Doç. Dr. Yalçın İzbul

Free Bilingual E-Zine

PRACTICAL ENGLISH FOR TURKS

YAHOO Uluslararası İngilizce Öğretim Grupları

2003 - 2006 DÜNYA BİRİNCİSİ !!

New Series # 021

February 3, 2006

 

 MESAJ

 E-KİTAP

 

Değerli Okurlarımız,

Sizlerden gelen sorular, kaçıncı haftadır, "üst kimlik - alt kimlik" söyleminin İngilizce çevirisi üzerine yoğunlaşıyor.

Tereddütle açıklıyorum: "supra-identity" ve "sub-identity"...

Tereddütle, diyorum; çünkü bu ucube kavramları kullanmanızı zinhar tavsiye edemem. Taşıdıkları yan-anlamlar (connotations) dolayısıyla, bunlar İngilizce'de sakıncalı ve bir okadar da gülünç kavramlar. Nitekim, Türkiye'de birkaç hafta önce alevlenen bu tartışmayı, yabancı muhabirler "tongue in the cheek" vaziyetinde, yani inceden dalgalarını geçerek sundular.

Esasen, bizim siyasilerin söylem ve söylevlerini İngilizce'ye çevirip okuduğunuzda eğlencelik öğesi önplana çıkıyor. Öyle ki, Şekspir nam ünlü muharririn bilumum komedi eserleri silme sıfır duruma düşüp, cümle Anglo-Sakson "talk-show"cular bizdeki bu müthiş öz-parodi gücüne teaccüple hayran bakakalıyorlar.

Oysa kanaatimce, "alt kimlik" kontrolü -- insan ilişkilerinde mutsuz yanlışlıklara meydan vermemek için -- son derece yararlı bir muayenedir...

Özellikle de, gelin güvey adaylarında nikah öncesi "alt-kimlik" kontrolü büyük önem taşıyor...

     

 NEWS HEADLINES

Barclays Hopes Pen Push Will Draw In Customers Barclays (Bankası) Kalem Kampanyasının Müşteri Cezbedeceğini Umuyor... ÇALIŞMA NOTU: "Push" (iteleme, itki, dürtme) kavramının burada "kampanya" anlamı kazanışını irdeleyiniz... draw in = "içeri çekmek" kavramından "cezbetmek"... (Ama, "karşı cinsi cezbetmek" anlamı için "to attract" fiilini kullanınız.)

Barclays once tried to lure customers into branches by offering to give £5 to anyone who ventured in. No one did. Two years on, the bank is giving away pens rather than money and installing notices saying "Through this door walk the nicest people in the world" in an attempt to entice customers.

once tried = bir keresinde / bir zamanlar denemişti... to lure /LYU:/ = (kandırarak) cezbetmek... Örneğin, balık veya herhangi bir avcılık yemi = lure... branch = şube... to venture /VEN-çı/= (cesaret edip) girişmek, atılmak, teşebbüs etmek... (Hayret bişi, di mi, şubeye her girene 5 sterlin vereceğiz demişler, ama kimse girmemiş: "No one did." İnsan akşama değin şube şube dolanır be! Bu Anglo-Saksonlarda pratik zeka hiç yok yaa)... two years on = aradan iki yıl geçtikten sonra... to give away = bedavacıktan dağıtmak, karşılıksız verivermek... to install notices = duyurular asmak, yerleştirmek... to entice /in-TAYS/ = Bu da "cezbetmek", ama daha çok yukarda verdiğim "to lure" sözcüğüne yakın bir anlam... "To attract" fiilinden farkı, burada da cezbetmek için bilinçli bir çaba var... Barclays'ın yeni sloganı: "Bu kapıdan içeriye dünyanın en hoş, tatlı ve efendi insanları yürüyüp giriyor..."

