Doç. Dr. Yalçın İzbul

Free Bilingual E-Zine

PRACTICAL ENGLISH FOR TURKS

YAHOO Uluslararası İngilizce Öğretim Grupları

2003 - 2005 DÜNYA BİRİNCİSİ !!

New Series # 014

November 20, 2005

 

 MESAJ

 E-KİTAP

 

Değerli Okurlarımız,

Yakın tarihlerde bir sayımızda, o kahrolası "turkey" kelimesi yüzünden genç birer öğrenci olarak bizlerin Anglo-Amerikan diyarlarında ne tatsız "şaka"larla karşılaştığımızı, ama o zamanlar etkili ve/ya yetkililere yağdırdığımız dilek ve dilekçelerin nasıl sağır duvarlara çarptığını anlatmıştım.

Görüyorum ki, bu konu nihayet kamuoyunda yankı uyandırmağa başladı. ATO Başkanı Sayın Sinan Aygün'ün çağrısını da özellikle kutluyorum.

Ne var ki, "Republic of Türkiye" önerisi, İngilizce'de "ü" harfi olmaması hasebiyle asla tutmayacaktır. Yüz milyonlarca klavyeye "ü" harfini bizim hatırımız için ekleyecek değiller. Ayrıca, ülkemizden her söz edişte, "Türkiye Cumhuriyeti" tanımlamasını kullanmak zorunda da değiller. Kestirmeden "Turkey" deyip geçeceklerdir.

"Efendim, biz de Hindistan ve Mısır diyoruz, ama hindi yada mısır bitkisini kastetmiyoruz," şeklindeki tez züğürt tesellisidir. Bizdeki bu sözcüklerin durumundan çok farklı olarak, "Turkey" sözcüğü her iki anlamında da yazılışı ve okunuşu ile aynıdır. Oysa, MI-sır bir ülke adı, mı-SIR ise bitkinin adıdır; yanılsama imkanı sözkonusu değildir ve "benzerliğin" farkına bile varmayız. [Eskilerde, bizdeki ülke ve milliyet adlarından gocunması gereken birisi var idiyse, bu da Hırvatistan ve Hırvatlar idi... Bildiğiniz gibi, "hırvat" Türkçe'de eskiden enikonu bir küfür sözcüğü idi... Bugün bu anlamı artık kullanımdan düşmüş görünüyor.]

Kaldı ki, İngilizce'deki "turkey - hindi" sözcüğüne kabul edilemez yananlamlar yüklenmiştir. Tiyatro ve sinema argosunda "fiyasko prodüksiyon" anlamında (1920'lerden beri); genel argoda ise "beceriksiz / istenmedik kişi" anlamında (1950'lerden beri) kullanılmaktadır. Nedeni ise, "hindi" adını taşıyan kuşun, bütün kültürlerde, "düşük zeka seviyesi" ile ün salmış olmasıdır.

Sözü uzatmayayım. Dergimiz, 4000 kayıtlı aboneye ulaşmakta, ayrıca sitemiz de hergün yüzlerce kişi tarafından ziyaret edilmektedir.

Bundan böyle, bu Dergi'de, ülkemizin adı TURKLAND'dır.

"I am / come from TURKLAND... I am a TURK... We are TURKS... We speak TURKISH... I am a citizen of THE REPUBLIC OF TURKLAND... I am a citizen of THE TURKISH REPUBLIC.

Evet -- TURKLAND...

Uluslararası terminolojiye uygun olduğu kadar, bize yakışır, ahenkli ve heybetli bir kelime...

Düşününüz sınırlarımıza koyacağımız "hoşgeldiniz" sözünün kalplerde uyandıracağı dikkatli saygıyı:

Welcome to Turkland...

Türklerin Ülkesine Hoşgeldiniz...

 

 CD

 TANITIM

 

 MESAJ

 E-KİTAP

 

 FOREIGN NEWS 

Catholic School Faces Series of Lawsuits over Sexual Abuse

to face = yüzyüze olmak/gelmek; karşı karşıya olmak... a series of xxx = bir dizi xxx... ["a" (article) manşet kısaltması nedeniyle düşürülmüştür]... lawsuit /LO:-SU:T/ = hukuk davası... (Bakınız kaç kere yazdım: Hala /LAV-SUİT/ filan diye acaip şekillerde okuyorsanız, benden günah gitti)... sexual abuse = cinsel taciz.. ("Cinsel taciz" in içeriği konusunda kalbinizi hemen bozmayınız; Avrupa anlayışına göre, alt sınırı cinsel içerikli laf atmadan başlar. Üzerinde durulan nokta, "davet edilmemiş" söz yada eylemlerde bulunulmasıdır)...

