Doç. Dr. Yalçın İzbul

Free Bilingual E-Zine

PRACTICAL ENGLISH FOR TURKS

YAHOO Uluslararası İngilizce Öğretim Grupları

2003 - 2005 DÜNYA BİRİNCİSİ !!

New Series # 012

November 6, 2005

 

 MESAJ

 E-KİTAP

 

 FOREIGN NEWS 

Britons Going Bust: Total Soars by 46% in a Year

to go bust = to go bankrupt /BÆNGK-rapt/, iflas etmek... (Dikkat: "bust" sözcüğünün ad ve fiil olarak daha pekçok anlamı vardır)... to soar = 1. hızla yükselmek; 2. yükseklerde uçuyor/süzülüyor olmak... NOTLAR: 1. "total sözcüğü ile burada "the total number of Britons (who are) going bust" kastediliyor... 2. "by" ilgecinin işlevine dikkat ediniz. Örnek: A year ago, the total was 100; now it is 102. This means that it has risen by 2% during this past year. Bird flu cases soared by 56% in 2003 and by 67% in 2004. (numbers are fictive /FİK-tiv/ = rakamlar hayalidir.)

The number of people filing for insolvency in Britain rose by almost 50% to new record levels over the past year.

to file for sth = başvuruda bulunmak ("adını dosyalara, kayıtlara geçirtmek" kavramından -- DİKKAT: "to file, filing" /FAYL/ fiilini "to fill, filling" /FIL/ = doldurmak, vs. fiili ile karıştırmayınız)...

insolvency /in-S@L-vınsi/ = borçlarını ödeyememe durumu, iflas hali... insolvent /in-S@L-vınt/ = bu durumda olan... NOT EDİNİZ: rise by ....... , rise to ....... .
Opposition parties last night accused the government of allowing Britons to build up more than £1 trillion of debt following the announcement by the Department of Trade and Industry that personal insolvencies were up by 11.6% in the third quarter of 2005 and 46% higher than in the same period a year ago.

opposition parties = muhalefet partileri... to build up = (burada) biriktirmek... ("giderek ve arttırarak/yükselterek inşa etmek" kavramından)... debt /DET/ ("b" sessiz) = borç... to be up = artmış/yükselmiş olmak...

ÖNEMLİ NOT: Tabiatıyla, bendeniz bu metinlerde geçen kayda değer bütün deyim ve deyişleri yazmağa kalksam sayfalar yetmez. İlerde "kendiniz yazma (ve konuşma)" becerisine dönüştüreceğiniz bir "okuma-anlama" tekniği olarak sizlere önerim: Her meslek erbabı kendi ilgi alanına dönük deyimlemeleri bir deftere aktarıp kendine mal etmeğe çalışmalıdır. Örneğin, ekonomi ile ilgili bir alan benim özel ilgi alanım olsaydı, yukardaki paragraftan (İngiltere ile ilgili bilgi olarak) "the Department of Trade and Industry" kuruluşunun adını (ve Türkiye'deki karşılığını); ayrıca "personal insolvencies", "to be up by XX%" ve "in the third quarter of 2005" deyişlerini defterime kaydederdim.

"There is a personal tragedy behind each one of these insolvencies and there is a failure of economic management revealed by these economic statistics as a whole," said David Willetts, the Conservative trade and industry spokesman.

to reveal = açığa vurmak... as a whole = bir bütün olarak... the Conservative ....... spokesman = "Muhafazakar Parti ........ sözcüsü" kastediliyor...

Industry experts agreed that the root of the problem was a combination of easily available credit and a greater willingness among consumers to take on debt without thinking through the consequences.

available /ı-VEYL-ıbl/ = hazırda var, mevcut, kullanıma hazır ve açık, kolaylıkla edinebilirsiniz... willingness = istekli ve gönüllü olma hali... to take on debt = borç üstlenmek, borç altına girmek... without thinking through the consequences = "through" ilgecinin anlam(lar)ını düşünecek olursanız, bizdeki "varacağı sonuçları hiç düşünmeden" deyişi için çok güzel bir İngilizce karşılık. (NOT: "to think through the consequences" İngilizce'de bildik ve yaygın bir deyimdir.)

