Değerli Okurlarımız,
Sizlerden gelen
sorular, kaçıncı haftadır, "üst kimlik - alt kimlik" söyleminin
İngilizce çevirisi üzerine yoğunlaşıyor.
Tereddütle
açıklıyorum: "supra-identity" ve "sub-identity"...
Tereddütle, diyorum; çünkü
bu ucube kavramları kullanmanızı
zinhar tavsiye edemem. Taşıdıkları yan-anlamlar (connotations)
dolayısıyla, bunlar
İngilizce'de sakıncalı ve bir okadar da gülünç kavramlar. Nitekim,
Türkiye'de birkaç hafta önce alevlenen bu tartışmayı, yabancı
muhabirler
"tongue in the cheek" vaziyetinde, yani inceden dalgalarını geçerek
sundular.
Esasen, bizim siyasilerin
söylem ve söylevlerini İngilizce'ye çevirip okuduğunuzda eğlencelik öğesi
önplana çıkıyor. Öyle
ki, Şekspir nam ünlü muharririn bilumum komedi eserleri silme sıfır
duruma düşüp, cümle Anglo-Sakson "talk-show"cular bizdeki bu müthiş
öz-parodi gücüne
teaccüple hayran bakakalıyorlar.
Oysa kanaatimce,
"alt kimlik" kontrolü -- insan ilişkilerinde mutsuz yanlışlıklara
meydan vermemek için -- son derece yararlı bir muayenedir...
Özellikle de, gelin
güvey adaylarında nikah öncesi "alt-kimlik" kontrolü büyük önem
taşıyor...

NEWS HEADLINES
Barclays Hopes Pen Push Will Draw In Customers
Barclays (Bankası) Kalem
Kampanyasının Müşteri Cezbedeceğini Umuyor...
ÇALIŞMA NOTU: "Push" (iteleme, itki,
dürtme) kavramının burada "kampanya" anlamı kazanışını irdeleyiniz...
draw in
= "içeri çekmek" kavramından "cezbetmek"... (Ama, "karşı cinsi
cezbetmek" anlamı için "to attract" fiilini kullanınız.)
Barclays once tried to lure customers into branches by offering to
give £5 to anyone who ventured in. No one did. Two years on, the bank
is giving away pens rather than money and installing notices saying
"Through this door walk the nicest people in the world" in an attempt
to entice customers.
once
tried
= bir keresinde / bir zamanlar denemişti...
to lure
/LYU:-ı/
= (kandırarak) cezbetmek... Örneğin, balık veya herhangi bir avcılık
yemi = lure...
branch
= şube...
to venture /VEN-çı/= (cesaret edip) girişmek, atılmak, teşebbüs etmek...
(Hayret bişi, di
mi, şubeye her girene 5 sterlin vereceğiz demişler, ama kimse girmemiş:
"No one did." İnsan akşama değin şube şube dolanır be! Bu
Anglo-Saksonlarda pratik zeka hiç yok yaa)...
two years on
= aradan iki yıl geçtikten sonra...
to give away
= bedavacıktan dağıtmak, karşılıksız verivermek...
to install notices
= duyurular asmak, yerleştirmek...
to entice /in-TAYS/
= Bu da "cezbetmek", ama daha çok yukarda verdiğim "to lure" sözcüğüne
yakın bir anlam... "To attract" fiilinden farkı, burada da cezbetmek
için bilinçli bir çaba var...
Barclays'ın yeni sloganı:
"Bu kapıdan içeriye dünyanın en hoş,
tatlı ve efendi insanları yürüyüp giriyor..."
Under the plan, the traditional black pens on silver cords attached to
desks will disappear. Instead, Barclays will leave blue pens
emblazoned with logos such as "Borrowed from my bank" around the
branches. It expects to shift 10m of the pens - cost price 3p each -
in the coming year as it extends its new approach to banking to its
1,500 branches across the country.
emblazoned
/em-BLEY-znd/
= süslü püslü kakma yazı ile yazılmış...
as it extends its new approach to banking
= bankacılığa olan yeni yaklaşımını genişletirken/genişlettikçe... as
= while (burada)...
across
the country =
ülkenin bir ucundan öteki ucuna...
The pen giveaway is only part of the plan. Signs in the branches will
change. "Please queue here" signs will become "This way to the
counter" while customers will be offered seats with signs saying "Take
the weight off your feet". Branch staff will wear badges saying "Love
to help" or, for example, "I support Everton".
pen
giveaway
= ücretsiz kalem dağıtımı/verilmesi...
is only
part of the plan
= planın yalnızca bir bölümü...
"Please queue here."
/KYU:/
= Lütfen burada sıraya (kuyruğa) giriniz...
"This way"
= Bu yoldan...
to offer
= sunmak...
"Take the weight off your feet."
= Ayaklarınızı yükten kurtarınız...
Yav böyle slogan mı olurmuş?
"Ayaklarınızı yükten kurtarınız!"
Akla bak! Resmen, müşteriye "sen şişkosun" diyorlar... Bir de
yakalarına karşı takımın armasını
takacaklarmış: "Ben Falanspor taraftarıyım" diye...
SİLDİM SENİ DEFTERİMDEN BARCLAYS!!
The Manchester
Guardian, www.guardian.co.uk
(February 3, 2006)

