Doç. Dr. Yalçın İzbul

Free Bilingual E-Zine

PRACTICAL ENGLISH FOR TURKS

YAHOO Turkland "Schools & Education" GROUPS

"A UNIQUE & INIMITABLE SUCCESS !!"

TRAGI-COMIC & CURIOUS

NEWS FROM AROUND THE WORLD

"REALITY SHOW"

TC&CN Series # 005

June 15, 2006

 
 
 

 BELIEVE IT OR NOT

"İster İnan İster İnanma"

Daha doğrusu, "İnanmakta belki güçlük çekeceksiniz, amma..."

 

This week's stories are from  NEWS OF THE WEIRD  -- Gariplikler / Tuhaflıklar / Acaiplikler Dünyasından Haberler...

All passages are subject to modification in keeping with this Ezine's TESL -- teaching of English as a second language -- policies.

 
 
 

PERENNIAL PROBLEMS

Ezeli ve Ebedi Sorunlar

 
 

China, sensitive about the impression it will make on visitors to the 2008 Olympics, has undertaken a major campaign against open spitting, monitored by volunteer scolders who wear shirts that spell out "mucus" in Chinese and who hand out bags to spit in.

[Houston Chronicle, 4- 29-06]

perennial /-RE-niıl/ = devamlı veya tekrar tekrar ortaya çıkan... "Yılboyu ve yıllarboyu"...

China, [which is] sensitive about the impression it will make on visitors = ziyaretçiler üzerinde yapacağı izlenimler konusunda duyarlı olan Çin... ("Çin, ki duyarlıdır ziyaretçiler üzerinde yapacağı izlenimler konusunda,") AÇIKLAMASI: İki virgül arasında, kısaltılmış sıfat-cümlecik...

to spit (spat - spat - spitting) (spit - spit - spit olanaklı) = tükürmek... to hand out bags to spit in = [afedersiniz] "içine tükürülmesi" için kağıt torba (naylon poşet?) dağıtmak  (=çevredekilere uzatıp vermek) - [NOT: Burada kastedilen gerçek anlamda "içine tükürmek" eylemidir. En yaygın ve yüce kültür davranışlarımızdan olan "(böyle işin) içine tükürmek" kavramı ile karıştırmayınız!]

[İleri öğrenciler için: "spitting image" = "exact likeness" deyiminin eğlenceli kökenleri için: TIKLAYANIZ..]

 
 
 

to undertake (undertook - undertaken) = üstlenmek; yapmayı kararlaştırmak veya yapacağını duyurmak ve girişmek / başlamak...  [Mevta olmamış olsaydı, "deruhte etmek" de iyi bir sözcüktü.]

NOT: "Cenaze levazımatçısı ve tören düzenleyicisi" anlamındaki "undertakers" kavramı, "to take under" kavramından geliyor: "Aşağı Götürücüler" = Toprakaltına postalayanlar...

to scold = 1. haşlamak (="haşlaklamak", haşlayarak "yakmak"); 2. Sözel olarak "haşlamak"... ÖRNEK: 1. That stupid flight attendant spilled some scolding hot coffee on my arm... 2. His father scolded him for being so disrespectful to his mother.

DİKKAT: "To boil" ise (kaynatmak) bir pişirme yöntemidir... "Many missionaries were boiled alive by cannibals in huge boiling pots." [Tarihi bir yalandır bu... Çiğ çiğ yemek veya rosto usulü kızartma muhtemelen daha yaygındı!] [to boil alive = canlı canlı kazana atmak; cannibal /-nibıl/ = yamyam; kendi türünden birini yiyen herhangi bir canlı.]

"Volunteer scolders": İran'daki "gönüllü (milis) dayak atıcılar" ın varlığına şaşırmadığımıza göre, Çin'deki "gönüllü (milis) sözel haşlayıcılar" ın da varlığına şaşmamalıyız...

who wear ... etc. = "mucus"  (öğğğğgh) yazılı "şörtler" (gömlek? tişört?) giymiş olan... to hand out = uzatıp vermek, çevredeki kişilere dağıtmak...

