-- 01 --
Translate the following into Turkish.
Aşağıdakileri Türkçe'ye çeviriniz.
01 - See you in a jiffy.
02 - In twenty ten.
03 - That was the clue that helped lead Ahmet to suspect Mehmet.
04 - In an analphabetic culture, oral transmission is the sole
source of continuity.
("analphabetic" sözcüğü ile ilgili aklınızdan geçenler için teessüf ederim
-- hele "oral" ı da gördünüz ya... Yaaav,
ciddi meseleler konuşuyoruz burada.)
05 - One commentator on the talks faults the Minister for regarding
civil servants
as nincompoops.
(Güncel bir konu; çoğunuzun cebini ilgilendiriyor.)
----------------------------------------------------
And the Answers are : --
01 - See you in a jiffy.
-- Az sonra görüşürüz.
a jiffy = çok kısa bir süre. Sözcük Avustralya İngilizce'si kökenli
olup; "in a jiffy" deyimi genel İngilizce'de yaygınlık
kazanmış durumdadır.
02 - In twenty ten.
-- İki bin on yılında.
Fakat itiraf etmeliyim ki
burada küçük bir üçkağıt çektim ve rakam yerine yazıyla
yazdım. Demek istediğim, "in 2010" şeklinde yazmamız doğru olur.
"In
twenty ten" şeklinde okuyabiliriz. Ama, "two
thousand and ten" yazmamız ve okumamız daha bir berraklık
sağlayacaktır. Yine de, konuşma arasında "in twenty ten"
ifadesini duyarsanız, şaşırıp kalmayınız.
03 - That was the clue that helped lead Ahmet to suspect Mehmet.
--
Ahmet'in Mehmet'ten şüphelenmeye yönelmesinde
yardımcı olan işte bu ipucuydu.
"Help" fiili kendisinden sonra "to"
alabilir; ama çoğunluk almaz. Sadık olsun diye, çirkin
çeviri ile yetinmek zorunda kaldım.
04 - In an analphabetic culture, oral transmission is the sole
source of continuity.
-- Alfabesi olmayan bir kültürde, sözel
geçişlilik yegane devamlılık kaynağıdır.
analphabetic (ÆN-ılfı-BÆ-tik) = (sıfat) 1. alfabetik olmayan; 2.
okuma yazması olmayan, ümmi. (ad) okuma yazması
olmayan, ümmi. Bahse girerim ki, plak orada takılı olduğu için,
"oral" sözcüğünün de etkisiyle, sözcüğü "anal" dan bozdunuz ve
kimbilir nelere saplandınız!!
05 - One commentator on the talks faults the Minister for regarding
civil servants as nincompoops.
-- Görüşmeler
konusunda bir yorumcu, Bakanı, memurları kafası pek çalışmaz kişiler
olarak gördüğü için hatalı buluyor.
nincompoop /NİN-kım-PU:P/ veya /NİNG-) = budala, kafası pek
çalışmayan, veya saf ve bön kimse. Pek güzel bir sözcüktür...
-- 02 --
Bu çok çok zor soruları çözebiliyorsanız, çözünüz;
aksi takdirde,üzülmeyiniz:
cevapları izliyor..
Ve lütfen, çevrenizde "İngilizce bilen" kimselere danışarak
onları zor durumda bırakmayınız!!
Şaka bir yana, bunlar gerçekten çetin sorular;
çözebiliyorsanız, kendinizle övünebilirsiniz.
------------------------------------------
01 - "İnsanlar nasıl davranmalı?"
"Ought to" yardımcı fiilini ve "insanlar" karşılığında "men" cenerik
adını kullanarak bu cümleyi İngilizce'ye çeviriniz.
02 - "Gelmemezlik etmedi."
Standart İngilizce'deki DOUBLE NEGATIVE "olanaksızlığını" aşarak,
cümleyi İngilizce'ye çeviriniz. (İpucu: Kullanacağız
kalıp yine standart İngilizce'de var olan bir kalıptır.)
03 -
OSMAN: "İnsanlar özgürlüğü nasıl kullanacaklarını, onunla ne
yapacaklarını bilmiyorlar."
ORHAN: "Bu, sevgi için de
geçerli."
