UYARI: Bu dizide yayınladığım bütün örnekler orjinal ve yayın haklarım kapsamındadır. Basım veya internet yoluyla izinsiz yayın kesinlikle dava konusudur.

 

 

TEST -- 01

 

EXPLANATIONS / AÇIKLAMALAR

Çeviriler için ölçümüz, garip motomot sözcük çevirisi değil,

"Aynı durumda biz Türkçe'de ne derdik?" sorusu...

 

 01  Türkçesi: Bu ağır bavul için bana yardım eder misin lütfen?

Doğru şık "c": Will you help me with this heavy suitcase? (= Rica.)

"a" şıkkı: Doğru soru, "How much do/will you help me ..." şeklinde olurdu.

"b" şıkkı: Gramer olarak doğru, ama kullanılma olasılığı sıfıra yakın bir soru... "c şıkkı" dururken bunu seçmeniz hiçbir şekilde savunulamaz...

"d" şıkkı: Emir kipinin doğru kullanımı: "Please help me ..." olurdu.

"e" şıkkı: Sizi, yanlış olan "a" şıkkı'na yönlendirmek için.

 02  Çevirisi: Hadi konuyu değiştirelim, tamam mı?

Açıklaması: "Let's" ile başlayan öneri tümcelerinden sonra, kuyruk sorusu (tag question) standart "shall we?" şeklindedir.

ADVANCED LEVEL... DİKKAT... "Let's not" ile başlayan tümcelerden sonra da uygulama aynıdır: "Oh, let's not start this argument all over again, shall we?" = Of! Bu tartışmaya yeni baştan başlamayalım, tamam mı?

 03  Çevirisi: Kimin böylesi yararlı bir alete hiç gereksinimi olmaz ki?

Çeldirici: "Which one" gramer olarak doğru; fakat anlam olarak kullanılma olasılığı sıfır...

Aslında "wouldn't ever" yapısı "lower intermediate" için zor bir soru. Ancak burada asıl aradığım, "Who needs / Who doesn't need" yapısının görülebilmesi. Çünkü, kötü bir alışkanlıkla, çoğu kimse sorulara Türkçe'den çeviri yoluyla yaklaşıp yanlış sonuca ulaşabiliyorlar. Yani, ortada bulunmayan doğru şıkkı, önce kafalarında Türkçe tasarlayıp, sonra da bunun İngilizce'sini arıyorlar: "Kimin ihtiyacı var? O halde, = Whose... gibi bir garip mantık... Oysa soruyu "Kim gereksinim duyuyor?" diye sorsanız, farklı ve tesadüfen doğru sonuca ulaşacaktınız. Kısacası, çeviriden elbette yararlanabiliriz (hatta bu kaçınılmazdır); ama herhalde kendimizi yanıltmak için değil.

 04  Açıklaması: "En -----" olan şey dünyada tektir, misilsizdir. Sıfat ve belirteçlerin üstünlük derecesinde (the superlative degree), belli bir şeyden söz edildiğini gösteren "the" tanımlığını kullanmayı unutmayınız.

DİKKAT... "That was most stupid," şeklindeki bir tümcede ise, "most" sözcüğü kendisinden sonra gelen sıfatı niteleyen bir belirteç (zarf) niteliğindedir; yani "That was very stupid," yargısının daha da güclendirilmiş şeklidir.

 05  DİKKAT... DİKKAT... Bir şıkkı kafanızda seçtikten sonra, mutlaka yerine koyarak tümceyi okuyunuz ve oraya oturup oturmadığına bknz...

 06  Açıklaması: İkram soruları "some" ile sorulur. Bu da, "Yanıtınızın evet olmasını istiyorum" anlamına gelir... Oysa, "any" ile düz bir soru olur ve arkadaş arasında, aile içinde filan kullanılır: "Do you want any more?" = "Daha istiyor musun?" Ama, konuklara çok ayıp olur; "İstemeyin" demekle aynı kapıya bile çıkabilir...

