| |
|

BELIEVE IT OR NOT !!

"GHOST" HELPS ACQUIT
MURDER SUSPECT
Cinayet Zanlısının
Beraatine "Ruh" Yardımcı Oldu
"GHOST"
(=
specter, phantom, apparition, spook, etc.)
için Sözlük karşılığı olarak, genelde "hayalet"
kavramımız önplandadır. "Ruh" kavramımızı ise "soul"
(veya, spirit)
karşılığı görürüz. Oysa burada "ghost=ruh" şeklinde
bir değerlendirme
gerekiyor. Çünkü, bizim kültürümüzde, medyumlar "ruhlarla"
konuşur...
(Nitekim, Hristiyan trilojisindeki "Holy Ghost" (=Holy Spirit)
kavramını da "Kutsal Ruh" nitelemesiyle çeviriyoruz.)
Two letters said to be dictated by a ghost helped acquit a woman of
murder in Brazil. The letters, written by a medium who claimed they
were from the victim, were used as evidence in a murder trial in
Viamao.
(which are) said to be
dictated (by)
= (tarafından) dikte ettirildiği söylenen (=öne sürülen)...
to help (to) acquit
/æk-WİT/
=
beraat etmesine yardımcı olmak...
["Help" fiilinin kendisinden sonra "tam mastar" almak zorunda
olmadığını ve çoğu zaman almadığını çok kez belirttik]...
medium
/Mİ:D-yım/
= medyum...
(Medyum Memiş misali...)
were used as evidence
=
kanıt olarak kullanıldılar...
KONUŞMA İPUCU:
Yukardaki paragrafta, "murder in Brazil" sıralamasını tek birim
imiş
gibi okursanız yanlış birşey söylemiş olursunuz. Aralarında, ayrı
birimler olduğunu belirtecek kısa bir "es" vermeniz gerekiyor. Nedenini
(seslendirerek) irdeleyiniz... (Açıklaması: Çünkü iletmek istediğimiz "Brezilya'daki
bir cinayet" kavramıdır; aksi takdirde, "Brezilya'da
bir cinayet" demiş oluruz.]
The medium claimed the spirit had revealed that the woman accused of
his murder was innocent and a jury declared Iara Marques Barcelos,
63 not guilty of the killing Ercy da Silva Cardoso.
to claim
= iddia
etmek, öne sürmek...
to reveal
/ri-VİIL/
= açığa vurmak, ifşa etmek...
donor
/DOU-nı/
=
bağışlayan...
"his"
= Burada, ifşaatı yapan ruh (cinayet kurbanı) kastediliyor...
Mr Cardoso was shot dead in his home in 2003. Mrs Barcelos was
accused because she was the victim's lover and was angry he wanted
to leave her.
to be shot dead
=
ateşli silahla vurulup öldürülmek...
to be stabbed to death
/STÆBD/
= bıçaklanarak öldürülmek...
to be clubbed to death
/KLABD/
= sopa (veya benzeri şeyler) ile vurula vurula öldürülmek...
.
to be stoned to death
= "recmedilmek", taşlanarak öldürülmek...
The defence lawyer told Folha de Sao Paulo: "The letters were a low
blow and they were decisive to the verdict." A court spokesman said
the letters were accepted as evidence because the prosecution
lawyers made no objection.
to be a low blow
=
kemerin altına vurmak (dürüst döğüşmemek)...
Eşanlamlı: "a
hit below the belt" = hakkaniyetsiz ve zalimce bir darbe...
decisive
= belirleyici
rol oynayan; kesin sonuca götüren...
ÖRNEK:
a decisive battle =
"kat'i" meydan muharebesi...
verdict
/VÖ:-dikt/
= hüküm, mahkeme kararı...
prosecution
= iddia makamı, savcılık...
to make no objection
=
itirazda bulunmamak...
31st May
2006

BELIEVE IT OR NOT !!

VANDAL
FINGERED
HIMSELF AS SUSPECT
Zanlı
Kişi Olduğunu, Parmağıyla Kendine İşaret Ederek Ele
Verdi
A vandal who knocked
over headstones in a US cemetery left police a small but important
clue - his finger. Police found the finger end stuck between two
toppled gravestones in the cemetery in Fleming, New York state.
knock over headstones
=
mezar taşlarını devirmek...
cemetery
/SE-mitıri/
= mezarlık, kabristan...
a small but important clue =
küçük fakat önemli bir ipucu...
finger end stuck between two
toppled gravestones
=
devrilmiş iki mezar taşının arasında sıkışmış parmak ucu...
Officers, who say a
total of 53 headstones were knocked over, later arrested a man
missing a finger.
officers
=
police officers / polis memurları...
to knock over
= vurup devirmek... Nitekim boksta,
rakibi yere düşürmek =
to knock down... Ama "vurup müsabaka dışı bırakmak" (=
nakavt) için to knock
out...
a man missing
a finger
= bir parmağı eksik (=yitirmiş) adam...
Nitekim, "Ne kaybettin?
Neyin kayıp?" sorusu şu şekilde sorulur: "What are you missing?"
1st June
2006

