Doç. Dr. Yalçın İzbul

Free Bilingual E-Zine

PRACTICAL ENGLISH FOR TURKS

YAHOO Turkland "Schools & Education" GROUPS

"A UNIQUE & INIMITABLE SUCCESS !!"

TRAGI-COMIC & CURIOUS

NEWS FROM AROUND THE WORLD

"REALITY SHOW"

TC&CN Series # 008

July 13, 2006

 
 
 

 BELIEVE IT OR NOT

"İster İnan İster İnanma"

Daha doğrusu, "İnanmakta belki güçlük çekeceksiniz, amma..."

 

This week's stories are from  NEWS OF THE WEIRD  -- Gariplikler / Tuhaflıklar / Acaiplikler Dünyasından Haberler...

All passages are subject to modification in keeping with this Ezine's TESL -- teaching of English as a second language -- policies.

 
 
 

A CHAMPION -- IN CHECKERS !!

Damanın da Şampiyonu Var!!

 
 

Ron "King Suki" King won the U.S. checkers championship in Medina, Ohio. He received the $6,000 first prize by emerging from among 41 competitors whose intensity generally rivals that of more popular and complex games. King, the world "free style" champion, is known as the Muhammad Ali of checkers for trash-talking his opponents. Also competing was another world champion, Alex "The Mad Russian" Moiseyev, who assured an Agence France-Presse reporter that, as in chess, the top players have to think 10 moves ahead.

[Agence France-Presse, 6-21-06]

 

Başlık çevirimin açıklaması: Kullanılan noktalama işaretlerinin tavır ve tonlamaya ilişkin olarak verdiği ipuçları değerlendirilmiştir.

Ron "King Suki" king: "King Suki" adıyla tanınan Ron King...

checkers: dama oyunu (ABD)... Pasajın hafif alaycı tonu, bu oyunun fazla bir zihinsel beceri gerektirmediği yolundaki genel kanıya koşuttur.

Oyunun Brit. adı: draughts : okunuşu /DRAFTS/ veya /DRO:TS/.

Taşlara "man" (çoğul: "men") adı verilir. Rakip alanda son sıraya kadar ilerleyip terfi eden taşlara "king" denilir. (Türkçe'sini hatırlayamadım. Bana yazarsanız, buraya eklerim.)

checkered flag = Örneğin oto yarışlarında salladıkları türden damalı bayrak... Ahmet hung on to beat Mehmet to the checkered flag by 3 seconds for his second win in this series. = Ahmet yarışa asılıp, bitiş bayrağında Mehmet'i üç saniye farkla geçerek, bu dizideki ikinci galibiyetini aldı.

DİKKAT: Bu bayrak Brit. dilinde ise "chequered" bayraktır... Ne yani, Amerikalıların "check" dediği şeye, İngilizlerin ise "cheque" dediğini de mi bilmiyorsunuz??

 
 
 

to emerge = ortaya çıkmak... Buradaki "to emerge from among...." = "aralarından sivrilip sıyrılmak"... "To emerge" fiili çok önemli kavramlar içeriyor. Onu en iyi "to submerge" ve "to disappear" kavramları ile karşılaştırarak çözebilirsiniz: Deniz yüzeyini düşününüz. Su üstüne çıkan (emerge) bir denizaltıyı ve suyun altına dalan (submerge) bir denizaltıyı düşününüz... Gecenin sisli karanlığından belirip çıkan (emerge) bir karaltıyı / karanlıklara karışıp kaybolan (disappear) bir karaltıyı düşününüz...

1. isim hali: emergence = ortaya çıkma, "zuhur"... "the emergence of man" = insan türünün evrilerek ortaya çıkması...

2. isim hali: emergency = acil durum...

intensity = yarışmacıların şampiyonaya olan yaklaşımlarındaki gergin ciddiyet ve yoğunlaşma kastediliyor...

to rival = rakip olmak... Burada "aşağı kalmamak" kavramı ile çevrilmesi doğru olur...

trash-talk = En ünlü örneklerini Muhammed Ali Cassius Clay'in vermiş olduğu, sporlarda rakibi sindirmek amacıyla başvurulan övünme ve aşağılama konuşmaları... En büyük ustalar bunu mizah da katarak gerçekleştirirler. Buradaki metinde kullanılan deyim: to trash-talk an opponent... ("Şiddetle eleştirmek ve paylamak" anlamı dışında, bu sözcüğün "çöp, atık madde" ve "değersiz sanat ürünü" gibi anlamları da vardır.)