"open spitting" = kamuya açık yerlerde, uluorta tükürmek... [Bu davranışın yaygın olduğu coğrafyalarda eve girilirken ayakkabı çıkarılması âdeti ile çakışmasına şaşmamak gerek.]

 
 
 
 

PERENNIAL PROBLEMS

Ezeli ve Ebedi Sorunlar

 
 

India's Rural Development Minister vowed in March that the country will eliminate open defecation by 2012, despite reports of toilet use in some states as low as 15 percent. The government gives homeowners toilet-installation grants.

[International Herald Tribune, 4-4-06]

to vow = yemin etmek, kesin kararlılığını belirtmek...

TELAFFUZ NOTU: "Wow!" ünlemindeki gibi /UAU/ şeklinde okumayınız. Doğrusu: /VAU/... (Yani ilk ses /v/ için alt dudak düz çizgi halinde yayVan durumda ve üst dişlere temas halinde -- yani, /f/ pozisyonunda /v/ deyiniz (= ses "telleri" ötümlü). Ve unutmayınız, biz Türklerin İngilizce'deki en yaygın yanlış telaffuzumuz bu /v/ sesidir.  (Fazla yuWarlak söylüyoruz. "Dabılyu", /V/ nin değil, /U/ nun katmerlisidir.)

 
 
 

rural  X  urban -- /RU-rıl/ - /Ö:-bın/ = kırsal  X  kentsel...

Rural Development Minister = Kırsal Kalkınma Bakanı...

open defecation = "hacetini" açıklık yerde giderme... ("to defecate" /DE-fi-KEYT/ fiilinden) Hani o birilerinin pek bir beğendiği Güneyli komşularımızda, erkeklerin canlarının istediği yerde eteklerini toplayıp oracığa "çömüvermeleri" gibi... NOT: Türkçe tıp dilinde "feçes" şeklinde kullanılan sözcüğün İngilizce telaffuzu şöyledir: "feces" /Fİ:-si:z/.

by 2012 = 2012'den önce; 2012'ye varmadan...

state = "eyalet" sistemi olan ülkeler için "eyalet" anlamındadır...

homeowners = konut malikleri...

installation = 1. kurma, tesis etme (eylemi); 2. kurulan, tesis edilen şey... "to install" = kurmak, tesis etmek, monte etmek" fiilinden...

grant = karşılıksız (geri ödemesiz) verilen, hibe...

 
 
 
 

NOTABLE PROTESTS

Dikkat Çeken Protestolar

 
 

In February, children's book author Frank Feldmann, 35, trespassed to the top of the St. Augustine (Fla.) Lighthouse in the middle of the night, wearing a tiger suit, to decry child pornography on the Internet. However, his point was not immediately understood by police on the ground below because of communication problems posed by his voice-muffling tiger mask.

 

notable /NOU-tıbl/ = dikkate değer, dikkat çeken... Tabii ki, "to note" fiilinden... DİKKAT: "The notables of the Empire" veya "the Sultan and the notables at the court" gibi deyimlerde ise ad sınıfı bir sözcük olup, "önde gelen kişiler" anlamındadır.]

to decry (decried - decried - decrying) = kuvvetle kınamak...

ÖRNEKLER: The firm was often decried because of its overly aggressive marketing tactics. = Şirket, aşırı agresif pazarlama taktiklerinden dolayı sıklıkla kınanıyordu.

İleri öğrenciler için bir örnek. Çözebilecek misiniz?

While a lot of political thinkers have decried the effects of communism in human history, I often find myself questioning their various conclusions -- having witnessed the kind of international exploitation unopposed capitalism has been practising after the collapse of the Soviet Empire. [Y.İ.]

