Doç. Dr. Yalçın İzbul

Free Bilingual E-Zine

PRACTICAL ENGLISH FOR TURKS

YAHOO Uluslararası İngilizce Öğretim Grupları

2003 - 2006 DÜNYA BİRİNCİSİ !!

New Series # 026

March 29, 2006

 

 MESAJ

 E-KİTAP

 

IDIOMS Relating to

THE HUMAN BODY

--  03 --

  to save one's breath

= to choose not to speak or say anything since this will be useless and serve nothing... boşuna nefes tüketmemek...

Just save your breath and don't bother talking to him. He never listens to anyone. Onunla konuşmak zahmetine katlanıp da boşuna nefes tüketme. Kimseye kulak asmaz o adam. ["bother" fiili mastar da alabilir.]

He came close to saying a few words against the plan, but then decided to remain silent and save his breath since no one would listen to him anyhow. to come close to + Ving = yapmak üzere veya neredeyse yapacak iken yapmamak veya vazgeçmek... to remain silent = sessiz kalmak ("to save one's breath" ile kısmen eşanlamlı)... since no one would listen to him anyway  = çünkü zaten kimse ona kulak vermeyecekti... zaten kimse ona kulak asmayacağı için...

Bu deyimin mecazi olan/olmayan her iki anlamını birlikte örnekleyelim:

Tell'em to shut up'n save their breath for Saturday night because they're going to need it if they think they're going to beat us. We're in great shape and we are going to win. Söyle onlara çenelerini kapasınlar ve nefeslerini Cumartesi akşamına saklasınlar. Bizi yeneceklerini düşünüyorlarsa buna ihtiyaçları olacak. Biz çok formdayız ve biz kazanacağız. tell'em = tell them... shut up'n save = shut up and save...

  to save one's (own) neck, to save one's (own) skin

= to take action to protect against or save oneself from some danger or threat directed at one's person... kendini kurtarmak, postu deldirtmemek... ["own" kullanılıp kullanılmaması ile oluşan nüans aşağıda gösteriliyor.] to take action = önlem almak, eyleme geçmek...

He betrayed his comrades to save his own neck. Kendini kurtarabilmek için yoldaşlarını ihanet edip ele verdi.

Galileo recanted his theory that the sun was the center of the universe, not the earth, to save his neck and avoid being burnt at the stake. to recant = hatalı ve pişman olduğunu söyleyerek iddiasını geri almak... To be burnt at the stake = kazığa bağlanarak yakılmak...

  to scratch one's back

[Gerçek uyuzlar için bir karşılıklı yardımlaşma çağrısı olabileceği gibi, ciğeri beş para etmez, asalak ve kan emici, sosyal uyuz Ali Dibocular için de "gelin birbirimizin sırtını kaşıyalım" çağrısıdır.]

= do someone a favour with the condition that they, too, do something for you in return... Sen benim sırtımı kaşı, ben de senin sırtını... [Atalarımızın dediği gibi, iki pislik bir hamama yakışır!]  in return = karşılığında...

There is a mutual understanding between the two: you scratch my back, and I'll scratch yours.  mutual /MYU-çuıl/ = karşılıklı, ortak...  between the two = (sözünü ettiğimiz) bu iki kişi arasında...

Scratch your (the) boss's (superviser's, professor's) back, and he'll scratch yours.

Media bosses direct their employees to scratch the government’s back, knowing that the government will scratch theirs in return. Medya patronları, çalışanlarını hükumetin sırtını kaşımağa yönlendiriyor; karşılığında hükumetin de kendi sırtlarını kaşıyacağını bildikleri için...

 

El netice, memlekette kaşınan kaşınana...

 

  (all) skin and bones

= very thin, very skinny... bir deri bir kemik...

His new owner was so miserly with the food he gave him that the poor animal soon became all skin and bones. miserly = cimri... [Tanıdığımız ve sempati duyduğumuz bir hayvandan söz ettiğimiz anlaşılıyor: Dolayısıyla, o bir "he"...]

We went to school together. He was skin and bones at the time, but is very fat now. at the time (=at that time) = o zamanlar...

  (only) skin-deep

= only on the surface, not having any deep or honest meaning, superficial /SU-pı--şıl/ ... yalnızca yüzeyde, yüzeysel; derin veya içtenlikli bir anlamdan yoksun...

Beauty is only skin deep. [Atasözü] = Fiziki güzellik yüzeysel bir niteliktir; kişinin entellektüel, duygusal ve ahlaki güzellikleri yanında önemsizdir.

You can't hope to make a meaningful anthropological study of a people if your interest in their culture goes only skin deep. Eğer kültürlerine duyduğunuz ilgi sadece yüzeysel kalıyorsa... a people = bir "halk", belli bir nüfus veya kültür grubu... Örnek:  various African peoples = çeşitli Afrika "halkları" / nüfus veya kültür grupları... Buradaki anlam, "people" sözcüğünün gramerde "sayılamaz" kabul edilen bildiğimiz öteki anlamından farklıdır ve "sayılabilen" bir birimdir.

