Doç. Dr. Yalçın İzbul

Free Bilingual E-Zine

PRACTICAL ENGLISH FOR TURKS

YAHOO Uluslararası İngilizce Öğretim Grupları

2003 - 2005 DÜNYA BİRİNCİSİ !!

New Series # 007

October 2, 2005

 

 

A Ramadan Prayer:

O, God. Mayest Thou bestow unto the AKP administration some clarity of reason and some purity of heart, so that a light drizzle upon the common people of this land might be possible -- that self-same AKP administration having been pouring their bounty for the past three years upon the stinking rich (5% of the population), upon the unprincipled media tycoons, upon thriving economics professors (masters of rosy pictures), upon a particular sect of our divine religion, upon andropose-stricken sworn enemies of the republic, upon our uncle IMF and big brother EU, upon all our internal and external Ofers, as well as on our ecumenical and gregorian brothers... Amen.

Bir Ramazan Duası:

Üç yıldır, nüfusumuzun yüzde 5'ini oluşturan zenginlere, ilkesiz medya patronlarına, pembe tablo üreticisi işleri tıkırında yalı profesörlerine,  yüce dinimizin münhasıran belli bir tarikat mensuplarına, andropoz kıskacındaki ikici cumhuriyetçilere,  İMF amcamız ve AB'deki ağabeylerimize, insider destekli olup olmadıkları dokunulmazlıklar nedeniyle tahkik edilemeyen iç ve dış Ofer'lere, ekümenik ve gregoryen biraderlerimize bereket yağdıran AKP iktidarına, yurdum insanına da azcık çisenti insaf eylemesi için akıl ve ihlas nasip eyle, Ey Yarabbi... Amin.

 
 

 MESAJ

 E-KİTAP

 

 NEWS HEADLINES

from The Manchester Guardian, www.guardian.co.uk (October 2, 2005)

Five-Year-Olds To Be Given Careers Advice Beş yaş grubu çocuklara kariyer danışmanlığı verilecek... [career /kı-Rİ-(y)ı/, /kı-Rİ-(y)ız/; careers advice /kı-Rİ-(y)ızıd-VAYS/] [Fiil formu olan "to advise" sözcüğünün ise /ıd-VAYZ/ şeklinde okunduğuna dikkat ediniz]

Primary school children should receive careers advice and be encouraged to question their dreams of becoming pop stars and fairy princesses, according to an influential cross-party group of MPs. In a report to be launched later this month, the group will also call for increased funds for adult training; a greater focus on apprenticeships and training tax breaks for small businesses.

to question = sorgulamak... fairy princess = peri prensesi... influential /İN-flu-EN-şıl/ = etkili, sözü ve yargısı itibar gören... cross-party = partilerarası... MP = Member of Parliament... (DİKKAT: "MPs", /EM-Pİ:Z/ veya "Members of Parliament" şeklinde okunacaktır)... to launch /LONÇ/ veya /L@NÇ/ = (burada) (kamuya, basına, vb) açıklamak... DİKKAT: genel anlamı "başlatmak, harekete geçirmek" olan bu önemli fiil çeşitli kılıklarda karşımıza çıkar; örneğin, to launch a ship = gemiyi denize indirmek; to launch a missile / rocket / spacecraft = füze, roket, uzay aracı fırlatmak;  to launch a promotion campaign = reklam/tanıtım kampanyası başlatmak; to launch on a career of ------- = -------- mesleğine adım atmak, girişmek, başlamak... to call for = çağrıda bulunmak... apprenticeship = çıraklık (tıpkı "friendship" gibi, -ship = -lık, -lik ekiyle)... "training tax breaks" = "çıraklık eğitimi veren işletmelere vergi kolaylığı" kastediliyor...

"Careers advice should be given to every child of primary-school age," said Barry Sheerman, a Labour member of the forum. "For too many children, a future as a fairy princess or pop star is the only dream they have, and it doesn't occur to them to aspire to go to university, be a doctor or a scientist."

to every child of primary-school age = ilkokul çağındaki her çocuğa... for too many children = pekçok çocuk (kabul edilemeyecek ölçüde aşırı sayıda) için/açısından... to occur to smb = kafada o kavramın oluşması, "ampul yanması, dank etmesi"... to aspire (to + fiil veya ad) = (heyecan ve hevesle) amaçlamak, hedef seçmek... (Ayrıca, tıptaki anlamı için, aşağıdaki "to inspire" açıklamasına bknz.)

