Doç. Dr. Yalçın İzbul

Free Bilingual E-Zine

PRACTICAL ENGLISH FOR TURKS

YAHOO Turkland "Schools & Education" GROUPS

"A UNIQUE & INIMITABLE SUCCESS !!"

TRAGI-COMIC & CURIOUS

NEWS FROM AROUND THE WORLD

"REALITY SHOW"

TC&CN Series # 006

June 21, 2006

 
 
 

 BELIEVE IT OR NOT

"İster İnan İster İnanma"

Daha doğrusu, "İnanmakta belki güçlük çekeceksiniz, amma..."

 

This week's stories are from  NEWS OF THE WEIRD  -- Gariplikler / Tuhaflıklar / Acaiplikler Dünyasından Haberler...

All passages are subject to modification in keeping with this Ezine's TESL -- teaching of English as a second language -- policies.

 
 
 

SUCH BRIGHT IDEAS !!

Böylesi Parlak Fikirler !!

 
 

Last year, in order to soften the transition from an agrarian economy, the rural village of Renhe, China, offered to give farmers apartments in town -- one-bedroom flats for single people and two-bedroom units for married couples. But in a fit of greed, hundreds of couples promptly divorced for no other reason than to qualify for two apartments so that they could rent one out. When officials became aware of the situation, they modified the rules, according to a May dispatch in the Los Angeles Times, and turmoil resulted, as newly divorced couples failed to reconcile, leaving children in broken homes while husbands ran off with younger women.

[Los Angeles Times, 5-8-06]

VOCABULARY: newly-wed = yeni evli... newly-divorced = yeni boşanmış...  [Birden fazla sözcüğün, çoğu zaman yazıda aralarına tire konularak, biraraya getirilmeleri ile elde edilen sıfat sınıfı sözcük öbeklerine bir örnek.]

Diğer Örnekler: "a happily-married man" (mutlu bir evliliği olan bir adam); "my ninety-year-old grandma" (doksanlık ninem)... He took a three-hour exam. (Üç saatlik bir sınava girdi)... "I've got a letter from a long-forgotten friend." (Çoktaan unutulmuş bir arkadaştan bir mektup almış bulunuyorum.)

Bu tür sıfat nitelikli öbeklere giren isim sınıfı sözcüklerin çoğullaşamayacağına ÖZELLİKLE DİKKAT EDİNİZ. Sıfatın çoğulu olur mu? -- "a three-hour exam"...

GRAMMAR:

4th line from the bottom (alttan 4. satır): "as" sözcüğü için, "neden" belirten zarf cümlecikler arasında yer alan "because, since, as, for" = "çünkü" dizisini hatırlayınız... Fakat, "----olunca / olurken" kavramı ile de anlaşılabilir: "Yeni boşanmış çiftler barışmayıp,  çocukların parçalanmış ailelerde kalmalarına yol açınca, sonuç tam bir kargaşa oldu." ["while husbands ......." kısmı, yeni bir cümlecik formundadır.]

3rd line from the bottom (allttan 3. satır): "failed to reconcile" = barışmadılar / barışamadılar... [Fail + mastar = olumsuzluk belirten bir yapıdır. Dergilerimizde daha önce defalarca ayrıntılı açıklandı.]

HİKAYENİN SONU = Kocalar boşanmanın tadına varır varmaz, daha genç birer kadın bulup köyden tüymüşler... Gökten üç elma düşmüş, vs, vs, vs...

 
 
 

to soften = yumuşamak / yumuşatmak...  --en soneki ile yapılan fiillere bir örnektir. Tersi: "to harden" = sertleşmek / sertleştirmek... [Bu ikinci fiil sizlere birşeyler çağrıştırıyorsa, doğru çağrıştırıyor.]

agrarian X industrial... /ıg-RÆ:-riın/... agriculture X industry DİKKAT -- Okunuşlar: /ÆG-ri-KAL-çı/... /ıg-RÆ:-riın/...  /İN-dıst(ı)ri/...  /in-DAS-triıl/...

rural = Bir önceki sayımızda da geçti... Durmadan herşeyi tekrarlarsak, gideriz gideriz bir de bakarız ki bir arpa boyu yol almamışız... Dostlar, bir rekabet dünyasında yaşıyoruz: Okumadıysanız, hatırlamıyorsanız, açıp bakmağa üşeniyorsanız, nal toplamağa devam edersiniz.

offered to give = "offer" fiillinin öznesini bulunuz.

