|
FOREIGN NEWS
Britons Going Bust: Total Soars by 46% in a Year
to go
bust
= to go bankrupt /BÆNGK-rapt/, iflas etmek... (Dikkat: "bust" sözcüğünün ad ve fiil
olarak daha pekçok anlamı vardır)...
to soar
= 1. hızla yükselmek; 2. yükseklerde
uçuyor/süzülüyor olmak... NOTLAR: 1. "total sözcüğü ile
burada "the total number of Britons (who are) going bust" kastediliyor... 2.
"by" ilgecinin işlevine dikkat ediniz.
Örnek:
A year ago, the total was 100; now it is 102. This means that it has
risen
by
2% during this past year. Bird flu cases soared
by
56% in 2003 and by
67% in 2004. (numbers are fictive /FİK-tiv/ = rakamlar hayalidir.)
The number of people filing for insolvency in Britain rose
by
almost
50% to new record levels over the past year.
to file
for sth =
başvuruda bulunmak ("adını dosyalara, kayıtlara geçirtmek"
kavramından -- DİKKAT: "to file, filing" /FAYL/ fiilini "to fill,
filling" /FIL/ = doldurmak, vs. fiili ile karıştırmayınız)...
insolvency
/in-S@L-vınsi/ = borçlarını ödeyememe durumu, iflas hali...
insolvent /in-S@L-vınt/ =
bu durumda olan... NOT EDİNİZ: rise by ....... , rise to .......
.
Opposition parties last night accused the government of allowing
Britons to build up more than £1 trillion of debt following the
announcement by the Department of Trade and Industry that personal
insolvencies were up
by
11.6% in the third quarter of 2005 and 46% higher than in the same
period a year ago.
opposition parties =
muhalefet partileri...
to build up =
(burada) biriktirmek... ("giderek ve arttırarak/yükselterek inşa
etmek" kavramından)...
debt
/DET/
("b" sessiz) = borç...
to be up =
artmış/yükselmiş olmak...

ÖNEMLİ NOT:
Tabiatıyla, bendeniz bu metinlerde geçen kayda değer bütün deyim ve
deyişleri yazmağa kalksam sayfalar yetmez. İlerde "kendiniz yazma (ve
konuşma)" becerisine dönüştüreceğiniz bir "okuma-anlama" tekniği
olarak sizlere önerim: Her meslek erbabı kendi ilgi alanına dönük
deyimlemeleri bir deftere aktarıp kendine mal etmeğe çalışmalıdır.
Örneğin, ekonomi ile ilgili bir alan benim özel ilgi alanım olsaydı,
yukardaki paragraftan (İngiltere ile ilgili bilgi olarak) "the
Department of Trade and Industry" kuruluşunun adını (ve Türkiye'deki
karşılığını); ayrıca "personal insolvencies", "to be up by XX%" ve "in
the third quarter of 2005" deyişlerini defterime kaydederdim.

"There is a personal tragedy behind each one of these insolvencies and
there is a failure of economic management revealed by these economic
statistics as a whole," said David Willetts, the Conservative trade
and industry spokesman.
to
reveal =
açığa vurmak...
as a whole =
bir bütün olarak...
the Conservative ....... spokesman =
"Muhafazakar Parti ........ sözcüsü" kastediliyor...
Industry experts agreed that the root of the problem was a combination
of easily available credit and a greater willingness among consumers
to take on debt without thinking through the consequences.
available /ı-VEYL-ıbl/ =
hazırda var, mevcut, kullanıma hazır ve açık, kolaylıkla
edinebilirsiniz...
willingness =
istekli ve gönüllü olma hali...
to take on debt =
borç üstlenmek, borç altına girmek...
without thinking through the
consequences =
"through" ilgecinin anlam(lar)ını düşünecek olursanız, bizdeki
"varacağı sonuçları hiç düşünmeden" deyişi için çok güzel bir
İngilizce karşılık. (NOT: "to think through the consequences"
İngilizce'de bildik ve yaygın bir deyimdir.)
"The ease with which you can obtain credit nowadays is a real problem
and there are no central records so people often lie on credit card
applications," said Louise Britten, a partner at insolvency group
Baker Tilly. "The other problem is that we live in a "want now, have
now" society where nobody saves up for anything any more. They just
buy it and worry about paying for it later."
ease =
kolay olma hali...
central records =
merkezi kayıtlar...
so =
dolayısıyla, bu yüzden...
to lie
(lied - lied) =
yalan söylemek...
a "want-now, have-now" society =
"şimdi istiyorum, şimdi sahip olacağım" toplumu (=tasarruf etmeyen,
satın almayı erteleyerek önce birikim yapmayan bir toplum)...
nobody saves up for anything any more
= artık kimse hiçbirşey için para biriktirmiyor...
İlk tümcenin
mealen çevirisi: Bugünkü
dönemde yurttaşların kredi almalarında sağlanan kolaylıklar (aslında)
gerçek bir sorun oluşturuyor. (Üstelik) herhangi bir merkezi kayıt
sistemi de mevcut değil ve bu yüzden kredi kartları için başvuran
kişiler çoğu zaman yalan beyanlarda bulunuyorlar.
Çeviri açısından,
her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır; anlamdan sapma olmadığı
sürece, ifadelerde ufak tefek farklılıklar olması kaçınılmazdır.
Sözcük ve deyim
bilgisi sorunları da, hadi diyelim ki, bir sözlük yardımıyla
aşılabilir...

