Doç. Dr. Yalçın İzbul

Free Bilingual E-Zine

PRACTICAL ENGLISH FOR TURKS

YAHOO Turkland "Schools & Education" GROUPS

"A UNIQUE & INIMITABLE SUCCESS !!"

TRAGI-COMIC & CURIOUS

NEWS FROM AROUND THE WORLD

"REALITY SHOW"

TC&CN Series # 004

June 5, 2006

 
 
 

 BELIEVE IT OR NOT !!

"GHOST" HELPS ACQUIT MURDER SUSPECT

Cinayet Zanlısının Beraatine "Ruh" Yardımcı Oldu

"GHOST" (= specter, phantom, apparition, spook, etc.)  için Sözlük karşılığı olarak, genelde "hayalet" kavramımız önplandadır. "Ruh" kavramımızı ise "soul" (veya, spirit)  karşılığı görürüz. Oysa burada "ghost=ruh" şeklinde bir değerlendirme gerekiyor. Çünkü, bizim kültürümüzde, medyumlar "ruhlarla" konuşur...

(Nitekim, Hristiyan trilojisindeki "Holy Ghost" (=Holy Spirit) kavramını da "Kutsal Ruh" nitelemesiyle çeviriyoruz.)

Two letters said to be dictated by a ghost helped acquit a woman of murder in Brazil. The letters, written by a medium who claimed they were from the victim, were used as evidence in a murder trial in Viamao.

(which are) said to be dictated (by) = (tarafından) dikte ettirildiği söylenen (=öne sürülen)... to help (to) acquit /æk-WİT/ = beraat etmesine yardımcı olmak... ["Help" fiilinin kendisinden sonra "tam mastar" almak zorunda olmadığını ve çoğu zaman almadığını çok kez belirttik]...

medium /Mİ:D-yım/ = medyum... (Medyum Memiş misali...) were used as evidence = kanıt olarak kullanıldılar...

KONUŞMA İPUCU:

Yukardaki paragrafta, "murder in Brazil" sıralamasını tek birim imiş gibi okursanız yanlış birşey söylemiş olursunuz. Aralarında, ayrı birimler olduğunu belirtecek kısa bir "es" vermeniz gerekiyor. Nedenini (seslendirerek) irdeleyiniz... (Açıklaması: Çünkü iletmek istediğimiz "Brezilya'daki bir cinayet" kavramıdır; aksi takdirde, "Brezilya'da bir cinayet" demiş oluruz.]

The medium claimed the spirit had revealed that the woman accused of his murder was innocent and a jury declared Iara Marques Barcelos, 63 not guilty of the killing Ercy da Silva Cardoso.

to claim = iddia etmek, öne sürmek... to reveal  /ri-VİIL/ = açığa vurmak, ifşa etmek... donor /DOU-nı/ = bağışlayan... "his" = Burada, ifşaatı yapan ruh (cinayet kurbanı) kastediliyor...

Mr Cardoso was shot dead in his home in 2003. Mrs Barcelos was accused because she was the victim's lover and was angry he wanted to leave her.

to be shot dead = ateşli silahla vurulup öldürülmek... to be stabbed to death /STÆBD/ = bıçaklanarak öldürülmek... to be clubbed to death /KLABD/ = sopa (veya benzeri şeyler) ile vurula vurula öldürülmek... . to be stoned to death = "recmedilmek",  taşlanarak öldürülmek...

The defence lawyer told Folha de Sao Paulo: "The letters were a low blow and they were decisive to the verdict." A court spokesman said the letters were accepted as evidence because the prosecution lawyers made no objection.

to be a low blow = kemerin altına vurmak (dürüst döğüşmemek)... Eşanlamlı: "a hit below the belt" = hakkaniyetsiz ve zalimce bir darbe... decisive = belirleyici rol oynayan; kesin sonuca götüren... ÖRNEK: a decisive battle = "kat'i" meydan muharebesi... verdict /VÖ:-dikt/ = hüküm, mahkeme kararı... prosecution = iddia makamı, savcılık... to make no objection = itirazda bulunmamak...