"It would, of course, have to be done in a delicate way," he added. "We are not suggesting sitting a five-year-old child down with a list of firm options but you need to inspire the imagination of the children to see where their potential could lead them."

have to be done = yapılmak zorunda... delicate /DE-likit/ = ince, hassas, narin, özen gerektiren... to inspire = esin (ilham) vermek, esin kaynağı olmak; heyecan ve heves vererek coşturmak... (Ayrıca, genel dilde ve tıpta "soluk almak" anlamı da vardır. Bu anlamıyla, tıptaki "aspire etmek" ve "aspirasyon" terimlerini karşılaştırınız)... firm options = kesin seçenekler... to sit smb down = burada geçişli (transitive) fiil olarak kullanıldığına dikkat ediniz... ÖRNEK: The doctor advised us to sit him on the toilet for 5 minutes after each meal regardless if he has to go. = Kakası olsun olmasın her yemekten sonra beş dakika lazımlığa oturtmamızı söyledi.

Peki, tümceye neden "would" yardımcı fiilimizle başladık? Çünkü, ortada olan biten bir "vakıa" yok; yalnızca "farazi, varsayımsal" bir durum var. Dolayısıyla, subjunctive ve conditional kiplerden bildiğimiz present (geniş zaman) anlamlı "would" yardımcı fiili ile ifade ediyoruz. Çevirisi: "Hassas bir özenle yapılmak zorunda olacaktır."

  Opinion: (Görüş)

Brussels or Ankara ?

Brüksel mi, Ankara mı?

 

We have no objection to Brussels -- or Londonderry, or Rome, or Vienna, or Sofia, or Bilecik or Konya -- being the capital of European "Brotherhood", as long the same respectful distance or proximity, as the case may be, is kept to all existing peoples of Europe and their present capitals. However, under any deviation -- even the slightest -- from this grand fundamental principle,

our capital is Ankara.

 

Brüksel -- yada Londonderry, Roma, Viyana, Sofya, yada Bilecik veya Konya -- Avrupa "kardeşliği"nin başkenti olabilir... Avrupa'nın mevcut bütün halkları ve bugünkü başkentlerine saygılı eşit mesafede durulduğu sürece buna hiçbir itirazımız olamaz...

Ama bu temel ilkeden en küçük bir sapmada dahi,

bizim için, "Başkent Ankara"!

 

 TOP NATIONAL NEWS

  Talat: Forcing Turkland To Recognize Cyprus May Lead To Civil War Türkiye'yi Kıbrıs'ı tanımaya zorlamak içsavaşa yol açabilir... [Breh, breh... Birilerinin ayağı bir yıl içinde suya erdi galiba...]

  Speaking to the Associated Press this week, Turkish Republic of Northern Cyprus (TRNC) President Mehmet Ali Talat said that any push for Ankara to recognize Cyprus before the island had a chance to work out a long term solution could destroy any hope of finding a lasting peace and may even cause a civil war. Talat said that although talks may push the Greek leader Tassos Papdopoulos back to negotiations, it wouldn't mean anything unless the Greek administration really wanted to solve the problem.

push = ittirmece, dürtükleme... to work out = çaba ve uğraş vererek çözüm oluşturmak... a lasting peace= "kalıcı barış" ("to last" = sürmek, kalıcı olmak, kavramından)... civil war /-vil-WO:/ = içsavaş... negotiations = görüşmeler, müzakereler...

to negotiate = "müzakerelerde bulunmak, pazarlık yapmak" gibi anlamlarıyla, örneğin işçi-işveren ilişkilerinde "toplu pazarlık" anlamı veren bu ilginç ve önemli fiili, her rastladığınızda, içinde geçtiği tümce ile birlikte kaydediniz. Şöyle bir hedef gösterebilirim: "It was snowing heavily... Some headlights rapidly grew in my rear mirror. I let him pass. It was a Subaru WRX, and the man put his car in a phantastic drift to negotiate the next bend. Crazy!!" ... Burada olup biteni gözünüzde canlandırabiliyorsanız, İngilizce'nin sırlarına bi-hakkın vakıf oldunuz demektir.