 
 
 

children's book author = çocuk kitap(lar)ı yazarı... ("Book" tekil; çünkü "children's book" burada "author" sözcüğünü niteleyen bir sıfat niteliğinde. Tabiatıyla sıfatların tekili çoğulu olmaz (form ise tekil formdur).

to trespass = başkasına ait bir mülke (özellikle bahçe veya arazi gibi) izinsiz girmek veya içinden geçmek...

DİKKAT: En yaygın rastlanan yasak levhaları: "No Trespassing" ve "Trespassers will be prosecuted." (= "İzinsiz girenler, girip geçenler, vs. dava edilecektir.) ["Tresspass" şeklindeki yazılış da doğru kabul edilebilecek ölçüde yaygındır.]

lighthouse = deniz feneri...

wearing a tiger suit = üzerinde bir kaplan kostümü olarak; kaplan kostümü giymiş olarak...

on the Internet = İlgece (preposition) dikkat ediniz. Burada "in" kullanılma sıklığı 1/100 oranında bile değildir...

his point = maksadı, muradı, ne demek isteği, anlatmağa çalıştığı şey... was not immediately understood = ilk anda anlaşılamadı...

on the ground below = Sahneyi gözünüzde canlandırınız: Feldman deniz fenerinin balkonunda; polisler aşağıda kulenin dibinde... Söylediklerini pek iyi işitemiyorlar...

because of ... etc = sesini boğuklaştıran kaplan maskesinin doğurduğu iletişim sorunundan dolayı... [to muffle = şiddetini engelleyerek sesi "boğmak" -- örneğin trompetten buğulu boğuk ses elde etmek için ağzına "muffler" tutulur.]

 
 
 
 

THE ENTREPRENEURAL SPIRIT

Girişimcilik Ruhu

 
 

In July, according to BBC News, British farmer David Lucas will be forced by European Commission rules to give up his lucrative sideline of building gallows for Zimbabwe and other governments that still employ hangings. Lucas' single gallows sells for the equivalent of $22,000, and the Multi-Hanging Execution System, mounted on a trailer, goes for about $185,000.

[Reuters, 3-29-06; BBC News, 5-9-06]

 

İleri Öğrenciler için: Karşı sütundaki "mounted on a ------" deyişine bknz. "To mount" = "bindirmek, yerine monte etmek" demektir... Öte yandan, at binmek / inmek kavramları da "mount / dismount" ile ifade edilir. (Tabiatıyla, "to dismount" fiilinin "demonte etmek" anlamı da vardır.) Ne alaka?? Peki, "mountain" sözcüğü nereden geliyor? Sizler için kriptik bir açıklama veriyorum: Latince "mons" tepe "hill" demektir (İngilizcesi = mount). İtalyanca: "monte" = tepe; "montagna" = dağ... 1066'dan önce, İngilizce'de "mountain" diye bir sözcük yoktu. Peki 1066'da ne oldu??

Söz İtalyanca'dan açılmışken, Şaka Yollu bir Müzik Sorusu: Adları Türkçe'ye "Yusuf Yeşil" ve "Yeşiltepe"olarak çevrilebilecek iki ünlü İtalyan besteci kimdir? Cevap: Giuseppe Verdi ve Monteverdi... [NOT: Kurala uygun yapı, tekil "monte verde", çoğul "monti verdi" olmalıydı. "Monteverdi" dönüşümünü açıklayabilecek bilgiye sahip değilim.]

     

Aldılı-Verdili minik şiirimiz karşı sütunda:

 
 
 

entrepreneur = Fransızca okunuşu aynen: /ANT-reprö-NÖ:/ ("enterprize" /EN-tıprayz/ = "girişim" den, = enterprizer)

will be forced to give up = bırakmak / vazgeçmek zorunda kalacak...

lucrative /LYUK-rıtiv/ = çok kârlı, ballı kârlar getiren...

lucrative sideline = kârlı yan-iş...

gallows /GÆ-louz/ = darağacı...

to (still) employ hangings = (halâ) idam cezası uyguluyor olmak... ["Halâ" sözcüğü haberin U.K. kaynaklı olduğunun bir göstergesidir. (Nitekim öyle.) Halâ idam cezası uygulanan kimi A.B.D. eyaletlerinden dolayı, haberin USA kökenli bir ajanstan olmadığını çıkarsayabiliriz.]

single gallows = tek darağacı...

