|
|
01 --
To abolish slavery
on its own is meaningless; freedom from want is the real thing.
/ı-bo-liş/
want = gereksinim, ihtiyaç... Şimdi hemen sözlüklerinizi açıp, veya İnternet'teki araştırma motorlarını kullanarak, sözcüğün bu anlamını içeren ÖRNEK TÜMCELER toplamağa çalışınız... on its own = kendi başına, tek başına, kendi içinde... freedom from want = gereksinimlerin giderilmiş olması, muhtaç durumda olmamak... 02 -- You need some knowledge of nuclear physics to understand the intricate mechanisms involved in this project. /in-trikit/
intricate ne kadar da intrigue sözcüğüne benziyor... Türkçe'deki "entrika" sözcüğü nereden geliyor dersiniz? 03 -- That model, I'm afraid, is now considered obsolete. /bsı-li:t/
ÇOK ÖNEMLİ: Sözcüklerinizi öğrenirken, SYNONYMS = eşanlamlılarını da yanına sıralarsanız büyük yararını görürsünüz. Bu iş için sözlük değil bir THESAURUS (kavramlar dizini) kullanın. En iyisi hala ve hala "Roget's Thesaurus". Üstelik Net'te mevcut: Google'dan bu anahtar sözcüklerle arayınız. 04 -- Poor health prevented him from accomplishing the great task he had started. /ı-kmp-liş/
poor health = sağlığının kötü olması... to accomplish: achieve, attain, reach a goal or objective, realize... to quit : to cease trying to accomplish or continue: abandon, discontinue, give up, leave off, relinquish, remit, stop... 05 -- I'm afraid I've completely missed the significance of his last remarks. /sig-ni-fikıns/
his last remarks = söylediği son sözler... (örneğin çıkmadan önce veya bir konuşma sırasında)... effect = aslında "sonuç, netice" demektir (örnek: cause and effect = sebep ve sonuç); ama Türkçe'ye çoğunlukla "etki" kavramı ile çeviri veriyor... sense = 1. duyu örn: our five senses; 2. anlam = meaning, örn: What you're saying makes no sense. = Söylediğin şey/şeyler anlamsız)... Dolayısıyla: sensitive = duyarlı... Ama, senseless = anlamsız... Örn: a senseless act of violence = anlamsız bir şiddet hareketi... 06 -- I don't quite follow what you're getting at. Will you further clarify your position on this issue? /klæ-rifay/
İlk tümcenin çevirisi : Sözü nereye getirdiğinizi anlayamıyorum... nebulous: uzaydaki "nebula" lar birer "cloud" değil mi? clear = açık, berrak; crystal clear = apaçık, besberrak... 07 -- Holding the door open for a moment for the person coming right behind you is the conventional thing to do. /kın-ven-şınıl/
customs = 1. adetler, görenekler; 2. gümrük... customs duty = gümrük vergisi... custodian = koruyucu, muhafız, bakıcı, emanetine bırakılan kişi, tutan, saklayan... to take into custody = GÖZALTINA almak ("gözlem altına almak" diyen bütün cahil TV metin yazarı ve spikerlerini vurun!) 08 -- One may ask if it is fair to attempt to inhibit a person's natural impulses. But such is our cultural milieu... /in-hi-bit/
But such is our cultural milieu... = Ama kültürel ortamımız işte böyle... Okunuşu: mil-yö... Çoğulu: milieus, veya milieux... conditioned reflex = şartlı (yani şartlandırılmış) refleks... to mold = şekillendirmek ("kalıba dökmek" kavramından)... Polis arabanızı durdurunca ne der? "Pull up by the curb, please." = Arabanızı kenara (kaldırımın kenarına) çekiniz. Çünkü "curb", yolu "sınırlayan" şey, yani kaldırımdır... self-restraint = kendini firenleme, nefsine hakim olma... to endanger, to imperil, to jeopardize için ad durumları (isim halleri): danger, peril, jeopardy... Okunuşu: ce-pıdi... Bu gruba hazard sözcüğünü ekleyin... Sıfat durumları: dangerous, perilous... Bu kapasitede "jeopardy" i unutun, onun yerine hazardous 'u listeleyin... 09 -- It's high time we all went aboard the ship.
It's high time we + past tense (anlamı:present veya future) : SUBJUNCTIVE yapıya dikkat. Çevirisi: Haydi arkadaşlar, gemiye çıkma zamanımız geldi geçiyor... aboard = nasılki asleep uykuda, uykuya anlamı veriyor, bu da "tahtada, tahtaya" yani, "güvertede, güverteye, yani GEMİDE, GEMİYE anlamını veriyor. İngilizce'de bunun gibi başına "a-" getirilerek yapılmış çok sayıda sözcük var. Ama bunları "yok, -sız" anlamına gelen "a-" öneki ile karıştırmayınız: apathy = herhangi bir duygusal tepki yokluğu (sympathy, antipathy veya empathy'den farklı olarak). Ancak bu tür sözcüklerden bazıları farklı nüans da kazanabilir: amoral = 1) ahlak konularını ilgilendirmeyen; 2. ahlak dışı dolayısıyla da "ahlaksız"... 10 -- You are beautiful, but I must say beauty in itself is a rather abstract quality... /æbs-trækt/
Antonym, yani karşıt anlamlısı = concrete = somut (ki aynı zamanda "beton" anlamına da geliyor). Reinforced concrete = betonarme... to reinforce = pekiştirme... indescribable = that cannot be described, surpassing description, beyond description = tarif edilmez / edilemez... ŞİMDİ LÜTFEN doğru sözcüğü, sözlükleriniz ce theasurus'unuzu tarayarak, komple sülalesi ve örnek tümceler ile birlikte FİHRİST DEFTERİNİZE kaydediniz. YABANCI DİL ÖĞRENMENİN AZ ÇABA - KOLAY İŞ OLDUĞUNU KİM SÖYLERSE YALAN SÖYLER !! İLK DİLİMİZİ ÖĞRENMEK, BİRİLERİNİN BİZİMLE SÜREKLİ İLGİLENDİKLERİ BEBEKLİK VE İLK ÇOCUKLUK DÖNEMİNDE KAÇ YILIMIZI ALMIŞTI, UNUTTUNUZ MU ?
|