Doç. Dr. Yalçın İzbul

Free Bilingual E-Zine

PRACTICAL ENGLISH FOR TURKS

YAHOO Uluslararası İngilizce Öğretim Grupları

2003 - 2005 DÜNYA BİRİNCİSİ !!

New Series # 008

October 7, 2005

 

 MESAJ

 E-KİTAP

 

SALVATION OR INQUISITION ?

Kurtuluş mu, Engizisyon mu ?

by Gündüz AKTAN

http://www.turkishdailynews.com

Wednesday, October 5, 2005

The decision to start Turkland's European Union accession talks has been made. Let it be auspicious.

salvation = özellikle dinî ("ruhun kurtuluşu") veya diğer alanlarda "bataktan kurtarma/kurtarılma" anlamlarında kullanınız ("to salvage" fiilinden)... Ancak, çok emin olmadıkça, ve özellikle de sıradan günlük olaylarda, "rescue" (imdadına yetişme/kurtarma) veya "save" gibi daha bildik sözcükleri önplana alınız... (Örneğin, batmakta olan bir gemiden yolcuları kurtarmak için "rescue/save"; batık bir gemiyi [geride ne kalmışsa] çıkarmak için "to salvage")...

inquisition /İN-kui--şın/ = "to inquire" fiilinden gelen bu sözcük "sorgulama" (adlî, inzibatî) veya "the Inquisition" = Ortaçağ'daki Engizisyon anlamında kullanılır... accession = "erişme, ulaşabilme, girebilme" genel anlamlarını taşıyan bu fiil buradaki bağlamda "katılım" anlamı ile kullanılıyor... to start = Dikkat ederseniz burada geçişli fiildir: başlatmak... talks = görüşmeler... Let it be auspicious. /o-SPİ-şıs/ = "Hayırlı olsun."... (Ayrıca, "May it be auspicious.") Bu deyimler çağımızda İslam ve Hint-Tibet kaynaklarından çeviri yoluyla İngilizce'ye kazandırılma sürecindedir...

One can hardly say anything definite without examining the negotiating framework document in detail. This article was written with the assumption that the document does not contain any clauses that would water down Turkland's full membership prospects.

one can hardly say = pek söyleyemeyiz... (hardly ve scarcely tümcenin anlamını %98-99 oranında tersine çevirirler)... anything (which is) definite = herhangi kesin birşey... negotiating framework = müzakere çerçevesi... Fiilden -ing eki ile yapılan "gerund" formu tabiatıyla ad sınıflamasına girer ve bir ad tamlamasında kullanılabilir. Doğuracağı fark, Türkçe'deki "müzakere etme çerçevesi" ve "müzakere çerçevesi" arasındaki fark kadardır.

article = makale... assumption = (to assume, fiilinden) varsayım... clause = madde, koşul... to water down = sulandırmak (ve bu şekilde azaltmak)... prospects = umutlar beklentiler... Paragrafın özeti: Müzakere çerçeve belgesini ayrıntıları ile incelemeden kesin birşey söylemek olanaksızdır; Türkiye'nin üyelik umutlarını azaltacak koşullar içermediği varsayımı ile bu makaleyi yazıyoruz.

The start of the accession talks signifies a more advanced state than candidacy. The EU considers a candidate country a “semi-member” country once the EU initiates the accession process. There has never been a case of a country embarking on the candidacy process but failing to become a full member of the EU; however, since we are “very special” we might “accomplish” just that.

to signify = işaret etmek, belirtmek, anlamına gelmek... candidacy /KÆN-didısi/ = adaylık... candidate /KÆN-didit/ = aday... (DİKKAT: "-ate" soneki yalnızca fiillerde /EYT/ şeklinde okunur. Diğerlerinde, /İT/ şeklinde okunur... to initiate /i--şieyt/ = başlatmak (Gördüğünüz gibi, "-ate" ekini, fiil olduğu için, /EYT/ şeklinde okuduk)... ("initiative" /i--şıtiv/ = insiyatif " sözcüğü de bu kökten)... accession process = katılım süreci... to embark on = başlamak, girişmek (gemiye binmek/inmek = to embark / disembark)... Son tümcedeki ironiye dikkat...

