Doç. Dr. Yalçın İzbul

Free Bilingual E-Zine

PRACTICAL ENGLISH FOR TURKS

YAHOO Uluslararası İngilizce Öğretim Grupları

2003 - 2005 DÜNYA BİRİNCİSİ !!

New Series # 010

October 23, 2005

 

 MESAJ

 E-KİTAP

 

Lecture by EU Commission President Barosso at Harvard (October 2005)

KISA AÇIKLAMA: Medyanın sürdürdüğü karartma, manipülasyon ve dezinformasyon sonucunda kafalar karışık, ortalık toz duman... Çağdaş uygarlık ülkümüz için AB üyeliğinin tek seçenek olduğunu sananlar veya kendi çıkarları için öyle gösterenler var.

Aşağıda, AB Komisyonu Başkanı Barosso'nun Harvard Üniversitesinde geçtiğimiz günlerde yaptığı bir konuşmadan Türkiye'nin adaylığı ile ilgili bölümleri sunuyorum. Elimden geldiğince yorum yapmayacak, çeviri için notlar vermekle yetineceğim.

Benim kanaatim, mevcut müzakere çerçeve belgesini bu haliyle imzalamış olanlar, Türkiye'nin AB üyeliği yolunu tıkamışlardır;    görüşmeler daha ilk yılını tamamlayamadan kopacaktır. Türkiye, yeni bir belge üzerinde anlaşmanın bir yolunu bulmalı, veya "çağdaş uygarlığı dörtdörtlük yaşamak ülkümüz" için B, C ve D planları üzerinde çalışmağa süratle başlamalıdır.

NOT: Sayın Barosso'nun İngilizcesi çok iyi; ama kendinize örnek alacağınız ölçüde değil tabii... Metin bana üçüncü şahıslar tarafından gönderildi ve içinde bazı "elementer" sayılabilecek gramer ve ifade yanlışları var.

Lecture by EU Commission President Barosso at Harvard (October 2005)

There are three major challenges to Turkland’s membership:

challenges = üstesinden gelinmesi gerekecek engeller ve güçlükler ("meydan okuyan şeyler" kavramından)...

Europe’s internal dynamics:

These are economic, and political factors.

1. Economic factors: German economy is suffering greatly from unemployment and stagnation. It is the largest economy in Europe. French and Italian economies are not doing so greatly either. Let us not forget that the Portuguese, Spanish and Greek economies accelerated mostly by German taxpayers’ money. When the greatest European economies are in trouble, the prospect of absorption of a large economy like Turkland becomes more challenging. It becomes problematic economically, and politically.

is suffering from unemployment and stagnation = işsizlik ve durgunluğun pençesinde... are not doing so greatly either = onlar da pek iyi durumda değiller... Let us not forget .... etc = Portekiz, İspanya ve Yunanistan ekonomilerinin büyük ölçüde Alman vergi mükelleflerinin parası ile hızlandırılmış olduğunu unutmayalım... prospect  = beklenti, umut, geleceğe ilişkin tahmin... becomes problematic = sorunlu hale geliyor...

2. Political factors: The German Marshall Fund’s recent poll shows that the majority of EU public is against Turkland’s membership. Tied to the economic downturn I mentioned above, Europeans are scared to lose their jobs and think that Turks will immigrate in large quantities and worsen their economies. The national parties that play into this have favorable conditions currently, as they can scare the general public with scenarios of nightmare with the Turkish membership.

recent poll = yakınlarda yapılmış olan kamuoyu araştırması... public = halk (burada kamuoyu anlamında)... Tied to ....... I mentioned above = Yukarda sözünü ettiğim ekonomik aşağı gidişe bağlı olarak... to be scared = korkuyor olmak, "ödü kopuyor" olmak... to immigrate = göç etmek... to worsen = kötüleşmek, kötüleştirmek; kötüye gitmek, kötüye gitmesine yol açmak... national parties that play into this = bu kartı kullanan, bu kozdan yararlanan ulusal partiler [özel olarak "ulusalcı" partiler kastedilmiyor; "her ülkenin kendi partileri" anlamında]... have favorable conditions recently = yakın zamanlarda [ve şimdilerde -- NB] uygun koşullara sahipler [olageldiler - NB. Metindeki tense hatasından dolayı bu iki açıklamayı ekledim]... as they can scare = korkutabildikleri için... with scenarios of nightmare = karabasan (kâbus) senaryoları ile...