"The ease with which you can obtain credit nowadays is a real problem and there are no central records so people often lie on credit card applications," said Louise Britten, a partner at insolvency group Baker Tilly. "The other problem is that we live in a "want now, have now" society where nobody saves up for anything any more. They just buy it and worry about paying for it later."

ease = kolay olma hali... central records = merkezi kayıtlar... so = dolayısıyla, bu yüzden... to lie (lied - lied) = yalan söylemek... a "want-now, have-now" society = "şimdi istiyorum, şimdi sahip olacağım" toplumu (=tasarruf etmeyen, satın almayı erteleyerek önce birikim yapmayan bir toplum)... nobody saves up for anything any more = artık kimse hiçbirşey için para biriktirmiyor...

İlk tümcenin mealen çevirisi: Bugünkü dönemde yurttaşların kredi almalarında sağlanan kolaylıklar (aslında) gerçek bir sorun oluşturuyor. (Üstelik) herhangi bir merkezi kayıt sistemi de mevcut değil ve bu yüzden kredi kartları için başvuran kişiler çoğu zaman yalan beyanlarda bulunuyorlar.

Çeviri açısından, her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır; anlamdan sapma olmadığı sürece, ifadelerde ufak tefek farklılıklar olması kaçınılmazdır.

Sözcük ve deyim bilgisi sorunları da, hadi diyelim ki, bir sözlük yardımıyla aşılabilir...

Ammaaa, (Dost Acı Söyler):

Gramer ve sentaks açısından tümceleri çözemiyorsanız (örneğin, ilk tümcede "is" fiilinin öznesinin "ease" sözcüğü olduğunu göremiyor, "with which" ile başlayan tümceliğin işlevini çözemiyor, "and" ve "so" bağlaçları ile tümcenin bölümleri arasında ne tür anlam ilişkileri kurulduğunu sökemiyorsanız -- herşeyi olduğu gibi bırakınız ve tez elden temel gramer ve sentaks bilgisi sorununuzu çözmeğe bakınız...

Emeklemeden yürüyemezsiniz. Daha yürüyemezken koşmağa kalkışmak ise hepten ve külliyen boşuna ve beyhudedir.

from The Manchester Guardian, www.guardian.co.uk (November 5, 2005)

[NOT: Walla billa, haber hakiki... Bizdeki durumu Britanya'ya uygulamış filan değilim... Demek ki yalnız biz değil, bütün dünya hepbirlikte külli vücut batıyoruz...]

 DOMESTIC NEWS

12 Immigrants Dead in Boat Accident

Tekne Kazasında 12 Göçmen Öldü [Gördüğünüz gibi, Türkçe'de bu bağlamda "göçmen" haklı olarak tuhaf kaçıyor. "Kaçak" sözcüğü daha doğru. Ölenler "ilticacı, mülteci" midir bilinmediği gibi, henüz "göçmen" sıfatını da elde etmiş değillerdi... Ama bu İngilizce'yi bağlamıyor. İngilizce'de "fugitives" gibi bir sözcük kullanmak tesbiti başka açılara saptırırdı. İkincisi, hernekadar çeviriyi "To die - died" fillinden yapmak zorunda kalıyorsak da, "dead" burada "are dead" yapısından kısaltmadır.]

At least 12 people are known to have died when a boat carrying would-be immigrants sank off Turkland’s west coast while trying to reach neighboring Greece, authorities said yesterday. Two more bodies have been found since the sinking on Wednesday, and authorities warned the death toll may yet rise.

at least = en azından... to be (is) known + perfect mastar = "------mış olduğunu biliniyor"...  to be (was) known + perfect mastar = "------mış olduğunu biliniyordu"... "would-be" = Aşağıdaki açıklamaya bknz...

to sink (sank - sunk) = suda yada herhangi bir sıvı madde içinde batmak... DİKKAT: Sıfat olarak kullanılan PP (past participle) formu farklıdır: sunken... The ship was sunk by an enemy torpedo. The sunken ship was carrying a cargo of electronic equipment... "was sunken" işitilebilirse de; ***"the sunk ship" hemen hiç görülmez... [Dikkat: Benzer öteki fiiller: "drink - drank - drunk (drunken)" a drunken man... "strike - struck - struck (stricken)" panic-stricken crowds... "work - worked - worked (wrought)" wrought iron = dövme demir, işlenmiş demir /RO:T/]

the death toll = toplam ölü sayısı... may yet rise = daha da artabilir, "henüz daha artabilir durumda" kavramından... "Rise" yerine herhangi bir fiil de gelebilecek şekilde kalıp olarak öğreniniz: "may yet + yalın fiil"... ÖRNEK: It isn't too late; she may yet come. ("She may come yet" seçeneğine göre çok daha yaygın.)