Ama, öte yandan,

1. Günümüzün "kalaslaşan" sosyal ilişkilerinde, belki de bu eski güzellikleri bir "aşırı incelik" örneği olarak görenler çoğunluktadır... Bu nedenle, doğru şıkkı, soruya ikinci bir tümce ekleyerek destekledim.

2. Tutunuz ki bir sınavda, "klas" some ile "kalas" any'i birlikte vermişler. Klas yanıt şıkkını tercih etmelisiniz. Çünkü sınavlar herzaman için klasik eğilimlidir.

3. "Do you have any questions or would you like any more information?" gibi bir sorunun ise "any" ile sorulması uygun olur. Çünkü, "some" ile sorulması durumunda, karşımızdakinin ilave bilgilere ihtiyacı olduğu gibi kinayeli bir anlam da iletilmiş olabilir...

 07  Açıklaması: "Lower intermediate" düzeye gelmiş olduğunuza inanıyorsanız, "would rather" tercih yapısından sonra "than" kullanılması, bunun "then" sözcüğü ile karıştırılmaması gerektiğini de bilmeniz gerekirdi.

 08  Çevirisi: "Çocukken çok okurdu."

Açıklaması: Tense uyumları ve öte yandan "used to" yardımcı fiili ile "to be used to" (= alışmış, alışkın olmak) deyimsel kalıbına dayalı bir soru...

 09  ve  10  Tense uyumlarına dikkat...

Biz daha eve ulaşmadan yağmur kesilmişti.

Biz daha eve ulaşmadan yağmur kesilmiş olacaktır.

 

Burada, "tense" kullanımlarına ilişkin iki basit kural geçerli: 1. Geçmişteki bir noktanın yada dönemin öncesi için  "past pefect" kullanılır... 2. Ana (= temel) tümcelik herhangi bir gelecek zaman "tense"inde ise, zaman belirten bağıl (yan) tümcelik present tense (herhangi bir present tense) olmak zorundadır...

ÖNEMLİ NOT: Kimi kaynaklarda pek bir itibar gören "tense sequences" konusuna kendinizi fazla kaptırmayınız. İşi fazla şekilci formüllere bağlarsanız başınız sıkça ağrıyacaktır. Unutmayınız: Aslolan ANLAM'dır. Anlam herzaman kraldır... "Tense sequences" gibi basmakalıp formüllerden çok, tümceyi oluşturan tümcelikler  arasında ANLAMA DAYALI zaman uyuşumunu önplana alınız...

 11  Çevirisi: "Son gelişimizden bu yana çok değişmiş burası."

Açıklaması: Tipik bir present perfect: Geçmişteeen bugüne... Geçmişte belli veya belli olmayan bir noktadan başlayarak bugüne ulaşan bir zaman diliminden söz ediyoruz... Dikkatimiz bu sürecin günümüzde yol açmış olduğu sonuçlar üzerine odaklı... Ayrıca "değişim" olayının zamanda boyutundaki tam koordinatlarının belli olmadığına dikkat ediniz. Yani, "dün değişmiş; geçen yıl değişmiş" demiyoruz.

DİKKAT: "should" ve "might", present veya future anlamlar verir; geçmişe yönelik bir anlam vermeleri için,  perfect yapıda olmaları gerecekti: "should have been" (değişmiş olmalıydı ... ama değişmemiş) veya "might have been" (değişebilirdi ... ama değişmemiş)...

DİKKAT... DİKKAT... "Would, should, could, might" yapılarının "will, shall, can, may" fiillerinin past tense'i olduğu gibi bir dehşetengiz yanılgı ne yazık ki çok yaygındır... Çok kısaca ifade edeyim: Hem öyledirler; hem de öyle değillerdir. Kimi yerde öyle davranırlar. Kimi yerde ise kendi başlarına bağımsız anlamlar iletirler. Bu önemli konu Eğitim Setimiz Ana Kitabı'nda "Yardımcı Fiiller" bölümünde ayrıntıları ile ele alınmaktadır.

 12  Çevirisi: "Samimiyetle söyle bana: Bu iki kızdan hangisi ile evlenmek istiyorsun?"