Under the plan, the traditional black pens on silver cords attached to desks will disappear. Instead, Barclays will leave blue pens emblazoned with logos such as "Borrowed from my bank" around the branches. It expects to shift 10m of the pens - cost price 3p each - in the coming year as it extends its new approach to banking to its 1,500 branches across the country.

emblazoned /em-BLEY-znd/ = süslü püslü kakma yazı ile yazılmış... as it extends its new approach to banking = bankacılığa olan yeni yaklaşımını genişletirken/genişlettikçe... as = while (burada)... across the country = ülkenin bir ucundan öteki ucuna...

The pen giveaway is only part of the plan. Signs in the branches will change. "Please queue here" signs will become "This way to the counter" while customers will be offered seats with signs saying "Take the weight off your feet". Branch staff will wear badges saying "Love to help" or, for example, "I support Everton".

pen giveaway = ücretsiz kalem dağıtımı/verilmesi... is only part of the plan = planın yalnızca bir bölümü... "Please queue here." /KYU:/ = Lütfen burada sıraya (kuyruğa) giriniz... "This way" = Bu yoldan... to  offer = sunmak... "Take the weight off your feet." = Ayaklarınızı yükten kurtarınız...

Yav böyle slogan mı olurmuş? "Ayaklarınızı yükten kurtarınız!" Akla bak! Resmen, müşteriye "sen şişkosun" diyorlar... Bir de yakalarına karşı takımın armasını  takacaklarmış: "Ben Falanspor taraftarıyım" diye... SİLDİM SENİ DEFTERİMDEN BARCLAYS!!

The Manchester Guardian, www.guardian.co.uk (February 3, 2006)

 TOP NATIONAL NEWS

"Merchants of Hope" Target Fishing Vessels as Their Favoured Mode of Transport  "merchants of hope" = "umut tacirleri"... to target /TA:-git/ = hedeflemek... fishing vessel /VE-sl/ = balıkçı teknesi... ("balık tutma" teknesi)... favoured = tercih edilen, en sevilen, favori...

İZMİR - Turkish Daily News, February 2, 2006

Exploiting the dreams of thousands of people who want to get to European countries every year, human trafficking has a new target: fishing boats. Over 350 fishing boats have been stolen from Urla, Seferihisar, Karaburun and Çeşme in the last three years.

to exploit = 1. sömürmek; 2. yararlanmak üzere geliştirmek, kullanmak... exploitation = 1. sömürü; 2. kendi yararına kullanma... (İkisi aynı şey değil: Birincisinde, kendinden verilen hiçbirşey yok; insanları, kitleleri sömürmek gibi... İkincisinde belli bir yatırım var: "doğal kaynakları kullanıma sokmak")... human trafficking = kaçak olarak insan götürüp getirme... in the last three years = Bu ifade yaygın, ama kusursuz değil... "in the past three years" vb demeyi tercih ediniz...

The Aegean coastline acts as a point of exit for thousands of people who, through illegal means, are trying to leave so-called Third World countries for Europe. And it has become clear that a large part of the human trafficking that takes place from the Aegean coastline is occurring through the theft of fishing boats.

coastline = kıyı hattı, kıyı boyu... through illegal means = yasadışı yollardan/usullerle... so-called = 1. adı verilen; 2. sözde, gûya...  to leave XXX for YYY = YYY'e gitmek üzere XXX'den yola çıkmak/ayrılmak... to became clear = açıklığa kavuşmak, anlaşılmak... theft /TSEFT/ = hırsızlık, çalma... thief /TSİ:F/ = hırsız..