"would-be + ad (noun)"

= "olacaktı, ama olamadı" anlamı veren son derece yararlı bir yapı. Tabiatıyla, sıfat sınıflamasına giriyor. Gramatik açıklamasını, "TİP 2 if'li tümceler" çerçevesinde "varsayımsal durum" kavramı ile yapabiliriz. Örnekler:

The Pope visited Ağca, his would-be assassin, in prison.

The would-be thief got stuck in the chimney and was arrested by the police.

Bir başka sıfatı niteleyen bir belirteç, yani zarf işlevi ile kullanılması da olanaklı:

Do you have any advice for a would-be rich and successful novice webmaster? (= Birgün mutlaka zengin ve başarılı bir site sahibi olacak bendenize verebileceğiz tavsiyeleriniz var mı? Buradaki "müstakbel" nüansına ayrıca dikkat ediniz.)

Nitekim, aşağıdaki örneklerde de "müstakbel" kavramının önplana çıktığını görüyoruz. Tip 2 if'li tümceler esas itibarıyla present tense (= şimdiki zaman + geniş zaman) anlamı taşıdıkları için bu nüans şaşırtıcı değildir.

Tears filled the would-be bride's lovely blue eyes.

We provide courses and maritime training for would-be sailors. (= denizci olmak isteyenler, müstakbel denizciler)

All would-be sailors are required by law to take this test.

Aşağıdaki "---------- -to-be" örneklerinin de "müstakbel --------" anlamı taşıdığına dikkat ediniz. Dolayısıyla, yukarda gördüğümüz nüans gerçekten de şaşırtıcı değildir.

Unfortunately, my husband-to-be is very jealous of the situation. (=müstakbel eşim = my future husband)

Luckily, my boss-to-be is a very friendly and kind person. (=müstakbel patronum)

My wife-to-be is both charming and beautiful. She is rich, generous and quite stupid, too!!  Yav, bööle bi gelin adayı bulursanız, bencillik etmeyin, bizim de haberimiz olsun, tamam mı?

[All passages are subject to modification in keeping with this Ezine's TESL -- teaching of English as a second language -- policies.]

 

 CD

 TANITIM

 

 MESAJ

 E-KİTAP

 

Turkish Proverbs

  Tereciye tere satılmaz.

English Equivalent:

Don't teach your grandmother to suck eggs. (The meaning is clear enough: don’t presume to offer advice to an expert. = Anlam yeterince açık: İşin ustası bir kimseye tavsiyelerde bulunacağım havalarına girme.) to suck = emmek... to suckle = emzirmek... suction /SAK-şın/= (fizik terimi) emme...

Tranlated: You can't sell dill plants (= Anethum graveolens) to a dill-plant seller. (Origin unknown and unguessable to me. Can anyone help? Bu atasözümün kaynağını bilmek bir yana, tahmin bile edemiyorum. Yardım?)

  Yuvayı dişi kuş yapar.  dişi = the female of any species... kuş = bird...

English Equivalent:

Men make houses, women make homes.

Yorum: "House" ve "home" farkını çok güzel dile getiren bir söz.

  Arayan mevlasını da bulur, belasını da.  mevla = another name for God; here figuratively "what brings you good fortune... bela(sı) = (one's) doom, big trouble, great catastrophe...

English Equivalent:

He that seeks finds.  to seek /Sİ:K/ = aramak ve istemek, özlemle aramak...

Yorum: Bizim atasözümüz "arayışın" niteliğine göre, bunun size iyilik yada kötülük getirebileceğini söylerken, İngilizce karşılığı baskın ölçüde dini ve olumlu bir anlam iletiyor. Esasen, İncil'deki bir sözden alınmıştır:

For every one that asks, receives; and he that seeks, finds; and to him that knocks, it shall be opened. (Niyaz edene ihsan olunur; arayan bulur; kapıyı (mecazi) çalana kapı açılır...)

