FOREIGN NEWS
Royal Mail Fined £11.7m for Losing Millions of Letters and Parcels
-- Kraliyet Posta (İdaresi)
milyonlarca mektup ve paket kaybı nedeniyle 11.7 mio sterlin para
cezasına mahkum edildi...
to fine
(fined - fined) = para cezasına mahkum etmek...
to be fined
(for sth) = para cezasına çarptırılmak...
fine
= para cezası...
to pay a
fine
= para cezası ödemek...
parcel
/PA:-sıl/
= paket... (Ansiklopedi: 2005
itibariyle, "(The) Royal Mail" kamu şirketleri grubu, 200,000
personeli ile günde 82 milyon dolayında posta dağıtımı
gerçekleştirmektedir. Yukarda sözü edilen "milyonlarca" kayıp, 10
aylık bir süreyi kapsamaktadır.)
The Royal Mail has been fined £11.7m for allowing millions of letters
and parcels to be lost or stolen because of poor supervision of staff.
... "Lax standards" were severely criticized and one example cited was
the employment of a man who had been jailed for robbing a post office.
to allow
= Buradaki anlamın "bilerek izin vermek" olmadığını not
ediniz...
poor supervision =
inadequate/unsatisfactory/inefficient = zayıf/yetersiz denetim...
staff
= personel, çalışanlar...
lax standards /LÆKZ/ =
gevşek standartlar...
(Tersi: "strict standards"...
Bu arada, kabızlığa karşı neden "laksatif" alındığını öğrenmiş
oldunuz!)...
severe
/si-VİI/= "Şiddet"
skalası şöyle gider: "mild - moderate - severe" (hafif - orta derecede
- şiddetli)...
to cite /SAYT/=
anmak, gönderimde bulunmak...
one example (which was) cited was the ----------
= verilen (zikredilen) bir örnek [daha önce bir postahane
soygunundan hapse girmiş bir adamın işe alınmış olması] idi...
The failings arose because a large and highly decentralised
organisation had lacked the controls "to ensure that procedures for
protecting mail are being followed across the company".
failing
= kusur, yetersizlik, başarısızlık...
to arise
(arose - arisen)
= ortaya çıkmak (= meydana gelmek, oluşmak, vuku bulmak)...
because of a
large and highly decentralised organization
= çok geniş ve büyük ölçüde desantralize bir örgüt(lenme)den dolayı...
lacked the
controls = kontrol
imkanlarına sahip değildi...
to ensure
= olmasını sağlamak... to
ensure that procedures for protecting mail are being followed across
the company
= postaları koruma prosedürlerine şirketin tümünde uyulmakta
olduğundan emin olmak (= öyle olmasını sağlamak)...
The Royal Mail said it would appeal against the fine within 28 days
and promised to "do all in its power to reverse the unreasonable size
of the fine". A spokesman said it was unfair, had no basis in logic
and disregarded millions of pounds of compensation paid to customers.
to appeal
(against)
= temyize başvurmak...
fine
= para cezası...
to do all in
one's power
= elinden gelen herşeyi yapmak, hertürlü çabayı göstermek...
to reverse
= tersi yöne çevirmek...
unreasonable
= makul olmayan, mantık dışı...
unfair
= haksız, hakkaniyetsiz...
logic
/L@-cik/
= mantık...
logical
/L@-cikıl/
= mantıklı...
to disregard
/DİS-ri-GA:D/
= görmezden gelmek, gözardı/kulakardı etmek, kaale almamak...
compensation
= tazminat...
"unfair"
sözcüğünü gördünüz... O halde "fair" sözcüğünün de önde
gelen anlamlarını
sıralayalım: 1. hakça, adil, hakkaniyetli... 2.
sarışın... 3. fuar... 4. "fair weather" =
iyi, güzel (hava)... 5. "a fair understanding of" =
oldukça, epeyce, yeterli derecede... 6. "a fair threat
to" = önemli derece bir (tehdit)... Kısacası, tümcenin
gelişine göre ve bir de belli kalıplarda kullanıldığını dikkqate
alarak takdir edeceksiniz.
YORUM:
Britanya kültürünün en beğendiğim yönü, "hakça, hakkaniyetli, adil"
olunmasına verdikleri büyük önem. Öyle ki, "It isn't fair,"
dediniz mi, akan sular duruyor; karşı taraf mutlaka kendini sorgulamak
gereğini duyuyor. (Tabiidir ki, ve ne yazıktır ki, uluslararası
ilişkilerde herzaman geçerli değil.)
The Manchester
Guardian, www.guardian.co.uk
(February 11, 2006)
DOMESTIC NEWS
If a Businessman Becomes a Conductor
Bu basit gibi görünen başlığın
çevirisi için taşın altına elimi sokmuyor ve bunu size bırakıyorum: "Olursa,
olunca, şef, orkestra şefi, maestro..." gibi çeşitli sözcüklerin
çeşitli bileşimleri ile oluşan nüansları irdeleyiniz...
