Doç. Dr. Yalçın İzbul

Free Bilingual E-Zine

PRACTICAL ENGLISH FOR TURKS

YAHOO Uluslararası İngilizce Öğretim Grupları

2003 - 2005 DÜNYA BİRİNCİSİ !!

New Series # 006

September 27, 2005

 

 MESAJ

 E-KİTAP

 

 NEWS HEADLINES

Brown Pledges No Return to Old Labour Brown, Eski İşçi Partisi [ilkelerine] Dönüş Olmayacağını Kesin Bir Dille İfade Etti [to pledge /PLEC/, /PLEC-iz/, /PLECD/ = söz vermek, vadetmek (yemin değerinde] [Not: Gordon Brown, halen Blair kabinesinde maliye bakanı olup, çoğu kimse tarafından 2009 seçimleri için Blair'in halefi olarak değerlendirilmektedir]

Gordon Brown will explicitly exclude a return to "old Labour" under his leadership when he addresses the party conference in Brighton today.

explicitly /iks-PLİ-sitli/ = açık açık (+ üstüne bastıra bastıra nüansı da var)... Tersi: implicitly /im-PLİ-sitli/ = ima yoluyla...

to exclude /iks-KLU:D/ = dışında tutmak, hariç tutmak... Tersi: to include /in-KLU:D/ = kapsamak, içermek...

exclusive club = "members only"... Çünkü, exclusive = "etrafını câmi, ağyarını mâni"... Yani, "kendisi gibi olanları, çevresini, yakınlarını kapsayan, fakat yabancıları, düşmanları dışlayan"... exclusive interview = "özel görüşme"... Çünkü, diğer gazete veya gazetecileri "hariç" bırakan bir görüşme gerçekleştirdik...

inclusive = içerici, kapsayıcı... Örnek: "all-inclusive vacations" = "herşey dahil tatiller"... "All prices are per person based on 4 people sharing and are inclusive of return charter flights from Antalya." = Bütün fiatlar dört kişilik grupta kişi başına olup, Antalya'dan dönüş ücretini de kapsamaktadır...

"old Labour" = Konunun gelişinden "İşçi Partisi eski ilkeleri veya dönemi" kastedildiğini anlıyoruz. the Labour Party = İngiliz İşçi  Partisi... Biliyorsunuz, "labour" sözcüğü gerek, "işçi, ağır işçi, amele" gerekse "emek" anlamlarını kapsayabiliyor... (Ayrıca, çok yerinde bir seçimle, "doğum sancısı" anlamı da vardır).... party conference Parti kongresi... Umarım "conference" sözcüğünü, Türkçe'de "tek kişinin konuşması" şeklinde kullanılan "konferans" kavramı ile artık karıştırmıyorsunuz... O anlamda konferans = lecture -- ki, üniversitede verilen dersler için de bu sözcük geçerlidir...

After a weekend which saw the chancellor tacitly endorsed by the most Blairite members of the cabinet as the only possible successor to the prime minister, Mr Brown will today promise to fight on as New Labour.

the chancellor /ÇÆN-sılı/ = the chancellor of the exchequer /iks-ÇE-kı/ = maliye bakanı (İngiltere)... tacitly /-sitli/ = açık açık dile getirmeksizin, sözcüklere dökmeksizin, zımnî... ÖRNEK: "a tacit agreement" = sözcüklere dökülmemiş olmasına rağmen iki tarafın da uyduğu bir anlaşma (anlayış)... to endorse = onaylamak... Tümcenin ilk bölümünün anlamı: "Maliye Bakanının, Kabinenin en Blair'ci üyeleri tarafından (bile) (sessizce, açıkça dile getirilmeksizin) Başbakanın olası tek halefi olarak onaylandığı görülen bir haftasonu(nun) ardından"... successor = DİKKAT... DİKKAT... "to succeed" fiilinin iki farklı anlamı olduğunu ASLA unutmayınız: 1. başarılı olmak, başarmak... 2. yerine geçmek, halefi olmak... ÖRNEKLER: "the successor to the throne" = tahtın vârisi... "Successive storms had weakened the bridge." = Ardarda gelen fırtınalar köprüyü zayıflatmıştı... to fight on = kavgayı, savaşı, uğraşı sürdürmek...

But, in a phrase which will be seen as conciliation to his support base on the left and with the unions, he will also say that New Labour itself must be "renewed".

concliation = uzlaşma, barışma... support base = destek tabanı... to renew = yenilemek... Mealen açıklama: Soldaki destek tabanı ve İşçi sendikalarını da fazla küstürmemek için bir uzlaşma ve barışma cümlesi olarak değerlendirilecek bir söz kullanarak, "Yeni İşçi" Partisinin de "yenilenmesi" gerektiğini söyleyecek...