Research carried out by Hürriyet Aegean shows that the number of fishing boats stolen from Urla, Karaburun and the Çeşme Peninsula over the past three years exceeds 350. These fishing boats, impounded by authorities on the Greek island of Chios, were all being used for human trafficking.

peninsula /pi-NİN-sılı/ = yarımada... over the past three years = geçtiğimiz üç yıl boyunca... (Aferim, bak burada sözümü dinleyip "last" değil "past" demişler)... to exceed /ik-Sİ:D/ = aşmak, daha fazla olmak... exceedingly = aşırı derecede... to impound /im-PAUND/ = (yasa gereği olarak) el koymak; belli sınırlar içine kapatarak dışarı çıkartılmasına izin vermemek... EVET: Arabanız da çekici tarafından götürülüp kapatıldığında "impound" edilmiş olur!!...  Chios = "Eşek" Adası... Ahh! Ahhh! Güzelim Sakız adasına bugün bize "Yunan adası" dedirttiren tarihin gadrine ne desem ki...

The Turkish Daily News http://www.turkishdailynews.com

[All passages are subject to modification in keeping with this Ezine's TESL -- teaching of English as a second language -- policies.]

 

 CD

 TANITIM

 

 MESAJ

 E-KİTAP

 

Saydam Olmayan Deyim & Deyişler

--  03 --

Bir Ön-Ek Olarak "Ill-----"

Önek olarak kullanılan "ill-" sözcüğünün hastalıkla filan hiçbir ilişkisi sözkonusu değildir. Ama yine de olumsuz birşeyler söylüyor tabii.

Örneklere bakınız:

Many religions tell us not to harbour any ill-feelings toward our persecutors. to harbour = sinesinde barındırmak ("ona liman olmak," kavramından)... ill-feelings = hasmane, düşmanca duygular, kötü niyetler... persecutors = zulmedenler...

Thinking of the Titanic, do you know just how many passengers and crew went down with that ill-fated ship?
ill-fated = ill-starred = kaderi kötü, mâkûs talihli... crew /kru:/ = mürettebat...

That was a rather ill-advised business venture.
ill-advised = hiç de akılcı değil (kötü öğüt almış, kavramından)... venture = girişim (biraz da cüretkarlık nüansı taşıyor...

I can ill-afford it.
= Param, gücüm, veya gönlüm yetmez, yetmiyor...

Wars are not won by ill-equipped, ill-clothed and ill-fed soldiers.
ill-equipped = yetersiz donanımlı... ill-clothed = giyim kuşam bakımından yetersiz veya yanlış (örneğin kış mevsimi için)... ill-fed = doğru dürüst beslenemeyen...

Söz aramızda, verdiğim örnek tümcelere bakıyorumda, yav ben de Napolyon-vari laflar ediyorum, ama ben niye tarihe geçmiyorum ki?!...

Aman Dikkat: Yapım Ekleri Yanıltıcı Olabilirler

Sözcüklerin bileşimine giren kök ve eklerin genel anlam, nüans ve işlevlerini bilmek, sözcük haznemizi geliştirmekte iyi bir silahtır. Ancak, yanıltıcı da olabilirler. İstisnaları not etmekte yarar var. Aşağıda örnekler vereceğim:

indifferent: Beklentimizden çok farklı bir anlama sahiptir: ilgisiz =ilgi duymayan), kayıtsız, lâkayıt... Aynı şekilde, "indifference" = ilgisizlik, kayıtsızlık, herhangi bir şekilde tavır koymayı reddetme anlamına gelir.

Turkland cannot afford remaining indifferent to the situation in Northern Iraq any longer. Türkiye Kuzey Irak'taki duruma daha fazla kayıtsız kalamaz. (=kayıtsız kalmayı göze alamaz).

The universe seems neither benign nor hostile, merely indifferent. (Carl Sagan) Öyle görülüyor ki evren bize ne iyi davranıyor nede düşmanca; sadece ve yalnızca ilgisiz ve kayıtsız.

The only attitude a woman cannot tolerate or settle for from a man is indifference. Bir kadının bir erkekte tolere veya kabul edemeyeceği tek tutum kayıtsızlık, ilgisizlik, görmezden gelmedir.

