Doç. Dr. Yalçın İzbul

Free Bilingual E-Zine

PRACTICAL ENGLISH FOR TURKS

YAHOO Uluslararası İngilizce Öğretim Grupları

2003 - 2005 DÜNYA BİRİNCİSİ !!

New Series # 003

September 5, 2005

 

 MESAJ

 E-KİTAP

 

 NEWS HEADLINES

Blair Apologises for Katrina Response Tony Blair apologised today to Britons caught up in Hurricane Katrina who have complained at being "abandoned" by the Foreign Office.

be/get caught up = yakalanmak... to Britons caught up = to (the) Britons who were (have been) caught up [kısaltılmış sıfat tümceliği]... Briton Gerçi, bu sözcüğün okunuşu, tıpkı "Britain" gibi, /BRİ-tın/ şeklinde olmakla birlikte, abartarak /BRİ-TON/ şeklinde okumanızda yarar var... abandoned -BÆN-dınd/ = terkedilmiş, kaderine bırakılmış... the Foreign Office /F@-rın-@-fis/ = Dışişleri Bakanlığı (Ministry of Foreign Affairs /F@-rını-FEERZ/)

However, the prime minister also defended British diplomats, insisting that some had been working "round the clock" and had only managed to enter New Orleans itself overnight.

also = (çeviri için) yine de, ayrıca... [Başka bir deyişle, çeviri yaparken, hazırolda durmayınız]... some = some diplomats /DİP-lo-MÆ:TZ/... to work round the clock = yirmidört saat kesintisiz çalışmak... manage + mastar (infinitive) = becermek, başarmak, üstesinden gelebilmek... overnight = geceden, geceleyin, gece boyunca [Çeviri ustalığı size kalmış: Benim kadar siz de Türkçe biliyorsunuz]...

Mr Blair spoke after the first British survivors began arriving home yesterday with horror stories about the New Orleans Superdome stadium, the city's main emergency shelter.

home = yurt, vatan... Home Secretary = Britanya İçişleri Bakanı (minister of Interior Affairs /in-TİI-riı-FEERZ/)... survivors /sö-VAY-vız/ = kurtulanlar... horror stories = dehşet öyküleri... dome /DOUM/ = kubbe... (superdome /SU-pıdoum/... main emergency shelter = ana acil sığınak...

The Manchester Guardian, www.guardian.co.uk (September 5, 2005)

 TOP NATIONAL NEWS

Pro-Öcalan Rally Stopped by Police, Scuffles Erupt
[rally = gösteri ve yürüyüş; scuffle = itişip kakışma, çekişme, döğüş ve boğuşma şeklinde çatışma]

ANKARA - TDN with wire services, Monday, September 5, 2005

Turkish police on Sunday used truncheons and tear gas against protestors, who went on a violent spree after being barred from attending a planned demonstration in Bursa, in several neighborhoods in Istanbul and around the nation.

truncheon /TRAN-çın/ = cop... tear gas = gözyaşartıcı gaz... violent spree = şiddet ve taşkınlıkla sağa sola saldırma... to bar (from) = engellemek... to attend = katılmak, hazır bulunmak... neighbourhood = semt... around the nation = ülkenin çeşitli yerlerinde...

Protestors trying to reach a rally in Gemlik in favor [of -- sic] outlawed Kurdistan Workers' Party (PKK) leader Abdullah Öcalan were stopped by police on late Saturday and Sunday and scuffles broke out around the nation. Local authorities had previously banned the demonstration on the grounds that it was masterminded by the outlawed PKK.

rally = gösteri ve yürüyüş... in favour of = lehine... sic = yanlışlığın metnin aslından kaynakladığını, düzeltmenin tarafımızdan yapıldığını gösteren latince kökenli belirteç...  outlawed /AUT-LO:D/ = yasadışı, yasaklanmış... on late Saturday = Cumartesi geç saatlerde... scuffles = itişip kakışma, çekişme, döğüş ve boğuşma şeklinde çatışma... to break out = patlak vermek... to ban = yasaklamak... on the grounds that = ------ gerekçesiyle... to mastermind = planlayıp yönetmek... around the nation = ülkenin çeşitli yerlerinde...