He will say: "When commentators tell you the next election will be old Labour versus new Conservatives, tell them the truth. "The next election must, and will be, New Labour renewed against a Conservative party today incapable of renewal."

ÇEVİRİSİ: Yorumcular size bir sonraki seçimin eski İşçi Partisi ile yeni(lenmiş) Muhafazakarlar arasında geçeceğini söylediklerinde, sizler de onlara gerçeği söyleyiniz: Bir dahaki seçimler, yenilenmiş "Yeni İşçi Partisi" ile, günümüzün yenilenme imkanına sahip olmayan Muhafazakar Partisi arasında olmak zorundadır ve olacaktır...

The Manchester Guardian, www.guardian.co.uk (September 26, 2005)

 TOP NATIONAL NEWS

Swedish State Radio Cancels Turkish Broadcasts İsveç Devlet Radyosu Türkçe Yayınalara Son Verdi [Dikkat ederseniz "cancel" sözcüğü için genel karşılık olan "iptal" sözcüğü burada aynı anlamı karşılamayacaktır]

Following close on the heels of a decision by Danish state radion, Swedish state radio has announced a plan to take Turkish language broadcasts off the air.

following close on the heels = hemen arkasından takibederek... heel = topuk... to take off the air = yayından kaldırmak... (ÇÜNKÜ: to air = yayınlamak... "on air" = "şu anda yayında"... Bu kavramlar, dilde daha önceden var olan "dile getirmek, ifade etmek, çevreye yaymak" kavramlarının çağımızdaki türevleri)

The planning board for the Swedish state radio had this to say about the cancellation of the Turkish language broadcasts: "For certain Arab and Kurdish groups living in Sweden, Turkish is a very politically sensitive language. Broadcast in Turkish can have a negative affect over these people. For this reason, it is necessary to cancel these broadcasts."

planning board = planlama kurulu veya komitesi... had this to say = "söyleyecek şu sözleri vardı"... = şunları söyledi... certain = muayyen, belli, bazı... politically sensitive = siyasi açıdan duyarlı...

Hürriyet Gazetesi İnternet Sitesi: http://www.hurriyetim.com.tr

[NOT: "Arab" sözcüğü ile atıfta bulunulan nüfus, NTVMSBC haber bülteninde "Asuriler" (Süryaniler) olarak belirtilmiştir.]

Yoruma gerek var mı?...

EU'nun sersemkafa Baltık ülkelerinden haddini bilmez Kıbrıs Rumlarına kadar en kıtipiyoz ülkelerinin bile şamar oğlanı durumuna düşürülmüş durumdayız...

Yine de, hiç olmazsa bunlar, diğer çoğu gibi ikiyüzlü davranmıyor, açık ve net konuşuyorlar...

Şamar oğlanı gibi davranırsan, şamar oğlanı muamelesi görürsün...

Kırk yıllık, Kissinger marka "Yeşil Kuşak" planının o günden bu güne içimizdeki destekçileri sayesinde bugün düşürülmüş olduğumuz durum işte bu...

Şımartılmış utanmazlıkları, Ata'mızın resimlerinin devlet dairelerinden kaldırılması taleplerine kadar yansıdı. Askerimizin bölücü terröristlere karşı meşru mücadelesini "saldırganlık" olarak nitelediler...

Kırkbeş yıl önce, genç bir öğrenci olarak yurtdışına çıktım... Askeri ve diplomatik zaferlerini sosyal/kültürel devrimleri ile pekiştirmiş, yüzü BATI'ya dönük ATATÜRK Cumhuriyeti'nin biz gençleri gittiğimiz her ülkede başımız dimdik, saygı görüyor, övülüyor, öğünüyorduk...

O zamanlar yalvarta yalvarta kendimizi davet ettirebileceğimiz EU'nun kapısında, şimdi yalvar yakar hüngürsümük bir ülke konumundayız...

Herzaman söylerim: Ulu ağaca baltayı vurmuşlar, "Neyleyim, sapı bendendir," demiş...

Ört, ki ölem...

[All passages are subject to modification in keeping with this Ezine's TESL -- teaching of English as a second language -- policies.]

 

 CD

 TANITIM

 

 MESAJ

 E-KİTAP

 

Turkish Proverbs

  Göze göz, dişe diş..

English Equivalent (=eşdeğeri):

An eye for an eye and a tooth for a tooth.

