| |
|

BELIEVE IT OR NOT !!

LEGLESS CLIMBER CONQUERS
EVEREST
Takma Bacaklı Dağcı
Everest'i Fethetti
NOT:
Diyeceksiniz ki, "takma bacaklı" şeklindeki çeviri nereden çıktı?
Peki ne diyecektik? "Bacaksız Dağcı" mı? "Bacakları Olmayan Dağcı"
mı?... Aslında en güzel çeviri, "Azmin Zaferi"...
A
climber who lost both legs to frostbite has conquered Mount Everest.
climber
=
"klaym-bır" şeklinde okuyanların ağzına en
acı biberlerden
sürünüz; sevaba girersiniz. Doğrusu:
/KLAY-mı/...
frostbite
=
"soğuktan donma" (genel anlamda dokularda, fakat
özellikle el/ayak gibi uzuvlarda soğuk'a maruz kalma nedeniyle oluşan
kalıcı hasar)... to lose
= Buradaki anlamda, fiille birlikte kullanılan "to" ilgecini (preposition)
not ediniz... to conquer
/K@N-kı/
=
fethetmek...
Mehmet the Conqueror
/K@N-kırı(r)/
=
Fatih Sultan Mehmet (GB İngilizcesinden dahi, sonda hafif bir
/r/ sesi telaffuz edebilirsiniz)...
conquest
/K@N-kwist/
=
fetih...
Mountain guide Mark Inglis, 47, took 40 days to reach the top of the
world's highest peak, reports the Mirror.
peak
/Pİ:K/ =
doruk, zirve...
[DİKKAT: "ZİRVE
toplantısı" için =
summit
meeting
]
One of his carbon fibre false legs broke during the climb but Mark
repaired it. He had taken a spare set of limbs and
parts just in case.
spare set
=
yedek set...
limb
/LİMM/
= kol/bacak gibi bir "uzuv". (Örneğin, hayvanlarda
kol veya bacak yerine geçen organlar için de kullanılan bir
sözcüktür: animal limbs, octopus limbs) (Tıp dilinde:
"ekstremite")...
just in case
= hani
olur da diye; ne olur ne olmaz diye...
His delighted wife Anne said: "He dreamed of this all of his life.
He's over the moon."
delighted
=
çok memnun...
(
"Turkish delight" --
"Türk lokumu"nun
ne anlama geldiğini anladınız mı şimdi? "Türklerin mutluluk veren,
memnun bırakan şeyi"...)
to dream of
=
hayalini kurmak...
He's
over the moon.
=
Mutluluktan uçuyor... (Mutluluk böyledir işte; Türkçe'de uçurur, İngilizce'de
Ay'a kadar gönderir.)
Mark, from New Zealand, lost his legs below the knees and nearly
died when he was trapped in a storm climbing his
country's highest peak Mount Cook in 1982.
to be trapped
=
sıkışıp kalmak... Burada "trapped in a storm"
"fırtınaya yakalanmak" anlamındadır... (trap
=
"tuzak, kapan" sözcüğünden geliyor.)
DİKKAT: "pusu"
kavramı karşılığı ise = ambush, to ambush...
[ABD Başkanı Bush'a herhangi bir gönderme amaçlanmamıştır. Nitekim,
sözcüğün okunuşu
/ÆM-buş/
şeklindedir.]
But he went on to become a ski guide and has a silver medal for
cycling in the Sydney Paralympics.
cycling
/SAYK-ling/ =
bisiklet sporu...
paralympics
= özürlüler
olimpiyadı...
[NOT:
"ski" sözcüğünün telaffuzu için, lütfen Levent Kırca'nın "Jet-Ski"
başlıklı parodisine müracaat ediniz.]
17th May 2006

GRAMMAR NOTE:
to go + Ving
= bir eylemi yapmaya devam etmek, sürdürmek...
to go + mastar (the infinitive) = bir eylemi yapmaya geçmek,
yapmaya başlamak...
Örnek Cümle: For the next half hour, he
went on talking
about the
country in general; he then
went on to talk
about its economy in particular.
= Yarım saat kadar ülke hakkında genelde konuşmayı sürdürdü; sonra
özellikle ekonomisi hakkında konuşmaya geçti (=başladı).
[Not: "for the next half an hour" çok daha az yaygın
bir kullanımdır.]

BELIEVE IT OR NOT !!