Açıklaması: İki şeyden söz ediliyorsa, "either - neither" ikilisi de dikkatimizden kaçmamalı... "a", "b" ve "d" şıkları ikiden çok şeyler için geçerli olabilir. "c" şıkkı ise "Ben diyorum Çanakkale Boğazı, o diyor yandı ... ağzı" hesabı...

 13  Açıklaması: Olumlu tümcede "some"; olumsuz ve sorularda "any" kullanılır... Aynı durum, "some more" ve "any more için de geçerlidir...

DİKKAT: Ne var ki, soruların da şu iki durumda "some" ile sorulabileceğini unutmayınız: 1. İkram soruları: "Would you like some more?"... 2. Yanıtın "evet" olduğunu tahmin ettiğimiz durumlar: "Is there someone in the kitchen?" = Mutfakta biri mi var?  (= var galiba)...

Düz bir soru sorsaydık: "Is there anyone in the kitchen?" = Mutfakta kimse var mı? diyecektik...

 14  Tense uyumlarına dikkat... Buradaki durum: Geçmişteki bir noktanın daha öncesi: Tipik past perfect. "Biz daha oraya ulaşmadan, kendisi orayı terketmiş bulunuyordu."

  15  Bu soru sizlere önemli bir sınav davranışının gerekliliği konusunda tekrar uyarı olsun... Bir şıkkı seçtikten sonra mutlaka yerine koyarak okumalı, oraya oturup oturmadığına bakmalısınız.

Öte yandan, Bu soru "lower intermediate" için hafiften zalim sayılabilir, ama böylece "Do you think" kalıbına dikkatinizi çekmiş olayım: Türkçe'ye "sence" şeklinde çevireceksiniz. Soru sözcükleriyle kurulan soru tümcelerinin içine yerleştiririz; ancak kendisi dışında kalan kısım düztümceye dönüşür:

When do you think he will come? Sence nezaman gelecek?

Where do you think he will stay? Sence nerede kalacak?

What do you think he will do? Sence ne/neler yapacak?

What do you think I should wear? Sence ben ne giymeliyim?

 

Karşımızdakinin fikrini sormaktan çok, bir ünlem tümcesi olarak da yorumlanabileceği durumlar olabilir:

 

Whose shoulder do you think I can cry on?!  Kimin omzunda ağlayabilirim ki?!

Whom do you think I can trust?! (Sence,) Kime güvenebilirim ki?!

 

 

EK AÇIKLAMA

Biliyorsunuz, "who" ve "what" özne konumunda ise (Yani, "kimi?" değil, "kim?"... "neyi?" değil "ne?" anlamı taşıyorlarsa), o takdirde soru veya düz biçimi aynı olur. Tabiatıyla, bu "düz" biçimi  aynı zamanda adtümcelik (noun clause) olarak kullanılan yapıdır. ÖRNEK: "Who came?" "I don't know who came." Dolayısıyla,

Who do you think will come?

What do you think will happen tomorrow?

Zalimlik edip, testteki soruda, düz ve soru biçimleri aynı olan "What will happen tomorrow" tümcesini kullandım ve işi sizler için zorlaştırdım; ama zaten sınavları hazırlayanların sizin dostunuz olduğunu kim söylemiş ki??

 16  Doğru şık: "e" -- "The front door of the house was left open."

Açıklaması: Besbelli ki, "belli" bir evden söz ediliyor; bir evin de yalnızca bir adet "önkapısı" vardır; o halde o da "belli" bir kapı....

Öte yandan, diyelim ki, evsahibi kafadan biraz çatlaktır; iki ön kapı yaptırmıştır; ayrıca şair ruhumuz bizi şairane bir tasvire iteklemektedir: "Bir evin bir ön kapısı açıktı..." Siz yine de ayağınızı sağlam basınız, çatlatlık ve şairanelik eğilimlerini sınav salonu kapısında bırakın...