İlkel bir "çeviri" anlayışından söz etmenin tam zamanı... Kimileri, her dil-kültür dizgesinin kendine özgü özellikleri olduğunu unutup, kavram ve şekilde "birebir" karşılık umarlar.  Örneğin, yukardaki atasözleri için şu soruyu soracaklardır: "Biz, burada -e halini kullandığımıza göre, onlar niye An eye to an eye and a tooth to a tooth demiyorlar? Diyebilirsiniz, tabii ki... Ama şöyle demiş olursunuz: Göz karşılığında göz, diş karşılığında diş veriyorum/satıyorum; yada, Gözümü göz karşılığında, dişimi diş karşılığında veriyorum/satıyorum!!

Adamlar kendi dillerini bizden öğrenecek değil...

Tavrımız, herzaman için, "Demek ki bunu böyle söylüyorlar," diye not etmek, o şekilde öğrenmek olmalıdır.

"Türkçe düşündüğü için İngilizce konuşamamak" sıkıntısından kurtulmanın ilk temel adımı budur.

  Sükut ikrardan gelir.

English Equivalent (=eşdeğeri):

Silence gives consent.

consent = rıza, razı olma, onaylama.

Bir önceki maddeye eklediğim yoruma güzel bir örnek daha. "Neden biz gelir = comes from diyoruz da, onlar gives diyorlar?" gibi beyhude sorularla uğraşmayınız.

Buradan da alınacak bir ders vardır. 1930'ların davranışçı/davranışsal (behaviorist/behavioral) psikoloji ekolünden esinlenen eğitim anlayışına sıkı sıkıya bağlı eski hocalar, "Türkçe bir sözcük kullanan ceza olarak kumbaraya beş kuruş atsın," savını ilke edinmişlerdir.

Bahse girerim ki, gives fiilinin buradaki "morfo-semantik" mantığını, upper intermediate düzeyde bir öğrenciye bile saatlerce didinip İngilizce olarak anlatsanız sonuç yine de hüsran olabilir.

Oysa, en pratik yol olarak, sert bir sesle, şöyle söylemeniz yeterli olacaktır:

"Silence gives consent. = Sükut ikrardan gelir. Nokta... Sorusu olan varsa ceza olarak kumbaraya beş kuruş atsın."

[Şakayı bir yana bırakırsak, gerçekten de, davranışçı ekolün en zayıf yönü, öğretimde şekil önplana çıkarılırken, içerik ve anlamın ihmale uğramasıdır. Ve, bu hastalığının kestirmeden ilacı, çoğu zaman bildiğiniz bir dilde -- Türkçe'de --  yapılıverecek küçücük bir açıklamadır.]

  Görünüşe aldanmamalı.

English Equivalents:

Appearances are deceptive.

Never judge a book by its cover. (Motomot çevirisi: Bir kitap hakkında kapağına bakarak karar verme)

to deceive /di-Sİ:V/ = aldatmak, hile yapmak... deception /di-SEP-şın/= aldatı, hile... deceptive /di-SEP-tiv/ = aldatıcı...

  Acele işe şeytan karışır.

English Equivalent:

Haste makes waste.

(Tranlated: The deuce gets involved in things hastily done.)

haste /HEYST/ = acele, telaş... waste /WEYST/ = israf, işe yaramama, boşunalık...

Yabancılar İçin Not: Günlük hayatta büyük pratik değer taşıyan bir başka söz şudur: "Acele işe -- ben de çok sıkıştım!"

Marry in haste, repent at leisure.

[Hamlet piyesinde, Genç Laertes'e babası Polonius'tan öğüt.]

İyice düşünüp taşınmadan bir evliliğe balıklama atlarsan,

pişmanlık için ilerde bol bol vaktin olacaktır.

Yürü, bre Şekspir Usta! Kim tutabilir ki seni!

  Havlayan köpek ısırmaz.

English Equivalents:

His bark is worse than his bite. (Don't take any notice of his bullying manners or the threats he makes; he won't really follow through them.)

Barking dogs seldom bite. (Türkçe'deki anlam "asla ısırmaz" şeklinde iken, İngilizce versiyona göre "arasıra ısırırlar"!)

Barking dogs don't bite.

Timid dogs bark the most.

to bark = havlamak... to bite (bit - bitten)= ısırmak... timid /-mid/ = korkak, ürkek...

For the Connoisseur: How about W.H. Auden's powerful couplets: (-- In Memory of W. B. Yeats)

In the nightmare of the dark

All the dogs of Europe bark,

And the living nations wait,

Each sequestered in its hate.

