Doç. Dr. Yalçın İzbul

Free Bilingual E-Zine

PRACTICAL ENGLISH FOR TURKS

YAHOO Uluslararası İngilizce Öğretim Grupları

2003 - 2005 DÜNYA BİRİNCİSİ !!

New Series # 001

August 23, 2005

 

 MESAJ

 E-KİTAP

 

 NEWS HEADLINES

Eminem Admits He Is Hooked On Sleeping Pills: The mysterious medical condition which caused Eminem to cancel all dates on his European tour earlier this week was yesterday revealed to be an addiction to sleeping pills.

mystery /MİS-tıri/ veya /MİS-tri/... mysterious /mis-Tİ:-riyıs/... DİKKAT: /MAYS-tri/ diye okuyanların ağzına biber sürünüz...  is hooked on sleeping pills = uyku haplarına bağımlı durumda... was revealed to be = olduğu açıklandı...

condition burada "rahatsızlık" sözcüğü ile karşılanmak durumunda... Oysa, "The patient's general condition has worsened," veya "The patient was in (a) critical condition," tümcelerinde "durum" sözcüğü ile karşılamak gerekecektir...

A statement was put out confirming that "Marshall Mathers, aka Eminem, is in the hospital under doctors' care. He's being treated for dependency on sleep medication."

aka (veya, AKA) = nâm-ı diğer, diğer adıyla, bilinen adıyla... DİKKAT: Yukardaki örnekte olduğu gibi yazıda iki virgül (veya parantez) içine almayı; konuşurken "antirparantez" açıklama tonlaması yapmayı unutmayınız... dependency on sleep medication = uyku ilaçlarına bağımlılık.

to PUT OUT a statement = Bu tür "phrasal verbs" ile her karşılaştığımızda isyanları oynamanın âlemi yok. Bu defa, anlam besbelli... İster (en iyisi, deyim halinde) kaydedip ezberleyerek, kendinize maletmeğe çalışırsınız; ister, karşılaşınca nasıl olsa anlaşılıyor diye geçiştirirsiniz.

SORU: İlk tümceye bknz. Eminem ile tek doktor mu ilgileniyor, yoksa birden fazla doktor mu?

The news that Eminem is in a clinic being treated for addiction is likely to fuel speculation about his future. For several months, rumours have circulated that he is to quit performing and concentrate on producing new talent.

to be likely + mastar = olması muhtemeldir; öyle olacağa benziyor... to fuel speculation = spekülasyonlara yol açmak, zemin oluşturmak; söylentileri beslemek ve kuvvetlendirmek ("yakıt teşkil etmek" kavramından)... for several months = aylardır... (Ama, "He'll be gone for several months," derseniz, bu defa "aylarca burada olmayacak" demiş olursunuz.)

rumour /RU:-mı/ = söylenti, şayia... rumours have circulated = ortalıkta söylentiler dolaşageldi ve halâ da dolaşıyor...

he is to quit = "to be + mastar" yapısına dikkat ediniz: gelecek zaman belirtir... he is to quit performing = konser vermeyi bırakacak... to produce new talent = yeni yetenekler keşif ve lanse etmek...

The Manchester Guardian, www.guardian.co.uk

Bu arada, "gözleri çakır, göbeğinin altı çukur" olmayan Eminem biraderimizin adının nerden "Eminem" olduğunu da öğrenmiş olduk: Marshall Mathers, Yani, M&M, aka Eminem... Yani, "em-end-em" in daha "ince belli" okunuşu...

 TOP NATIONAL NEWS

Formula 1 Winds Are Sweeping İstanbul...
[Good job somebody or something does it occasionally... Y.İ. -- "good job" = "İyi ki..."]

Gila Benmayor, Saturday, August 20, 2005

About 2.5 billion people watching the race on televisions all around the world is a tremendous promotional opportunity for Turkland.

DİKKAT: Fiiliniz "is"... Tek sözcükle özneniz "watching"... Eğer kitabî form olan "people's watching" şeklinde yazılmış olsaydı, "is" den önceki sözcüklerin topluca "özne öbeğini"  oluşturduğunu, asıl öznenin "watching" sözcüğü olduğunu, diğer sözcüklerin onu niteleyen yakın grubunu oluşturduğunu görmekte güçlük çekmeyecektiniz...  promotional opportunity = tanıtım (reklam) fırsatı...

The other day, I had a seven-and-a-half-minute interview with Ferrari pilot Michael Schumacher. You may ask why not seven minutes, or eight minutes. I have to tell you, I don't know. The only thing I know is that the interview was very short.

 the other day = geçen gün, birkaç gün önce... DİKKAT: "minute" burada tekil formda; çünkü aralarında tire ile biraraya getirilen bu tür niteleyici öbekler tabiatıyla "sıfat" sınıflamasına girer; sıfatların ise biliyorsunuz tekili çoğulu sözkonusu değildir.

So what did we talk about?  Eeee, nelerden mi söz ettik?

