| |
|

BELIEVE IT OR NOT !!

MAN DONATES KIDNEY TO
HIS RESCUER
Böbreğini Kurtarıcısına
Bağışladı
[Bosna'lı Remzi ve
Ahmet'ten Bir İnsanlık Dersi]
to donate
=
bağışlamak, bağış yapmak (para, organ, vs)...
donation
=
bağışlama...
donor
/DOU-nı/
=
bağışlayan, "donör"; e.g. "blood donor"
/BLAD-DOU-nı/...
1.
"Affetmek" (to forgive) anlamında kullanılmaz... 2. Birisinin
hayatını bağışlamak" = "to
spare his/her life" -- "The jury spared his life." -- "Spared
him his life" olanaklı; "spared her her life" pek işitilmez...
["Spare me my life... Oh, God, spare us our sanity." (Tanrım, Sen
aklımızı koru.") şeklindeki yakarışlardan]
to rescue
/RES-kyu/
=
kurtarmak... (="zor durumda imdadına yetişmek" -- "rescue
[smb, the
firm, the house] from a fire / attackers / a desert island /
bankruptcy (=iflas)" gibi...
[Hatta,
"rescue (the economy, the country) from Tayyip Erdoğan & his party /
Deniz Baykal & his ill-advised policies..." gibi...
ill-advised = yanlış
yönlendirilen, akılcı olmayan]
A man plucked from a raging torrent 20 years ago by a stranger has
repaid the favour by donating a kidney to his rescuer.
plucked
=
"who was plucked" sıfat cümleciğinden
kısaltma... "Çekip koparmak" anlamına gelen bu fiilin buradaki
grafik (=kafamızda görüntü oluşturan) nüansına dikkat ediniz...
"raging torrent"
=
"öfkeli akıntı"... ("Rage" = "büyük öfke"
kavramından oluşturulan "öfke ve gürültüyle hızla akan su" nüansını
not ediniz... to repay a
favour
= bir iyiliği ödemek... [Aşağıda ayrıca "to pay (smb) back" deyimi
geçecek.]
favour: "Will you do me
a favour?" = "Bana bir lütufta bulunur musun? Bana bir
iyilik yapar mısın?" -- Teşekkür bâbında: "I wish I could repay
you in kind. = Keşke ben de size aynı şekşilde bir karşılık
verebilsem... [Ancak, suya
atlayıp birisini kurtarmak, "favour / lütuf-iyilik" kavramından çok öte bir
özveri.].
Remzo Pivic, from the Bosnian town of Bosanski Brod, almost drowned
when he fell into the icy water of the River Bosna two decades ago.
almost drowned
=
neredeyse boğuluyordu...
decade
/DE-keyd/
= onyıl...
He was saved when passerby Ahmet Adulovic jumped in and pulled his
lifeless body to safety.
passerby
=
oradan geçmekte olan kişi...
[bystander
= durup olayı seyreden kişi]...
lifeless
=
Burada "cansız" değil, "hareketsiz, yaşam belirtisi göstermeyen"
anlamında... pull to safety
= güvenli bir yere çekmek...
The pair stayed in contact despite the fact that rescuer Adulovic
emigrated to Canada, and when Pivic heard he was having kidney
troubles he offered one of his own.
the pair
=
Dikkat ederseniz, Türkçe'deki özel anlamından dolayı
"çift" sözcüğü ile çeviremeyiz... "Bu iki kişi" gibi bir karşılık
kullanmak gerekir...
to
stay in contact
=
teması sürdürmek, arada haberleşmek...
to emigrate
=
göçmen olarak gidip yerleşmek...
Bir ülkeden çıkanlar için "to emigrate" /E-mig-REYT/...
Oysa, ülkeye gelenler için "to immigrate"
/İM-ig-REYT/...
Bu nedenle, ülkeye yerleşen "göçmenler" = immigrant(s)
/İM-igrınt(s)/...
[Kuşlar için ise kullanılan fiil: "to migrate"
/MAYG-REYT/...
"migrating birds" = göçebe kuşlar.]
When doctors confirmed they were compatible, he flew to Ottawa to
donate the organ.
compatible
/kım-PÆ-tıbl/
=
uyuşabilir, birarada geçinebilir...
incompatible
/İN-kım-PÆ-tıbl/
=
uyumsuz, birbirleriyle uyuşamaz... ÖRNEK: "marital
incompatibility" = (evlilikte) "şiddetli geçimsizlik"...
/MÆ-ritılinkımpı-Bİ-liti/
He said: "I've finally
been able to pay him back for saving my life 20 years ago."
Adulovic, who is recovering well after the operation, said: "Remzo
has a wife and kids, so I did not want to do it, but I
got sicker, and he insisted, so I finally agreed. Now we are blood
brothers."
to recover
/ri-KAV-ı/ =
iyileşmek... (Bu fiilin değişik anlamlarını
sözlüğünüzden bulunuz ve örnekleyiniz. Örneğin,
"to recover the
stolen goods" ne demektir?)...
25th May 2006