Ampleforth College, the country's most celebrated Roman Catholic public school, is facing a series of lawsuits after it emerged that dozens of boys were sexually abused there over a 30-year period. A number of former pupils who were abused by monks who taught at the college are preparing to take action.

celebrated = ünlü, tanınmış, el üstünde tutulan... public school = (adının tersine) paralı özel okul... to emerge = ortaya çıkmak... over = boyunca, süresi boyunca... a number of = belli sayıda, bazı... monk = keşiş... to take action = mahkemeye başvurmak, dava etmek... GRAMER NOTU: Son tümcede, fiil -----› "are preparing"... Özne grubu -----› "a number of pupils"... "pupils" sözcüğünü niteleyen sıfat-tümcelik -----› "who were abused by monks"... "monks" sözcüğünü niteleyen sıfat-tümcelik -----› "who taught at the college"...

Ampleforth is at the centre of the most serious child sex scandal that the Roman Catholic church has faced in England and Wales, after police discovered that Cardinal Basil Hume failed to alert them to abuse, both while he was Headmaster of Ampleforth and after he became Archbishop of Westminster.

failed to alert them to abuse = taciz konusunda uyarmadı...

Police say they discovered clear evidence that Cardinal Hume became aware of abuse as early as 1975, but chose not to contact them or social services. They believe that the subsequent two decades of assaults on pupils at Ampleforth and its prep school might have been avoided if he had alerted the authorities.

clear evidence = apaçık deliller... as early as 1975 = daha 1975'de... but chose not to contact them or social services = fakat ne onlara (=polise) nede sosyal hizmetler görevlilerine haber vermemeyi (=temasa geçmemeyi) tercih etti... subsequent = ardından gelen, izleyen... assault /ı-SOLT/ = saldırı (burada "taciz" kastediliyor)... prep school = hazırlık okulu... Son tümce mealen: Polisin inancı o ki, eğer Kardinal Hume o zamanlar yetkilileri uyarmış olsaydı, 1975 yılını izleyen yirmi yol boyunca gerek kolej gerekse hazırlık okulunda sürüp giden taciz olayları önlenmiş olurdu.

Three monks have now admitted sexual assaults upon pupils at the college and its prep school between the mid-60s and mid-90s.

Yesterday, one Ampleforth victim who is considering legal action told the Guardian of his tormentor: "He was fondling boys left, right and centre. He was obsessed with bottoms... He would fondle some boys, strip and beat others, and would often insert thermometers up their anuses.

victim = kurban... considering legal action = dava açmayı düşünüyor... tormentor = zulmeden, işkence eden... to fondle left, right and centre = orasını burasını heryerini okşamak... to be obsessed with = "kafayı takmış" olmak, takıntı haline getirmiş olmak... bottom = maabad, popo... GRAMER NOTU: Burada "would" = "used to" : Bazı çocukları okşuyor, diğerlerini soyarak dövüyor, çoğu zaman popolarına termometre sokuyordu...

Story continued... Hikayenin devamı...

Vincent's ordeal at Ampleforth has not made him cynical about those whose vocation is to raise and educate the next generation however: today he is a teacher.

"But it has totally put me off Catholicism."

ordeal = çile, çektikleri... vocation = meslek, hayat yolu... ("vacation" = tatil, ile karıştırmayınız)... to raise = yetiştirmek...

Son iki paragrafın çevirisi:

Bununla birlikte, Vincent'in Ampleforth'da başına gelenler onu, meslekleri gelecek kuşağı yetiştirip eğitmek olan kişiler hakkında alaycı bir kuşkuculuğa sürüklemedi. Bugün kendisi (de) bir öğretmen.

"Ama Katolik dininden tümüyle sıtkım sıyrıldı," (diyor Vincent).

from The Manchester Guardian, www.guardian.co.uk (November 19, 2005)

 DOMESTIC NEWS

Terim: Soccer World Prejudiced

Terim: Futbol Dünyası Önyargılı

Turkland coach Fatih Terim called for unity after FIFA launched an investigation of violent incidents following a World Cup match against Switzerland and said the soccer world was prejudiced against Turkland.

coach /KOUÇ/ = "teknik direktör"... Diğer anlamları: Dört tekerlekli kapalı at arabası... Bir cins demiryolu yolcu vagonu... Özel ders veren "hoca"... vs... called for unity = "birlik beraberlik çağrısında bulundu"... to launch /LO:NÇ/ = başlatmak... Diğer anlamları: Denize tekne indirmek... Füze, uzay aracı vs fırlatmak... violent incidents = şiddet olayları... to be prejudiced (against) /PRE-cudisd/ = önyargılı olmak...

FIFA President Sepp Blatter, who is Swiss, said he was hopping mad about the mayhem after Wednesday's playoff.

hopping mad = çok büyük öfke içinde (deyimin kökeni "öfkesinden zıp zıp zıplıyor" imgesinden)... mayhem /MEY-hem/ = gereksiz yere veya bilerek yaratılan kargaşa ve şiddet ortamı... playoff  = "baraj" maçı...