Things such as if he believed in fate, who are his challengers and which Turkish driver did he think was capable of competing  in Formula 1.

DİKKAT: Konuşma dilinden gazetecilik diline yansıyan, yukardaki "soru" kalıbındaki tümcelikler, kitabi dilde ise şu şekilde olmak zorundadır: "...... who his challengers are, which Turkish drivers he thought ......". Yani, "I asked him what time was it," değil, "I asked him what time it was"...

Do you know what impressed me the most in the interview?

Yukardaki tümceye gramer bakımından itiraz edilemez. Neden çeviri koktuğuna gelince: "Conversational" ton dikkate alındığında, on yabancıdan dokuzu burada soruyu "You know what ....... ?" şeklinde oluştururdu. ("what impressed me most" diyenlerin sayısı ise yarı yarıya olurdu, ama bunun nedenini sormayınız: fazla merak iyi değildir.)

His answer, when I asked if he would like his children to become Formula 1 drivers. Schumacher said, “I would prefer them to become tennis or golf players.”

Exactly what a father would say.

The Turkish Daily News http://www.turkishdailynews.com

[All passages are subject to modification in keeping with this Ezine's TESL -- teaching of English as a second language -- policies.]

 

 CD

 TANITIM

 

 MESAJ

 E-KİTAP

 

Turkish Proverbs

  Ayinesi (aynası) iştir kişinin, lâfa bakılmaz.

English Equivalents (=eşdeğerleri):

Actions speak louder than words. Eylemler sözlerden daha yüksek sesle konuşur.

Deeds are fruits, words are but leaves. Eylemler (ağacın) meyveleridir; sözcükler ise ancak sadece yaprakları... Buradaki "are but leaves" yapısını, "are nothing but leaves" şeklinde anlayınız. Yani, "yapraklardan başka birşey değillerdir," şeklinde... "Deed" sözcüğü, "do" fiilinden türeyen ad biçimidir; dolayısıyla "eylem, yapılan şey" anlamı taşıyor. Nitekim, "indeed" sözcüğü de köken olarak "fiiliyatta" anlamındadır. (Türkçe'ye çoğu zaman, "gerçekten de" şeklinde çeviri veriyor.)

  Klavuzu karga olanın burnu boktan kurtulmaz.

Translated & paraphrased (çevirisi, mealen):

He who chooses the crow for his guide must but carry on sniffing dung!! to sniff = koklamak... dung = hayvan fışkısı veya tezek yığını... "But" sözcüğü aynen yukarda açıkladığım işlevde.

  Arkadaşını söyle, kim olduğunu söyleyeyim.

English Equivalents:

A man is known by his friends. to be known by = --- ile tanınmak...

A man is known by the company he keeps. company = eşlik edenler, yanında bulunanlar, eş dost...

  Ne ekersen onu biçersin.

English Near-Equivalent (yakın eşanlamlısı):

As you sow, so shall you reap... Mealen: Nasıl (ne) ekiyorsan, öyle (onu) biçersin/biçeceksin.

You reap what you sow. Ektiğini biçersin.

to sow (sowed - sown) = ekmek, dikmek... to reap = biçmek, hasat etmek...

  the Grim Reaper = Azrail... (Elinde orakla dolanıyor ya... grim = ürkütücü, asık suratlı, ağır, vahim)

  Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az.

Translated & paraphrased:

For a man capable of comprehending, a mosquito is like music (= is sufficient); for the non-comprehending drums and trumpets would be insufficient.

Near-Equivalents:

A word to the wise is enough.
wise = bilge kişi.

A word to the wise is enough, and many words won't fill a bushel. = Bilge kişiye tek sözcük yeter; (zaten) bir sürü laf bir araya gelse, bir kile etmez (veya, bir kilelik sepeti doldurmaz)... bushel = "kile" eski bir kuru hacim ölçüsüdür; gözünüzde yarım küfelik bir sepet oluşturabilirsiniz.

Concerning the second part of the proverb (which, in effect, says "laf ola, sepet dola.") Turkish is a lot more expressive: We'd say, "It wouldn't fill a fig's pip"... ("İncir çekirdeğini doldurmaz.")

 

DISCLAIMER: It is only a coincidence if any of the proverbs chosen makes you recall Mr PM's counsellors or the meeting he had with a group of "intellectuals" last week.

 

YADSIMA NOTU: Atasözleri seçiminde Başbakan ve danışmanları veya geçtiğimiz hafta içinde bir grup "aydın" ile yaptığı  görüşme açısından herhangi bir yorum amaçlanmamıştır.

 

 

 CD

 TANITIM

 
 

 

Onsuz boşa geçmiş yıllarınıza üzüleceksiniz !!

"ESSENTIAL  ENGLISH  FOR  TURKS"

 
 

Doğru Kaynak !!

 

 

Kampanyaları İnceleyiniz

 

   BİLGİ 

 

 
 

 MESAJ

 E-KİTAP

 

Interesting & Useful Idioms

"Cat got your tongue?"  Ne o? Dilini kedi mi yuttu?