Whether Turkland was European or not was the issue the EU members discussed among themselves over the past two days with reference to Austria and the “privileged partnership” status that Austria had suggested for Turkland. During a noon intermission on Oct. 3, British Foreign Secretary Straw came out and told journalists out of the blue: “Turkland is a European country. It is a founding member of the Council of Europe.” That was the basic argument we were using against those who were claiming that Turkland was not European. And, during the joint press conference he held with Mr. Gul, Straw put forward the “Turkland is a secular country, it being mainly Muslim did not constitute an obstacle to its being admitted into NATO” argument as well.

over the past two days = "last" değil "past" kullanıldığına dikkat ediniz... privileged partnership /PRİ-vilicd-PA:T-nışip/ = "imtiyazlı" (ayrıcalıklı) ortaklık; **"priviledged" şeklinde yazılmadığına dikkat ediniz... a noon intermission = bir öğle (zamanı) arası... out of the blue = durup dururken, ansızın, beklenmedik bir zamanda... founding member = kurucu üye... joint press conference = ortak basın toplantısı... to constitute = Bu fiilin Türkçe'ye çoğu zaman ve en iyi çevirisi "oluşturmak" fiili iledir... Son tümcenin çevirisi: Ve, sayın Gül ile birlikte düzenlediği ortak basın toplantısında, Straw "Türkiye'nin laik bir ülke olduğu, [ve] büyük çoğunlukla Müslüman olmasının NATO'ya kabul edilmesinde bir engel teşkil etmemiş olduğu" tezini de ortaya koydu.

All this indicates that discussions among the EU members now are focusing, albeit belatedly, on the main issue. In this respect the decision the EU has made has an existentialist significance for the EU. The EU has taken a vital step towards overcoming the profound identity crisis from which it has been suffering, especially on issues related to Islam. If they realize the full significance of that, they may change their ambiguous stance towards us.

all this indicates = bütün bunlar gösteriyor ki (bizim "bunlar" şeklindeki çoğul algılamamız, "this" şeklindeki İngilizce algılamayı etkilemez: İngilizce yukardaki kanıtların hepsini aynı kategoride, dolayısıyla da tekil görüyor... albeit /ol-Bİ:T/ veya (ender) /æl-Bİ:T/ = "even though", "conceding the fact that" = hernekadar. ----makla birlikte... Süper güzellikte bir sözcüktür. İngilizce'de "belâgat" (eloquence, güzel söz sanatı) peşinde iseniz şiddetle öneririm...  belatedly /bi-LEY-tidli/ = gecikmiş olarak... in this respect = bu açıdan... existentialist = Tabiatıyla burada Sartre varoluşçuluğu değil, sözcüğün kök anlamı "varolma" anlamı geçerli... significance = önem (= anlam ve önem), "mana ve ehemmiyet"... to overcome = üstesinden gelmek... profound identity crisis = derin (kökü derinlere giden) kimlik bunalımı... ambiguous /æm-Bİ-giıs/ = belirsiz, öyle mi yoksa böyle mi kararsız veya ifadeden çekinen, muğlak... stance /STANS/ veya /STÆNS/ = tutum, tavır, duruş...

In reality, what we are embarking on is a screening process rather than a negotiating process. There are those who say that this process, which would normally be completed in six months, will take one or maybe even two years in our case. In other words, the aim is to delay our membership.

screening process = tarama süreci...

When negotiations on specific chapters begin, they will be able to use some other effective means of prolonging the talks as well. Due to a number of factors (the economic hardships EU countries are facing, the need to give priority to the 10 new members in channeling EU funds and the obvious intention of prolonging the negotiations with Turkland), the financial resources the EU will be willing to allocate to Turkland would be quite limited. Because of a lack of resources, Turkland will need more time to fulfill the requirements of many of these chapters.

chapters = "fasıllar": açılacak "dosya"lar (müzakere konuları/alanları)... to prolong = uzatmak... to give priority to = öncelik vermek... to channel /ÇÆ-nıl/ = kanalize etmek, yönlendirmek... funds /FANDZ/ = fonlar... to allocate /Æ-lı-KEYT/ = tahsis etmek... the financial resources the EU will be willing to allocate to Turkland = EU'nun Türkiye'ye tahsis etmeğe istekli (gönüllü) olacağı mali kaynaklar... to fulfil the requirements = gerekirlikleri yerine getirmek...

Meanwhile, the sad state of the Turkish bureaucracy will be the biggest cause of delay stemming from our side. The bureaucracy will find it very hard to implement the EU Acquis. A high price will be paid for the damage various groups of politicians have done to the bureaucracy when they came to power.

meanwhile = "bu arada", "bütün bunlar olup biterken"... "the sad state of the Turkish bureaucracy" = "üzücü" durumu... Daha sert bir deyim ise "sorry state" = "perişan durum" deyimidir... to stem from = ----den kaynaklanmak... to implement = yerine getirmek, yürütmek, yürürlüğe koymak... the EU Acquis = Daha önce 31 olup Hırvatistan ve Türkiye için 35'e çıkarılmış bulunan "müzakere edilecek fasılların tümü" anlamında Fransızca'dan gelen terim... Kimi zaman da "acquis communautaire" kullanılıyor... Son tümcenin çevirisi: İktidara geldiklerinde çeşitli siyasetçi gruplarının bürokrasiye vermiş oldukları zararlardan dolayı çok yüksek bir bedel ödenecek.