Encyclop(a)edia:
The
Vandals: The
Vandals were an East Germanic tribe that entered the late Roman
Empire during the 5th century. The Vandals may have given their name
to the region of Andalusia, which was originally
Vandalusia, then Arabic Al-Andalus, in the
south of Spain, where they temporarily settled before pushing on to
Africa.
In 455, the Vandals took Rome and plundered
(=yağmalamak) the city for two weeks
starting June 2. They departed with countless valuables, including
spoils
(=ganimet) of the Temple in Jerusalem brought to Rome by Titus.
The term "Vandals" became proverbial
(=deyimsel) for barbaric plunder and
destruction owing to
(=den dolayı) the speed with which their king Genseric's
army captured Rome in 455AD.
While
historians agree that the Vandals did not damage the city any more
than did other invaders, this notion lives on
(=bu kavram yaşıyor)
in the abstract
(=soyut) noun
vandalism connoting
senseless destruction.
to connote
=
-------
anlam veya nüansını vermek...
senseless
= "anlamsız" (=lüzumsuz, mantıklı
açıklaması yapılamayacak)...
*
* * * *

 |
BİR VOCABULARY DERSİ !! |
 |

"To finger" yukardaki pasajda bir fiil
olarak kullanılıyor ve "parmağı ile işaret etmek" anlamı
veriyor.
Nitekim,
sizleri sürekli olarak, "sözlükteki anlamların
genellemeler olduğu; herhangi bir sözcüğün anlamını ve nüansını
aslında cümlenin /
konuşmanın gelişinden aldığı" yolunda uyarmıyor muyum?
Örneğin şu
cümleye bknz.:
"She fingered the metal cross she wore around
her neck. Vaya con Dios, Antonio, she called after him."
-- Boynundaki metal haça parmaklarıyla dokundu. "Tanrı seninle olsun,
Antonio," diye seslendi arkasından... ("Tanrı ile git" kavramından.)
Ama şimdi
bir de şu cümleye bknz
(ve çevirmemi beklemeyiniz; bu yaşa değin bazı şeyleri
öğrenemediyseniz ben ne yapabilirim ki...):
"She fingered her pussy
with one hand while fondling her breasts with the other."
to
fondle = okşamak...
Ne yani,
şimdi bunu "Bir eliyle kedisini parmakladı" diye mi anlayacağız?...
Hayal ve yorum gücünüzü kullanın biraz...
  

|
|
|
|
*
* * * *
 |
Lütfen Okuyunuz !! |
 |
Karşı
sütunun en altındaki "Bir Vocabulary Dersi" konusunu
mutlaka okuyunuz: Azıcık "ayıpcana", ama çok öğretici ve hem de
eğlenceli...
Ne
kader ama; Üniversitedeyken de, öğrencilerin
dikkatini derse çekebilmek için çektiğim numaraları düşündükçe,
"Ulanmn, çadır tiyatrosunda talk show'a çıksam daha çok müşteri
çekerdim, be," diye göğüs geçirirdim...
* * *
* *

BELIEVE IT OR NOT !!

UKRAINE: NO SEX UNTIL THE SEMIS !!
Ukrayna Takımına Semi-finallere Değin
Seks Yasak !!
 |
Eyvah!
Eyvah! Ukrayna'nın
Semi-final Rakipleri...
-- Kesin Çizilecekler !!
|
 |
The Ukrainian team will
be given a break from training if they reach the World Cup
semi-final - to have sex with their wives. The promise was made by
Ukraine coach Oleg Blokhin who said he wanted players to forget
about sex and to concentrate on their game.
a break from training
=
antremanlara bir ara...
[Ülke ve milliyet adlarının
telaffuzu için,
BURAYI
TIKLAYABİLİRSİNİZ. Ayrı
sayfa açılacaktır.]
But he told the Russian
daily Sport-Express: "I will personally send my players to see their
wives if we reach the semi finals. In fact I will drag them to their
wives whether they want to or not."
will drag them
=
sürükleye sürükleye götüreceğim...
Buradaki ima, "maçlardan yorgun düşmüş oldukları için" değil;
"isteseler de istemeseler de"...
Holders Brazil went most
of the last finals under a strict sex ban, although current coach
Carlos Alberto Parreira has said his players can have as much sex as
they want this time round.
Holders Brazil
=
Kupanın hali hazırdaki sahibi (= son şampiyon) Brezilya...
Tipik bir gazetecilik dili kestirmeden anlatım tarzı...
"went"
= Burada
"idiler, o şekilde geçirdiler" anlamında. Nitekim, "They went
thirsty for several days." = "günlerce susuz kaldılar."
 |
|
Bakınız, Parreira oyuncuların dilediklerince seks
yapabileceklerini söylemiş...
Ve biliyorsunuz, Fenerbahçe
hocaya talip... |
|
 |
31st May
2006

BELIEVE IT OR NOT !!