MONKEYS HAMMER NOEL IN TEQUILA SESSION
Maymunlar - Çekiç(lemek) -
Noel(i) - Tekila - ???
Yav, bu başlık ne demek ola ki??
Çözmeğe başlayalım: The Arctic Monkeys = Ünlü pop grubu... Noel
Gallagher = Eski "Oasis" pop grubunun bas gitarcısı, ünlü müzik
adamı... Tequila session = Rakı faslı nasıl olursa bu da Tekila
faslı... Uzun sözün kısası, Tekila masasında, Noel kardeşimiz
masanın altına kaykıldığında, Monkeys grubu üyeleri hala dipdiri
ayık imişler...
Noel was so smashed after a tequila session with the young Sheffield
lads that girlfriend Sara MacDonald had to help him home.
smashed
= aşırı
sarhoş... lad
/LÆD/
= genç delikanlı...
lass,
lassy
/LÆS/ , /LÆS-i/
= genç
kız (15-17 yaş gibi)
-- (Her iki sözcük de biraz
tarihsel, biraz diyeleksel kıvamdadır -- dağarcığınıza atınız, ama
emin olmadıkça kullanmayınız)...
Noel explained: “I ended up in their aftershow and the bass player
goes to the bar and comes back with this tray of tequilas.
aftershow
= konser
sonrası partisi...
I ended up in -----
= sonunda
kendimi orada buldum; bir de baktım ki oradayım...
“I thought ‘I can’t be drinking that, it’s nearly two in the
morning'."
"İçemem
yahu ben bunu" diye düşündüm; saat neredeyse sabahın ikisi."
“I was speaking to my missus through semaphore to get her off the
dancefloor and rescue me."
Karımla işaret diliyle (colloq.) konuşuyordum, dans
pistinden gelip beni kurtarması için...
(DİKKAT: "missus" diyeleksel ve (alt)sınıfsal niteliktedir. "Bizim
hatun" türündeki bu deyimi orta sınıftan bir beyefendi ancak
teklifsiz bir ortamda şakaya vurarak kullanabilir.)
“She came over saying ‘we’ve got to go home’ and I was acting all
surprised, saying ‘What, already?’ I can’t remember getting home.”
I was acting all surprised
=
Şaşırmış nımarası yapıyordum...
What, already?
= Ne?
Daha şimdiden mi? O kadar oldu mu?
I can't remember getting
home.
= Eve
nasıl gittiğimi hatırlamıyorum...
17th May 2006

|
|
|
|

BELIEVE IT OR NOT !!

A PASSIONATE KISS CAN
CURE HAYFEVER
İhtiraslı Bir Öpücük
Saman Nezlesini Tedavi Edebilir
A new study
says a passionate 30-minute kiss can help relieve the misery of
hayfever.
ihtiraslı öpücük
--
tutkulu, tutku dolu
öpücük :
"tasfiyeci" olmaksızın "öztürkçeci" olmanın "avantaj ve
dezavantajlarını" irdeleyiniz...
hay
/HEY/
=
saman, hasat...
fever
/Fİ:-vı/
=
ateş (vücudun "ateşli" hali); "humma" (dolayısıyla Türkçe^deki
"hummalı faaliyet" anlamına benzer deyimlerde de rastlayabilirsiniz...
GRAMER NOTU:
can help relieve
=
"help" fiilinden
sonra "yalın mastar" ("to" suz) kullanılması doğal ve yaygındır...
misery
/Mİ-zıri/ veya
/MİZ-ri/ = mutsuzluk, çaresizlik ve
umutsuzluk hali... to
relieve /rı-Lİ:V/ = gidermek, hafifletmek... [to
re-live /Rİ:-liv/ = "yeniden yaaşamak" ile
karıştırmayınız.]
Researchers found kissing relaxes the sufferer and reduces
production of histamine which triggers hayfever, reports the Mirror.
to trigger
=
tetiklemek...
[trigger-happy
=
tetiği çekip insanları vurmakta kendini firenlemeyen;
en küçük gerekçede silahını ateşlemeğe hazır.]
A team at Satou Hospital in Japan told 24 men and women with
hayfever to spend 30 minutes kissing their partners while listening
to soft music.
The experiment was repeated with cuddles but not kisses. Blood
samples showed a significant drop in antibodies fighting the
allergens after the kissing session but no response at all to
cuddling.
cuddle
=
kucaklama, sımsıkı göğsüne bastırma... Tüylü oyuncak
ayıcık, köpecik ve kediciklerin önemli özelliği "cuddly"
olmalarıdır; yani "sarılıp kucaklamanın haz vermesi"... Bazı
hanımların kıllı ayıcıklarda da aynı hazzı buldukları söylenir...
blood samples
=
kan numuneleri...
at all
= "hiç
de", "hiç de bile" deyimlerimizle çeviriniz...
The same happened in patients with atopic dermatitis, a skin
condition also triggered by allergies.
patients with --------
=
---------'lı hastalar... İlgece (with) dikkat
ediniz... condition=
Buradaki bağlamda Türkçe'ye genellikle "hastalık / rahatsızlık" gibi
sözcüklerle çeviri verir...
GRAMER NOTU:
Virgül kullanımına dikkat ediniz. ".... , which is ..." yapısından
kısaltmadır. Çevirisi: "..... , ki ..."
Research leader Dr Hajime Kimata said: "These results indicate for
the first time that kissing may alleviate allergic responses."
to alleviate
/æ-Lİ-vieyt/
=
hafifletme, biraz giderme...
5th May 2006

