FOREIGN NEWS
Hormone Raises Hope of Victory in War on Obesity
(Tekrar hatırlatıyorum: gazete manşetlerinin kendine özgü ifadelerini
genel gramer açısından örnek almayınız)
hormone
Okunuşu: /HO:-MOUN/... Hatırlatıyorum: Verdiğim telaffuzlar
RP (received pronunciation; BBC English, Queen's English) dir.
Dolayısıyla, örneğin Amerikan İngilizce'sinde belirgin şekilde
telaffuz edilecek /r/ seslerini göstermiyorum... Kalın
KAPİTAL yazıyla
birincil vurguyu; normal KAPİTAL ile ikincil vurguyu; küçük harflerle
vurgusuz heceleri gösteriyorum. Örneğin, yukardaki sözcüğü DÜM-TEK
düzeninde okuyacaksınız...
to raise
hopes
= umutları arttırmak...
(Tekil kullanımda article
alabilir/almayabilir de: "The ceasefire has raised (a, the) hope of a
solution")...
obesity
/o-BES-ıti/ veya /o-Bİ:-sıti:/
= obesite, aşırı şişmanlık...
obese /o-Bİ:S/ =
aşırı şişman... (Bunların okunuşu, sırasıyla: tek-DÜM-teke,
tek-DÜÜM-tekee, tek-DÜÜM) -- Tamam,
gülmek serbest; ama biliniz ki vurguları yanlış vurursanız, siz
dersiniz "Çanakkale Boğazı," onlar anlar "Yandı k**ımın ağzı"...
Scientists have discovered a hormone that suppresses appetite, raising
hopes of new treatments in the fight against obesity, according to a
study published today.
to
suppress
= baskılamak, bastırmak.
ÖRNEK: I am sure Nicholas Sarkozy would love to call in the army to
suppress the rebellion (=başkaldırı, isyan)...
appetite
/Æ-pi-TAYT/
= iştah...
treatment
= (Burada) tedavi... To treat
fiili ve treatment
sözcüğünün genel dilde ayrıca "muamele etmek" anlamı olduğunu ASLA
unutmayınız.
Örneğin; "The doctor treated her badly," tümcesinin
anlamı, "Ona kötü davrandı," dır...
Peki, "Kötü tedavi
etti." kavramı için ne kullanacağız? Yanıt çok basit: Hiçbir hekim
hastasını bile bile "kötü tedavi" etmez...
Görevini kötüye kullanmak
kavramı için "malpractice"; yanlış tedavi için
"medical mistreatment"
kullanınız.
The hormone, named obestatin, halved food intake in rats and resulted
in the animals losing a fifth of their body weight.
to halve
= yarıya indirmek, ikiye bölmek... Burada: "Farelerde yedikleri
miktarı
yarıya indirdi."...
to result in
= ---- ile sonuçlanmak, ----a yol açmak...
a fifth (of)
= beşte biri... DİKKAT: a half, a third, a quarter, a fifth, a sixth,
a tenth, a twentieth, a thirtieth, a hundredth, a millionth...
The World Health Organisation estimates there are some 300 million
obese adults worldwide. In the UK, more than a fifth of the adult
population is obese and a further half of men and a third of women are
classified as overweight. Obesity is a major risk factor linked to
heart disease, diabetes and premature death.
WHO
= Dünya Sağlık Örgütü...
to estimate
/ES-ti-MEYT/
= kestirmek, tahmin etmek, hesaplamak...
(İşkembe-i kübradan değil; belli
verilere dayandırarak)... [DİKKAT: Ad durumu okunuşu /ES-timit/.
Aynı durum bütün -ate ile biten fiiller için geçerlidir.]...
premature okunuşu /primı-ÇUI/.
Esasen "mature" sözcüğünü "MEY-çır" diye okuyanların ağzına biber
sürün, bi daha yapmasınlar; doğrusu: /mı-ÇUI/.
Finding ways to combat this obesity epidemic has been a priority for
many health researchers. Part of the work revolves around
understanding the hormones that regulate body weight and food intake.
to
combat
= 1) mücadele etmek; 2) muharebe etmek...
priority
= öncelik...
to revolve
around
= etrafında dönmek... Eski "altıpatlar" ların adı neden "revolver" dir
sanıyordunuz ki...