Terim plans to work out a defense strategy with colleagues in the national team setup. If Turkland was deemed to be responsible for the violence, they could be banned from playing internationals by world soccer's ruling body.

to work out a plan / strategy, vs = üzerinde çalışarak oluşturmak/geliştirmek... colleague /K@-li:g/ = "meslektaş" -- aynı dalda ve aynı rütbede kişi... (DİKKAT: Profesör, asistanından söz ederken iltifat yollu "my colleague" diyebilir; ama tersine bir durumda bu genç arkadaşımız doçentliğini biraz zor görecektir)... national team setup = milli takım yönetim "örgütlenmesi" kastediliyor... to deem /Dİ:M/ = addetmek, öyle düşünmek veya görmek, öyle saymak... to be deemed to be responsible (for) = sorumlu olduğu addedilmek... to be banned /BÆND/ = yasaklanmak... playing internationals = uluslararası maç oynamak... ruling body = yönetim teşkilatı...

"As a country everyone must do their duty down to the smallest detail. We must act together," Terim said on Friday.

***"as a country everyone" must etc. = Aslına sadık kalınca ortaya pek sağlam olmayan bir çeviri çıkmış... Turkish Daily News'un dili genelde mükemmel, ama örneğin burada "ülke olarak herkes" (ki, Türkçe'de de mantık olarak yanlış -- "ulus olarak herkes, ulusça herkes" daha doğru) karşılığında "as a nation everyone..." daha mantıklı olurdu... Virgül kullanılması da önerilebilir: "Ülke olarak, herkes..."; "As a nation, everyone..."

"There is prejudice against Turkland and rival countries use this to their own advantage even if nothing has happened."

Çevirisi:

Türkiye'ye karşı önyargı var ve hiçbir olay çıkmamış olsa bile rakip ülkeler bunu kendi avantajlarına kullanıyorlar (=istismar ediyorlar)...

[Dayanamadım, söyleyeceğim: Sayın Terim, 2010'daki olası başarısızlığına karşı kılıf mı dikiyor acaba şimdiden?!]

*  *  *  *  *

Bıçakçı to Meet Blatter:

Bıçakçı, Blatter ile Görüşecek:

Meanwhile, Turkish Soccer Federation President Levent Bıçakçı said on Friday he will soon travel to Switzerland to meet Blatter and his Swiss counterpart Ralph Zloclower following the recent controversy.

meanwhile = bu arada, bu esnada, bütün bunlar olup biterken... counterpart = "meslektaş": karşı tarafta aynı rütbe veya makamdaki kişi... controversy /K@N-tırıvısi/ = uzayıp giden tartışma ve anlaşmazlık... Bu sözcüğü "Brit" İngilizcesinde /kın-TR@-vısi/ şeklinde söyleyenler de vardır; önermiyorum...

Bıçakçı, quoted by the Anatolia news agency, said he wrote a letter to Blatter to put across his federation's side of the story. Blatter had been reported as saying Turkland could receive a punishment ranging from a warning to being banned from international competitions.

to quote = alıntı yapmak... Burada "AA'nın bildirdiğine göre" şeklinde çevirmek daha doğru olur... to put across = ortaya koymak, karşı tarafa iletmek ve anlatmak... his federation's side of the story = olayın kendi Federasyonu açısından görünüşü... to be reported as saying = Gazetecilik dilinde sık kullanılan bu kalıbı "dediği bildirildi" şeklinde çeviriniz... to range from ... to ... = Kalıba dikkat ediniz...

İzninizle, Terim felsefesine ilişkin yorumumu ekleyeyim: Türkün Türkten başka dostu yok; anladık da;

galiba yeryüzünde bizim kadar kendi kendini çelmeleyen millet de yok...

(Vede hiç yakışmadı koca Mehmet Özdilek'e)

from The Turkish Daily News, http://www.turkishdailynews.com.tr/  (November 19, 2005)

[All passages are subject to modification in keeping with this Ezine's TESL -- teaching of English as a second language -- policies.]

 

 CD

 TANITIM

 
 

 

Sınavlara bu kaynaktan hazırlanan adaylar, diğerlerine fark atıyor:

"ESSENTIAL  ENGLISH  FOR  TURKS"

 
 

Doğru Kaynak !!

 

 

Kampanyaları İnceleyiniz

 

   BİLGİ 

 

 

         

 

 

 

Dergimizi beğeniyorsanız, lütfen dostlarınıza da öneriniz,

iletiniz, gönderiniz... Teşekkürler, Sayın Üyeler...

WEB SİTEMİZ:

ANASAYFA        TESTLER        OKUMA        EĞLENCE        ALMANAK

KAYNAKLAR     FIKRA     KARİKATÜR     KONUŞMA      İSTER İNAN

*  *  *  *  *

Listemize Katılmak için: http://groups.yahoo.com/group/pratik-ingilizce

Veya Doğrudan Bana e-Posta Atınız: --> İzbul

Listemizden Ayrılmak İçin:  pratik-ingilizce-unsubscribe@yahoogroups.com