The poll also shows that at least 30% of Europeans are in favor of Turkland’s membership and there’s a good 10-20% that is undecided. This is a good base for Turkland to launch a public relations campaign. Over the course of the negotiations, the Europeans have to be convinced that the Turkish membership is in Europe’s long term interest.

at least = en azından, hiç olmazsa... are in favor of = yanalar, lehindeler... a good 10-20% = en azından %10 ila 20... This is a good base for ..... etc Bu Türkiye'nin bir tanıtım (PR = "halkla ilişkiler") kampanyası başlatması için iyi bir taban (= yeterli bir baz) oluşturuyor... over the course of the negotiations = müzakereler boyunca... the Europeans have to be convinced = Avrupalılar ikna edilmek zorunda... in Europe's long term interest = Avrupa'nın uzun vadede çıkarına...

This need to be done both by national government, but more so by the Turkish government’s mass campaigning activities. Turkland is undergoing a major transformation for the sake of obtaining the EU membership, and this should be appreciated by the Europeans. Turkland should inform the public of Europe, as well as the government and the EU commission on its progress. This ties into the challenges that face Turkland, which I will mention later on. But it should be remembered that a Turkland that convinces the EU governments cannot attain the goal of full membership. It should gain the hearts of Europeans.

this need to be done ("this needs" olacak) = yapılmak zorunda... by national government ("governments" olacak) = (AB) ulusal hükumetleri tarafından... more so = daha fazlasıyla, daha da ziyade... is undergoing a major transformation = büyük çapta bir dönüşüm geçiriyor/yaşıyor... for the sake of = uğruna, hatırı için... should be appreciated = takdir edilmesi gerekir (Burada "takdir" sözcüğü "beğeni" kavramından çok, "anlaşılmalı, anlayışla karşılanmalı" anlamındadır)... as well as the government = "(European) governments" olacak... this ties into = "ile bağlantılı, konuyu oraya getiriyor" anlamında kullanılmış... to attain = bir hedefe ulaşmak, elde etmek... DİKKAT: Sondan ikinci tümce düşük, ama son tümce ile birlikte ne demek istediği anlaşılıyor: "Üyelik hedefine ulaşmak için Türkiye'nin AB ülkeleri hükumetlerini ikna etmesi yetmez; Avrupalıların da kalblerini kazanmak zorundadır." [Yorum yapmayacağım demiştim, ama yanmışız biz ki ne yanmışız!...]

3. Turkland’s dynamics:

We all acknowledge that Turkland is a highly important country, and is full of economic and social potential for the future of Europe. I personally fully support the Turkish membership, and would make the following friendly suggestions for the things that the Turks should address before they can gain membership:

we all acknowledge that = hepimiz (biliyor ve) kabul ediyoruz ki... I personally fully support = ben şahsen tam destekliyorum... the following friendly suggestions = aşağıdaki dostane önerileri... to address = ele alarak gerekeni yapmak...

Fulfill all economic criteria: This is a straightforward factor, that Turks are aware of. It is not controversial, or ambiguous. The criteria for economic performance is clear and both sides are working on it.

Fulfill ..... etc (veya, fulfil) = Bütün ekonomik kriterleri yerine getiriniz... straightforward = apaçık, düpedüz, gizlisi saklısı olmayan... It is not controversial, or ambiguous. = Tartışmalı bir konu değil, yada herhangi bir belirsizlik (=muğlaklık) taşımıyor...

Fulfill the democratic and human rights criteria: The Kurdish problem and the question of the full human rights of the religious minorities in Turkland are sensitive issues.

human rights = insan hakları... the Kurdish problem = "Kürt sorunu" [Yav ben bu ifadeyi bir başka ağızda da işitmiştim!]... the question of the full human rights of the religious minorities = "dini azınlıkların insan hakları (na tam sahip olmaları) sorunu"...

The issue of the rights of Kurds is being improved. The EU is supporting grassroots development projects in the southeastern Turkland, where the Kurds live in large quantities. Their full participation in the political process and their growth will be closely watched by the EU.

The issue of the rights of Kurds is being improved. = Kürtlerin hakları meselesi iyileştiriliyor... is supporting grassroots development projects = köklü kalkınma projelerini destekliyor... full participation in the political process = "siyasal sürece tam katılım" [Sayın Barosso'nun ne kastettiği tarafımca anlaşılamadığı için, anlamını tırnak içinde verdim]... will be closely watched = yakından izlenecektir...