TOP NATIONAL NEWS
"Merchants of Hope" Target Fishing
Vessels as Their Favoured Mode
of Transport
"merchants
of hope"
= "umut tacirleri"...
to target
/TA:-git/
= hedeflemek...
fishing vessel
/VE-sl/
= balıkçı teknesi... ("balık tutma" teknesi)...
favoured
= tercih edilen, en sevilen, favori...
İZMİR - Turkish
Daily News, February 2, 2006
Exploiting the dreams of thousands of people who want to get to
European countries every year, human trafficking has a new target:
fishing boats. Over 350 fishing boats have been stolen from Urla,
Seferihisar, Karaburun and Çeşme in the last three years.
to
exploit
= 1. sömürmek; 2. yararlanmak üzere geliştirmek, kullanmak...
exploitation
= 1. sömürü; 2. kendi yararına kullanma... (İkisi aynı şey değil:
Birincisinde, kendinden verilen hiçbirşey yok; insanları, kitleleri
sömürmek gibi... İkincisinde belli bir yatırım var: "doğal kaynakları
kullanıma sokmak")...
human
trafficking
= kaçak olarak insan götürüp getirme...
in the last three years
= Bu ifade yaygın, ama kusursuz değil... "in the past three years" vb
demeyi tercih ediniz...
The Aegean coastline acts as a point of exit for thousands of people
who, through illegal means, are trying to leave so-called Third World
countries for Europe. And it has become clear that a large part of the
human trafficking that takes place from the Aegean coastline is
occurring through the theft of fishing boats.
coastline
= kıyı hattı, kıyı boyu...
through illegal means
= yasadışı yollardan/usullerle...
so-called
= 1. adı verilen; 2. sözde, gûya...
to leave XXX for YYY
= YYY'e gitmek üzere XXX'den yola çıkmak/ayrılmak...
to became clear
= açıklığa kavuşmak, anlaşılmak...
theft
/TSEFT/
= hırsızlık, çalma...
thief
/TSİ:F/
= hırsız..
Research carried out by Hürriyet Aegean shows that the number of
fishing boats stolen from Urla, Karaburun and the Çeşme Peninsula over
the past three years exceeds 350. These fishing boats, impounded by
authorities on the Greek island of Chios, were all being used for
human trafficking.
peninsula
/pi-NİN-sılı/ = yarımada...
over the past three years
= geçtiğimiz üç yıl boyunca... (Aferim, bak burada sözümü dinleyip
"last" değil "past" demişler)...
to exceed
/ik-Sİ:D/
= aşmak, daha fazla olmak...
exceedingly
= aşırı derecede...
to impound
/im-PAUND/
= (yasa gereği olarak) el koymak; belli sınırlar içine kapatarak
dışarı çıkartılmasına izin vermemek... EVET: Arabanız da çekici
tarafından götürülüp kapatıldığında "impound" edilmiş olur!!...
Chios
= "Eşek" Adası...
Ahh! Ahhh! Güzelim Sakız adasına
bugün bize "Yunan adası" dedirttiren tarihin gadrine ne desem ki...
The Turkish Daily News
http://www.turkishdailynews.com

[All passages
are subject to modification in keeping with this Ezine's TESL -- teaching of
English as a second language -- policies.]

|