The negotiating framework document could lead us to “unprivileged membership” if not to “privileged partnership,” according to the Dec. 17, 2004, decision. Permanent safeguard clauses and derogations would enable the EU to do just that. Naturally, the much talked about “capacity for absorbing new members” argument, too, can be used as an excuse. However, existing EU laws pertaining to members would make it difficult for the EU to discriminate between the members. It must not be forgotten that the permanent derogation clauses to be included in the accession treaty, which would be primary law, would not permit Turkland to benefit from equal rights and status with the other members.

İlk tümcenin çevirisi: Müzakere çerçeve belgesi, 17 Aralık 2004 kararına göre, bizi "imtiyazsız üyeliğe", hatta "imtiyazlı ortaklığa" bile  götürebilir... permanent = kalıcı, daimi... safeguard clauses = "emniyet" maddeleri (koşulları) [Kendilerini "emniyete" alan maddeler kastediliyor]... to enable = muktedir kılmak, yapmasına olanak vermek... the much-talked-about = hakkında çok konuşulan, üzerinde çok şey söylenen... argument = sav, tez... excuse = mazeret... acession treaty = katılım andlaşması... primary law = birincil hukuk...

Değerli Okurlar, Sayın Aktan'ın tahlilleri burada bitmiyor. Ne var ki, ana amacı İngilizce çalışmalarımıza katkı olan buradaki alıntıyı bu noktada kesiyorum ve ben de "May it be auspicious," diyorum...

Diyorum da, sadece olmayacak bir duaya amin demiş oluyorum. (Hükumetimizin imzalanmış bulunduğu "Müzakere Çerçeve Belgesi"ni BURAYI TIKLAYARAK okuyabilir, kendi akıl ve vicdan süzgecinizden geçirebilirsiniz.)

Herneyse... Bundan sonra da biz aydınların görevi, (müzakerelerin kesilmesinin mukadder olduğu o yakın tarihe kadar da -- ve onun ötesinde de) ülkemizin çağdaşlaşmasına elimizden gelen katkıyı vermektir...

Bu vesile ile, 6 Ekim tarihli yazısında, benim gibi düşünenleri, sağda ve soldaki birtakım çevreler ile aynı kategoride mütalaa edip, "EU'ya karşı olanlar" şeklinde göstermeğe çalışan Ertuğrul Özkök'e de tessüflerimi belirtiyorum. Hayat ne çok değiştirdi hepimizi... 9. Senfoniyi Sol'dan veya Sağ'dan dinlemenin çok farklı şeyler olduğunu öğrenmiş oldum sayesinde...

"İşimize geldiği sürece koltuk çıkarız; işimiz bitince birkaç manşet ile iplerini çekiveririz," demek gücünü kendinde görenlerin dünyası farklı oluyor zahir...

İzninizle, muhteşem bir İngiliz atasözü ile bitireyim:

Politics make strange bedfellows.

Siyaset tuhaf yatak arkadaşlıkları oluşturur.

 

 CD

 TANITIM

 

 MESAJ

 E-KİTAP

 

Turkish Proverbs

In this issue I am taking a break from the strenuous task of hunting for equivalents; I will simply give a translation, literal and verbatim, where it makes sense or opt for a paraphrase and interpretation as the need may arise. Next week I am hoping to continue in the previous manner.

 

  Eşek ölür semeri kalır; insan ölür eseri kalır. The ass dies, its saddle remains; a man dies, his accomplishments remain. (= Nothing but the saddle is left behind; but a man's accomplishments live on.)

  Karga kekliği taklit edeyim derken, kendi yürüyüşünü unutmuş.  The crow trying to imitate the partridge forgot its own gait.

  Söyleyene bakma söyletene bak.  Take no notice of the one who voices it; fix your attention on the one who (or, on what) makes him (or, causes him to) say it.

  Üzüm üzüme baka baka kararır.  Bad character or behaviour is infective (= contagious). (Literal translation: "Grapes blacken (=ripen) vis-a-vis other grapes.")

  Adama dayanma ölür; duvara dayanma yıkılır.  Do not lean on a man (= be not dependant on another person), for he dies; do not lean against a wall, for it falls down.

  Bakmakla usta olunsa köpek kasap olurdu.  If skills could be gained just by watching (= looking on), every dog would become a butcher.