Ve, lütfen şimdi dikkat buyurunuz:

The rally was organized by a non-governmental organization that is trying to improve the prison conditions for Öcalan who is serving a life sentence in solitary confinement.

non-governmental organization = "sivil toplum örgütü"... trying to improve, vs.... = "hapishane koşullarını iyileştirmeğe çalışıyorlar" (mış!!)... serving a life sentence in solitary confinement = zavallı adamcağız (!!) "tecrit edilmiş hücrede ömürboyu hapis cezası çekiyor" (muş!!)...

The Turkish Daily News http://www.turkishdailynews.com

Ve, sözümona "haber" bu tonda devam ediyor...

Adının başında "Türk" tanımlaması yazan, ve ülkemizin yabancılara yönelik en büyük (basılı ve internet) gazetesi olmak iddiasında olan TDN yayıncılarının ancak "Mütareke Basını" na yakışacak bu tavrını şiddetle protesto ediyor ve kınıyorum.

Yabancıları ne diye eleştiriyoruz ki? Ulu ağaca balta vurmuşlar: "Neyleyim, sapı bendendir," demiş...

Bunu, bir "ağzından İngilizce çıkanı kulağı duymamak" veya hadi "bu günlük bir gaflet" örneği olarak değerlendirmeyi tercihle, devamı halinde ise, bu yayın organına, alıntı yaparak, daha fazla saygınlık kazandırmaktan sarf-ı nazar edeceğimi alenen duyuruyorum.

Hani, bu açık duyuruyu da "Osmanlı Paşası" üslubunda oluşturdum... Türk paşalarını pek önemsemiyorlar galiba da...

Yalçın İzbul.

[All passages are subject to modification in keeping with this Ezine's TESL -- teaching of English as a second language -- policies. No changes were made in the passages quoted from the TDN]

 

 CD

 TANITIM

 

 MESAJ

 E-KİTAP

 

Turkish Proverbs

  Denize düşen yılana sarılır.

English Equivalent (=eşdeğeri):

A drowning man will catch a straw. Boğulmakta olan bir adam saman çöpüne (bile) sarılır (yakalar, tutunur).

to drown /DCR(AU)N/ = (suda) boğmak veya boğulmak... drowning = boğulmakta... drowned = boğulmuş... [Dikkat: Bu fiili, "gırtlağını sıkıp boğmak" anlamına kullanamazsınız. to strangle, /-Æ-/ to strangulate  /-Æ-/ = boğazını sıkıp boğmak, öldürmek; to suffocate /SA-fı-KEYT/ ise = (havasızlıktan) boğmak / boğulmak...]

NOT: Yukarda, "eşdeğerlik" kavramını, "benzer durumlarda kullanılma" olanağı açısından yorumladık. Eğer, Türkçe deyişi, "en küçük bir umuda dahi sarılmak" değil, "düşmanından bile yardım beklemek" şeklinde düşünürsek, benzerliği "near-equivalent, yakın-eşdeğer" şeklinde sınıflamak gerekir.

  Dost kara günde belli olur.

English Equivalent (=eşdeğeri):

A friend in need is a friend indeed. İhtiyaç anında (yardıma koşan) bir dost, gerçek bir dosttur.

indeed = "deed" (okunuşu /Dİ:D/) "do" fiilinin ad halidir. Yani, "yapılan şey, eylem" demektir. Bileşik tek sözcük halinde yazılan "indeed" deyimi, Türkçe'ye "fiili, fiiliyatta" kavramlarından ötürü "gerçekten, gerçekten de" ifadeleri ile çevrilir.

İlginç olan bir nokta ise şudur: "in need" deyimi daha yaygın olarak karşınıza "ihtiyaç içindeki, muhtaç" anlamına çıkacaktır: "children in need... pets in need" gibi... "Turkish Child Welfare Organisation aims at providing long term care for orphans and children in need." orphan /O:-fın/ = öksüz / yetim (İngilizce'de ayrım yoktur)...  "Please, please contribute any amount you can to help pets in need."

  Yarı cahilden kork.

English Equivalents:

A little knowledge is a dangerous thing.

DİKKAT: Şu iki tümceye bknz: 1. I have little love for you... 2. I (still) have a little love for you." Hangisinde sizi "hemen hiç sevmediğimi, daha doğrusu hiç sevmediğimi" dile getirmiş olurum?

"We have little sugar left." = Çok az şekerimiz kaldı.

"We have a little sugar left" = Biraz şekerimiz var.