"Multi-Hanging Execution System = "Aynı anda birden çok idam gerçekleştirme düzeneği" !!

mounted on a trailer = araçla çekilen bir platform üzerine monte edilmiş...

to go for TLXXX = XXX TL'ye satılmak, fiatı o olmak...

     

İşte böyle, dostlar... [Tıpkı, Orhan Velinin, "Kimimiz Ahmet Bey / Kimimiz Ahmet Efendi / Ya Ahmet Ağa'yla Ahmet Beyefendi?" dediği gibi]

Kimimiz "Verdi"; kimimiz "Monteverdi"...

Kimimiz "Bach"; kimimiz "Offenbach"...

Kimi Baykal Asya'da göldür; kimi Ankara'da deniz...

Hele de "aydın" doğanımız ile "er" doğanımız...

 
 
 
 

WORKPLACE TRAUMAS

İşyeri Bunalımları

 
 

Schoolteacher Sue Storer, 48, filed a lawsuit against the government in Bristol, England, in March, asking the equivalent of $1.9 million for having fired her when she complained of, among other things, never getting a replacement for her classroom chair, which she said emitted a "farting" noise every time she sat down.

[WFOR-TV (Miami), 3-21-06; Guardian (London), 3-22-06]

to fart /FA:T/ = [Şeyy, affedersiniz] "Ossurmak"... [N'apim, İngilizce'de pek fazla kibar bir sözcük değildir ki!!... DİKKAT: Telaffuzlarımız BBC İngilizcesidir; /r/ seslerini okumuyoruz)

Son bölümün mealen açıklaması:  Sue Hn'ın kovulmasına neden olan şey -- başka şeyler yanında -- sınıftaki sandalyesinin değiştirilmemesinden şikayetçi olmasıymış. Sue Hn'ın dediğine göre, bu sandalye her oturuşunda bir "osuruk" sesi salıveriyormuş...

 
 
 

trauma /TÇRO-/ = Burada "bunalım" kavramı ile çevirdim. Türkçe'ye girmiş olan "travma" kavramı daha çok bedensel anlamda anlaşılıyor; oysa İngilizce'de "psychological trauma" kavramı da gayet yaygındır...

to file a lawsuit = mahkemeye vermek, dava etmek... DİKKAT: Hep söylüyorum: "Suit" sözcüğünü "suit" şeklinde söyleyenlerin ağzına biber sürünüz; bir daha yapmasınlar... Doğrusu, /SU:T/ (uzun /u:/).

"Law" sözcüğünü "lav" diye okuyanların ise doğrudan boynunu vurunuz. Caizdir. Doğrusu, /LO:/... (uzun /O:/) Demek ki "lawsuit" için okunuş: /LO:-SU:T/ -- birincil vurgu + ikincil vurgu.

Tarihten Bir Yaprak: Vaktiyle Londra'da Kanuni Sultan Süleyman sergisinin açılışına katılan Semra Özal Hanımefendi sultanın adını "Love-Maker" şeklinde telaffuz edince, "Becerici Sultan Süleyman" tanımlaması karşısında bu konulara pek bir meraklı olan Prenses Diana kendini tutamayıp makaraları koyuvermişti...

for having fired her = işine son vermiş olduğu için... (perfect active gerund)

 
 
 
 

PEOPLE WITH TOO MUCH MONEY

Çok Çok Parası Olan İnsanlar

 
 

Women's handbag designers, uncertain about the effect of Hurricane Katrina on Louisiana's alligator habitats, spent the winter searching for new supplies of hides, according to a March Wall Street Journal report. The fall gator harvest saw prices rise 50 percent from two years earlier, forcing Ralph Lauren, for example, to raise the price of its most prestigious alligator purse to $14,000, and hide prices were expected to rise another 50 percent this summer. (Alligator shoes, shirts and coats have also soared in price, and the alligator-paneled piano sold by Giorgio's of Palm Beach now costs $950,000.)