"the Mad Russian" = "Çılgın Rus"...

DİKKAT: Özakman'ın kitabını çevirmeyi düşünüyorsanız, yanlış yorumlanabilecek nüanslarından dolayı "mad" veya "crazy" sözcükleri uygun değildir; "audacious, daring, dauntless, fearless, undaunted, valiant" grubundan bir sözcükle çevrilmesi yerinde olur... Esasen, "Şu Çılgın Türkler" deyimindeki güzelliğin İngilizce'de hiçbir şekilde yakalanamayacağı kanısındayım.

"I assure you (that) ..." = Sizi (size) temin ederim ki... Bana inanınız ki...

have to think 10 moves ahead = 10 hamle ilerisini düşünmek zorunda olmak...

ahead = (zarf) ileriye doğru, "kafa istikametinde"...

 
 
 
 

EXTREME SPORTS !!

Sporun Böylesi!!

 
 

The Gilgit tribe beat the Chitrali, 9-6, in the annual, bloody, take-no-prisoners, referee-less polo match on a remote, 2-mile-high field on a mountain in Pakistan. This is an event that, despite its viciousness, some observers credit with forestalling actual war between the tribes. According to reports, clubbing of opponents is widespread and the horses are treated more reverently than players.

When a star player was thrown off his horse in this year's match and landed on his head, lying motionless on the ground, fans screamed for him to be cleared from the field quickly so that the match could continue. After all, he only had a broken neck and concussion.

[ESPN The Magazine, 5-8-06]

 

tribe /TÇRAYB/ = kabile, aşiret... tribal /TÇRAY-bıl/, sıfat hali...

9-6 = "nine to six" okuyunuz... ["Üçe iki yendiler," diyen TV spor spikerlerine Allah'tan biraz mantık dilerim. Doğrusu, "üç-iki" veya"ikiye-üç"]

"take-no-prisoners"  = esir almaca yok (=hepsini gebertmece var); tabiatıyla burada oyunun şiddetine gönderim yapılıyor...

referee-less  = hakemsiz... Alışık olmadığımız bir sözcük olması hasebiyle, okuma zorluğu çıkarmaması için tireli yazılmış...

 
 
 

remote = çok uzak, yol geçmez kervan geçmez türünden; "ücra"... Tabii ki, "remote control" = "uzaktan komuta" kavramından tanıyorsunuz...

vicious /Vİ-şıs/ = acımasız davranan, kötü niyetle ve zalimce şiddet gösteren...

to forestall = önce davranarak engel olmak...

to club = (kısa ve kalın) sopayla dövmek (genelde kafasına kafasına indirerek)... İnce değnekler saylanmaz... (Ne güzel tanımladım, di mi?)

and the horses are treated more reverently than players = oyunculara kıyasla, atlara daha saygılı davranılır...

landed on his head = kafaüstü yere çakıldı...

fans screamed for him to be cleared from the field quickly = taraftarlar adamın çabucak oyun alanı dışına çıkartılması için bağrışıp çağrıştılar...

so that the match could continue = oyun devam edebilsin diye...

after all = ne de olsa...

he only had a broken neck and concussion. = yalnızca boynu kırılmıştı ve bir beyin travması geçiriyordu...

concussion /kın-KAŞ-ın/ = genelde kafaya alınan bir darbe sonucu ortaya çıkan, geçici konfüzyon, bellek kaybı veya baygınlığa yol açan, "hafif" beyin hasarı. Beyin sarsıntısı...

[Efendim, Türkçe tıp terimlerinde, nasıl ki "confusion" için "konfüzyon" deniliyorsa, bu da pek tabii ki "konküsyon".]

 
 
 
 

THE MARCH OF SCIENCE

Bilimsel Gelişmeler !!

 
 

It was announced by Japan's International Medical Center that their team had succeeded in extracting vanilla from ordinary cow dung, although it was conceded the flavoring could only be commercially used in non-food products like shampoos.