  Armut (ağacın) dibine düşer.

English Equivalents:

What is bred in the bone will come out in the flesh. (Değişik sözcük tercihleri ile birçok varyasyonları vardır.)

Like father, like son. (= babasına çekmiş.)

Tranlated: The pear will fall right under the tree... armut = pear /PEE/...

Why "pear"? I dunno... Niye mi "armut"? Bilmiyorum walla... I dunno. = I don't know...

  Başa gelen çekilir.

English equivalent:

What can't be cured must be endured. (Çevirisi: Düzeltemeyeceğin bir duruma katlanmaktan başka çare yoktur..)

  Dilenciye hıyar vermişler eğri diye beğenmemiş.

English Equivalent:

Beggars cannot (must not) be choosers. (Çevirisi: Dilenci seçici olamaz / olmamalı.)

Tranlated: They give the beggar a cucumber; he does not appreciate it (= does not think much of it and probably refuses to take it), saying it is curved. [No reference to what he would've done with it if it had been fat and straight!! -- Düz ve şişman bir hıyar olsaydı onunla ne yapacağına ilişkin herhangi bir gönderim sözkonusu değil...] [NOT: İngilizler yanlış anlamasın diye ekledim!!]

  Bugünün işini yarına bırakma.  Never put off till tomorrow what you can do today. to put off = to postpone, ertelemek...

  Gözden ırak, gönülden ırak.  Out of sight out of mind. Aslında, "gönül" sözcüğümüz, İngilizce'de asla karşılığını bulamayacağımız bir kavrama işaret ediyor; It is, I am afraid, next to impossible to find an equivalent for "gönül"; but situationally the two proverbs point to the same end... ırak = far (from)...

  İyi dost kara günde belli olur.  A good friend (= whether a person is a good friend) becomes manifest on a black (= ruinous, catastrophic) day.

A friend in need is a friend indeed. İhtiyaç duyulduğu bir zamanda yardıma koşan dost gerçek dosttur....

  Geç olsun da güç olmasın.  Better late than never.

  Demir tavında dövülür.  Strike while the iron is hot.

  Mart kapıdan baktırır, kazma kürek yaktırır.  Ne'er cast a clout till May is out. Mart = March... kazma kürek = gardening tools... ne'er = never... clout = "giysi" kastediliyor; bu atasözü dışında kullanmayınız.

Ay farkına gelince; çok doğal değil mi? Bizde Bahar daha erken geliyor -- Bu yüzden atalarımıza teşekkür borçluyuz... Britanya'yı değil de, Anadolu ve Balkanlar'ı fethetmiş oldukları için...

(Halimize baktıkça, Britanyalılar da bir o kadar şükrediyor olmalılar!!)

This Week's Choice:

Boş fıçı çok langırdar.

Empty vessels make the most noise.

     

Hay ağzını seveyim... Eminim bu gerçeği saptayan atamızı Cennet-i Âlâ'da "Siyasetçiler için Genel Ahlak, Eğitim ve Bilgi Üniversitesi" rektörlüğüne getirmişlerdir.

Gerçi, haklı olarak, Cennet-i Âlâ'da siyasetçi ne arar, diyeceksiniz ya!

 

 CD

 TANITIM

 
 

 

Onsuz boşa geçmiş yıllarınıza üzüleceksiniz !!

"ESSENTIAL  ENGLISH  FOR  TURKS"

 
 

Doğru Kaynak !!

 

 

Kampanyaları İnceleyiniz

 

   BİLGİ 

 

 

         

 

 

 

Dergimizi beğeniyorsanız, lütfen dostlarınıza da öneriniz,

iletiniz, gönderiniz... Teşekkürler, Sayın Üyeler...

WEB SİTEMİZ:

ANASAYFA        TESTLER        OKUMA        EĞLENCE        ALMANAK

KAYNAKLAR     FIKRA     KARİKATÜR     KONUŞMA      İSTER İNAN

*  *  *  *  *

Listemize Katılmak için: http://groups.yahoo.com/group/pratik-ingilizce

Veya Doğrudan Bana e-Posta Atınız: --> İzbul

Listemizden Ayrılmak İçin:  pratik-ingilizce-unsubscribe@yahoogroups.com