NOT: "bitmeyen aşk" (everlasting love) ile "bitmemiş senfoni" (unfinished symphony) kavramlarını karıştırmayınız...

Well, anyway... Let's go back to the edifying story (ibretlik öykü) of Sayın Talat's "great awakening" (büyük uyanış): Herneyse... Biz şimdi Sayın Talat'ın ibretlik "büyük uyanış" öyküsüne dönelim:

 Talat added that he didn't believe that Turkland would recognize the Greek Cypriot government before a solution is found. "Such an act would mean Turkey deserting the Turkish Cypriots, something which is simply not possible," said the president.

ÇEVİRİSİ: Böyle bir davranış, Türkiye'nin Kıbrıs Türklerini kaderlerine terkettiği anlamına gelecektir ki, böyle birşey kesinlikle mümkün değildir... [En alttaki Türkçe yorum bölümüne bknz.]

 "Just imagine if it is done. .... What will happen? I mean we are still alive, the Turkish Cypriots are living in the north and they will defend themselves. This will cause a civil war, maybe. It is dangerous," he added, invoking images of inter-communal violence that ravaged Cyprus from 1963 to 1974.

to invoke = çağırmak, çağrıştırmak... to ravage = yıkıma uğratmak, yerle bir etmek, büyük tahribat yapmak...

DİKKAT: Umarım, yukarda "would" için verdiğim önemli açıklamayı es geçmediniz... "What will happen?" tümcesinde, "would" yerine, "will" tercihi, buradaki endişeyi "faraziyeler" dünyasından "vakıalar" dünyasına taşır. Artık, bilinçli bir kullanım mıdır, yoksa "a Freudian slip" (= bilinçaltını ele veren dil sürçmesi) midir, orasını bilemem...

Hürriyet Gazetesi İnternet Sitesi: http://www.hurriyetim.com.tr

[All passages are subject to modification in keeping with this Ezine's TESL -- teaching of English as a second language -- policies. However, the second passage here has been quoted verbatim.]

Sayın Talat... Çok değil, daha bir yıl önce, birlikte saf tuttuğunuz, kırçıl sakallı, "ikinci-Cumhuriyetçi", ne pahasına olursa olsun EU'cu bir "profesör" ün şimdilerdeki tezini de işitmişsinizdir sanırım: "Yetmiş milyonluk Türkiye'yi yüz bin Kıbrıs Türkü uğruna mı feda edeceğiz?"

Vatan ve Millet gibi o zamanlar "boş hamaset" saydığınız kavramlar bir yana, jeopolitik gerçekleri bile sahibinin sesi adına yorumlamaktan çekinmeyen eski safdaşlarınızın bu derece aşağılık kelle hesaplarına girişebilecek tıynette olabileceklerini düşünmemiştiniz, değil mi?

Ebedi yol göstericimiz Ata'mız için, "67 yıl önce ölmüş bir adamın fikirlerine mi bakacağız," demek utanmazlığını göstermiş bu adamı (ve sair aile efradını) sık sık çıkarıldıkları ekranlarda her görüşümde, hiç yıkanmadıkları duygusu uyanıyor bende. Malum: Ruhun pisliği insanın yüzüne de yansır...

Denktaş'ın uyarılarına sırt çevirirken, nasıl bir ketempereye getirildiğinizi besbelli yeni yeni farketmeğe başladınız... Gerçekleri görmek için henüz çok geç değil; Denktaş'tan özür dileyin, Sayın Talat...

 

 CD

 TANITIM

 

 MESAJ

 E-KİTAP

 

Turkish Proverbs

  Atı alan Üsküdar'ı geçti.  Sözel kullanım genelde: "Ohooo! Atı alan (çoktaaan) Üsküdar'ı geçti."

English Equivalent (=eşdeğeri):

It's no use closing the stable door after the horse has bolted.  ("closing" yerine, "shutting", locking" işitilebilir.) stable = ahır... to bolt = hızla fırlayarak uzaklaşmak...

Vocabulary Notes: "Stable" sözcüğünün aynı yazılış ve okunuşla, sıfat olarak, "dengeli, istikrarlı, stabil" anlamında olduğunu unutmayınız. Ne alaka? Çünkü, her ikisi de Latince "to stare" = ayakta durmak kökünden geliyor ("stabulum" ve "stabilis")... to bolt (fiil), bolt (ad) (kapı, vb için) "sürgülemek, sürgü" anlamını ayrıca not ediniz...

