rumour
/RU-mı/
=
söylenti, dedikodu...
(Metindeki yazılış ABD) DİKKAT:
"ru/MOOR" filan gibi garip okuyanların ağzına çok acı biber
sürünüz; ki bi daha yapmasınlar...
to spread nasty
rumours about each other
=
birbiri hakkında kötü kötü dedikodular yaymak...
to compete
ruthlessly
=
acımasızca rekabet etmek...
competition
=
1. yarışma (özellikle de, birden çok takımın yer aldığı
şampiyonalar); 2. rekabet (ticari rekabet başta olmak
üzere)... örnek: competitive prices = ucuz
(rekabetçi) fiatlar...
resist mediation
more fiercely than some street gangs do
= Yani, arabuluculuk tekliflerine
asla sıcak bakmıyor, sokak çetelerinden bile daha şiddetle
karşı koyuyorlarmış...
DİKKAT: "mediation"
/Mİ:-di-EY-şın/ arabuluculuk (veya, bir toplantıyı
yönetme, vs) sözcüğünü, "meditation" /medi-TEY-şın/
ile karıştırmayınız.
transcendental
meditation = "zahiri" gerçeklikleri AŞARAK ötesindeki
"gerçek" gerçekliği görmek amacıyla derin derin düşünmek...
Breh, breh...
to transcend
= "aşarak" ötesine geçmek...
(Dediğim gibi, fazla "aşmamakta", fazla "ötesine geçmemekte"
yarar var!!)
allegedly
/ı-Lİ-cıdli/
veya
/æ-Lİ-cıdli/
= "iddia edildiğine göre"...
to
commit park
vandalism
= parklardaki bankları, çöpsepetlerini kırmak;
çiçekleri tahrip etmek; direkleri, ampulleri söküp götürmek...
Milli sporumuz...
to embarrass
/im-BÆ-rıs/
= mahçup duruma düşürmek, utandırmak
(o kişinin kötü birşey yapmış olması şart değil)...
differences in
attitudes
= tutum ve yaklaşım farklılıkları;
tutumda anlaşamamak...
Peace is not in
sight.
= Görünürde barış yok...

-- Why did you
volunteer for that extremely dangerous task?
Neden o
fevkalade tehlikeli göreve gönüllü çıktın?
-- Well, we
were standing in line when somebody pushed me from
behind...
Walla, sıra
olmuş duruyorduk, ki biri beni arkamdan itiverdi...
