Doç. Dr. Yalçın İzbul

Free Bilingual E-Zine

PRACTICAL ENGLISH FOR TURKS

YAHOO Uluslararası İngilizce Öğretim Grupları

2003 - 2005 DÜNYA BİRİNCİSİ !!

New Series # 009

October 16, 2005

 

 
   Üçüncü Şahısın

   Şiiri

   Poem Of The

   Third Person

 

 

Gözlerin gözlerime değince

Felaketim olurdu ağlardım

Beni sevmiyordun bilirdim

Bir sevdiğin vardı duyardım

Çöp gibi bir oğlan ipince

Hayırsızın biriydi fikrimce

Ne vakit karşımda görsem

Öldüreceğimden korkardım

Felaketim olurdu ağlardım

 

Ne vakit Maçka'dan geçsem

Limanda hep gemiler olurdu

Ağaçlar kuş gibi gülerdi

Bir rüzgar aklımı alırdı

Sessizce bir cigara yakardın

Parmaklarımın ucunu yakardın

Kirpiklerini eğer bakardın

Üşürdüm içim ürperirdi

Felaketim olurdu ağlardım

 

Akşamlar bir roman gibi biterdi

Jezabel kan içinde yatardı

Limandan bir gemi giderdi

Sen kalkıp ona giderdin

Benzin mum gibi giderdin

Sabaha kadar kalırdın

Hayırsızın biriydi fikrimce

Güldümü cenazeye benzerdi

Hele seni kollarına alınca

Felaketim olurdu ağlardım

 

ATTİLA İLHAN (1925-2005)

 

 

 

When your eyes touched upon mine

My calamity it was, I would weep

I knew it was not love you felt for me

You had a lover, I used to hear

A young squirt, skinny thin like a stick

He was a no-good, that's what I thought

If at any time I should have him before my eyes

I should kill him, that I feared

My calamity it would be, I would weep

 

Every time I walked through Maçka

There would always be ships at the quayside

Trees would giggle like a bird would

A breeze would seize and bind my mind

Silently you would light your cigarette

Burn my fingertips as you lit your cigarette

Looking through your lashes, keeping your head askance

I would feel the chill, shivers set running through me inside

My calamity it would be, I would weep

 

The evenings ended like any novella would

Jezabel would lie there smothered in blood

A ship would sail away leaving the harbour

You would get up and go to him

You would go dejectedly, with countenance downcast

You would stay till daybreak through the night

He was a no-good, that's what I thought

When he laughed it was as stiff as that of a corpse

And when he took you in his arms, on top of all else

I would weep, my calamity that was

 

translated by Yalçın İzbul

 

 
 

 MESAJ

 E-KİTAP

 

Turkish Proverbs

- 02 -

 

  Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar.  Speak the truth, and you will get ostracised from nine villages. (= The truth-teller is banished from everywhere)... [Why nine (=dokuz)? Not only because it has a rhythmic affinity to the word "doğru" (truth); but it is also one of those numbers with "msytical" properties, like 3, 7 or 40. Here the expression means "all" villages, virtually "everywhere"] to ostracise /OS-trısayz/ = kendisi ile bir daha herhangi bir ilişki kurulmasını da yasaklayarak uzaklaştırmak; grup veya toplum dışına çıkarmak... Bu güzel sözcüğün, "to exile" = "sürgüne göndermek" kavramından farkını not ediniz... Örneğin, Namık Kemal için "exiled", Nazım Hikmet için ise, o dönemde, "ostracised" kavramları geçerli idi...

  Boşboğazı cehenneme atmışlar; "odun yaş" diye bağırmış.  They threw the blabbermouth into hell; he shouted "The wood is damp!" damp /DÆMP/ = nemli, ıslaklık ölçüsünde rutubetli...

  Babası oğluna bir bağ bağışlamış, oğul babaya bir salkım üzüm vermemiş. Father gives son a vineyard, son gives father not even a single bunch (of grapes). [expression pertaining to filial ingratitude] vineyard /VİN-yı:d/ = asma bahçesi... ("Wine" /WAYN/ ile karıştırmayınız)... pertaining to /pö-TEY-ning/ = ilişkin olarak (= relating to, concerning...)