Meaning: It is too late to take action; it is no use taking precautions after it's too late.  (Biliyorsunuz, "too + sıfat/zarf + mastar" yapısı, olumsuz "------mayacak kadar çok aşırı" anlamı verir: "Önlem almak, harekete geçmek için artık çok geç.")

Örnekler:

There are fears that the bird flu virus has already spread to many other countries before an effective immunization program could be started. In short, we may be closing the stable door after the horse has bolted. There are fears that .... = Korkuluyor/korkulmaktadır ki... bird flu = kuş gribi... immunization = aşılama, bağışıklık kazandırma...

Most anti-virus software is designed to be updated only on a daily or weekly basis, whereas only a few hours is enough for a new virus to spread far and wide. It is like leaving the stable door wide open for the horse. anti-virus software = virüs (karşıtı) programları... to update = güncelleştirmek... whereas = oysa ki... to spread far and wide = hertarafa yayılmak...

Precautions must be taken before a natural disaster strikes. Prevention is always better than cure. Otherwise, it will be just another case of closing the stable door after the horse has bolted. precaution = önlem...  a natural disaster = doğal felaket ("Strike" fiiline dikkat)... otherwise = aksi takdirde...

  Olan oldu... Olanlar oldu bir kere...  (İlk bakışta bir önceki söze anlamca benziyor gibi görünüyorsa da, aşağıda göreceğimiz gibi hiç alakası yok)

English Equivalents:

What's done is done... What is done is done...  (seyrek) What is done cannot be undone...

It is no use crying over spilt milk.  (Motomot: Dökülmüş saçılmış süte üzülüp ağlamanın yararı yok.)

Meaning: It is no use to have regrets over what cannot be corrected, undone or rectified... (With a strong suggestion, "Well, lets move on; life must go on...") to undo = yapılan bir şeyi eski haline döndürmek... to rectify /REK-tifay/ = düzeltmek, doğrultmak... (DİKKAT: Arabanın motorunu biz "rektifiye" ediyoruz; onlar "to recondition" ederler... Bizdeki "kaporta doğrultması", onlarda "body repairs" dir.)

Örnekler:

I know you wish that you’d [=had] handled the project more efficiently, but there’s no use crying over spilt milk. We must lose no time now and start anew. to start anew /STA:T-ı-NYU/ = yeniden başlamak...

If you are always crying over the mistakes that you made in your life, you will never get anywhere. Always remember that past mistakes and failures cannot be reversed and what’s done is done. It is no use crying over spilt milk. One must always look past those failures in his life. look past = look beyond... geride bırakıp, ötesine bakmak...

Never forget the fact that prevention is the best cure. Always bear in mind that you are the one who is solely responsible for supervising every single safety measure. It is no use crying over spilt milk, no remedy can undo an accident after it happens. to bear in mind = aklında tutmak, gözden uzak tutmamak... remedy /RE-mıdi/ = çare, deva...

to spill - spilled - spilled veya spilt - spilt... Ancak, yukardaki atasözünde "spilt" formu çok daha yaygındır. Bu da çok doğal; çünkü, hernekadar her iki form da halen kullanılmakta iseler de, "spilt" -- bildiğiniz gibi -- "obsolete" veya "archaic" biçimdir.

NOT: Herzaman olduğu gibi, ses tonu ve tonlama kıraldır. Nitekim, teselli değil de, belli bir öfke veya kinaye tonuyla söylendiğinde, aynı atasözü, şüphesiz, "İyi halt ettin, iyi poh yedin!" anlamına gelecektir.

Bu atasözünün İspanyolcası: A lo hecho pecho.

Bu atasözünün Japoncası: Fuku sui bon ni kaerazu.

Japoncası, bir rivayete göre, "Ters dönen tepsiden dökülen sular geri dönmez," bir başka rivayete göre, "Düşen bir çiçek yeniden dala dönmez," imiş...

