Doç. Dr. Yalçın İzbul

Free Bilingual E-Zine

THE İZBUL ANGER & LAUGHTER CHRONICLES

İzbul Öfke & Gülmece Seyir Defteri'iden Seçmeler  --  001

Sitemizden Seçmeler

Mesajlarınınz İçin

 

 

 

The İzbul Daily Anger & Laughter Chronicles
İzbul Günlük Öfke ve Gülmece Seyir Defteri
0001 -- 17.8.2006


------------------------------------

A "Wonderful" Victory...

Turkland wins 1-0 over Luxembourg, a small landlocked country with a total population of under half a million people. A majority of the players in the Luxembourg national squad are amateur players with real-life jobs such as postmen, taxi drivers, firefighters, school teachers, dish washers, night watchmen and so on...

1-0 = "one-nil" (kalın "l" ile) okunur... landlocked = açık denizlere çıkışı bulunmayan; çevresi başka ülkelerin topraklarıyla çevrili... national squad = milli takım... firefighter = itfaiyeci... dish washer = bulaşıkçı... night watchman = gece bekçisi... [A "doubly landlocked" country is one surrounded by other landlocked countries. (Yani, plaja gitmek için iki sınır geçmek zorundasınız!) There are only two such countries in the world: Liechtenstein ve Uzbekistan].

My advice is,

Naturalise Alex. It is the least you can do to bolster up our national side's chances in the upcoming qualifying rounds for the 2008 European Cup.
Alex'i Türk vatandaşlığına alın. 2008 Avrupa Futbol Şampiyonası eleme turlarında şansımızı arttırmak için hiç olmazsa bunu yapabilirsiniz.

to bolster up = arttırmak, canlandırmak, teşvik etmek ve desteklemek... national side = milli takım (= national squad)... upcoming qualifying rounds = yaklaşmakta olan / pek yakındaki eleme turları...

------------------------------------

NOT: To nationalize /-şını-LAYZ/ = "millileştirmek"... (Tersi: to privatize /PRAY-vı-TAYZ/ = özelleştirmek)... To naturalise /-çırı-LAYZ/ = vatandaşlığa kabul etmek...

"To privatize" (özelleştirmek) sözcüğünü Türkçe'de "akraba ve yandaşlara peşkeş çekmek" şeklinde yorumlamak gerekir!!!

EK NOT:

01. Bu dizi için genel ad olarak kullandığım "Chronicle, chronicles" sözcüğü birebir anlamda "seyir defteri" demek değildir. "Günlük olarak tutulmuş tarih notları" anlamı taşır. Dolayısıyla, fazla uzak bir anlam sayılmasa gerek. [Seyir defteri = nautical log book, ship's log book, captain's log book]

02. Yukardaki üç sözcüğün "s" veya "z" ile yazılmasında tersine bir uygulama sehpalık bir suç oluşturmaz... [Kesenkes geçerli olmamakla birlikte, genelde, "--ise" yazımı Brit; "--ize" yazımı AE'tir denilebilir.]

03. "National, natural" sözcüklerinin başındaki /Æ, æ/ -- /a/ ve /e/ arası -- sesini /ei/ şeklinde okuyanların ağzına biber sürünüz, bu yanlışı artık yapmasınlar... Bunun doğru olduğu konusunda ısrar edenlerin ise boynunu vurunuz, sevaba girersiniz...



 

The İzbul Daily Anger & Laughter Chronicles
İzbul Günlük Öfke ve Gülmece Seyir Defteri
0002 -- 18.8.2006


------------------------------------

Sandpaper...
Zımpara Kağıdı...

A good shopkeeper knows how not to turn away a gullible or desperate customer: If you are out of stock in what they want, offer them something similar...


gullible /GA-libl/ = saf; "dolmaları" kolay yutan... desperate /DES-pırit/ = çaresiz durumda; acil ve ertelenemez ihtiyaç içinde... to be out of stock = elinde (= stoklarında, "dükkanda") kalmamış olmak... ("Eğer aradıkları şey elinizde yoksa / kalmamışsa, ona benzer başka bir şey teklif ediniz / sununuz.")

So now we must settle for sandpaper, instead of toilet paper, as Uncle Sam forces on us a "Co-ordinator" instead of a "Terminator"...

must settle for = (burada) razı olmak / ile yetinmek zorunda olmak... to force on smb = zorla kabul ettirtmek... to terminate = son vermek, varlığına son noktayı koymak...

------------------------------------

TERMINATOR = "İşi Bitirici" , yani "Defter Dürücü"... (1984 yılı yapımı, başrolünü vücutçu Arnold Schwarzenegger'in oynadığı -- şimdilerde Cumhuriyetçi Kaliforniya valisi olarak gövde gösterisi yapıyor -- The Terminator filmini hatırlayınız.)

CO-ORDINATOR = "Eş-Güdümcü", yani "Birlikte-Güdücü"...

