikalı yazar. Ölümünden önce Associate Press bürolarına telefon ederek son mesajını söylemiş: "Herkes ölmek zorunda, ama benim için bir istisna yapacaklarını hep düşünmüştüm. Eee, nolcek şimdi?"

"Crito, I owe a cock to Asclepius; will you remember to pay the debt?" -- Socrates

Sokrat, biliyorsunuz, gençleri baştan çıkardığı için (o anlamda değil yahu) "hemlock" (baldıran otu) içerek idama mahkum olmuştu... Öğrencisi Crito'ya, horoz adağı borcunun unutulmamasını hatırlatıyor. Aslında nasırından ve karısından çektiklerini düşünecek olursak, ölümü bu derece filozofça karşılamasına şaşmamak gerek...

"In that case, what is the question?" -- Gertrude Stein (1874-1946)

Amerikalı yazar. Ölüm döşeğinde, uzun zamandır Paris'teki can yoldaşı Alice B. Toklas'a sorduğu  "What is the answer?" (Yanıt nedir?) sorusuna yanıt alamayınca, (bir yanıt olmadığını kendisinin de bildiğini başıyla işaret ederek) bu kez sormuş: Peki o zaman soru nedir?..

"I have had no real gratification or enjoyment of any sort more than my neighbor on the next block who is worth only half a million." -- William H. Vanderbilt (1821-1885)

Amerikalı ünlü milyarder: Yanıbaşımdaki blokta oturan sadece yarım milyonluk komşuma göre bir gram bile daha fazla tatmin yada zevk yaşamadım...

"Go away... I'm alright." -- H. G. Wells

Tefrika ettiğimiz "The Pearl Of Love" adlı öykünün yazarı... Benim en sevdiğim İngiliz yazarlarından birisi. Bugünlerde sinema dünyasını meşgul eden "The Time Machine" adlı filmin aynı addaki hikayesinin de yazarı... Bu arada, "alright" sözcüğünün yanlış olduğunu (ki en az 200 yıldır kullanılıyor), "all right" şeklinde kullanılması gerektiğini hala savunanlar var. "Purist" lerde malzeme bitmez... Bence, her ikisinin de kullanılmasının yerinde olacağı durumlar var.

*  *  *  *  *  *  *

THUS COMES TO AN END OUR SERIES ON FAMOUS LAST WORDS

And, wrapping up the series, Dear Members, All I can offer, I'm afraid, by way of a closing statement will be the old dictum, "All is vanity"... Herşey, insanoğlunun hüsnü kuruntusu...

Perhaps we could go back to and find solace in our opening statement, "People Say A Lot Of Funny Things Just Before They Croak !!"

Be that as it may, mine will be "Not today, please; I've got a lot of work to get through!!"

Bugün olmaz; bugün çok işim var !!

*  *  *  *  *  *  *

ANASAYFA      TESTLER      OKUMA      EĞLENCE