"Has the cat got your tongue?"

"What's the matter, cat got your tongue?"

= rendered speechless, most usually by feelings of guilt or embarrassment...
= çoğunlukla, suçluluk veya mahçubiyet duyguları ile ağzını açıp bir kelime söyleyememek, susup kalmak... to render = Bizde nedense az tanınan bir sözcük olan bu fiil, bizdeki "kılmak, ... hale getirmek" fiilinin tam karşılığıdır...

Biliyorsunuz, kara kediler uğursuzluk getirir (= bring bad luck); kedilerin dokuz canı vardır (=have nine lives); hatta size şok geçirten ev telefonu faturalarındaki şehirlerarası uzun konuşmaları da evin kedisi yapmıştır (= make long distance calls); ama buradaki deyimde suçun bu sevimli hayvanlara yüklenmesi ilginç. Aslında, bu deyimin kaynağına ilişkin tezler ucuca sıralansa dünyayı iki kez dolaşır sanırım.

bend over backwards  elinden geleni yapmak (bir başka kimse için)

= doing one's best or trying harder than one needs to in order to please someone or do something he/she wants.

Walla, bu "kendini sırtıstü geriye doğru yay gibi kaykıltma" pozisyonu insanın zihninde türlü şüpheler uyandırmıyor değil, ama inanınız ki deyimin İngilizce'de gayet düzgün ve muğteber bir anlamı var. (Bizdeki hayal gücü adamlarda ne gezer?!) İşte örnekler:

Rest assured. I will bend over backwards to help you get a promotion in the company. Rest assured = Emin olabilirsin.

She bends over backwards to please her mother-in-law.

Everybody bent over backwards to help her. All her classmates tried very hard to help her feel comfortable and adjust to the school.

wet blanket
= "ıslak battaniye" !!

= someone who spoils the pleasure of others...
Eşanlamlı sözcükler (synonyms): spoilsport, killjoy, party pooper...

Söz aramızda, Türkçe'deki en güzel karşılığı: "Oyunu bozan, g*** borozan" dır...

İşte örnekler:

Oh! Don't be such a wet blanket!

Well, I don't mean to be a wet blanket, but ... Walla, eğlencenizi bozmak istemem, ama ...

My sister's husband is a real wet blanket and we all have a hard time getting on with him. to get on well with smb = iyi geçinebilmek, uyuşmak, arası iyi olmak...

We deliberately didn't invite him to come with us. He's such a wet blanket. All he does is to keep others from enjoying themselves by his pessimism and lack of enthusiasm. No wonder that no one wants him around. deliberately = bile bile, maksatlı olarak... no wonder = hiç şaşmamak gerekir ki... lack of /LÆK/ = yokluğu, olmaması...  enthusiasm /en-THU-siæzm/ = (çok önemli bir kavram) şevk, heyecan, istek, heves, neş'e, dört elle sarılma...

N.B. En azından İngiliz kültürü için söyleyeyim: Adam gibi adam olmak için önde gelen koşullar: "to have a sense of humour" = mizah duygusundan yoksun olmamak (özellikle de kendi kendinle dalga geçebilmek); enthusiasm; "to be fair" = adil olmak, hakça davranmak, kemer altına vurmamak; "never to tell a lie" = asla yalan söylememek... Adam gibi adam olmak kolay değil, dostlar...

He has no emotional intelligence. He is a far cry away from being a good husband, or a good father, for that matter. Instead he is always critical of them and a real wet blanket all the time. emotional intelligence = "duygusal zeka"... (başkalarının duygularını anlayabilme; "odun" gibi olmamak... a far cry away from being = olmaktan çok uzak... for that matter = aslına bakılacak olursa... is always critical of them = onları durmadan eleştiriyor...

Böylece, balayı ve cicim ayları kaçınılmaz biçimde bittiğinde eşinize karşı ağzınızdan ilk dökülecek sözleri de öğrenmiş oldunuz:

You’re getting to be a real wet blanket, you know that? You’re no fun at all anymore...

Hepinize sabır ve benimki kadar uzun bir evlilik dilerim: Sonunda bitap düşüp, güzel güzel geçinmeyi öğreniyorsunuz...

 

 CD

 TANITIM

         

 

 

 

Dergimizi beğeniyorsanız, lütfen dostlarınıza da öneriniz,

iletiniz, gönderiniz... Teşekkürler, Sayın Üyeler...

WEB SİTEMİZ:

ANASAYFA        TESTLER        OKUMA        EĞLENCE        ALMANAK

KAYNAKLAR     FIKRA     KARİKATÜR     KONUŞMA      İSTER İNAN

*  *  *  *  *

Listemize Katılmak için: http://groups.yahoo.com/group/pratik-ingilizce

Veya Doğrudan Bana e-Posta Atınız: --> İzbul

Listemizden Ayrılmak İçin:  pratik-ingilizce-unsubscribe@yahoogroups.com