Comment:

Beggars cannot be choosers. (English proverb)
Dilenmek durumunda olanların seçme hakkı yoktur. (İngiliz atasözü) Har vurmuş harman savurmuş tarla sahibi; Borç boyu aşmış; alacaklı bastırıyor... Bir boyunduruğa koşmaya hazırlanıyorlar; eşkin atla alacalı eşeği... Yılına varmaz, bu tarla kalır nadasa...

------------------------------------

STRUCTURE:

İlk paragraftaki "how not to do sth" yapısını not ediniz:

how + (olumlu / olumsuz mastar)

how to do, make, drive, etc. = nasıl yapılacağı...
how not to do, make, etc. = nasıl kaçınılacağı...

(= how to avoid + doing, making, etc) ("nasıl yapılmayacağı / yapılmaması gerektiği" kavramından)

I'll teach you how to make a good cake.
I'll teach you how not to make too many mistakes.
Somebody ought to teach the Americans how

   not to Vietnamize Lebanon.

 

 

The İzbul Daily Anger & Laughter Chronicles
İzbul Günlük Öfke ve Gülmece Seyir Defteri
0003 -- 20.8.2006


------------------------------------

Such Enthusiasm...
Böylesi Hevesli Tarafgirlik...

Two days ago, the prestigious daily Hürriyet carried the headline, "Even the [Lebanese] Armenian MPs Want Us in Lebanon". That was no surprise to us since its illustrious editor-in-chief, Mr Ertuğrul Özkök, is a self-professed ardent supporter of the plan to get Turkland involved in the thorny Lebanese question.


prestigious /pres-Tİ:-cıs/ = prestijli... daily = günlük gazete... headline = manşet... MP = member of parliament, milletvekili... since = çünkü; ....... olduğu için / olduğuna göre... illustrious /i-LAS-triıs/ = ünlü, tanınmış (sözcüğün kök anlamı: çevresine ışık saçan)... self-professed = kendisi kabul ve ilan ettiği kimliği ile... ardent = coşkulu, hevesli, ateşli, gayretli (enthusiastic)... to get Turkland involved in = Türkiye'yi işin için sokmak, bulaştırmak... thorny = dikenli (= belalı)...

Mr Özkök is known to have no patience for diverging views on that score. He invents all sorts of funny excuses: "If only the political opposition in Ankara [referring to the CHP] would see fit to be helpful on this front, our soldiers would go off with much more boosted morales," he says.

is known + mastar = 'ın yaptığı / olduğu biliniyor / bilinir... to have no patience for = sabır ve tahammül gösterememek... diverging views = farklı görüşler, ayrılan görüşler... on that score = o konuda, o meselede... funny = tuhaf, garip... He invents all sorts of funny excuses. = Tuhaf tuhaf mazeretler üretiyor; binbir dereden su getiriyor... to see (it) fıt = uygun ve münasip görmek, yerinde bulmak... on this front = bu cephede (burada "bu konuda")... boosted = artmış, arttırılmış, destek verilerek canlandırılmış / yükseltilmiş...

Oh, do not ask, "Why so much enthusiasm on Mr. Özkök's part in this particular matter?" -- when he is dead against any Turkish intervention against the PKK activities in northern Iraq.

It is the self-same "His Master's Voice" that speaks...

dead against = kesinlikle karşı... intervention = müdahele... self-same = "yine o aynı", "yine o bildiğimiz"... "His Master's Voice" = "Sahibinin Sesi" -- ünlü plakçılık şirketi sloganı...

------------------------------------

Comment:

As the Turkish proverb says, "The Horse neighs according to its master." -- And, so does the ass, we might add.
Atasözümüzün dediği gibi, "At sahibine göre kişner." -- Eşek de öyle, diye ekleyebiliriz.


 

The İzbul Daily Anger & Laughter Chronicles
İzbul Günlük Öfke ve Gülmece Seyir Defteri
0004 -- 23.8.2006

------------------------------------

SWEET REMEMBRANCES
/SWİ:T-ri-MEM-brınsiz/

Geçmiş Zaman Olur ki Hayali Cihan Değer...

TURKLAND'S "RED LINES"...
Türkiye'nin "Kırmızı Çizgileri"

[A news report by the semi-official Anatolian News Agency, dated Dec 24, 2002]

Talabani: We May Accept Turkland's Red Lines

ANKARA - Iraqi Patriotic Union of Kurdistan (PUK) leader Jalal Talabani said on Monday that Turkland's ''red lines'' on Iraqi issue were principles that may be accepted by them. Türkiye'nin Irak sorunları üzerindeki "kırmızı çizgileri" nin kendileri tarafından kabul edilebilecek ilkeler olduklarını söyledi.

When Turkland's ''red lines'' on Iraqi issue was reminded, Talabani said they did not want an independent state in Iraq, and that they wanted a democratic and federal Iraq. He said they did not want to split up Iraq but to re-unite it. Talabani said he found Turkland's red lines regarding Iraqi issue as acceptable by all the Kurdish parties.

to split up = bölüp parçalamak... to re-unite /Rİ:-yu-NAYT/ = yeniden birleştirmek... regarding /ri-GA:-ding/ = konusunda, ilişkin olarak... parties /PA:-ti:z/ = (burada) taraflar...

