Doç. Dr. Yalçın İzbul

Free Bilingual E-Zine

PRACTICAL ENGLISH FOR TURKS

YAHOO Uluslararası İngilizce Öğretim Grupları

2003 - 2006 DÜNYA BİRİNCİSİ !!

New Series # 022

February 12, 2006

 

 MESAJ

 E-KİTAP

 

 FOREIGN NEWS

Royal Mail Fined £11.7m for Losing Millions of Letters and Parcels -- Kraliyet Posta (İdaresi) milyonlarca mektup ve paket kaybı nedeniyle 11.7 mio sterlin para cezasına mahkum edildi... to fine (fined - fined) = para cezasına mahkum etmek... to be fined (for sth) = para cezasına çarptırılmak... fine = para cezası... to pay a fine = para cezası ödemek... parcel /PA:-sıl/ = paket... (Ansiklopedi: 2005 itibariyle, "(The) Royal Mail" kamu şirketleri grubu, 200,000 personeli ile günde 82 milyon dolayında posta dağıtımı gerçekleştirmektedir. Yukarda sözü edilen "milyonlarca" kayıp, 10 aylık bir süreyi kapsamaktadır.)

The Royal Mail has been fined £11.7m for allowing millions of letters and parcels to be lost or stolen because of poor supervision of staff. ... "Lax standards" were severely criticized and one example cited was the employment of a man who had been jailed for robbing a post office.

to allow = Buradaki anlamın "bilerek izin vermek" olmadığını not ediniz... poor supervision = inadequate/unsatisfactory/inefficient = zayıf/yetersiz denetim... staff = personel, çalışanlar... lax standards /LÆKZ/ = gevşek standartlar... (Tersi: "strict standards"... Bu arada, kabızlığa karşı neden "laksatif" alındığını öğrenmiş oldunuz!)... severe /si-VİI/= "Şiddet" skalası şöyle gider: "mild - moderate - severe" (hafif - orta derecede - şiddetli)... to cite /SAYT/= anmak, gönderimde bulunmak... one example (which was) cited was the ---------- = verilen (zikredilen) bir örnek [daha önce bir postahane soygunundan hapse girmiş bir adamın işe alınmış olması] idi...

The failings arose because a large and highly decentralised organisation had lacked the controls "to ensure that procedures for protecting mail are being followed across the company".

failing = kusur, yetersizlik, başarısızlık... to arise (arose - arisen) = ortaya çıkmak (= meydana gelmek, oluşmak, vuku bulmak)... because of a large and highly decentralised organization = çok geniş ve büyük ölçüde desantralize bir örgüt(lenme)den dolayı... lacked the controls = kontrol imkanlarına sahip değildi... to ensure = olmasını sağlamak... to ensure that procedures for protecting mail are being followed across the company = postaları koruma prosedürlerine şirketin tümünde uyulmakta olduğundan emin olmak (= öyle olmasını sağlamak)...

The Royal Mail said it would appeal against the fine within 28 days and promised to "do all in its power to reverse the unreasonable size of the fine". A spokesman said it was unfair, had no basis in logic and disregarded millions of pounds of compensation paid to customers.

to appeal (against) = temyize başvurmak... fine = para cezası... to do all in one's power = elinden gelen herşeyi yapmak, hertürlü çabayı göstermek... to reverse = tersi yöne çevirmek... unreasonable = makul olmayan, mantık dışı... unfair = haksız, hakkaniyetsiz... logic /L@-cik/ = mantık... logical /L@-cikıl/ = mantıklı... to disregard /DİS-ri-GA:D/ = görmezden gelmek, gözardı/kulakardı etmek, kaale almamak... compensation = tazminat...

"unfair" sözcüğünü gördünüz... O halde "fair" sözcüğünün de önde gelen anlamlarını sıralayalım: 1. hakça, adil, hakkaniyetli... 2. sarışın... 3. fuar... 4. "fair weather" = iyi, güzel (hava)... 5. "a fair understanding of" = oldukça, epeyce, yeterli derecede... 6. "a fair threat to" = önemli derece bir (tehdit)... Kısacası, tümcenin gelişine göre ve bir de belli kalıplarda kullanıldığını dikkqate alarak takdir edeceksiniz.

YORUM: Britanya kültürünün en beğendiğim yönü, "hakça, hakkaniyetli, adil" olunmasına verdikleri büyük önem. Öyle ki, "It isn't fair," dediniz mi, akan sular duruyor; karşı taraf mutlaka kendini sorgulamak gereğini duyuyor. (Tabiidir ki, ve ne yazıktır ki, uluslararası ilişkilerde herzaman geçerli değil.)

The Manchester Guardian, www.guardian.co.uk (February 11, 2006)

 DOMESTIC NEWS

If a Businessman Becomes a Conductor  Bu basit gibi görünen başlığın çevirisi için taşın altına elimi sokmuyor ve bunu size bırakıyorum: "Olursa, olunca, şef, orkestra şefi, maestro..." gibi çeşitli sözcüklerin çeşitli bileşimleri ile oluşan nüansları irdeleyiniz...