Orhan'ın cevabını yalnızca 3 sözcük kullanarak (bir tanesi "so")
İngilizce'ye çeviriniz. Şöyle:
OSMAN: "Men do not know what to do with freedom.
ORHAN: " ........
....... ....... ."
04 - "Come what may, you stay put here."
Ne diyo yaaaa bu cümle??
05 -
They gulped down all the food in the house.
= Bütün yiyecekleri
mideye evde indirdiler.
They gulped down all the food in the house.
= Evdeki bütün
yiyecekleri mideye indirdiler.
(a) Nasıl oluyor da bu cümle iki farklı anlam verebiliyor?
Açıklayınız.
(b) Cümleyi tekbaşına görür veya işitirsek (yani bağlamdan gelen
herhangi bir ipucu yoksa), yukardaki iki anlamı, (i) yazıda,
(ii) konuşmada birbirinden nasıl ayırdedebiliriz?
----------------------------------------------------
And the Answers are : --
01 - "İnsanlar nasıl davranmalı?"
01 - How ought men to behave?
----------------------------------------------------
02 - "Gelmemezlik etmedi."
02 -
She didn't fail to come.
Açıklama: Fail + Mastar yapısı olumsuzluk belirtir. "Başarısızlık"
anlamını içerebilir, içermeyebilir de. Çoğunlukla içermez.
Standart gramere uygun bir yapı içinde double negative bir anlam
verebilmemizi sağlıyor.
Yöre veya çeşitli sosyal katman ağızlarında kullanılan "double
negative" örnekleri standart İngilizce dışında sayılır.
Örnek: "I don't want nothing." (Standart kullanım: "I don't want
anything.")
Çok ünlü bir örnek: Pink Floyd'un "Liverpool'lu bir grup okul
öğrencisine" söylettirdiği:
We don't need no education.
We don't need no thought control.
NOT: Dünya dillerinin kimisinde "double negative" olanaklıdır,
kimilerinde değildir. Ayrıca, kimi dilde iki negatif bir pozitif
yapar; kimisinde yapmaz.
----------------------------------------------------
03 -
OSMAN: "İnsanlar özgürlüğü nasıl kullanacaklarını, onunla ne
yapacaklarını bilmiyorlar. "
ORHAN: "Bu, sevgi için
de geçerli."
OSMAN: "Men do not know what to do with freedom.
ORHAN: " So with
love."
----------------------------------------------------
04 - "Come what may, you stay put here."
04 - Ne olursa olsun, sakın buradan bir yere kıpırdama.
Açıklama: Fillerin V3 biçimi sıfat olarak da kullanılabilir. "Put,
put, put" fiilinin V3 biçimi burada "konulan/konulmuş"
(durumda) anlamı taşıyor. Stay burada ilişkilendirici fiiller
(linking verbs) sınıflamasına girer ve sıfat alır. Yani, "Stay
beautiful," demekle, "Stay put" demek arasında gramer açısından bir
fark yoktur. "Stay where you have been 'put',"
tümcesinden kısaltma olarak da yorumlayabilirsiniz.
----------------------------------------------------
05 -
They gulped down all the food in the house.
= Bütün yiyecekleri
mideye evde indirdiler.
They gulped down all the food in the house.
= Evdeki bütün
yiyecekleri mideye indirdiler.
Eğer bağlamdan gelen bir ipucu yoksa, yazıda ayırdedemeyiz.
Konuşmada, "es" verme, tonlama ve vurgu ile ayırdedilir.
İlk anlamı için "all the food" dan sonra kısa bir es vererek "in the
house" bilgisini belli bir vurgulama ile iletiriz. Tonumuz, "evde yemelerini beklemiyorduk" nüansını iletecek şekilde olmalıdır.
Örnek: "They did it in bed." Bu bizim normal beklentimizdir. Ama bu zevk sahibi çift bu defa mutfağı seçmiş
olsunlar: "They did it in the kitchen!"
İkinci anlam için, yapının "all the food that was in the house" dan
kısaltma olduğunu değerlendiriniz. Yani, bir sıfat-cümlecikten kısaltma. "In the house" parçasını öndeki
parçasına duraklamadan yapıştırınız. Örnek: "the girls in our
class" = "sınıfımızdaki kızlar".