31st May 2006

 

 BELIEVE IT OR NOT !!

VANDAL FINGERED HIMSELF AS SUSPECT

Zanlı Kişi Olduğunu, Parmağıyla Kendine İşaret Ederek  Ele Verdi

A vandal who knocked over headstones in a US cemetery left police a small but important clue - his finger. Police found the finger end stuck between two toppled gravestones in the cemetery in Fleming, New York state.

knock over headstones = mezar taşlarını devirmek... cemetery  /SE-mitıri/ = mezarlık, kabristan... a small but important clue = küçük fakat önemli bir ipucu... finger end stuck between two toppled gravestones = devrilmiş iki mezar taşının arasında sıkışmış parmak ucu...

Officers, who say a total of 53 headstones were knocked over, later arrested a man missing a finger.

officers = police officers / polis memurları... to knock over  = vurup devirmek... Nitekim boksta, rakibi yere düşürmek = to knock down... Ama "vurup müsabaka dışı bırakmak" (= nakavt) için to knock out...

a man missing a finger  = bir parmağı eksik (=yitirmiş) adam...

Nitekim, "Ne kaybettin? Neyin kayıp?" sorusu şu şekilde sorulur: "What are you missing?"

1st June 2006

Encyclop(a)edia:

The Vandals: The Vandals were an East Germanic tribe that entered the late Roman Empire during the 5th century. The Vandals may have given their name to the region of Andalusia, which was originally Vandalusia, then Arabic Al-Andalus, in the south of Spain, where they temporarily settled before pushing on to Africa.

In 455, the Vandals took Rome and plundered
(=yağmalamak) the city for two weeks starting June 2. They departed with countless valuables, including spoils (=ganimet) of the Temple in Jerusalem brought to Rome by Titus.

The term "Vandals" became proverbial
(=deyimsel) for barbaric plunder and destruction owing to (=den dolayı) the speed with which their king Genseric's army captured Rome in 455AD.

While historians agree that the Vandals did not damage the city any more than did other invaders, this notion lives on (=bu kavram yaşıyor) in the abstract (=soyut) noun vandalism connoting senseless destruction.

to connote = ------- anlam veya nüansını vermek... senseless  = "anlamsız" (=lüzumsuz, mantıklı açıklaması yapılamayacak)...

*  *  *  *  *

BİR VOCABULARY DERSİ !!

"To finger" yukardaki pasajda bir fiil olarak kullanılıyor ve "parmağı ile işaret etmek" anlamı veriyor.

Nitekim, sizleri sürekli olarak, "sözlükteki anlamların genellemeler olduğu; herhangi bir sözcüğün anlamını ve nüansını aslında cümlenin / konuşmanın gelişinden aldığı" yolunda uyarmıyor muyum?

Örneğin şu cümleye bknz.:  "She fingered the metal cross she wore around her neck. Vaya con Dios, Antonio, she called after him." -- Boynundaki metal haça parmaklarıyla dokundu. "Tanrı seninle olsun, Antonio,"  diye seslendi arkasından... ("Tanrı ile git" kavramından.)

Ama şimdi bir de şu cümleye bknz (ve çevirmemi beklemeyiniz; bu yaşa değin bazı şeyleri öğrenemediyseniz ben ne yapabilirim ki...):

"She fingered her pussy with one hand while fondling her breasts with the other."

to fondle = okşamak...

Ne yani, şimdi bunu "Bir eliyle kedisini parmakladı" diye mi anlayacağız?... Hayal ve yorum gücünüzü kullanın biraz...

 

*  *  *  *  *

Lütfen Okuyunuz !!

Karşı sütunun en altındaki "Bir Vocabulary Dersi" konusunu mutlaka okuyunuz: Azıcık "ayıpcana", ama çok öğretici ve hem de eğlenceli...