[Wall Street Journal, 3-18-06]

Giorgio's of Palm Beach: Efendim, dünyanın en sofistike timsah ve devekuşu el çantaları ve aksesuarı ile ünlü olup, ayrıcanaktan İtalyan el yapımı kaşmir blazer ve pantolonları ile de tanınıyormuş...

Maketten milyon dolarlara satılan villa ve dairelerin parasını cebine indirmiş, yakında Florida'ya tüyecek olan müteahhidlerin bilgisine...

Ve bankaların bol-kese kredilerine kanarak, maketten villa ve dairelere imza atmış safların (ve ayrıca üçkağıtçıların) borçları yine yakında sırtına vurulacak olan saf yurdum insanının (bizlerin) yine vay haline...

 

 
 

(being) uncertain about = emin olamadıkları / tam kestiremedikleri için...

Hurricane Katrina = Kasırgalara kadın adları verilmesi geleneği, bildiğim kadarıyla, 45 yıl kadar önce Ankara Bentderesi'nde nam salmış büyük gençlik filantropisti Fırtına Nurten Hn'la başlamıştır... Hayatta ise uzun ömür, merhume olduysa rahmet dilerim...

alligator habitats = timsahların yaşama alanları.. NOT: Bildiğiniz gibi Yeni Dünya "alligator" ları ile Eski Dünya "crocodil" leri akraba fakat farklı iki türdür. (Çin'de Soyları kaybolma tehlikesi içindeki Çin aligatorları hariç tutulursa.) Birlikte döl verip veremedikleri konusunda bilgi bulamadım. Zoolog arkadaşlar yardımcı olurlarsa sevinirim.

spent the winter searching for new supplies of hides = kış aylarını yeni timsah derisi kaynakları araştırmakla geçirdiler...

fall gator harvest = sonbahar aligator hasadı...

prestigious /pres-Tİ:-cıs/ = prestijli...

to soar in price = fiatı hızla ve büyük ölçüde yükselmek...

alligator-paneled piano = timsah panelli piyano... 950 bin dolar... Breh, breh...

Geçenlerde sokak röportajında garibime soruyorlar:

"Aylık gelirin ne kadar?"

Cevap: "500 YTL."

Soru: "Peki, sence zenginlerin aylık geliri ne kadardır?"

Cevap: Bilmem ki abi, bir iki bin lira vardır herhalde..."

Ah, benim yurdum saf insanları... Koçum seçmenim benim...

 
 
 
 

 

   Dergimizi beğeniyorsanız, lütfen dostlarınıza da

   öneriniz, iletiniz, gönderiniz...

 

   Teşekkürler, Sayın Üyeler...

 

 

Listemize Katılmak için: http://groups.yahoo.com/group/pratik-ingilizce

Veya Doğrudan Bana e-Posta Atınız: --> İzbul

Listemizden Ayrılmak İçin:  pratik-ingilizce-unsubscribe@yahoogroups.com

 

       

WEB SİTEMİZ:

ANASAYFA     TESTLER     OKUMA   EĞLENCE

ALMANAK   KAYNAKLAR   FIKRA    KONUŞMA

KARİKATÜR   İSTER İNAN   BİLMECE   DERGİ

 

 

   Onu daha önceleri tanımamış olduğunuz için

   çok, çok, çok üzüleceksiniz:

 

ESSENTIAL  ENGLISH

FOR  TURKS

 
 

Doğru Kaynak !!

 

 

Kampanyaları İnceleyiniz

 

   BİLGİ