  Yarım doktor candan, yarım imam dinden eder. (veya, Yarım imam dinden, yarım doktor candan eder.)  A half doctor causes you to lose your life; a half imam causes you to lose your faith.

  Islanmışın yağmurdan korkusu olmaz.  A drenched man fears not the rain.

  Ayıpsız dost arayan dostsuz kalır.  (Mevlana'dan) He who looks for a friend without (a) fault (=blemish), remains without a friend.

  Derdini söylemeyen derman bulamaz. (veya, Derdini saklayan derman bulamaz.)  He who does not talk (to his friends) about his problems finds no remedy for them. (He who conceals... cannot find...)

  Senin dinin sana, benim dinim bana.  To you your religion, and to me my religion. (You follow the dictates of your own faith as I am following mine. I have no use or need for your proselityzing.)

  Alçak yerde yatma sel alır, yüksek yerde yatma yel alır.  Do not lie on low ground lest flooding might drift you off; do not lie on high ground lest high winds might sweep you off.

  Avcı ne kadar hile bilirse, ayı da o kadar yol bilir.  No matter how many tricks the hunter knows, that many paths (=means of escape) the bear also knows.

  Anasının övdüğü kızla değil, eltisinin övdüğü kızla evlen.  Do not marry the girl whose mother brags about; marry the girl whose sister-in-law speaks highly of.

  Kel ölür sırma saçlı olur kör ölür badem gözlü olur. (veya, Kör ölür badem gözlü olur, Kel ölür sırma saçlı olur)  When a blind man dies, they say he had almond-shaped eyes (judged attractive); when a bald man dies, they say he had golden hair. (A sly reference to an exaggerated praise of the dead or of the past.)

  İki gönül bir olunca, samanlık seyran olur.  For two hearts united, a barnhouse is a promenade. ("promenade" here is not a place for strolling, but implies "pleasure drawn from visual appreciation")

  Bir koltuğa iki karpuz sığmaz.  Two watermelons cannot be accommodated in one armpit; One cannot carry two watermelons under
one armpit.
This is meant to be a warning against doing more than one thing at a time.

  Acı patlıcana kırağı çalmaz.  A bitter eggplant is immune to frost. The frost cannot harm a bitter eggplant. This is to say "That person is (usually, I am) tough (and hardened by experience); he is not/cannot be easily harmed; he can easily withstand minor assaults/misfortunes.

  Her koyun kendi bacağından asılır.  Every sheep is hung (= hooked in the butcher's shop) by its own feet. 1. Every man is the architect of his own fate. Every man is on his own and for his own. 2. I don't have to be altruistic and bear your responsibility. This maybe used (sometimes selfishly) to admonish a demanding person ("you take care of yourself as I will take care of myself") or to give practical or indeed cynical advice.

  Gülü seven dikenine katlanır.  One who loves roses should endure the thorns. (Some translate this as "will endure"; but I feel the proverb is more of an encouragement and advice than mere observation.)

  Bedava sirke baldan tatlıdır.  Free vinegar is sweeter than honey. (Emphasis is on the idea, "if it is free of charge")

  Sen ağa ben ağa, bu ineği kim sağa.  You're a squire, me a squire; whose's going to milk the cow?

  Kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez.  Don't (be silly and) hold on to your chicken if you are to receive a goose in return.

  Gökyüzünde düğün var deseler, kadınlar merdiven kurmaya kalkar.  If someone said there is a wedding-party in the sky, women would attempt to build a ladder up. (A tongue-in-cheek remark about women showing great interest in wedding-parties.)

Let us finish with a proverb most appropriate

for the Holy Month of Ramadan:

Parayla imanın kimde olduğu belli olmaz.
Who knows who possesses money or faith?

 

 

 CD

 TANITIM

 
 

 

Onsuz boşa geçmiş yıllarınıza üzüleceksiniz !!

"ESSENTIAL  ENGLISH  FOR  TURKS"

 
 

Doğru Kaynak !!

 

 

Kampanyaları İnceleyiniz

 

   BİLGİ 

 

 

         

 

 

 

Dergimizi beğeniyorsanız, lütfen dostlarınıza da öneriniz,

iletiniz, gönderiniz... Teşekkürler, Sayın Üyeler...

WEB SİTEMİZ:

ANASAYFA        TESTLER        OKUMA        EĞLENCE        ALMANAK

KAYNAKLAR     FIKRA     KARİKATÜR     KONUŞMA      İSTER İNAN

*  *  *  *  *

Listemize Katılmak için: http://groups.yahoo.com/group/pratik-ingilizce

Veya Doğrudan Bana e-Posta Atınız: --> İzbul

Listemizden Ayrılmak İçin:  pratik-ingilizce-unsubscribe@yahoogroups.com