[HForbes-Agence France-Presse, January 2006]

Evet, doğru okudunuz!! Sığır dışkısından vanilya elde ediyorlarmış... Ancak ticari olarak, yiyecek maddeleri içinde değil, yalnızca şampuan vb gibi ürünlere "rayiha" katmak için kullanılabilecekmiş...

Böylece, romantik köy filimlerimizde alıştığımız lepiska saçlı çoban kızlarımızın sırrını da çözmüş olduk...

ordinary cow dung = bildiğimiz büyük baş hayvan dışkısı/fışkısı... (Açıklama: "Cow" bildiğiniz gibi dar anlamda "inek" demektir. Fakat burada "cattle dung" demek zorunda değiliz; çünkü "cow" sözcüğü jenerik isim olarak da kullanılabilir... Ama, Türkçe'de "inek dışkısı" deseydik, öküzleri bu vanilya muhabbetinden dışlamış olurduk!!)

flavour /FLEY-/ = çeşni... (Yerine göre, "tad, koku, lezzet" gibi sözcükler de gerekebilir -- İngilizce'deki anlamı "bir yiyecek veya içeceğin kendine özgü, karakteristik tad ve koku özelliği" dir... Yiyecek içecekle alakası olmayan şeyler için de mecazi olarak işitilebilir... Metindeki yazılış (flavor) ABD yazılışıdır...

to concede /kın-Sİ:D/ = 1. Hakkını/doğruluğunu kabul, itiraf ve teslim etmek...  2. Karşısındakine boyun eğerek, sahip olduğu bir hak veya herhangi bir şeyden vazgeçmek ve karşısındakine vermek...

 
 
 

TO EXTRACT

fiil -- /iks-TRÆKT/ (ikinci hece vurgulu)

1. (özellikle de, birlikte olduğu diğer madde veya malzemeden ayırarak) kaynağından çıkarmak veya elde etmek... Industrially, iron is extracted from its ores, principally hematite (nominally Fe2O3) and magnetite (Fe3O4) by a carbothermic reaction.

2. (Genellikle güc veya zor kullanarak) bir şeyi çekip çıkarmak... to have a tooth extracted.

3. Kuvvet kullanarak veya tehdit yoluyla bir kimseden vermek istemediği bir şeyi almak...
They extracted a confession from him.

4. Bir metinden alıntı yapmak...
The following passage is extracted from the author's latest book.

5. (Kimya endüstrisinde) Katı, sıvı veya gaz halinde herhangi bir maddeyi bir bileşikten ayırıp çıkarmak... Çıkararak saflaştırmış olmak...

6. (Matematikte) Herhangi bir sayının karekökünü veya küpkökünü hesaplamak... to extract the square root of;  to extract the cube (veya cubic) root of ............. .

isim -- /EKS-TRÆKT/ (birincil vurgu + ikincil vurgu)

1. Bir bileşikten saflaştırarak elde edilmiş olan madde...

2. Herhangi bir yayın, filim veya uzun konuşma metninden alıntı yapılan bir pasaj... Here is an extract from his forthcoming book.

3. (Farmakoloji) konsantre solüsyon...

 
 
 
 

 

   Dergimizi beğeniyorsanız, lütfen dostlarınıza da

   öneriniz, iletiniz, gönderiniz...

 

   Teşekkürler, Sayın Üyeler...

 

 

Listemize Katılmak için: http://groups.yahoo.com/group/pratik-ingilizce

Veya Doğrudan Bana e-Posta Atınız: --> İzbul

Listemizden Ayrılmak İçin:  pratik-ingilizce-unsubscribe@yahoogroups.com

 

       

WEB SİTEMİZ:

ANASAYFA     TESTLER     OKUMA   EĞLENCE

ALMANAK   KAYNAKLAR   FIKRA    KONUŞMA

KARİKATÜR   İSTER İNAN   BİLMECE   DERGİ

 

 

   Onu daha önceleri tanımamış olduğunuz için

   çok, çok, çok üzüleceksiniz:

 

ESSENTIAL  ENGLISH

FOR  TURKS

 
 

Doğru Kaynak !!

 

 

Kampanyaları İnceleyiniz

 

   BİLGİ