Hatta, şööle anlamlı anlamlı "I have a few friends in Ankara," desem, "Ankara'da muayyen çevrelerde" işbitirici dostlarım olduğunu, işi kolaylıkla kotarabileceğimi dile getirmiş olurdum. (Çünkü kinayeli ses tonum, "a few" deyişinin aslında "a lot" anlamına geldiğini münasip biçimde iletmiş olurdu.)

Dolayısıyla, eğer atasözünde, "Little knowledge" diye söze başlamış olsalardı, malumu ilandan öte gitmemiş olurlardı.

*  *  *  *  *

  Derdini söylemeyen, derman bulamaz.

English Equivalent:

A problem shared is a problem halved. Paylaşılan bir sorun yarıya indirilmiş bir sorundur...

Grief divided is made lighter. Bölünüp paylaşılan keder hafifletilmiş olur...

to share = paylaşmak... to halve /HALV/ = yarıya indirmek veya bölmek... grief /GRİ:F/ = üzüntü, yas, keder... to make lighter = hafifletmek...

  (Fazla) Yuvarlanan taş yosun tutmaz.

English Near-Equivalent:

A rolling stone gathers no moss.

to gather = toplamak, biraraya getirmek, biriktirmek... moss = yosun (kara ve kaya yosunu)...

Burada bir açıklama gerekiyor: Tabiatıyla, Türkoloji'de iddialı olduğumu filan söyleyemem, ama bana göre bu sözün Türkçe'deki anlamı şöyledir: "Durmadan yer yurt değiştiren kişi, mal mülk ve eşya tutamaz, varlık edinemez." Oysa, İngilizce'de önplana çıkan anlam ise, "Böyle kişiler dert ve sorumluluk almaktan uzak kalmış olurlar, bu da bir avantaj; ama aynı zamanda yerleşip bir baltaya da sap olamayacaklardır." Bu bakımdan, İngilizce karşılığını "near-equivalent" şeklinde niteledim.

For the Connoisseur: This proverb most probably says, "A person who never stays long in one place will never be encumbered by responsibilities. But on the other hand, the person who is on the move all the time will never accomplish much either." The proverb is based on the Latin: Saxum volutum non obducitur musco. It has been traced back to around the first century B.C. (Publilius Syrus). It was included in John Heywood’s The Book of Proverbs (1546).

 

 CD

 TANITIM

 
 

 

Onsuz boşa geçmiş yıllarınıza üzüleceksiniz !!

"ESSENTIAL  ENGLISH  FOR  TURKS"

 
 

Doğru Kaynak !!

 

 

Kampanyaları İnceleyiniz

 

   BİLGİ 

 

 
 

 MESAJ

 E-KİTAP

 

Interesting & Useful Idioms

Kick the Bucket  cavlağı çekmek, nalları dikmek...

Örnekler:

We think the old pirate knew of the buried treasure, but he kicked the bucket before telling anyone where it was. Fikrimiz odur ki, yaşlı korsan gömüyü biliyordu; ama yerini kimseye söyleyemeden göçüp gitti...
Scarcely anyone was sorry when the old tyrant finally kicked the bucket.
Yaşlı despot geberince üzülen hemen hiç kimse olmadı...
Fahrünnisa's computer has kicked the bucket...
Fahrünnisa'nın bilgisayar sizlere ömür; nalları dikti havaya...
Hundreds of dotcoms have kicked the bucket this year, with more on the way.
Bu yıl yüzlerce ticari internet sitesi topu attı; yüzlercesi daha yolda...

Wouldn't it be great fun if the tale were told as follows: "When the witch got in, Gretel gave her a push into the oven, shut its cover and fastened the bolt. Then, she quickly ran to Hansel's cage and let him out and said, "The old witch has kicked the bucket. She croaked in the oven."
Şahane olmaz mıydı masalı şöyle anlatsalardı: ... "Hey, Hansel; İhtiyar cadı tahtalı köyü boyladı; fırında cavlağı çekti."

Aşağıdaki deyimlerin tümünü insanlar için kullanılan deyimler olarak derledim. Bazıları hayvanlar veya makineler vb gibi başka şeyler için de kullanılabilir. (Yani hayaller, fikirler filan; lütfen hemen "başka şeyler" düşünmeyiniz).

"Ölmek" kavramı karşılığı bir sürü "euphemism" /YU:-fimizm/ (yumuşatarak, incitmeden, adını anmadan söylemek) vardır:
Passed away, passed on, passed over, deceased, departed, is resting in peace, is in a better place, is no longer with us...