Talabani will meet with Foreign Minister Yaşar Yakış and will be received by Prime Minister Abdullah Gül.

will be received by = tarafından kabul edilecek... (Türkçe'ye girmiş olan "resepsiyon vermek" -- "to give a reception" -- kavramı da buradaki "to receive" / "kabul etmek" fiilinden...

------------------------------------

Comment:

A tremendous amount of water has, apparently, run under the bridges since then. Mr Gül, then prime minister, is now in charge of Foreign Affairs -- sharing his negotiatory powers with the enigmatic Mr Zapsu.

a tremendous amount of = çok çok miktarda... apparently /ı--rıntli/ = "öyle anlaşılıyor ki", "anlaşıldığına göre"... then = o zamanlar... in charge of = yönetiminde, sorumluluğunda... negotiatory powers /ni-GO-şi-EY-tri/ = müzakere etme yetkisi... enigmatic /enig--tik/ = bir muamma olan, bir soru işareti olan, kimliği niteliği tam olarak bilinmeyen...

Mr Recep Tayyip Erdoğan has now completed his fourth year in office as Prime Minister. in office as Prime Minister = Başbakan olarak görevde...

There have been ups and downs in our relations with the powers-be that administer our world.

have been ups and downs = bugüne değin inişler çıkışlar olageldi... the powers-be that administer our world = "bizim dünyamızı yöneten gücler, herkimse onlar" (= malûm güçler)... (Burada biraz özel bir anlatım kullandım; örneğin "powers-be" anlatımında bir parça "iyi saatte olsunlar" yananlamı da vardır... Çok emin olmadıkça, "powers" ve "to rule" gibi daha "düz" sözlerden ayrılmayınız)

But one thing is certain: Ama birşey kesin...

Those once-immutable "Turkland's red lines" seem to have receded now to the bounds of the Islet of Edincik on the Sea of Marmara and of the "seven-star" Rixos Hotel in Antalya.
Bir zamanlar değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek "Türkiye'nin kırmızı çizgileri" nin, şimdilerde ise Marmara Denizindeki Edincik Adacığı ile Antalya'daki "yedi yıldızlı" Rixos Otelinin sınırlarına kadar gerilemiş olduğu görülüyor.

immutable = değişmez ve değiştirilemez (tartışılamaz bile)... once-immutable = birzamanlar değişmez ve değiştirilemez olan... seem to have receded to = -------'e gerilemiş görünüyor... bounds = sınırlar... islet /AY-lit/ = adacık...

 

 

The İzbul Daily Anger & Laughter Chronicles
İzbul Günlük Öfke ve Gülmece Seyir Defteri
0005 -- 3.2.2006


------------------------------------

"Üst kimlik" / "Alt-Kimlik"...


How to discriminate between the “supra-identity“ and the “sub-identity“; or, should I say, the “identity up above the waist“ and the “identity lower down“? Yoksa acep "belden yukarı kimlik" / "belden aşağı kimlik" mi desem?

Dilde Değişme... Bilirsiniz: Diller canlı birer organizma gibidir, sürekli değişim içindedirler... Değişimin en belirgin görüldüğü alan ise sözcük dağarcığımız, yani kavramlar dünyamızdır.

Kavramlar dünyamızda sürüp giden değişimin mimarları ise öncelikle büyük siyasi mütefekkirlerdir.

Esasen, bizim siyasilerin söylem ve söylevlerini İngilizce'ye çevirip okuduğunuzda kimi zaman korkudan dudaklarınız çatlar, kimi zaman gülmekten alt-kimliğinize edersiniz... Öyle ki, Şekspir nam ünlü muharririn dram, trajedi, komedi bilumum eserleri yanlarında silme sıfır duruma düşer; cümle Anglo-Sakson âlemi bizdeki bu olağandışı parodi gücüne teaccüple hayran bakakalırlar.

----------------------------------------------------

Nereden bilecekler, kavramlar dünyamızı zenginleştiren bu büyük katkının önemini...

Evet, "üst-kimlik" -- "alt-kimlik" ayrımı toplum yaşamında fevkalade gereklidir: Asla gizlenmemeli; apaçık, gururla, meydanda olmalı; Mevlânâ'nın dediği gibi, "Gösterildiği gibi olmalı; olduğu gibi gösterilmelidir."

Özellikle, "alt kimlik" kontrolü -- toplum yaşamında mutsuz yanlışlıklara meydan vermemek için -- son derece gerekli ve yararlıdır...

Özellikle de, evlendirme dairesine başvuran çiftler için "alt-kimlik" kontrolü yapılması büyük zaruret taşıyor...

Ayrıca uzun paltolu yurttaşlar için de alt-kimliğini çıkarıp gösterivermek, büyük pratik kolaylık sağlayacaktır.

 

 

 

      

 

 

ANASAYFA        TESTLER        OKUMA        EĞLENCE        ALMANAK

KAYNAKLAR     FIKRA     KARİKATÜR     KONUŞMA      İSTER İNAN