Turkish Daily News, February 11, 2006

Gila Benmayor

The other night, the Borusan İstanbul Philharmonic Orchestra had a surprise conductor at a concert held at the Lütfi Kırdar Concert Hall, Borusan Chairman Ahmet Kocabıyık. ... He emerged after the intermission with a conductor's baton and conducted the orchestra. With Kocabıyık, the orchestra played French composer George Bizet's "Carmen" overture. His performance was so good that we were all very impressed. ... He said this repertoire was very small and as a result, he had to play the same song again.

ÖNCE BİR SORU: Metne bakmadan cevaplayınız: "Konser vermek" anlamında kullanılan fiil nedir? "to ---------- a concert". Eğer "öğrenmek" amacı ile okunuyorsa, roman okur gibi okuyup geçmenin bir yararı yok. Not defteriniz devamlı elinizin altında bulunsun...

the other night = "geçen gece"... the other day = "geçen gün" ("geçtiğimiz günlerden birinde" anlamında)... intermission /İN-tı--şın/ = ara... (DİKKAT: "iki evin arası" falan gibi uzamsal (mekansal) anlamda kullanamazsınız)... conductor /kın-DAK-tı/... baton /bı-T@N/, /bæ-T@N/,  /bæ-TOUN/, veya hatta  /-tın/... composer /kım-POU-zı/... overture /OU-vıçuı/... performance /pö-FO:-mıns/... repertoire /RE-pıtua/...  Siz, hece vurgularına saygı göstermeden "telaffuz" etmeğe ve "Beni anlamıyolar yaa!" diye yakınmağa devam eden bakın bakalım...

Tabii, fazla da kınayamıyorum... Programları ve spikerleri ile, İngilizce'yle pek bir içli dışlı oldukları izlenimi vermeğe çalışan anlı şanlı bir TV kanalımızda haftalardır reklamını yapıyorlar: ***"arrestid dive-LOP-ment"... Gel de bunun /ı-RES-tid-di-VE-lıpmınt/ şeklinde okunması gerektiğini öğret bakalım... Sonunda, kendi aramızda anlaştığımız bir "İngilizce" uydurup, "adamlar bizi anlamıyo yaa" yakınmasına devam... (Dilbilimciler için not: "pidgin" ve giderek "creole" dillerin doğuşu.)

So why did we see conductor Gürer Aykal being replaced by a businessman? Despite the fact that the businessman in question is not foreign to such music, plays the flute and knows how to read music, every one knows that's not enough to conduct an orchestra. So why did he do it?

to be replaced by = tarafından yerine geçilmek, devralınmak... xxx in question = sözkonusu xxx... "Despite the fact" ile başlıyan belirteç yantümcenin "to read music" sonuna kadar devam ettiğine, anatümcenin "every one" ile başladığına dikkat ediniz.

If I tell you that he donated 25,000 euros to have the honor to conduct the orchestra, maybe it will be enough to solve the puzzle. Borusan, which is known for its support of art and music, has now found a new formula to support young and talented musicians. Twice a year, a businessman who wants to conduct an orchestra will do so in exchange for donating 25,000 euros. This money will be used to send a young musician with a bright future overseas to be educated.

to donate /dı-NEYT/ = bağışta bulunmak... donation /dı-NEY-şın/ = bağış... donor /DOU-nı/ = bağış yapan... blood donor /BLADDOU-nı/ = Türkçe tıp dilinde "donör" denilen kişi... talented /-lıntid/ = yetenekli... will do so = (burada) will conduct an orchestra (tekrarlamamak için "to do so" = "öyle yapmak" deyimini devreye sokuyoruz... in exchange for = karşılığında... to send overseas = yurtdışına göndermek... Tabiatıyla "overseas" sözcüğünün bu anlamı, Britanya'nın bir ada devleti olmasından kaynaklanıyor...

DİKKAT: euro okunuşu /YUR-ou/... Türkçe'de "avro" şeklinde okunmasını isteyenlere itirazım ise kulak yanılsaması olasılığından: "Hay ben bu Avrupa'nın anasını avrosunu..." der gibi...

There will be another concert soon in İstanbul to support poor but talented young musicians. World-renowned pianist twins Güher and Süher Pekinel will perform a concert on March 8 to help build a music room for Tevitöl High School, where super-talented or clever children from all over the country are educated.

world-renowned /ri-NAUND/ = dünyaca ünlü... to help (to) build = "help" fiilinden sonra "tam" mastar şart değildir ve çoğu zaman kullanılmaz...

Kader utansın... Bizim zamanımızda Tevitöller var mıydı da gitmedik?! Kıyıda köşede serpildik kendi kendimize...

The Turkish Daily News http://www.turkishdailynews.com

[All passages are subject to modification in keeping with this Ezine's TESL -- teaching of English as a second language -- policies.]

 

 CD

 TANITIM

 

 MESAJ

 E-KİTAP

 

Yeni bir diziye başlıyoruz ...

Boğaz'ın o taş yürekli sarışın gülü Leyla Binnaz hn'dan, dağların bozkırların saf böğründen kopup da gelmiş, mecburiyet itibariyle epeyce keko, biraz hırbo, kenarcık kenarcık da bayağa dallama, Murteza Kakkavak kardeşimize "red mektupları"...