 17  Açıklaması: "in the sky" değiştiremeyeceğiniz bir kalıptır; kılına bile dokunamazsınız...

Doğru şık: "b" "Some birds can fly very high in the sky." [Çünkü "bütün kuşlar" göklerde çok yükseklerde UÇAMAZLAR -- bazıları da alçaktan uçar.]

 18  Here is the suit-case... Here are the suit-cases...

"e" şıkkı'nı irdeleyelim: Diyelim ki çok öfkeliydiniz ve tumturaklı bir laf etmek istediniz: Tümceyi, "whatever" değil, "whichever" ile kurardınız... Basit bir kural (çok da mantıklı): Soru sözcüğünüz ne ise, vurgu kazandırılan "-------ever" biçimi de aynı sözcükle kurulacaktır...

 19  Saatler için "at", günler için "on", aylar yıllar için "in"... "March 26th" bir GÜN'dür... (DİKKAT: "March the twenty-sixth" şeklinde okunur.)

 20  Çeldirici: Present perfect... Ama, arkasından gelen "mütemmin malumat" (tamamlayıcı ek bilgi) onu olanaksız kılıyor: Olay geçmişte kalmış... Ancak dikkat ederseniz, Past perfect bir şık vermedik; çünkü, "geçmişteki bir noktanın öncesi" kimliği ile o da doğru olurdu...

 21  ve   22  -- Eğitim setimizden bir açıklama:

Siz hiç Kars'ta bulundunuz mu?

Bu soruyu Türkçe'de, "Siz hiç Kars'a gittiniz mi?" şeklinde ifade etmek de olanaklıdır. Yani, "gitmek" fiili ile...

Oysa ingilizcede "been to" kalıbını kullanmak zorundayız. Yani, "bulunmuş olmak"... Neden?

Çünkü, present perfect tense "geçmişten bugüne ve halâ" kavramını içeriyor ve o bağlamda "gitmiş olmak" kavramını kullanamayız.

Konuştuğumuz kişi Kars'a gitmiş (=gone to) ve hala orada değildir... Kars'ta "bulunmuş" (=been to) şimdi dönmüş karşımızdadır. Dolayısıyla:

Q. Have you ever been to Kars?

A. Yes, I have (been to Kars)... veya, No, I have never been to Kars.

Peki, ya arkadaşınız size Kars'tan telefon etse ne diyecekti?

"I have come to Kars" diyecekti. Yani, gelmiş bulunuyorum, halen buradayım.

Ama, üçüncü bir kişi Kars'a gitmiş, halen oradaysa, o zaman şu tümceyi kuracaksınız: "He has gone to Kars." (= Gitti, halen orada)

 23  ,  24  ve  25  -- Eğitim setimizden bir açıklama:

Aşağıdaki sözcükler tümüyle tekildir:

everyone      someone      anyone      no one

everybody    somebody     anybody    nobody

everything    something     anything    nothing

Önemli Not: "Öyle değil mi?" (= tag question) yapısında ise bir istisna sözkonusu: Eveybody, everyone, somebody, someone ile "THEY" çoğul adıl (zamir) ve uygun fiil kullanılır. Ancak, Everything için durum farklıdır. Örnekleri inceleyiniz:

Everybody is coming, aren't they?

Everyone was against it, weren't they?

Someone had told him, hadn't they?

Ama: 

Everything is all right, isn't it?

Hazır bu konuyu açmışken,

Lütfen aşağıdaki öyküyü Türkçe'ye çevirmeyi deneyiniz.

"Everybody, Somebody, Anybody ve Nobody," kavramları ile bir daha sorun yaşayacağınızı hiç sanmıyorum!!

This is a story about four people named Everybody, Somebody, Anybody and Nobody.

There was an important job to be done and Everybody was sure that Somebody would do it.

Anybody could have done it, but Nobody did.

Somebody got angry about this, because it was Everybody's job.

Everybody thought Anybody could do it, but Nobody realized that Everybody wouldn't do it.

It ended up that Everybody blamed Somebody when Nobody did what Anybody could have done!

BAŞA DÖNÜŞ

 100 Gramer Sorusu Anasayfaya Dönüş