Ne kader ama; Üniversitedeyken de, öğrencilerin dikkatini derse çekebilmek için çektiğim numaraları düşündükçe, "Ulanmn, çadır tiyatrosunda talk show'a çıksam daha çok müşteri çekerdim, be," diye göğüs geçirirdim...

*  *  *  *  *

 

 BELIEVE IT OR NOT !!

UKRAINE: NO SEX UNTIL THE SEMIS !!

Ukrayna Takımına Semi-finallere Değin Seks Yasak !!

 

Eyvah! Eyvah! Ukrayna'nın Semi-final Rakipleri...

-- Kesin Çizilecekler !!

The Ukrainian team will be given a break from training if they reach the World Cup semi-final - to have sex with their wives. The promise was made by Ukraine coach Oleg Blokhin who said he wanted players to forget about sex and to concentrate on their game.

a break from training = antremanlara bir ara...

[Ülke ve milliyet adlarının telaffuzu için, BURAYI TIKLAYABİLİRSİNİZ. Ayrı sayfa açılacaktır.]

But he told the Russian daily Sport-Express: "I will personally send my players to see their wives if we reach the semi finals. In fact I will drag them to their wives whether they want to or not."

will drag them = sürükleye sürükleye götüreceğim... Buradaki ima, "maçlardan yorgun düşmüş oldukları için" değil; "isteseler de istemeseler de"...

Holders Brazil went most of the last finals under a strict sex ban, although current coach Carlos Alberto Parreira has said his players can have as much sex as they want this time round.

Holders Brazil = Kupanın hali hazırdaki sahibi (= son şampiyon) Brezilya... Tipik bir gazetecilik dili kestirmeden anlatım tarzı... "went" = Burada "idiler, o şekilde geçirdiler" anlamında. Nitekim, "They went thirsty for several days." = "günlerce susuz kaldılar."

 

Bakınız, Parreira oyuncuların dilediklerince seks yapabileceklerini söylemiş...

Ve biliyorsunuz, Fenerbahçe hocaya talip...

 

31st May 2006

 

 BELIEVE IT OR NOT !!

LONGEST MARRIED COUPLE ROW EVERY DAY

Uzun Evlilik Rekortmeni Çift Hergün Kavga Ediyor

Britain's longest-married living couple have revealed their secret -- arguing every day. Frank and Anita Milford took the British record by celebrating their 78th wedding anniversary, says the Sun.

row  /RAU/ = ağız kavgası, şiddetli münakaşa... Genellikle, "to have a row" deyiminde kullanılır: Ahmet: "How's your pretty girlfriend?" Mehmet: "We had a row yesterday."... longest-married living couple = halen hayatta olan dünyanın en uzun zaman evli kalmış çifti ("geçmişte daha uzun rekorlar kıranlar olmuştu" anlamını veriyor)... took the British record by celebrating ----- = 78. evlilik yıldönümlerini kutlamakla Britanya rekoruna sahip oldular...

Frank, 98, a retired dock worker, said: "We don't always see eye-to-eye and have a small argument every day. But that comes and goes. We are always here for each other."

retired dock worker = emekli dok işçisi... to see eye-to-eye = aynı görüşte olmak, birbirinin fikrine katılmak... "But that comes and goes." = Ama bu geçicidir; gelip geçer...

And now the couple have their sights on the record for the longest-ever British marriage of 80 years. Anita, 97, added: "There's every chance we could break that record. These days marriages don't last long, but we can't understand that."

to have one's sight on = gözünü dikmiş (=kafaya koymuş, hedeflemiş) olmak... longest-ever = tüm zamanların en uzunu... There's every chance (that) = büyük olasılıkla... [Bir sonraki cümleye bakınca anlıyoruz ki, teyzemin aklına "ölür müyüz, kalır mıyız" diye gelmiyor; "Biz ayrılmayız / ayrılamayız" diyor: "Bugünlerde ("günümüzde") evlilikler pek uzun sürmüyor; biz buna akıl erdiremiyoruz."

The pair met at a YMCA dance in Plymouth, Devon, and wed two years later at Torpoint Register Office on May 26, 1928.