Okurlarımız arasında "advanced" İngilizce bilenlerin sıkılmaması için, bu duygu yüklü mektupları önce tam metin vereceğim; ardından "intermediate" okurlarımız için açıklamalı bölüm gelecek... Hadiyin bakalım, düşüyoruz artıkın, reddedilen bir aşkın çetin yollarına...

UYARI: Bu mektuplarda "o biçim" sözcükler, "sitcom" gereği mebzul (bol) miktarda kullanılmıştır. Hoşlanmıyorsanız, (bana kukumav protestolar göndermek yerine) okumayıveriniz, efendim.

WARNING: If you are offended by strong language (used here perforce profusely), skip reading and so skip sending me edifying letters which would be to no avail anyway.

UNREQUITED LOVE

.

KARŞILIKSIZ AŞK

--  01 --

You will read in this poignant love series a number of letters of rejection by a sophisticated cold-hearted woman of Stambouli, named Leyla Binnaz, addressed, stamped and sent to a lovesick Anatolian bumpkin gentleman, named Murteza Kakkavak,  with  reasons certainly-not-to-be-unmindfully-dismissed-offhand... No more words from me: let Miss Binnaz's letters of rejection speak out for themselves in a series of bathetic climaxes to a great love of our sordid times...

Dear Murteza,

Some say no one is irreplaceable. That, however, is total bullshit. You are instantly replaceable, Murteza. People as tedious and boring as you are should be instantly quarantined. You're so boring that whole İstanbul skies light up should a day pass by without you showing up on my way about. Seeing you around scares me to death. To tell the truth, I don't want to die of boredom. The only bearable thing about sex with you could only be the post-coital cigarette... You have a condition known as Optical Rectalitus. That's where the nerve in the eye crosses the nerve in the rectum. It gives you a shitty outlook on life. My guess is that if you had a brain, it would just be another part of your body that smells like rotten mackerel.  So, go do a triple somersault through the air and disappear up your own asshole.

Adios Asshole,

Leyla Binnaz

 

 CD

 TANITIM

 
 
   

Dear Murteza,

Some say no one is irreplaceable. That, however, is total bullshit. You are instantly replaceable, Murteza.

People as tedious and boring as you are should be instantly quarantined.

You're so boring that whole İstanbul skies light up should a day pass by without you showing up on my way about.

Seeing you around scares me to death. To tell the truth, I don't want to die of boredom.

 

The only bearable thing about sex with you could only be the post-coital cigarette...

You have a condition known as Optical Rectalitus. That's where the nerve in the eye crosses the nerve in the rectum. It gives you a shitty outlook on life.

My guess is that if you had a brain, it would just be another part of your body that smells like rotten mackerel.

So, go do a triple somersault through the air and disappear up your own asshole, O.K.?

Adios Asshole,

Signed, Leyla Binnaz.

 
   

Azizim Murteza,

Bazıları, kimse kimsenin yerini dolduramaz der. Oysa, bu tam bir saçmalık... Senin yerin anında doldurulabilir, Murteza.

Senin kadar bıktırıcı ve sıkıcı insanlar anında karantinaya alınmalı.

Öylesine sıkıcısın ki, tüm İstanbul gökleri nurlara boğuluyor senin yoluma çıkmadığın günlerde.

Seni çevremde görmek beni ölümüne korkutuyor. Gerçeği söylemek gerekirse, sıkıntıdan ölmek istemiyorum.

Seninle seksin tek tahammül edilebilir ânı, ardından bir sigara içmek olabilir ancak...

Sende Optik Rektalitus hastalığı var oğlum. Yani göz sinirlerin göt sinirleriyle çapraz bağlantı kurmuş. Sonuçta hayatı kaka maka görüyorsun.

Tahminim odur ki, eğer sende beyin olsa, tıpkı çürümüş kefal gibi kokan bütün öteki vücut organların gibi olurdu.

Dolayısıyla, git havada üç parende at ve kendi kıçına girip kaybol, tamam mı!

Güle güle, kıçımın kenarı...

İmza, Leyla Binnaz.

 
 
 
 
 

 

Sınavlara bu kaynaktan hazırlanan adaylar,

diğer adaylara fark atıyor:

"ESSENTIAL  ENGLISH  FOR  TURKS"

 
 

Doğru Kaynak !!

 

 

Kampanyaları İnceleyiniz

 

   BİLGİ 

 

 

         

 

 

 

Dergimizi beğeniyorsanız, lütfen dostlarınıza da öneriniz,

iletiniz, gönderiniz... Teşekkürler, Sayın Üyeler...

WEB SİTEMİZ:

ANASAYFA        TESTLER        OKUMA        EĞLENCE        ALMANAK

KAYNAKLAR     FIKRA     KARİKATÜR     KONUŞMA      İSTER İNAN

*  *  *  *  *

Listemize Katılmak için: http://groups.yahoo.com/group/pratik-ingilizce

Veya Doğrudan Bana e-Posta Atınız: --> İzbul

Listemizden Ayrılmak İçin:  pratik-ingilizce-unsubscribe@yahoogroups.com