The religious minorities, on the other hand, face basic human rights violations. The Christians, for instance, cannot open their clerical school in Istanbul that was shut decades ago. The Christians in Turkland need priests and clerical personnel to maintain their religion, and without the school that provides them with these, their basic rights are violated. These and other questions regarding the rights of minorities will need to be improved, and brought to the same level as all other EU member countries.

The religious ....... violations. = "Öte yandan dini azınlıklar ise temel insan hakları ihlalleri ile yüzyüzedir."... The Christians ....... decades ago. = "Örneğin Hristiyanlar İstanbul'da onyıllarca yıl önce kapatılmış olan ruhban okulunu açamıyorlar."... need priests and clerical personnel = papazlara ve kilise personeline ihtiyaçları var... to maintain their religion = dinlerini sürdürebilmek... without the school ....... their basic rights are violated = Onlara bunları sağlayan okul olmadıkça (=açılmadıkça), kendilerinin temel hakları çiğneniyor (demektir)...

Improve relations with neighbors. Turkland has greatly improved its relations with Greece in the past 5 years, and can now see how beneficial it is for them. Greece is one of the greatest advocates of Turkish membership now.

Improve relations with neighbors. = Komşularınızla ilişkilerinizi iyileştiriniz... beneficial = yararlı... is one of the greatest advocates of = en büyük savucularından birisi...

The same should be the case for Armenia. The Turks should come to terms with the fact that there is a claim for Armenian genocide, and should open up discussions that welcome these views.

The same should be the case for Armenia. = Aynı şey Ermenistan için de geçerli olmalı... should come to terms with = içlerine sindirmeli, uzlaşıp kabul etmeli... claim = tez, talep... Armenian genocide = Ermeni soykırımı... should open up discussions that welcome these views = bu görüşlere kucak açan görüş alışverişini başlatmalıdırlar...

The court case of writer Orhan Pamuk, for instance, is a shame to basic human right of freedom of speech. This Turkish writer argued that Ottomans killed Armenians, and the district attorney brought a public case against him. This is unthinkable, and is a great shame for an official candidate to the EU.

for instance = örneğin... is a shame = "utanç vericidir"... district attorney = savcı... brought a public case = kamu davası açtı... SON TÜMCE: "Bu AB'ye resmen aday bir ülke için düşünülemeyecek büyük bir utançtır." [Bâb-ı Âlî'deki denetçi balyoz efendilerden bakalım daha ne hakaretler işiteceğiz! Biz bugünler için mi verdik Bağımsızlık Savaşımızı?]

Turkland has to embrace basic human right of freedom of speech, and should allow its citizens to express their views. On the other hand, the Turkish diplomacy should be sophisticated in addressing the Armenian claims of genocide.

should be sophisticated = "uygun bir yolunu bulmak ustalığını göstermelidirler"... in addressing the Armenian claims of genocide = "Ermenilerin soykırım iddiasının gereğini yerine getirmek (için)"...

Arguing that the genocide did not take place does not resonate with the Europeans. The best thing that the Turks can do is to open its borders with Armenia and engage that country diplomatically as well as economically.

Arguing ....... the Europeans. = "Soykırım vuku bulmamış olduğu tezi Avrupalılarda titreşim uyandırmıyor (inandırıcı gelmiyor, anlamında)... İKİNCİ TÜMCENİN ÇEVİRİSİ: "Türklerin yapabileceği (=yapması gereken) en iyi şey Ermenistan ile olan sınırlarını açmak ve o ülke ile ekonomik olduğu kadar diplomatik ilişkilere de girmektir..."

Same should be for Cyprus. The fact of the matter is that Cyprus is now a member of the Union, and should therefore be recognized as such. We all understand the historical difficulty of the situation, but the Turks should also understand that by not engaging a member of the club, they cannot gain access.

(Cyprus) ... should therefore be recognized as such = (Kıbrıs)... dolayısıyla da bu kimliği ile (yani AB'nin bir üyesi) olarak tanınmalıdır.. but the Turks should ...... cannot gain access. = Fakat Türkler de şunu bilmelidirler ki, kulübün bir üyesi ile ilişki kurmazlarsa, (AB'ye) giremezler...

Cyprus, when compared to Turkland is very small in proportion, and therefore the Turks believe that by dealing with the larger players and not engaging the Cypriots, they reach their goal. This will have to change, and Turks will have to start civilized dialogue with the Cypriots.