BELIEVE IT OR NOT !!

MUM WORRIED ABOUT LOVE LIFE OF
DAUGHTER, 68
68 Yaşındaki Kızının Aşk
Hayatı Hk. Annesi Tedirgin
Social workers called
out by a worried mum to speak to her daughter about her loose morals
were shocked to find out their ages.
social worker
=
sosyal çalışmacı, sosyal çalışma uzmanı...
to be called out
=
Burada
"out" ilgecinin eklediği "olay mahalline çağırılmak"
nüansına dikkat ediniz...
Yabancılar (yani, bizler) için, bu tür ilgeç kullanım özelliklerini
kendi kullanım becerilerimize katmak İngilizce'nin en
çetin yönlerinden birisi...
mum veya
mom
/MAM/
veya /M@M/ =
anne...
"Mommy" veya "mummy" de olanaklı; ancak bu ikincisinin aynı
zamanda "mumya" anlamına geldiğini konusunda dikkatli olunuz...
to
be shocked to find out = öğrenince
şok geçirmek (çok şaşırmak)...
their ages =
"yaşları"...
Aynı yaşta
olsalardı, "their age" diyecektik...
They had to tell the
92-year-old German mother that her 68-year-old daughter's love life
was none of their business.
had to tell
=
söylemek (=belirtmek, anlatmak) zorunda kaldılar...
was none of their business
=
onları
ilgilendirmeyen, sorumluluk alanları dışında kalan bir konuydu...
Adelheid Schmidt called
the youth department of social services in Hildesheim, Lower Saxony,
to complain about her daughter Tina's "uncontrollable, immoral and
loose behaviour with men".
youth department of social
services
=
sosyal hizmetler kuruluşunun gençlik/gençler dairesi/bölümü...
Lower Saxony
=
Aşağı
Saksonya...
(Tersi: Upper Saxony)...
immoral
/İ(M)-MO:-rıl/
ahlaksız, ahlaka sığmaz, günahkar...
loose behaviour
= hafif
meşrep davranışlar... [loose
/LU:S/ = "gevşek"
kavramından.] [Bu sözcüğü "to lose"
/LU:Z/
= "kaybetmek, yitirmek" fiili ile karıştırmayınız.]
Mrs Schmidt made the
call after she found out that Tina had a boyfriend.
to make a call
=
telefon etmek, çağrıda bulunmak...
But the social workers
told her they could not help her as her "child" was 50 years past
the age limit where social services can get involved.
as
=
(because, since) çünkü; ----- olduğ'u
için...
her "child" was .........
etc.
= "çocuğu" sosyal hizmetlerin işe karışabileceği yaş sınırını 50
yıl aşmış olduğu için (=gerekçesiyle, dolayısıyla)...
25th May 2006

This week's
stories are from http://www.ananova.com/...
All passages are subject to modification in keeping with this
Ezine's TESL -- teaching of English as a second language --
policies.]

|
|
|
|

BELIEVE IT OR NOT !!