BELIEVE IT OR NOT !!

HOW DO BABIES ACQUIRE LANGUAGE
Bebekler Dil
Becerilerini Nasıl Kazanıyor
NOT:
Diyeceksiniz ki, "dil becerileri" şeklindeki çeviri nereden çıktı?
Cesaretiniz varsa, "dil / konuşma" (langage / parole) arasında bir
tercih yapın ve kendinizi dilbilimin en sıcak tartışmasının
ortasında bulun...
A baby is to
be filmed every day for the next three years to understand how he
learns to talk.
to be + mastar (the
infinitive)
=
gelecek zaman bilidirir:
is + to be
filmed
(to be +
pasif mastar) = filme kaydedilecek...
to understand
=
anlamak için...
(Mastarlar
çoğu zaman bu şekilde "amaç bildirmek" işleviyle kullanılır.)
learn
to talk
=
Çünkü "learn" fiili,
kendisinden sonra bir eylemden söz edilecekse, bunun mastar halini
gerektirir (pekçok fiil gibi).
[Yani bunun, bir önceki mastarda gördüğümüz "amaç
bildirmek" işleviyle hiçbir ilişkisi yok.]
Professor Deb Roy of Massachusetts Institute of Technology is
recording his son's development to shed light on how babies acquire
language.
to shed light on
=
üzerine ışık tutmak (genellikle, burada olduğu gibi, mecazi)
"As every proud parent knows, there's no such thing as too many
images and videos you can take of your newborn," Professor Roy told
a press conference.
Zor bir cümle...
"Her ana-babanın bildiği gibi, bebeğinizin fotoğraflarını çekmeğe,
onu filme almağa doyamazsınız." Cümleyi yeniden inceleyerek,
anlamını irdeleyiniz.
Until now, environmental influences on development have been very
difficult to test because scientists have been unable to observe a
baby for long enough in its home environment.
environmental
influences
=
çevresel etkiler... ["environmental conditioning" = çevresel
koşullama / koşullanma]
[Karşıtanlamlı: "genetic makeup" = genetic yapı... "congenital"
/kın-CE-nitl/
= doğuştan, "fıtraten"...]
to observe (for) long
enough
=
yeterli süre gözlemlemek... ("for" kullanılmaması daha
yaygın)
The project started recording nine months ago when Professor Roy's
newborn son left hospital.
newborn
=
yenidoğan, yenidoğmuş... Bu cümlenin en ilginç yönü, "şahıslandırma"
(personification) yapılarak, "proje kaydetmeğe başladı" şeklinde bir
ifade kullanılmış olmasıdır. Bunu Türkçe'ye, "Proje çerçevesinde
kayıtlar tutulmağa başlandı" şeklinde edilgen
yapıile çevirmek daha doğrudur.
Since then a
"big brother" network of 14 microphones and 11 omni-directional
cameras has been recording his son's waking hours.
since then
=
o zamandan buzamana; o günden bugüne...
omni-directional
=
her yöne dönebilen...
"big brother" network
=
gözetleme ağı...
omni-directional
=
her yöne dönebilen...
sleeping hours X waking
hours = uykuda geçen X uyanık durumda geçen saatler...
19th May 2006

This week's
stories are from http://www.ananova.com/...
All passages are subject to modification in keeping with this
Ezine's TESL -- teaching of English as a second language --
policies.]

|
|
|