DİKKAT: Aşağıdaki deyişlerde "daire" (apartman dairesi -- tekil veya çoğul) kastedilmektedir:

to live in an apartment, to live in a flat, life in apartments, life in an apartment, life in a flat

Aşağıdaki deyişlerde ise "apartman" (bina -- tekil veya çoğul)kastedilmektedir:

to live in an apartment block, to live in a flat, to live in block apartments, life in apartment blocks, a block of flats, a block of apartments.

-- She lives three blocks down the road from us. (Bizden üç apartman aşağıda oturuyor.

in a fit of greed = bir açgözlülük çılgınlığı içinde... ÖNEMLİ: "Fit" sözcüğünün bu anlamını not ediniz: "ani ve büyük öfke veya genellikle psikolojik anlamda bir "nöbet" -- örneğin, kahkaha nöbeti... "When I told daddy I'd crashed his car, he had a fit." [to have a fit (over sth)"] DİKKAT: Tıbbi anlamda genellikle "sara nöbeti" anlaşılacaktır.

hundreds of couples promptly divorced = yüzlerce çift derhal / hemen boşandılar... for no other reason that XXX = XXX dışında hiçbir neden olmaksızın...

to qualify (for) = yeterli niteliklere sahip olmak, yeterli niteliklere sahip olduğunu göstermek...

to rent out = ilgeç burada "başkasına kiralamak" kavramını ekliyor ve pekiştiriyor...

dispatch /dis-PÆÇ/ = muhabir kanalıyla gelen haber...

turmoil /TÖ:-moyl/ = çalkantı, kargaşa...

a broken home = "parçalanmış yuva"; eşlerden birinin terketmiş olduğu ev; parçalanmış aile ("a broken family").

 
 
 
 

METICULOUS & CONSIDERATE

Titiz & Başkalarını Düşünen

 
 

The principal of Liberty Elementary School in Colleyville, Texas, authorized an enlarged photo of a nickel on this year's yearbook cover, but with "In God We Trust" deleted so as not to cause offense -- but then handed out stickers with those four words so that students could place them on the cover photo if they wished.

[Fort Worth Star Telegram, 5-20-06]

GRAMMAR:

So as (not) + infinitive kalıbını sakın atlamayınız!!

4th line from the bottom  Olumlu ve olumsuz mastarların [to see - not to see : görmek / görmemek] cümle içinde bu şekildeki kullanımı "amaç" belirtir. Öğreneceğiniz üç kalıp vardır:

-- Why did you go there yesterday?

-- To see her.

-- In order to see her.

-- So as to see her.     [-------mek için]

-- Why didn't you go there yesterday?

-- Not to see her.

-- In order not to see her.

-- So as not to see her.     [-------memek için]

 
 
 

meticulous /mi-TİK-yılıs/ = titiz, kılı kırka yaran dikkatli (olumlu).

considerate/kın--dırit/ = anlayışlı, başkalarını düşünen, bencil olmayan (olumlu)... [Tersi: inconsiderate, selfish (son derece olumsuz bir yargı)]

principal = 1. (sıfat) önde gelen, başlıca: principal ingredients... 2. (isim) başöğretmen, okul müdürü: our principal (our headmaster / headmistress)...

DİKKAT: "Principle" = ilke, prensip, ilşe karıştırmayınız; fakat okunuşları aynıdır: /PRİN-sipl/...

to authorize = Burada, "onay vermek", "basıla vermek" anlamında...

enlarged photo = büyütülmüş fotoğraf... --en öneki ile yapılan "to enlarge" fiilinden... to enforce = forse etmek, zorla yaptırmak; to encourage = cesaretlendirmek, teşvik etmek, gibi. DİKKAT: Bir önceki paragrafta verdiğimiz örnek ile birleştirirseniz, demek ki "---en" gerek önek gerek sonek olabiliyor.

nickel = 5 sent değerindeki ABD sikkesi kastediliyor...

yearbook = "yıllık" (=hatıra kitabı)...

to delete/di-Lİ:T/ = silerek yoketmek... (Dikkat "ovalayarak silmek = to rub out")

to cause offense = gücendirmek; hoş sayılmamak...

to hand out = dağıtmak (=çevredekilere eliyle uzatıp vermek")...

so that students could place them on the cover photo if they wished = öğrenciler eğer isterlerse bu sözleri kapak fotoğrafı üzerine yerleştirebilsinler diye...