ÇEVİRİSİ: Kıbrıs, Türkiye ile kıyaslağında çok küçük bir yerdir ve dolayısıyla Türkler, Kıbrıslılarla ilişki kurmaksızın, daha büyük oyuncularla ilişki kurarak hedeflerine varabileceklerini sanıyorlar. Bu değişmek zorundadır, ve Türkler Kıbrıslılarla uygar bir diyalog başlatmak zorunda kalacaklardır.

We are running out of time, so I will wrap up. [Zamanımız kısalıyor, o nedenle sözlerimi bağlayacağım.]

As I said, Turkland’s membership is key. But Turks need to understand that there is not a set criteria for membership. They need to obtain the consent of all members. They need to open up, be more active in the international world, and engage their neighbors to address their issues. The Turkish diplomacy will need to be more engaging, multi faceted and will need to focus on PR. We are no longer in an age where EU governments can dictate changes on their people. Winning the hearts of the Europeans will bring the membership to the Turks.

need to obtain the consent of all members = bütün üyelerin rızasını elde etmek zorundalar... to address = ilgilenmek ve çözmek... multi faceted = çok yönlü... to focus on PR = halkla ilişkiler ve tanıtım konusuna odaklanmak...

Evet... AB'nin en yetkili ağzından, bizden istek ve bekledikleri...

Hani olmaz ya... hani sözgelişi, bunların hepsini yerine getirecek bir hükumet bulsalar bile (ki, Lozan ve üniter Türkiye Cumhuriyetinin sonu ve büyük olasılıkla Sevr'e dönüş demek olur), üyeliğimizin çeşitli ülkelerde yapılacak referandumlara bağlı olacağını; sözümona "ortak" olsak bile bunun ikinci sınıf üyelik olacağını; turist olarak giderken bile vize mecburiyeti dayatılacağını, vs de ekleyiniz...

Mevcut müzakere çerçeve belgesini bu haliyle imzalamış olanlar, AB üyeliği yolunu tıkamışlardır;  olmayacak bir duaya Âmin demişlerdir.

Türkiye, yeni bir belge üzerinde anlaşmanın bir yolunu bulmalı, veya "çağdaş uygarlığı dörtdörtlük yaşamak ülkümüz" için B, C ve D planları üzerinde süratle çalışmağa başlamalıdır.

 

 CD

 TANITIM

 

 MESAJ

 E-KİTAP

 

Turkish Proverbs

- 03 -

Not: Gerekli yerlerde, atasözlerimiz üzerinde çalışmak isteyen yabancılara yardım amacıyla İngilizce notlar ekliyorum.

 

  Cahile söz anlatmak, deveye hendek atlatmaktan zordur.  Reasoning with an ignoramus is a lot more difficult than making a camel jump over a ditch.... [I believe camels have a notorious aversion to jumping over ditches.] to reason with a person = anlatmağa çalışmak, mantıklı olmağa davet etmek ve beklemek... (reasoning, temelde, "akıl yürütmek, zihninde muhakeme etmek" demektir)... ignoramus /ignı-RA-mıs/ = an utterly uneducated and ignorant person (tümüyle eğitimsiz ve cahil bir kimse için kullanılan alaycı bir sözcüktür)... notorious /nı-TOU-riyıs/ = kötü şöhretli... aversion /ı-VÖ:-şın/ = tiksinti veya ürküntü ölçüsünde isteksizlik ve razı olmama...

  Al elmaya taş atan çok olur.  Verbatim: "A red apple is thrown stones at by many a people." I think this one calls for a double interpretation: 1. Anything superior is desired by a lot of people. 2. Anything superior is envied by a lot of people. Another interpretation would suggest that "Successful people are often subjected to undeservedly harsh or even slanderous criticism. to envy /EN-vi/ = gıpta etmek, kıskanmak...  to be subjected (to) = maruz kalmak, maruz bırakılmak, tâbi tutulmak... undeservedly = hak edilmemiş bir şekilde... harsh = sert, haşin...  slanderous /SLAND-rıs/ = karalayıcı, iftira taşıyan... DİKKAT: "many a people" yapısı geçerli bir kalıp olur, bunu kardeş dergimiz Püf Noktaları'nın bir sonraki sayısında (# 002) ele alacağım...

  Cömert der maldan ederler, yiğit der candan ederler.  Interpreted: People mislead you by flattery. They call you "generous" and cause you to lose your property and possessions; they call you "valiant and brave-hearted" and cause you to lose your life. mislead = yanlış yönlendirmek, yanıltmak... flattery /FLÆ-tıri/ = yağ çekme, yalakalık (milli sporumuz...) generous /CE-nırıs/ = cömert, bol gönüllü... valiant /VÆL-yınt/ = yiğit, kahraman...