Ammaaa, (Dost Acı
Söyler):
Gramer ve sentaks
açısından tümceleri çözemiyorsanız (örneğin, ilk tümcede "is" fiilinin
öznesinin "ease" sözcüğü olduğunu göremiyor, "with which" ile başlayan
tümceliğin işlevini çözemiyor, "and" ve "so" bağlaçları ile tümcenin
bölümleri arasında ne tür anlam ilişkileri kurulduğunu sökemiyorsanız
-- herşeyi olduğu gibi bırakınız ve tez elden temel gramer ve sentaks
bilgisi sorununuzu çözmeğe bakınız...
Emeklemeden
yürüyemezsiniz. Daha yürüyemezken koşmağa kalkışmak ise hepten ve
külliyen boşuna ve beyhudedir.

from The Manchester
Guardian,
www.guardian.co.uk
(November 5, 2005)
[NOT: Walla billa,
haber hakiki... Bizdeki durumu Britanya'ya uygulamış filan değilim...
Demek ki yalnız biz değil, bütün dünya hepbirlikte külli vücut batıyoruz...]

DOMESTIC NEWS
12 Immigrants Dead in Boat Accident
Tekne Kazasında 12 Göçmen Öldü
[Gördüğünüz gibi, Türkçe'de bu bağlamda "göçmen" haklı olarak tuhaf
kaçıyor. "Kaçak" sözcüğü daha doğru. Ölenler "ilticacı, mülteci" midir
bilinmediği gibi, henüz "göçmen" sıfatını da elde etmiş değillerdi...
Ama bu İngilizce'yi bağlamıyor. İngilizce'de "fugitives" gibi bir
sözcük kullanmak tesbiti başka açılara saptırırdı. İkincisi,
hernekadar çeviriyi "To die - died" fillinden yapmak zorunda
kalıyorsak da, "dead" burada "are dead" yapısından kısaltmadır.]
At least 12 people are known to have died when a boat carrying
would-be immigrants sank off Turkland’s west coast while trying to reach
neighboring Greece, authorities said yesterday. Two more bodies have
been found since the sinking on Wednesday, and authorities warned the
death toll may yet rise.
at least
= en azından...
to be (is)
known + perfect mastar
= "------mış olduğunu biliniyor"...
to be (was)
known + perfect mastar
= "------mış olduğunu biliniyordu"...
"would-be" =
Aşağıdaki açıklamaya bknz...
to sink
(sank - sunk)
= suda yada herhangi bir sıvı madde içinde batmak... DİKKAT: Sıfat
olarak kullanılan PP (past participle) formu farklıdır: sunken...
The ship was sunk by an enemy torpedo. The sunken ship was carrying
a cargo of electronic equipment...
"was sunken" işitilebilirse de; ***"the
sunk ship" hemen hiç görülmez... [Dikkat: Benzer öteki fiiller:
"drink - drank - drunk (drunken)" a drunken man... "strike - struck -
struck (stricken)" panic-stricken crowds... "work - worked - worked
(wrought)" wrought iron = dövme demir, işlenmiş demir /RO:T/]
the death toll
= toplam ölü sayısı...
may yet rise
= daha da artabilir, "henüz daha artabilir durumda" kavramından... "Rise" yerine herhangi bir
fiil de gelebilecek şekilde kalıp olarak
öğreniniz: "may yet + yalın
fiil"... ÖRNEK: It isn't too late; she may yet come. ("She may come yet"
seçeneğine göre çok daha yaygın.)

"would-be + ad (noun)"
=
"olacaktı, ama olamadı" anlamı veren son derece yararlı bir
yapı. Tabiatıyla, sıfat sınıflamasına giriyor. Gramatik açıklamasını,
"TİP 2 if'li tümceler" çerçevesinde "varsayımsal durum" kavramı ile
yapabiliriz. Örnekler:
The Pope visited
Ağca, his would-be assassin, in prison.
The would-be thief
got stuck in the chimney and was arrested by the police.
Bir başka sıfatı
niteleyen bir belirteç, yani zarf işlevi ile kullanılması da olanaklı:
Do you have any
advice for a would-be rich and successful novice webmaster?
(= Birgün mutlaka zengin ve başarılı
bir site sahibi olacak bendenize verebileceğiz tavsiyeleriniz var mı? Buradaki
"müstakbel" nüansına ayrıca dikkat ediniz.)
Nitekim, aşağıdaki
örneklerde de "müstakbel" kavramının önplana çıktığını görüyoruz. Tip
2 if'li tümceler esas itibarıyla present tense (= şimdiki zaman +
geniş zaman) anlamı taşıdıkları için bu nüans şaşırtıcı değildir.
Tears filled the
would-be bride's lovely blue eyes.
We provide courses and maritime training for would-be sailors.
(= denizci olmak isteyenler, müstakbel
denizciler)
All would-be sailors are required by law to take this test.
Aşağıdaki
"---------- -to-be" örneklerinin de "müstakbel --------"
anlamı taşıdığına dikkat ediniz. Dolayısıyla, yukarda gördüğümüz nüans
gerçekten de şaşırtıcı değildir.
Unfortunately,
my husband-to-be is very jealous of the situation.
(=müstakbel eşim = my future
husband)
Luckily, my
boss-to-be is a very friendly and kind person.
(=müstakbel patronum)
My wife-to-be
is both charming and beautiful. She is rich, generous and quite
stupid, too!! Yav,
bööle bi gelin adayı bulursanız, bencillik etmeyin, bizim de haberimiz
olsun, tamam mı?

[All passages
are subject to modification in keeping with this Ezine's TESL -- teaching of
English as a second language -- policies.]

|