We knew before that a hormone called ghrelin that was produced into
the gut and then secreted into the bloodstream, stimulates eating. The
new work shows us that a new hormone, aptly called obestatin, is
encoded by the same gene but exerts opposing effects -- it inhibits
food intake.
before
= Burada: "daha önceleri, eskiden"...
gut
= İlginç bir sözcüktür: Özelde "bağırsak" demekse de kimi zaman
"sindirim sistemi" gibi belirsiz bir genelleme ile de karşımıza
çıkabilir... Bir de "cesaret" ile ilgili yaygın anlamını unutmayalım:
"You haven't got the guts!" -- Sende o yürek nerdeee?!...
[Bizim
yüreğimizde -- ama onların "abdomen" (mide-karın) bölgesinde bir
yerlerde...]
to secrete
/si-KRİ:T/
= salgılamak... Aman DİKKAT! Bunun "gizlilikle" filan hiç alakası yok.
"secret" çok farklı bir sözcük, okunuşu da çok farklı: /SİK-rit/...
aptly =
yerinde bir ifade ile, taşı gediğine koyarak...
to exert
= zorlamak, zorla yaptırmak...
to inhibit
= bastırmak...
inhibition
= dışarı vuramadığımız çekingenlik ve sıkılganlıklarımız...
This is a completely unexpected finding and it's really extraordinary
to think the hormone had been sitting there in plain sight until these
authors discovered it.
a
completely unexpected finding =
beklenmedik tamamen yepyeni bir bulgu...
had been "sitting" there
= Burada mecazi okuyacaksınız: "orada öylesine duruyormuş"...
in plain sight =
düpedüz gözümüzün önünde; kolayca görülebilecek yerde/tarzda...
DOMESTIC NEWS
Professor Murdered
Professor Göksel Kalaycı of the Istanbul University faculty of
Medicine was murdered on Friday by unknown assailants in the teaching
hospital's parking lot on Friday.
to
assail
= saldırıda bulunmak...
assailant
/ı-SEY-lınt= saldıran kişi, saldırgan... (DİKKAT:
"devamlı/karakter olarak saldırgan = aggressive" anlamında değil)...
teaching
hospital
= eğitim hastanesi...
parking lot =
park yeri... NOT: Fazla merak iyi değildir: "lot" ne anlama geliyor
diye lüzumsuz bilgilerle uğraşmayınız (etimolojist değilseniz); kalıp
olarak bu pratik bilgiyi dağarcığınıza atınız, yeter...
According to reports, Kalaycı, who was head of the department of
general surgery, was getting out of a car when he was shot.
"was"
= Maalesef ölüm gerçekleşmiş olduğu için, "idi" (past tense)
kullanılmaktadır...
general
surgery /CE-nırıl-SÖ:-cıri/
= genel cerrahi...
to be shot =
vurulmak...
"He was
shot at,"
olsaydı, "Kendisine ateş edildi ama
isabet ettirilemedi," anlamı taşıyacaktı...
DİKKAT:
surgeon
/SÖ:-cın/
= cerrah, operatör...
surgery
/SÖ:-cıri/ =
(ad) 1. cerrahlık eylemi, ameliyat, operasyon; 2. cerrah muayenehanesi veya
küçük cerrahi müdahele odası...
surgical
/SÖ:-cikıl/ = (sıfat)
cerrahî; ÖRNEK: surgical intervention /SÖ:-cikılintı-VEN-şın/
= cerrahi müdahele...
He sustained multiple gunshot wounds and could not be saved. The
assailant or assailants were said to have left the area by taxi.
to
sustain a wound/wounds
= yaralanmak, yara almak... "to sustain" fiilinin bin türlü anlamı
vardır; buradaki kullanımı kalıp olarak öğreniniz...
are said to
have + past participle
= -------mış oldukları söyleniyor...
Istanbul Police Chief Celalettin Cerrah, who arrived at the scene
shortly after the crime was committed, said they were collecting
witness statements and that an investigation was under way.
shortly
after
= hemen ardından, az süre sonra...
to commit a
crime
= suç işlemek...
to be under
way
= devam ediyor olmak...
to commit fiilinin (ki
daha bir sürü anlamları var) bu grup anlamlarına dikkat ediniz:
to commit murder =
cinayet işlemek... to commit
suicide = intihar etmek...
to commit adultery /i-DAL-tıri/
= zinada bulunmak...
Istanbul Doctors' Association President Gençay Gürsoy said Kalaycı was
shot by the relative of a patient. “We have lost Professor Kalaycı. We
are all upset. Kalaycı's murder is a huge loss to medicine. He was my
classmate, so I'm especially upset about it,” he said.
relative
= akraba...
to be upset
= üzgün olmak, "altüst" olmak...