Gam çekme, güzel, n'olsa baharın sonu yazdır...

Bu, tabii, bir atasözü değil, çok sevdiğim bir şarkıdan bir mısra...

Ama, İngilizce'de bir karşılığı var:

April showers bring May flowers.

Note: "brings" şeklinde tekil fiille kullanılması da mümkündür.

Translated: Nisan yağmurları Mayıs çiçeklerini getirir.
Paraphrased: Some unpleasant occurences may bring about better consequences...
İstenmedik olaylar, ilerdeki hoş sonuçların tetikleyicisi olabilir... Bugünkü tatsız durumlar, yarın hayırlı sonuçlara yol açacaktır...

 

 CD

 TANITIM

 
 

 

Onsuz boşa geçmiş yıllarınıza üzüleceksiniz !!

"ESSENTIAL  ENGLISH  FOR  TURKS"

 
 

Doğru Kaynak !!

 

 

Kampanyaları İnceleyiniz

 

   BİLGİ 

 

 
 

 MESAJ

 E-KİTAP

 

Interesting & Colourful Idioms

straight from the horse's mouth  asıl kaynağın ta kendisinden... olayı bilmesi en olası, en yetkili ağızdan...

Kaynağı: Büyük olasılıkla, "Tiyöyü, at sahibi, seyis, jokeyden filan değil, atın kendi ağzından işittim," kavramından...

Örnekler:

-- How did you find out that Meltem is divorcing her husband?
-- I heard it from the most reliable source possible.
-- You mean Meltem told you so herself?
-- That's right. I got it straight from the horse's mouth!

I think you should go and speak to him. There's really no substitute for getting information straight from the horse's mouth. substitute = yerine geçebilecek şey...

You should have known that everything they might tell you might just be hearsay, unless you get it straight from the horse's mouth. hearsay = söylenti...

shoot off one's mouth 1. abartarak, böbürlenerek bol keseden atmak... 2. yerli yersiz konuşmak (özellikle de saklı tutulması gereken şeyleri ağzından kaçırmak)...

Örnekler:

Gökhan is always shooting off his mouth about how fluently he speaks English. Well, we'll soon find out the truth about that at the conference. Çok akıcı İngilizce konuştuğu ile durmadan öğünür; göreceğiz bakalım işin gerçeğini kongrede...

Make sure you don't go shooting off your mouth about it; it's supposed to be a surprise. Sakın gidip ağzından kaçırmayasın; sürpriz yapacağız ona... ["to be supposed + mastar" yapısından bir önceki sayımızda uzun uzun söz etmiştik]

If you hadn't shot off your big mouth, we wouldn't be in so much trouble now! Çeneni tutmuş olsaydın, şimdi başımız böylesi büyük belada olmayacaktı...

jump down someone's throat  kızmak ve azarlamak...

Örnekler:

O.K. O.K. You don’t have to jump down my throat! It was a simple mistake. Tamam yahu. Bu kadar bağırıp haşlaman gerekmiyor. Basit bir hataydı işte... ["haşlamak" (=azarlamak) için, "to scold someone"]

O.K. I'll accept your apology for this once. But, think twice next time before you jump down someone's throat. Peki, bu seferlik özürünü kabul edeceğim; ama bir dahaki sefere bağırıp çağırmaya başlamadan önce iki kez düşün!

Perhaps next time you wont be so quick to jump down someone's throat before you give him a chance to explain the situation. Umarım bir dahaki sefere durumu açıklamasına fırsat vermeden bağırıp çağırmağa başlamazsın karşındakine...

Sükunete davet eden bunca güzel öğüdü, Thomas Jefferson'dan pratik bir öneri ile taçlandıralım:

"When angry, count to ten before you speak. If very angry, count to one hundred."

 

 CD

 TANITIM

         

 

 

 

Dergimizi beğeniyorsanız, lütfen dostlarınıza da öneriniz,

iletiniz, gönderiniz... Teşekkürler, Sayın Üyeler...

WEB SİTEMİZ:

ANASAYFA        TESTLER        OKUMA        EĞLENCE        ALMANAK

KAYNAKLAR     FIKRA     KARİKATÜR     KONUŞMA      İSTER İNAN

*  *  *  *  *

Listemize Katılmak için: http://groups.yahoo.com/group/pratik-ingilizce

Veya Doğrudan Bana e-Posta Atınız: --> İzbul

Listemizden Ayrılmak İçin:  pratik-ingilizce-unsubscribe@yahoogroups.com