  Ağacı kurt, insanı dert yer. It is the worms that (eat up and) destroy a tree; it is his worries that (eat up and) destroy a man.

  Acıkan doymam, susayan kanmam sanır.  A hungry man thinks he won't be satiated, a thirsty man thinks he won't be quenched. satiated /SEY-şieytid/ = (boğazına kadar) doymuş...("yeterli bulmak, gözü doymak" kavrami ile mecazi olarak da kullanılır)... quenched /KUENÇD/ = susuzluğu doya doya giderilmiş, suya "kanmış"...

  Akılları pazara çıkarmışlar, herkes kendi aklını beğenmiş.  If brains (=intelligence) were put to sale in the bazaar, everyone would (again) choose his own... ÇOK DOĞRU WALLA: Hödüklüğün baş belirtisi kendini beğenmişlik...

  Nerede (nerde) hareket orada (orda) bereket.  Where there is activity, there is plentifulness and prosperity. (In a number of sources, I have seen "bereket" translated as "fertility", which I think does a lot of injustice to this semi-religious term.) plentifulness = bolluk... prosperity /pros-PE-riti/ = zenginlik, refah...

  İyilik yap denize at, balık bilmezse Hâlik bilir.  Do good and throw it into the sea; fish might not, but God will appreciate it.

  Horozu çok olan köyün sabahı geç olur.  In a village with too many roosters the morning will come late. (Meaning: Decisions will be delayed by too much discussion among peers without someone as the presiding authority.)  rooster /RU:S-tı/ = cock /K@K/ = horoz... [Peki, aralarında ne fark var derseniz; Walla, kümes hayvanları açısından aralarında bir fark yok; ama iş insanlara gelince, her erkekte iyi kötü bir "cock" (slang) bulunur, ama "rooster" yoktur!!]... peers = yaşdaşlar, rütbedaşlar gibi aynı konumda olan kişiler... to preside (over) /pri-ZAYD/ = başkanlık etmek... Tabiatıyla, "president" sözcüğünün fiil kökü...

  El elin eşeğini türkü çağırarak (çığırarak) arar.  Do not expect any dedicated effort on the part of the people who are "not of the family". ("Family" in the extended sense)... (Verbatim: One sings while searching for another's donkey.) dedicated /DE-di-KEY-tid/ = kendini adamış, canla başla...

  Bekâra karı boşamak kolay.   Verbatim: It is a simple matter for a bachelor to divorce his wife... = You cannot appreciate the predicament another person is in just by looking from outside. = unless you are in the same fix yourself. predicament /PRE-dikımınt/ = zor durum... (İkinci tümcemdeki "fix" de hafif argo aynı anlamda.)

  Dağ dağa kavuşmaz ama insan insana kavuşur.  1. No matter how improbable it may seem now, I have hope that we shall meet again some day. 2. People do reunite eventually, and sometimes surprisingly sooner than one would suppose. (Verbatim: No two mountains would ever meet, but men do.)

  Öküzün altında buzağı arama (aranmaz).  Verbatim: Do not search for the calf under the ox. = Do not try to find (even invent) evidence where it is most unlikely to be found... [Meaning, "You are being over-meticulous or maybe just plain bloody-minded by accusing (or, trying to accuse) someone who does not deserve it.]

  İğneyi (önce) kendine batır, (sonra) çuvaldızı başkasına.  Stick the needle into yourself before thrusting the packing-needle into others. [At first sight, this proverb would seem to mean, "Do not be hurtful to others, first try a little of that pain on yourself." However, I would say it is also frequently used in a similar sense to "Tencere dibin kara, seninki benden kara," (The pot calls the kettle black).]

  Sinek küçüktür, ama mide bulandırır.  The fly is small, but it (still) makes your stomach turn. to make smb's stomach turn = iğrendirmek, midesini bulandırmak...

  Öfke ile kalkan zararla oturur.   He who gets up in anger, sits down with a loss.