  Kurda ensen neden (niye) kalın demişler, kendi işimi kendim görürüm de ondan demiş. Verbatim: They asked the wolf, "How come your neck is so thick?" and it replied "I do my job myself, that's why." This is somewhat in the same category as, "God helps them who help themselves," with emphasis on individualistic and independent action. How come? = Nasıl oluyor da? -- Ardından düztümce düzeni geldiğine özellikle dikkat ediniz: "How come she isn't here today?"...

  Dervişin fikri neyse zikri de odur.  "Whatever is on the dervish's mind, it comes out through his mouth." (A "dervish" = an ascetic holy man given to religious contemplation.) A superficial interpretation will be, "He will say no more or no less, nor different than what he thinks." But, in fact, this proverb is mostly used about those "tell-tale" situations when a "Freudian slip" gives away the other person's hidden thoughts. ascetic -SE-tik/ = münzevi... comtemplation = tefekkür... tell-tale = gerçekleri, işin aslı astarını açığa vuran; gizlenmeğe çalışılan birşeye  önemli ipucu olabilen... slip = dil sürçmesi ("kayması") ile istemeden açığa vurma...

  Her gönülde bir aslan yatar.  Verbatim: There lies a lion in every heart. This is yet another frequently-mistranslated proverb as "Everybody has bravery somewhere in themselves." The correct interpretation is as follows: There is a yearning in every heart. Everyone aspires toward and hopes for some future (though distant) fulfilment... yet another = bir başka daha... yearning /YÖ:-ning/ = özlem... aspire toward = özlemle hedeflemek... fulfilment = özlem, beklenti veya hedeflerin gerçekleşmesi, mutluluğa ulaşma...

  İt ürür, kervan yürür.  (No matter how much) The dogs bark; the caravan keeps on. Meaning: Just take no notice of those trying to criticise (and often hit below the belt) and hinder you on your planned course. Things will work out just the same despite their efforts. work out = olumlu yönde gerçekleşme...

  Emek olmadan yemek olmaz.  Verbatim: "No labour, no subsistence." This has a similar meaning to "No pain, no gain." subsistence = basic and minimum amount of food necessary to live and work...

  Hamama giren terler.  He will sweat who enters a hamam (="Turkish bath"). Meaning: You have to brace yourself against the difficulties and face up to the necessary toil if you undertake to attain a certain goal. Again, somewhat similar to, "No pain, no gain." brace oneself = kendini hazırlamak, tetikte ve hazırlıklı olmak... toil = ağır ve zahmetli iş ve çalışma... to undertake = üstlenmek... to attain a goal = hedefe ulaşmak, başarmak...

  Aç ayı oynamaz.  Verbatim: A hungry bear will not dance. For once, a proverb means what it says: You cannot work on an empty stomach. This is the kind of proverb you might even remind your boss (surely, an asshole or a bitch) if you are plucky enough. for once ...etc = Hiç olmazsa bu kez bir atasözü ne diyorsa o anlama geliyor... plucky = cesur, cesaret sahibi... ["asshole" ve "bitch" muhteşem sözcükler.. Patron yada patroniçeniz hayatınızı zindan ediyorsa kullanabileceğiniz ideal tanımlar: "k**ımın ağzı" ve "şirret kar*".]

  Kurunun yanında yaş da yanar.  Literally: Damp wood will also burn alongside the dry. Figuratively: Sometimes someone innocent, too, is harmed or punished alongside the culprits. (Often with the implication that this is inevitable.) literally /-tırıli/ = verbatim, kelimesi kelimesine, mecazi olmaksızın düz anlamıyla... figuratively /-gırıtıvli/ = mecazi olarak... innocent /İ-nısınt/ = suçsuz, masum, saf ve temiz... culprit = olayın suçlusu, kabahatlisi...

  Lafla peynir gemisi yürümez.  Verbatim: You can't move a "cheese ship" by idle talk. Unfortunately I know nothing about the origin or the significance of "cheese ship" (meaning "a ship carrying a cargo of cheese")... However the meaning is clear: Actions speak louder than words.

  Can çıkmayınca huy çıkmaz.  Meaning: Habits live on till death, implying that people never really change. A similar proverb says, "Alışmış kudurmuştan beterdir." = The addicted is more aggressively driven than the rabid. ("addiction" here has no special reference to drugs; it merely amplifies the idea of "being used to".)  to live on = yaşamağa (varolmağa) devam etmek (DİKKAT: "on" fiillere "süreklilik kavramı katar)... to imply = ima etmek, ima yoluyla anlatmak... rabid /RÆ-bid/ = 1. kuduz; 2. çevreye saldıracak derecede öfkeden "kudurmuş"... ("Rabies" /REY-bi:z/ kuduz hastalığı kavramından) ... merely /MİI-li/ = sadece, yalnızca...