GAY STORKS MAKE GOOD PARENTS
Homoseksüel Leylekler
İyi Birer Ebeveyn Oluyorlar
NOT:
"Gay" sözcüğü ile dikkatli olmalısınız. 30-40 yıl öncesine değin,
"neş'eli, şen" anlamına yaygın kullanılan bir sıfat iken, günümüzde
"homoseksüel" kavramı tamamen önplana çıkmış bulunuyor. Öyle ki, "a
very gay party" şeklindeki bir kullanım bile "tamamen geylerin
biraraya geldiği bir eğlence" olarak anlaşılacaktır... Kıssadan
hisse: Tarihsel metinlerde sözü geçen neş'eli şen herkesin homoseksüel olduğunu
düşünmek nasıl yanlış olursa; günümüzde her homoseksüelin herdaim
neş'eli şen
olduğunu sanmak da herhalde yanlış olur...
Four gay storks have proved
they are as capable of raising a family as their heterosexual
counterparts.
to raise a family
=
çoluk çocuk büyütüp yetiştirmek...
counterpart
=
"karşıt eşdeğeri" (=karşı tarafta aynı konum ve durumda olan
kişi)
Staff at the zoo in Overloon,
near Eindhoven, were unsure if the gay and lesbian storks would
still have the same natural urge to raise offspring.
staff
/STA:F/ =
personel, çalışanlar... "stuff"
/STAF/
sözcüğü ile karıştırmayınız: (Biri uzun, diğeri, kısa okunuyor:
"âlem" ve "alem" gibi.))
Their staff
were always stuffing themselves with all sorts of
fattening stuff.
= Personelleri
durmadan hertürlü şişmanlatıcı şeyi tıkınıp duruyorlardı...
natural urge
/Ö:C/ =
doğal dürtü... offspring
=
soyundan çocuklar, soyundan gelenler...
to raise offspring
=
(aile kurup) çoluk çocuk büyütmek ve yetiştirmek...
But after giving one egg to a
pair of gay males to sit on, and another two eggs to a pair of
lesbian storks, they say the gay storks took to parenthood straight
away.
a pair of gay males
=
Şu iki noktaya dikkat ediniz: 1. "Gay" sözcüğü ile İngilizce'de (+)
veya (-) ayrımı yapılmamaktadır. Yani, "gay" sözcüğü hassaten "i..e"
anlamı taşımaz... 2. "Gay female" tanımlaması (= lesbian) giderek
yaygınlık kazanmaktadır... [DİKKAT, sözcüğün doğru
okunuşu
/LEZ-bi(y)ın/.]
Zoo spokeswoman Esther Jansen
said all three chicks had hatched successfully: "The gay storks look
after the eggs and the chicks just as well as our heterosexual
birds."
to hatch
=
yumurtadan çıkmak...
25th May 2006
NOT:
"Yahu, leyleğin de nonoşu / sevicisi olur muymuş?" diye sual
eyliyorsanız, walla ben ornitolog'ların (ornithologist
/O-ni-THO-lıcist/
=
kuşbilimci) yalancısıyım...

BELIEVE IT OR NOT !!