YMCA = çok merak ettiyseniz: "Young Men's Christian Association"... register office (veya, registry office) = nikah dairesi... (Kilise'de dini nikahtan farklı resmi nikah)...

31st May 2006

 

 BELIEVE IT OR NOT !!

SHEPHERD SEEKS RECORD FOR LOST SHEEP

Çoban Yitirdiği Koyunları İçin Rekor (Tescili) İstiyor

A Croatian shepherd is hoping for a place in the Guinness Book of Records after he lost 230 animals in a freak storm. Milan Prpic has written to Guinness asking if he can be included for having the most sheep killed by a single lightning strike.

Croatian = Hırvatistanlı, Hırvat... freak storm = beklenmedik zamanda ansızın bastıran fırtına... ["freak" /FRİ:K/ = "hilkat garibesi" -- Tıpkı Türkçe'de olduğu gibi, usturuplu, ustalıklı, iğneleyici ve çok eğlenceli kullanımlara müsait bir sözcüktür.] for having the most sheep killed by a single lightning strike = tek yıldırım çarpmasıyla ençok sayıda koyunu ölmüş olmak nedeniyle (dolayısıyla, münasebetiyle)...

[Ülke ve milliyet adlarının telaffuzu için, BURAYI TIKLAYABİLİRSİNİZ. Ayrı sayfa açılacaktır.]

He included the veterinary certificate for the animals, which represented half his flock, with his letter to Guinness. He said: "I might as well get something out of it, after all, it will cost me £15,000 to replace my lost animals." Prpic, who is from Senj, added: "It all happened so quickly I didn't have time to get them all to shelter. The clouds suddenly came down, the sky went black and the heavens opened. It wiped out half my flock. I had to go round collecting hundreds of dead sheep afterwards."

flock = koyun sürüsü... Dikkat: Hristiyanlıktaki "çoban ve sürüsü" sembolizminden dolayı, kilise cemaati gibi toplulular hakkında da kullanılır. "To flock" fiili de herhangi bir "hayvan sürüsü" iması olmaksızın, "kitle halinde gelmek / gitmek" eylemleri için kullanılabilir... Büyükbaş hayvan sürüsü karşılığı = "herd" /HÖRD/ = bunun taşıdığı imalar (connotations) olumsuzdur...

might as well = Bu zor kalıbı not ediniz; Türkçe'ye ençok "bari" kavramı ile çeviri verir: "Bari bu işten birşeyler çıkarayım."... after all = Bu da zor kalıplar arasında yer alır. Çevirisi çoğu zaman, "Nede olsa..." şeklindedir: "Nede olsa, kaybettiğim hayvanlarımı yerine koymak bana 15 bin sterline patlayacak."... "the heavens opened" = "gökler yarıldı"... to wipe out = silip süpürmek (=yok etmek)...

1st June 2006

This week's stories are from http://www.ananova.com/... All passages are subject to modification in keeping with this Ezine's TESL -- teaching of English as a second language -- policies.]

 
 
 

 

   Dergimizi beğeniyorsanız, lütfen dostlarınıza da

   öneriniz, iletiniz, gönderiniz...

 

   Teşekkürler, Sayın Üyeler...

 

 

Listemize Katılmak için: http://groups.yahoo.com/group/pratik-ingilizce

Veya Doğrudan Bana e-Posta Atınız: --> İzbul

Listemizden Ayrılmak İçin:  pratik-ingilizce-unsubscribe@yahoogroups.com

 

       

WEB SİTEMİZ:

ANASAYFA     TESTLER     OKUMA   EĞLENCE

ALMANAK   KAYNAKLAR   FIKRA    KONUŞMA

KARİKATÜR   İSTER İNAN   BİLMECE   DERGİ

 

 

   Onu daha önceleri tanımamış olduğunuz için

   çok, çok, çok üzüleceksiniz:

 

ESSENTIAL  ENGLISH

FOR  TURKS

 
 

Doğru Kaynak !!

 

 

Kampanyaları İnceleyiniz

 

   BİLGİ