İspanyolca yada Japonca bildiğimden değil; merak edip baktım. Sonra da niye İspanyol yada Japon bir kadınla evlenmemişim diye üzüldüm... (İmza: Süt Dökmüş Kedi)

[Şakayı bir yana bırakırsak, ses tonu ve tonlama iletişimde son derece önemlidir... Bir arkadaşımızın en büyük zevki, İMF ve AB'yi temsilen gelen konuklara zarif bir reveransla eğilip çiçek takdim ederken, en lütufkar ses tonuyla, "Seni de, seni göndereni de ... şeklinde iltifatlarını sıralamaktı.]

  Dereyi geçerken at değiştirilmez.

English Equivalent:

Don't change horses in midstream... Don't change horses in the middle of the stream.

Örnekler:

They decided to change horses in midstream and that is probably why they lost the election. (Yani, tam seçim dönemine girmişken parti liderini değiştirdiler ve büyük olasılıkla bu yüzden seçimi kaybettiler.)

During the 2004 US presidential election, the Bush/Cheney campaign argued that American leadership should not "change horses in midstream"...

Yes, but Senator John Kerry declared in return:

“When your horse is drowning, it's a good time to change horses in midstream."

The truth is, the horse is always the selfsame horse... The raiders just take turns to keep him riding on... At herzaman aynı attır... Yağmacılar sırayla sırtına biner, durmadan koştururlar onu...

(Lütfen "raider" sözcüğümü "rider" şeklinde "düzeltmek" için mesaj atmayınız. İzbul)

  Zararın neresinden dönülse kârdır.

English Equivalent:

Better lose the saddle than the horse. (Çevirisi: Atı kaybetmektense, eğeri kaybetmek evlâdır/iyidir.)

Tranlated & interpreted: Any point of putting an end to your losses will be to your benefit. What is done so far cannot be undone, but you can put an end to the process and prevent further loss.

saddle /SÆ-dl/ = eğer, at eğeri...

QUICKIES...

  Azı çalan çoğu da çalar.  He who will steal the eggs, will steal the hen.

  Aksilikler hep üst üste gelir.  It never rains but pours.

  Ayağını yorganına göre uzat.  Cut your coat according to your cloth.

  Ak akçe kara gün içindir.  Keep something for a rainy day.

  Temizlik imandan gelir.  Cleanliness is next to Godliness. /KLEN-linis/

  Alet işler, el öğünür.  A bad workman always blames his tools.

  Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az.  A word to the wise in enough.

  Son gülen iyi güler.  He who laughs last laughs best.

Laugh and the world laughs with you. Weep and you weep alone....

= Mutlu isen, işlerin tıkırında ise, herkes yanındadır; ama mutsuz günlerinde kimseyi yanında bulamazsın.

Bu aslında bir atasözü değil; 19. yy sonu ve 20 yy başı Amerikalı kadın şair Ella Wheeler Wilcox'un bir şiirinden ilk mısralar...

Kuşkusuz atasözü değerinde, ve zaten o muameleyi görüyor. Bizdeki en yakın karşılığı:

Ağlarsa anam ağlar, gerisi yalan ağlar...

Ama, biz gelelim İngiliz besteci ve romancı Anthony Burgess'in (1917 - 1993) buna nazire olarak söylediklerine:

Laugh and the world laughs with you,

snore and you sleep alone...

Gül ki, bütün dünya seninle birlikte gülsün;

Horlarsan, yalnız uyursun!...

 

 CD

 TANITIM

 
 

 

Onsuz boşa geçmiş yıllarınıza üzüleceksiniz !!

"ESSENTIAL  ENGLISH  FOR  TURKS"

 
 

Doğru Kaynak !!

 

 

Kampanyaları İnceleyiniz

 

   BİLGİ 

 

 

         

 

 

 

Dergimizi beğeniyorsanız, lütfen dostlarınıza da öneriniz,

iletiniz, gönderiniz... Teşekkürler, Sayın Üyeler...

WEB SİTEMİZ:

ANASAYFA        TESTLER        OKUMA        EĞLENCE        ALMANAK

KAYNAKLAR     FIKRA     KARİKATÜR     KONUŞMA      İSTER İNAN

*  *  *  *  *

Listemize Katılmak için: http://groups.yahoo.com/group/pratik-ingilizce

Veya Doğrudan Bana e-Posta Atınız: --> İzbul

Listemizden Ayrılmak İçin:  pratik-ingilizce-unsubscribe@yahoogroups.com