RADIO DJ SACKED FOR SEXY OUTFITS
Radyo Müzik Sunucusu
Açıksaçık Kıyafetleri Yüzünden
İşten çıkartıldı
"Kapalı" giyim "seksi" olabilir mi? Şüpheniz mi
var?... Plajda
gözünüz mayolulara mı kayıyor, yoksa ıslak vücuda yapışmış
entarilere mi?... Dolayısıyla burada "açıksaçık" sözcüğü ile
çevirdim... İngilizce'de ise "sexy" nitelemesi gerekli ve yerinde;
çünkü onların düşünce dünyasında "açık giyinme" ile seks arasında
birebir bir bağlantı kurulmuyor.
A female radio presenter has been sacked - for dressing too sexily
on air.
to be sacked
= işten
atılmak... (=to be fired)...
on air
=
yayında, yayın sırasında, yayında iken...
to
be on air
=
yayında olmak... (Tersi: to be off air)
The 25-year-old DJ, known as Lady Ray, is now taking Radio Bremen to
an industrial tribunal.
industrial
tribunal
= işçi/işveren
ilişkileri için hakem kurulu veya uzlaştırma mahkemesi. (Not: Yasal
veya idari terimi bilmediğim için kavram çevirisi yaptım.)
She said: "My boss told me that my skirts were too short and my tops
too low.
"But I don't understand it, it's not as if any of the listeners can
see me and my breasts don't speak into the microphone."
She is claiming damages for unfair dismissal.
it's not as if .........
= "sanki
........ gibi değil ki"...
to claim damages
=
tazminat istemek... unfair
dismissal
= haksız
yere işten çıkarılma...
26th May 2006

BELIEVE IT OR NOT !!

PREGNANT WEATHER GIRL PROMPT COMPLAINTS
Hava Durumu Sunucusunun
Hamile Olması
Şikayetlere Neden Oluyor
Television viewers in Switzerland are campaigning for a heavily
pregnant weather girl to step down. Dozens of viewers have written
to the Tele-Zueri station to complain about blonde forecaster
Jeannette Eggenschwiler.
"heavily pregnant"
= "karnı
burnunda"... to step down
=
"görevi bırakmak" anlamında (ki bu anlamdaki mecazi
kullanımı çok yaygındır
-- Örneğin,
Aziz Yıldırım "step down" yapıyormuş gibi yaptı; ama şimdi "take his
step back" yapacağa benziyor... Bu sayımızın ilk paragrafında
"iltifatta" bulunduğumuz Sayın Deniz Baykal'ın ise "step down" yapması
(önceki tecrübeyle sabit) hayal ötesi birşey...
have written
= Present
Perfect Tense kullanılması bize neler söylüyor? 1. Kız hala bu işte
çalışıyor. 2. Şikayetler devam ediyor.
weather forecast
= hava
tahmini... (Burada, sunucu için "forecaster" sözcüğü kullanılması
gazete diline özgü kestirmeden anlatım.)
But Ms Eggenschwiler, from Zurich, says despite being eight months
pregnant she enjoys her work and is not ready to take maternity
leave.
maternity leave
= "doğum
izni"... ("maternity" sözcüğü, 1. annelik (akrabalık terimi);
2.
anne gibi olma (davranış tanımı); 3. gebelik olgusu (tıbbi terim)
gibi anlamlar taşır.
maternity hospital
=
doğumevi...
"They seem to find watching a pregnant woman on TV embarrassing, and
some have even attacked me personally calling me 'perverse'," she
said. "Being pregnant is one of the most natural things in the world
and I'm not going to hide it. I'll go off air when I'm ready."
embarrassing
=
"utandırıcı... mahçubiyete neden olan... zor duruma düşüren...
rahatsızlık verici" gibi tanımlamalarla çevrilen bu kavramın
dilimizde karşılanması gerçekten zor...
perverse
/pö-VÖ:S/
=
1.
sapık; 2. sırf inat olsun diye ters giden... Burada birinci anlam
kastediliyor ve bir "(sexual) perversity"
/pö-VÖ:-siti/
olarak
değerlendiriliyor.
pervert, perverted
(isim, sıfat) /PÖ-vö:t/
,
/pö-VÖ:-tid/
sözcükleri de genelde cinsel bağlamda değerlendirilir...
26th May 2006
İmdi... Hava durumu
sunucu çıtıpıtı hanımlara ilişkin fikrimi soracak olursanız, 12-13 yıl önce
Hülya Hn'ı temaşa edeli-beri bende akıl fikir mi kalmış m'ola?...

|
|
|