Tıpta, "became ex" deriz; Türkçesi de çok kolay: "Eks oldu"...

"the late Mr. Brown" gibi bir deyime dikkatinizi çekeyim: "Müteveffa Bay Brown" demektir. (Tabiatıyla, Bay Brown hidayete ermiş, Müslüman olmuş, küçük bir ameliyat geçirmişse, "Merhum Bay Brown" şeklinde anmak gerekecektir.)

Herneyse, biz gelelim "ofsayt" deyimlere:

Fairly tolerable, yani duruma göre (biraz şüphe uyandırsa da) uygun sayılabilecek ifadeler:

"is" ile: demised, no more, expired, gone, bereft of life, six feet under, sleeping with the fishes, wandering the Elysian Fields (eski dostumuz Odisüs gibi), in Heaven...

"has" ile: ceased to be, crossed the River Styx (Odisüs), paid Charon's fare (Odisüs)... returned to the ground

Definitely slang, kesinlikle argo ifadeler:

"is" ile: belly up, defunct, done for, erased, extinct, inanimate, offed, rubbed out, snuffed out, popped off, finished, kicked off, in Hell...

Onto my favourites... Geldik benim en sevdiklerime:

at room temperature = oda ısısında
pushing up the daisies =
papatyaları (yukarı doğru) ittiriyo
gone to meet his/her maker =
yapımcısı ile buluşmağa gitti
stone dead = stiff =
kaskatı öp-ölü
shuffled off the mortal coil =
ayağını sürüye sürüye bu fani dünyadan ayrıldı [Bu deyim, aslında, Şekspir'den Hamlet'in ünlü" to bi or nat tu bi / yoktur dibi" tiradından geliyor]
bought the farm =
"çiftliği satın aldı" [deyimin kaynağını bilmiyorum]
joined the choir invisible =
görünmez koroya katıldı
got a one-way ticket =
tek-istikamet bilet aldı
gone into the west =
Batı'ya gitti [eskilerin ABD "vahşi Batı" sını düşününüz]
croaked (to croak) =
cavlağı çekti ["karga gibi gakladı"]
danced the last dance =
son dansını yaptı
sprouted wings =
sırtında kanatlar çıktı (= melek oldu)
is with the ancestors =
cedlerinin yanında
has given up the ghost =
hayaleti teslim etti
go into the fertilizer business =
gübre işlerine başladı
kicked the bucket =
cavlağı çekti, nalları dikti...

Compiled, with notes, (Y.İ.) 2005

FOR THE CONNOISSEUR:

from, Monty Python's Flying Circus -- "The Pet Shop"

     

A customer enters a pet shop.

Customer: 'Ello, I wish to register a complaint.

(The owner does not respond.)

Customer: 'Ello, Miss?
Owner: What do you mean "miss"?
Customer: I'm sorry, I have a cold. I wish to make a complaint!
Owner: We're closin' for lunch.
Customer: Never mind that, my lad. I wish to complain about this parrot what I purchased not half an hour ago from this very boutique.

----------------------

Customer: 'E's not pinin'! 'E's passed on! This parrot is no more! He has ceased to be! 'E's expired and gone to meet 'is maker! 'E's a stiff! Bereft of life, 'e rests in peace! If you hadn't nailed 'im to the perch 'e'd be pushing up the daisies! 'Is metabolic processes are now 'istory! 'E's off the twig! 'E's kicked the bucket, 'e's shuffled off 'is mortal coil, run down the curtain and joined the bleedin' choir invisibile!! THIS IS AN EX-PARROT!!

 

 CD

 TANITIM

         

 

 

 

Dergimizi beğeniyorsanız, lütfen dostlarınıza da öneriniz,

iletiniz, gönderiniz... Teşekkürler, Sayın Üyeler...

WEB SİTEMİZ:

ANASAYFA        TESTLER        OKUMA        EĞLENCE        ALMANAK

KAYNAKLAR     FIKRA     KARİKATÜR     KONUŞMA      İSTER İNAN

*  *  *  *  *

Listemize Katılmak için: http://groups.yahoo.com/group/pratik-ingilizce

Veya Doğrudan Bana e-Posta Atınız: --> İzbul

Listemizden Ayrılmak İçin:  pratik-ingilizce-unsubscribe@yahoogroups.com