 
 
 
 

A VERY FAMILIAR STORY

Biz Bu Filmi Hergün Görüyoruz !!

 
 

The newspaper Ha'aretz (Tel Aviv) reported in March that the Moqassed Hospital in East Jerusalem was under investigation for detaining a newborn baby for two months because its parents did not pay the bill. (The mother had given birth to premature triplets; the hospital allegedly let her take two home but kept the third.)

[Ha'aretz, 3-29-06]

USAGE:

its parents = Eğer buradaki "its" sözcüğüne itiraz etmek gibi bir niyetiniz varsa, önce bebeğin cinsiyetini tahkik edip öğrenmeniz gerekecek...

Nitekim, kapı çalınınca ne diyoruz? "Who is it?"

Nitekim Türkçe'de de aynı değil midir? "Kim o?" Ama, esasen, kapıyı çalan kişinin bay mıdır bayan mıdır (kendi hesabıma, İnşallah ikincisidir) bilmediğimize göre 3. tekil kişi kullanmaktan başka çaremiz var mıdır?

Soruyu, "Kimsin sen?" şeklinde soracak olursak Türkçe'de edineceği yan anlamlar İngilizce için de aynen geçerli: "Who are you?" sorusunun neticesi çoğu zaman bir dostluğun sonu -- kimi zaman da Manisa ambulansının çağrılması olur...

 
 
 

to be under investigation = inceleme / soruşturma altına alınmış olmak...

to detain = 1. alıkoymak, gitmesine izin vermemek; 2. gözaltına almak (polis tarafından)... Hani şu anlı şanlı TV kanallarında, bilumum Türkçesi kıt haber bülteni yazar ve sunucuların "gözlem altına alma" (=müşahede altına) dedikleri durum. Sanırsınız, bilumum bu kişiler  buralara rasathanelerden tayinen gelmişlerdir...

mature - immature - premature = Edalı edalı "MEY-çır" yahut "pirima-TÜ:R" gibi okuyanların ağzına biber sürünüz. Bir daha yapmasınlar. Hele ki "İMMEY-çır" diye okuyanların wallah boynun vurmak sevaptır...

DOĞRU OKUNUŞLAR: /mı-ÇUI/, /İM-mı-ÇUI/ ve /primı-ÇUI/

allegedly = iddiaya göre, öne sürüldüğüne göre... ["to allege" fiilinden] -- DİKKAT !! Ne yapınız ediniz, içinizden gelen "alegedly" şeklinde yazmak dürtüsüne karşı koyunuz...

twins, triplets, quadruplets, quintuples, sextuplets, octuplets = ikiz, üçüz, dördüz, beşiz, altız, yediz, "sekiziz"...

Bir okuyucumuz soruyor, "Dokuzuz, onuz, vs. yok mudur?"

Var... Ünlü,

Yenge kızı bir tane / Yemeli tane tane...

Yenge kızı on tamam / Bayıldım aman aman...

türküsünde...

 
 
 
 

 

   Dergimizi beğeniyorsanız, lütfen dostlarınıza da

   öneriniz, iletiniz, gönderiniz...

 

   Teşekkürler, Sayın Üyeler...

 

 

Listemize Katılmak için: http://groups.yahoo.com/group/pratik-ingilizce

Veya Doğrudan Bana e-Posta Atınız: --> İzbul

Listemizden Ayrılmak İçin:  pratik-ingilizce-unsubscribe@yahoogroups.com

 

       

WEB SİTEMİZ:

ANASAYFA     TESTLER     OKUMA   EĞLENCE

ALMANAK   KAYNAKLAR   FIKRA    KONUŞMA

KARİKATÜR   İSTER İNAN   BİLMECE   DERGİ

 

 

   Onu daha önceleri tanımamış olduğunuz için

   çok, çok, çok üzüleceksiniz:

 

ESSENTIAL  ENGLISH

FOR  TURKS

 
 

Doğru Kaynak !!

 

 

Kampanyaları İnceleyiniz

 

   BİLGİ