LONGEST MARRIED COUPLE ROW EVERY DAY
Uzun Evlilik Rekortmeni Çift
Hergün Kavga Ediyor
Britain's longest-married living couple have revealed their secret --
arguing every day.
Frank and Anita Milford took the British record by celebrating their
78th wedding anniversary, says the Sun.
row
/RAU/
= ağız kavgası, şiddetli münakaşa...
Genellikle, "to have a row" deyiminde kullanılır: Ahmet: "How's
your pretty girlfriend?" Mehmet: "We had a row yesterday."...
longest-married living
couple
= halen
hayatta olan dünyanın en uzun zaman evli kalmış çifti
("geçmişte daha uzun rekorlar kıranlar olmuştu" anlamını veriyor)...
took the British record by celebrating
-----
= 78.
evlilik yıldönümlerini kutlamakla Britanya rekoruna sahip oldular...
Frank, 98, a retired dock worker, said: "We don't always see
eye-to-eye and have a small argument every day. But that comes and
goes. We are always here for each other."
retired dock worker
=
emekli dok işçisi...
to see eye-to-eye
= aynı
görüşte olmak, birbirinin fikrine katılmak...
"But that comes and goes."
= Ama bu geçicidir; gelip geçer...
And now the couple have their sights on the record for the
longest-ever British marriage of 80 years. Anita, 97, added:
"There's every chance we could break that record. These days
marriages don't last long, but we can't understand that."
to have one's sight on
=
gözünü dikmiş (=kafaya koymuş, hedeflemiş) olmak...
longest-ever
= tüm
zamanların en uzunu...
There's every chance (that)
= büyük olasılıkla...
[Bir
sonraki cümleye bakınca anlıyoruz ki, teyzemin aklına "ölür müyüz,
kalır mıyız" diye gelmiyor; "Biz ayrılmayız / ayrılamayız" diyor:
"Bugünlerde ("günümüzde") evlilikler pek uzun sürmüyor; biz buna
akıl erdiremiyoruz."
The pair met at a YMCA dance in Plymouth, Devon, and wed two years
later at Torpoint Register Office on May 26, 1928.
YMCA
= çok
merak ettiyseniz: "Young Men's Christian Association"...
register office
(veya, registry office)
= nikah
dairesi... (Kilise'de dini nikahtan farklı resmi nikah)...
31st May 2006

BELIEVE IT OR NOT !!

SHEPHERD SEEKS RECORD FOR LOST
SHEEP
Çoban Yitirdiği Koyunları
İçin Rekor (Tescili) İstiyor
A Croatian shepherd is
hoping for a place in the Guinness Book of Records after he lost 230
animals in a freak storm. Milan Prpic has written to Guinness asking
if he can be included for having the most sheep killed by a single
lightning strike.
Croatian
=
Hırvatistanlı, Hırvat...
freak
storm
=
beklenmedik zamanda ansızın bastıran fırtına...
["freak"
/FRİ:K/
= "hilkat garibesi" -- Tıpkı Türkçe'de olduğu gibi,
usturuplu, ustalıklı, iğneleyici ve çok eğlenceli kullanımlara
müsait bir sözcüktür.]
for
having the most sheep killed by a single lightning strike
= tek yıldırım çarpmasıyla ençok sayıda
koyunu ölmüş olmak nedeniyle (dolayısıyla, münasebetiyle)...
[Ülke ve milliyet adlarının
telaffuzu için,
BURAYI
TIKLAYABİLİRSİNİZ. Ayrı
sayfa açılacaktır.]
He included
the veterinary certificate for the animals, which represented half
his flock, with his letter to Guinness. He said: "I
might as well get something out of it, after all, it will cost me
£15,000 to replace my lost animals." Prpic, who is from Senj, added:
"It all happened so quickly I didn't have time to get them all to
shelter. The clouds suddenly came down, the sky went black and the
heavens opened. It wiped out half my flock. I had to go round
collecting hundreds of dead sheep afterwards."
flock
= koyun
sürüsü...
Dikkat:
Hristiyanlıktaki "çoban ve sürüsü" sembolizminden dolayı, kilise
cemaati gibi toplulular hakkında da kullanılır. "To flock" fiili de
herhangi bir "hayvan sürüsü" iması olmaksızın, "kitle halinde gelmek
/ gitmek" eylemleri için kullanılabilir... Büyükbaş hayvan sürüsü
karşılığı = "herd"
/HÖRD/
=
bunun taşıdığı imalar (connotations) olumsuzdur...
might as well
= Bu
zor kalıbı not ediniz; Türkçe'ye ençok "bari" kavramı ile
çeviri verir: "Bari bu işten birşeyler çıkarayım."...
after all
= Bu
da zor kalıplar arasında yer alır. Çevirisi çoğu zaman, "Nede
olsa..." şeklindedir: "Nede olsa, kaybettiğim hayvanlarımı yerine
koymak bana 15 bin sterline patlayacak."...
"the heavens opened"
= "gökler yarıldı"...
to wipe out
= silip süpürmek (=yok etmek)...
1st June
2006

This week's
stories are from http://www.ananova.com/...
All passages are subject to modification in keeping with this
Ezine's TESL -- teaching of English as a second language --
policies.]

|
|
|