 

Evet, Değerli Okurlarımız, can çıkmayınca huy çıkmazmış; alışmış kudurmuştan betermiş; ve  nitekim, alışmamış **tte de don durmazmış...

 

Şimdi, olmaz olsalardı, öteden beri nefret ettiğim iki atasözümüzü buraya almak zorundayım. Ama bunları yabancı dile çevirmeyeceğim; çünkü "AB ne der sonra?"...

 

Birincisi,

Kızını dövmeyen dizini döver.

Neyse ki, bunun bir benzeri Anglo-Amerikan kültüründe de var: Spare the rod and spoil the child. = Sopayı eksik edersen, çocuğu şımartırsın...

 

Gerçi, onlar kız erkek ayrımı yapmıyorlar; ama ossun! Dayağı kadınlara çocukluktan başlatmak bizim erkekliğimizin şanındandır!

 

Nitekim: TV'deki pembe ekogeyik dizisinde her hafta esnafa, köylüye, işçi, memur, ve emeklilere kafa atan ünlü ekonomi ve futbol yorumcusu şahsın tanıklar huzurunda eşini iki kulağından yakalayıp bir kafa da ona geçirdiği ve mahkemede mahkum olduğu gazetelere düştü... Aman AB duymasın...

 

İkincisi,

Kadının sırtından sopayı, karnından sıpayı eksik etmeyeceksin.

Breh... Breh...

 

Biliyorsunuz, "eksik etekler" konusundaki engin görüşlerini yıllardır eyleme döken "büyük sanatçımız" İbrahim Beyefendi, geçtiğimiz hafta medyamızın mümtaz gazetelerinden birisinde köşe yazarlığına başladı; ve duygulu kaleminden bakınız ne satırlar dökülmüş:

"Kadınlarımız... Yemek tuzlu olduğunda tabağı kafasına fırlattığımız kadınlarımız... Dışarıda kızgınlığımızı atamadığımız zaman eve gelince kendilerine patladığımız kadınlarımız... Hıncımızı onlardan aldığımız, icabında dövdüğümüz, sövdüğümüz kadınlarımız... Hevesimizi aldıktan sonra türlü bahaneler uydurup tek celsede boşadığımız kadınlarımız... Kadınlar, bizim kadınlarımız."

Aynı mümtaz gazetede yazan Nazlı Ilıcak Hanımefendi, 22 Ekim 2005 Cumartesi günkü yazısında şöyle diyor:

"Oysa o yazıyı yazdığı gün, Tatlıses beni aradı ve "Hem ağladım, hem yazdım" dedi. Keşke, kişileri eleştirdiğimiz kadar, onları anlamaya da çalışsak. Tatlıses'in her hareketini, her söylemini beğenmeyebiliriz. ... Ben, İbrahim Tatlıses'in kadın dövmesinden ziyade, eğitimli bir hocanın [Deniz Gökçe] kadına kafa atmasını daha çok yadırgıyorum."

Walla, AB duymasın... Değil şimdiki gibi, bahçedeki kulubeye kabul etmek, kapının önünden bile geçirmezler sonra bizi...

 

 CD

 TANITIM

 
 

 

Onsuz boşa geçmiş yıllarınıza üzüleceksiniz !!

"ESSENTIAL  ENGLISH  FOR  TURKS"

 
 

Doğru Kaynak !!

 

 

Kampanyaları İnceleyiniz

 

   BİLGİ 

 

 

         

 

 

 

Dergimizi beğeniyorsanız, lütfen dostlarınıza da öneriniz,

iletiniz, gönderiniz... Teşekkürler, Sayın Üyeler...

WEB SİTEMİZ:

ANASAYFA        TESTLER        OKUMA        EĞLENCE        ALMANAK

KAYNAKLAR     FIKRA     KARİKATÜR     KONUŞMA      İSTER İNAN

*  *  *  *  *

Listemize Katılmak için: http://groups.yahoo.com/group/pratik-ingilizce

Veya Doğrudan Bana e-Posta Atınız: --> İzbul

Listemizden Ayrılmak İçin:  pratik-ingilizce-unsubscribe@yahoogroups.com