I'm indifferent. Arkadaşlar arasında günlük konuşmada bir davet veya öneri üzerine: "Benim için farketmez," anlamında.

invaluable: Beklentimizin aksine, "değersiz" değil, "paha biçilemez, çok değerli" anlamındadır:

May I take this opportunity to thank you for your invaluable help and support all through. Bu vesile ile, bütün bu zaman boyunca bana verdiğiniz paha biçilmez yardım ve destek için teşekkür etmek isterim.

Gold makes a valuable gift, but diamonds are invaluable. Altın değerli bir armağandır; ama elmasa paha biçilemez.

Diamonds are invaluable for cutting through metal. Metalleri kesmek için elmas üstüne yoktur.

infamous: "kötü şöhretli, sevilmeyen ve lanetlenmiş" anlamındadır. Okunuşu: /İN-fımıs/... Ad hali: "infamy" /İN-fımi/ az kullanılan bir sözcüktür... Dikkat: ***"infame" şeklinde bir sözcük mevcut değildir.

You should use this word only of people like Yezid bin Muaviye or Patrona Halil or Adolf Hitler, for it means "famous in a bad way".

impassive: "duygu ve heyecan belirtisi göstermeyen, ifadesizlik ölçüsünde sakin"... Okunuşu: /İM--siv/

She remained impassive and unexcited, even when finally informed of her husband's death. She just walked out of the room, her face impassive and unchanged.

Suddenly she broke into tears. I had never seen such emotion on that normally impassive face.

Even when he heard of the final catastrophe, he gave an impassive response and just walked out tearless.

Kısacası, "impassive" öylesine donuk ve tepkisizdir ki, "impassive resistance" bile "passive resistance" dan daha kararlı ve derin bir direnme anlamı veriyor: Gözler, bakışlar bile donuk -- oysa "pasif direnme" hiç olmazsa gözlerdeki ifade ile kendini belli eder.

inflammable: En tehlikelisi de bu... AMAN DİKKAT: "Flame" (alev) kavramının tersi olduğuna kanaat getirip, üzerinde "inflammable" yazan bir nesnenin yanında çakmağınızı çakarsanız birlikte havaya uçacağınız kesin. Çünkü bu sözcük, "kolay/çabuk yanabilir, alev alabilir" anlamına gelir. Kısacası, garip şekilde, "flammable" ile eşanlamlıdır!! Okunuşu: /in-FLÆ-mıbl/...

One must avoid careless use of inflammable substances and improper storage of dangerous materials. Kolay tutuşabilir maddeleri dikkatsizce kullanmaktan ve tehlikeli materyelleri uygun olmayan tarzda depolamaktan kaçınmalıyız..

Bu nedenle, "Yanmaz" kavramı için, "Nonflammable" sözcüğünü kullanınız. Günümüzdeki genel eğilim, tehlikeli maddeleri "Flammable" şeklinde işaretlemek yönündedir.)

 

 CD

 TANITIM

 
 

 

Sınavlara bu kaynaktan hazırlanan adaylar,

diğer adaylara fark atıyor:

"ESSENTIAL  ENGLISH  FOR  TURKS"

 
 

Doğru Kaynak !!

 

 

Kampanyaları İnceleyiniz

 

   BİLGİ 

 

 

         

 

 

 

Dergimizi beğeniyorsanız, lütfen dostlarınıza da öneriniz,

iletiniz, gönderiniz... Teşekkürler, Sayın Üyeler...

WEB SİTEMİZ:

ANASAYFA        TESTLER        OKUMA        EĞLENCE        ALMANAK

KAYNAKLAR     FIKRA     KARİKATÜR     KONUŞMA      İSTER İNAN

*  *  *  *  *

Listemize Katılmak için: http://groups.yahoo.com/group/pratik-ingilizce

Veya Doğrudan Bana e-Posta Atınız: --> İzbul

Listemizden Ayrılmak İçin:  pratik-ingilizce-unsubscribe@yahoogroups.com