 

I'm tired of all this nonsense about beauty being only skin-deep. That's deep enough. What do you want -- an adorable pancreas? -- Jean Kerr, 1958.

Bıktım yav bu "Güzellik yüzeyseldir" laflarından... Başka ne istenir ki?... Tapılası bir dalak ve hayran olunacak bir çift böbrek filan mı?!

 

[Mail atıp, "pancreas" dalak mıdır diye soracak olanı kesin döverim walla!]

  to stab in the back

= to do something that harms a trusting friend... bir dostu arkasından vurmak, sırtından hançerlemek...

The minister feels that the party has stabbed him in the back when they voted against the bill. Bakan, partisinin önergeye karşı oy vermekle kendisini sırtından bıçakladıklarına inanıyor.

  stick one's neck out

= to do something dangerous or risky... bir tehlikeyi veya riski göze alarak harekete geçmek...

A clever politician would want to be careful and never stick his neck out too far. Dikkatli olmak ve fazla riske girmemek isteyecektir.

Such people never stick their neck out to try and help other people. ["neck" veya "necks" olanaklı. İngilizce'yi Türkçe'nin mantığı veya gramerine göre yargılamayınız. Bu konudan daha önce de söz ettik.]

  to turn one's back on someone

= to fail or refuse to help someone when that person is in trouble despite an implicit or explicit promise earlier in that direction... daha önceden o yönde zımni veya açık bir vaade rağmen, sorun yaşayan veya ihtiyaç duyan bir kimseye yardım eli uzatmamak; "sırtını dönmek"... implicit = ima edilen; "to imply" = "ima yoluyla belirtmek" fiilinden... explicit = açıkça dile getirilmiş...

Even his closest friends turned their back on him.

When the moment comes to act, the G8 usually turn their backs on the world’s poor.

["their back / backs" -- her ikisi de olanaklı; "backs" biraz daha yaygındır, denilebilir.]

  to turn one's stomach

= to make one feel sick... midesini kabartmak / bulandırmak... [Beğenmemek, onaylamamak nüansları olabilir]

That a large number of the victims of the occupation and the civil war in Iraq are children turns people's stomachs. Irak'taki işgal ve iç savaşın kurbanlarından pek çoğunun çocuklar olması... [Burada, "that" ile başlayan bir isim-cümleciktir ve "to turn" fiilinin öznesidir. Görüyorsunuz, gramerden kurtuluş yok.]

I don’t see how anyone could find that film attractive. It, quite literally, turned my stomach. Anlamıyorum walla, nasıl olur da birisi o filmi çekici bulabilir? Kelimenin tam anlamıyla midemi döndürdü yahu.

  (to be) yellow-bellied

= a coward, cowardly, extremely timid... korkak, aşırı ürkek...

When we say that a person is "yellow bellied" or has a "yellow streak", we mean he is a coward.

He was ashamed of and disgusted at himself for having been such a yellow-bellied coward. to be ashamed of oneself  = kendinden utanmak... to be disgusted at oneself = kendinden tiksinmek...

In colloquial English, a fearful person is "yellow-bellied," "lily-livered," "faint-hearted," "spineless," "chicken," or "with cold feet." İşte sizlere eşanlamlı bir demet deyim...

NOT: Bu deyimde geçen "belly" kavramı, midenin alt ve karnın üst bölümlerine işaret eden bir kavramdır. Nitekim, yine "korkak" anlamına gelen "to have no guts" deyimi de korkunun yerleşim alanı olarak "göbek" bölgesine işaret ediyor... "Sarı" kavramı ise, "öd" kavramından kaynaklanıyor olabilir...

     

Tabii, "sarı-göbekli" olup olmamak Anglo-Saksonların derdi... Bizleri ilgilendirmez. Ne demiş atalarımız? Olmayan göbek atılmaz...

 CD

 TANITIM

 
 

 

Sınavlara bu kaynaktan hazırlanan adaylar,

diğer adaylara fark atıyor:

"ESSENTIAL  ENGLISH  FOR  TURKS"

 
 

Doğru Kaynak !!

 

 

Kampanyaları İnceleyiniz

 

   BİLGİ 

 

 

         

 

 

 

Dergimizi beğeniyorsanız, lütfen dostlarınıza da öneriniz,

iletiniz, gönderiniz... Teşekkürler, Sayın Üyeler...

WEB SİTEMİZ:

ANASAYFA        TESTLER        OKUMA        EĞLENCE        ALMANAK

KAYNAKLAR     FIKRA     KARİKATÜR     KONUŞMA      İSTER İNAN

*  *  *  *  *

Listemize Katılmak için: http://groups.yahoo.com/group/pratik-ingilizce

Veya Doğrudan Bana e-Posta Atınız: --> İzbul

Listemizden Ayrılmak İçin:  pratik-ingilizce-unsubscribe@yahoogroups.com