Turkish
Daily News, February 11, 2006
Gila Benmayor
The other night, the Borusan İstanbul Philharmonic Orchestra had a
surprise conductor at a concert held at the Lütfi Kırdar Concert Hall,
Borusan Chairman Ahmet Kocabıyık. ... He emerged after the
intermission with a conductor's baton and conducted the orchestra.
With Kocabıyık, the orchestra played French composer George Bizet's
"Carmen" overture. His performance was so good that we were all very
impressed. ... He said this repertoire was very small and as a result,
he had to play the same song again.
ÖNCE BİR SORU: Metne
bakmadan cevaplayınız: "Konser vermek" anlamında kullanılan fiil
nedir? "to ---------- a concert". Eğer "öğrenmek" amacı ile
okunuyorsa, roman okur gibi okuyup geçmenin bir yararı yok. Not
defteriniz devamlı elinizin altında bulunsun...
the
other night
= "geçen gece"...
the
other day
= "geçen gün" ("geçtiğimiz günlerden birinde" anlamında)...
intermission
/İN-tı-Mİ-şın/
= ara... (DİKKAT: "iki evin arası" falan gibi uzamsal (mekansal)
anlamda kullanamazsınız)...
conductor
/kın-DAK-tı/...
baton
/bı-T@N/,
/bæ-T@N/, /bæ-TOUN/,
veya hatta /BÆ-tın/...
composer
/kım-POU-zı/...
overture
/OU-vıçuı/...
performance
/pö-FO:-mıns/...
repertoire
/RE-pıtua/...
Siz, hece vurgularına saygı göstermeden "telaffuz" etmeğe ve
"Beni anlamıyolar yaa!" diye yakınmağa devam eden bakın bakalım...
Tabii, fazla da kınayamıyorum... Programları ve spikerleri ile,
İngilizce'yle pek bir içli dışlı oldukları izlenimi vermeğe çalışan anlı şanlı bir TV kanalımızda
haftalardır reklamını yapıyorlar: ***"arrestid dive-LOP-ment"... Gel
de bunun /ı-RES-tid-di-VE-lıpmınt/ şeklinde okunması gerektiğini öğret
bakalım... Sonunda, kendi aramızda anlaştığımız bir "İngilizce"
uydurup, "adamlar bizi anlamıyo yaa" yakınmasına devam...
(Dilbilimciler için not: "pidgin" ve giderek "creole" dillerin doğuşu.)
So why did we see conductor Gürer Aykal being replaced by a
businessman? Despite the fact that the businessman in question is not
foreign to such music, plays the flute and knows how to read music,
every one knows that's not enough to conduct an orchestra. So why did
he do it?
to be
replaced by
= tarafından yerine geçilmek, devralınmak...
xxx in
question
= sözkonusu xxx...
"Despite the fact" ile başlıyan belirteç yantümcenin "to read music"
sonuna kadar devam ettiğine, anatümcenin "every one" ile başladığına
dikkat ediniz.
If I tell you that he donated 25,000 euros to have the honor to
conduct the orchestra, maybe it will be enough to solve the puzzle.
Borusan, which is known for its support of art and music, has now
found a new formula to support young and talented musicians. Twice a
year, a businessman who wants to conduct an orchestra will do so in
exchange for donating 25,000 euros. This money will be used to send a
young musician with a bright future overseas to be educated.
to donate
/dı-NEYT/ = bağışta bulunmak...
donation
/dı-NEY-şın/ = bağış...
donor
/DOU-nı/ = bağış yapan...
blood donor
/BLADDOU-nı/ = Türkçe tıp dilinde "donör" denilen kişi...
talented
/TÆ-lıntid/
= yetenekli...
will do so
= (burada) will conduct an orchestra (tekrarlamamak için "to do so" =
"öyle yapmak" deyimini devreye sokuyoruz...
in exchange
for
= karşılığında...
to send overseas
= yurtdışına göndermek... Tabiatıyla "overseas" sözcüğünün bu anlamı,
Britanya'nın bir ada devleti olmasından kaynaklanıyor...
DİKKAT:
euro
okunuşu /YUR-ou/... Türkçe'de "avro" şeklinde okunmasını
isteyenlere itirazım ise kulak yanılsaması olasılığından: "Hay ben bu
Avrupa'nın anasını avrosunu..." der gibi...
There will be another concert
soon in İstanbul to support poor but talented young musicians.
World-renowned pianist twins Güher and Süher Pekinel will perform a
concert on March 8 to help build a music room for Tevitöl High School,
where super-talented or clever children from all over the country are
educated.
world-renowned
/ri-NAUND/ = dünyaca ünlü...
to help (to)
build
= "help" fiilinden sonra "tam" mastar şart değildir ve çoğu
zaman kullanılmaz...
Kader utansın... Bizim zamanımızda
Tevitöller var mıydı da gitmedik?! Kıyıda köşede serpildik kendi
kendimize...
The Turkish Daily News
http://www.turkishdailynews.com