NOT: Yukarda "öfkeyle" veya "zarar ile" yazmağa birtürlü elim varmadı. Bunu bir babayiğit Türkçe uzmanı çıkıp bana açıklarsa çok sevineceğim.

  Kendi düşen ağlamaz.   He who falls through his own fault should not cry. "To fall", as in Turkish, by extension of meaning from "to fall down". "Düşmek" burada, anlam genişlemesiyle mecazi anlamda.

  Beş parmak bir olmaz. (Beş parmak bir olur mu?)  You cannot expect every member of a group, family, small team, etc to be the same (particularly, in character). (Verbatim: The five fingers are not the same.)

  Köprüyü geçinceye (geçene) kadar ayıya dayı de (diyeceksin).  Call the bear "Uncle" till you have crossed the bridge. [= Keep on good terms with those who may (by their superior position) hinder your progress, especially with those who are overbearing, cruel or unjust.] to hinder /HİN-dı/ = engellemek, engel olmak... overbearing /ovı-BEE-ring/ = yukardan bakan, küçük gören ve ezen...) unjust = adil olmayan, hakkaniyetsiz...

Küçük bir gramer notu: "till you cross" yerine "till you have crossed" tercihimi anlamakta güçlük çekiyorsanız, "the English tenses" konusunu yeterince pekiştirmemiş olduğunuz ipucunu verir. Unutmayınız: "perfect" (simple) zamanlar, olayın "bitmişliğini" vurgular.

  Perşembenin gelişi çarşambadan belli olur.  "Coming events cast their shadows before." (Verbatim: One can guess about Thursday by considering the Wednesday before.) to cast a shadow (on) = gölgesi düşmek...

  Kılavuzu karga olanın burnu boktan kurtulmaz.   He who chooses a crow for his guide, must but go around sniffing dung. (Verbatim: "His nose will never be rid of shit.) to sniff = koklamak...  dung = tezek, fışkı yığını... [NOT: Burada kullandığım "but" bir pekiştirici niteliğinde ve "bunun dışında başka yol/olasılık yok" anlamındadır. Birhayli retorik ve hatta "biblical" olan bu kullanım tarzını bilmeniz için buraya yazıyorum; ancak çok emin olmadıkça kendiniz kullanmaktan uzak durunuz.]

  İmam osurursa cemaat sıçar.   Verbatim: If the imam farts, the community will shit. [Meaning, a leader is a model for his people. However, this proverb is also quite akin to, "Balık baştan kokar," ("The fish always stinks from the head downwards.")] imam = Islamic minister, pastor or priest... to be akin (to) = yakın veya benzer olmak... to stink = pek fena kokmak... [Turkish pronunciation: /i-MAM/ ; in English: /i-M@M/, /i:-M@M/, OR /i-MÆM/]

 

Nush ile uslanmayanı

bir vakte kadar

etmeli tekdîr;

 

tekdîr ile uslanmayanın

üç vakte kadar

hakkı kötektir.

 

Ziyâ Paşa'dan mülhem...

 

 CD

 TANITIM

 
 

 

Onsuz boşa geçmiş yıllarınıza üzüleceksiniz !!

"ESSENTIAL  ENGLISH  FOR  TURKS"

 
 

Doğru Kaynak !!

 

 

Kampanyaları İnceleyiniz

 

   BİLGİ 

 

 

         

 

 

 

Dergimizi beğeniyorsanız, lütfen dostlarınıza da öneriniz,

iletiniz, gönderiniz... Teşekkürler, Sayın Üyeler...

WEB SİTEMİZ:

ANASAYFA        TESTLER        OKUMA        EĞLENCE        ALMANAK

KAYNAKLAR     FIKRA     KARİKATÜR     KONUŞMA      İSTER İNAN

*  *  *  *  *

Listemize Katılmak için: http://groups.yahoo.com/group/pratik-ingilizce

Veya Doğrudan Bana e-Posta Atınız: --> İzbul

Listemizden Ayrılmak İçin:  pratik-ingilizce-unsubscribe@yahoogroups.com