Doç. Dr. Yalçın İzbul

Free Bilingual E-Zine

PRACTICAL ENGLISH FOR TURKS

YAHOO Turkland "Schools & Education" GROUPS

"A UNIQUE & INIMITABLE SUCCESS !!"

TRAGI-COMIC & CURIOUS

NEWS FROM AROUND THE WORLD

"REALITY SHOW"

TC&CN Series # 009

July 21, 2006

 
 
 

 BELIEVE IT OR NOT

"İster İnan İster İnanma"

Daha doğrusu, "İnanmakta belki güçlük çekeceksiniz, amma..."

 

This week's stories are from  NEWS OF THE WEIRD  -- Gariplikler / Tuhaflıklar / Acaiplikler Dünyasından Haberler...

All passages are subject to modification in keeping with this Ezine's TESL -- teaching of English as a second language -- policies.

 
 
 

FEUDS

Kan Davaları

 
 

Cities feel fortunate to have even one dependable group of dedicated volunteer caretakers for a public park, but Boston's Ringer Park has two. However, they hate each other. According to an April Boston Globe story, Ringer Park Partnership Group and Friends of Ringer Park spread nasty rumors about each other, compete ruthlessly for new members, resist mediation more fiercely than some street gangs do, and, allegedly, commit park vandalism in order to embarrass the other group.

The origin of the feud appears to be differences in attitudes toward dogs, and according to the Globe, peace is not in sight.

[Boston Globe, 4-15-06]

 

 

feud /FYUD/ (/u/ sesini çok hafif uzatınız ve /d/ sesine özen gösteriniz; asla /t/ sesine kaçmayınız) Bu sözcük aslında "uzayıp giden, kronikleşmiş bir anlaşmazlık ve düşmanlık anlamında olup, "kan davası" kavramı için "blood feud" şeklinde ayrıca bir deyim vardır.

Ancak, bizdekiler genellikle "kan çıkmazsa olmaz" türünden olduğundan, Türkçe'ye "kan davası" şeklinde çevrilmesinde beis yoktur.

DİKKAT: "feudal", "feudalism" = "feodal", "feodalizm, derebeylik" sözcüklerinin aynı kökten geldiğine dikkat ediniz. Ayrıca foe = düşman, sözcüğü de aynı eski köktendir. "friend or foe" = dost yada düşman...

to feel fortunate = kendini şanslı saymak...

even one dependable group = tek bir güvenilebilir grup bile...

dedicated = kendini bu işe adamış; canla başla uğraş veren...

volunteer /VO-lınti-I/ = gönüllü (çıkan veya yapan)... to volunteer = gönüllü çıkmak veya olmak... DİKKAT: "willing" = "istekli" kavramı ile karıştırmayınız. Çünkü, "willing" olma durumunda kişiye mutlaka bir faydası vardır; ama "gönüllü" çıkmanın herzaman akıllılık olduğu söylenemez... Karşı sütundaki küçük fıkramıza bknz.

 
 
 

rumour  /RU-mı/ = söylenti, dedikodu... (Metindeki yazılış ABD) DİKKAT: "ru/MOOR" filan gibi garip okuyanların ağzına çok acı biber sürünüz; ki bi daha yapmasınlar...

to spread nasty rumours about each other = birbiri hakkında kötü kötü dedikodular yaymak...

to compete ruthlessly = acımasızca rekabet etmek...

competition = 1. yarışma (özellikle de, birden çok takımın yer aldığı şampiyonalar); 2. rekabet (ticari rekabet başta olmak üzere)... örnek: competitive prices = ucuz (rekabetçi) fiatlar...

resist mediation more fiercely than some street gangs do = Yani, arabuluculuk tekliflerine asla sıcak bakmıyor, sokak çetelerinden bile daha şiddetle karşı koyuyorlarmış...

DİKKAT: "mediation" /Mİ:-di-EY-şın/ arabuluculuk (veya, bir toplantıyı yönetme, vs) sözcüğünü, "meditation" /medi-TEY-şın/ ile karıştırmayınız.

transcendental meditation = "zahiri" gerçeklikleri AŞARAK ötesindeki "gerçek" gerçekliği görmek amacıyla derin derin düşünmek... Breh, breh... to transcend = "aşarak" ötesine geçmek... (Dediğim gibi, fazla "aşmamakta", fazla "ötesine geçmemekte" yarar var!!)

allegedly /ı--cıdli/ veya  /æ-Lİ-cıdli/ = "iddia edildiğine göre"...

to commit park vandalism = parklardaki bankları, çöpsepetlerini kırmak; çiçekleri tahrip etmek; direkleri, ampulleri söküp götürmek... Milli sporumuz...

to embarrass /im--rıs/ = mahçup duruma düşürmek, utandırmak (o kişinin kötü birşey yapmış olması şart değil)...

differences in attitudes = tutum ve yaklaşım farklılıkları; tutumda anlaşamamak...

Peace is not in sight. = Görünürde barış yok...

-- Why did you volunteer for that extremely dangerous task? Neden o fevkalade tehlikeli göreve gönüllü çıktın?

-- Well, we were standing in line when somebody pushed me from behind... Walla, sıra olmuş duruyorduk, ki biri beni arkamdan itiverdi...

 
 
 
 

NO WAY OUT !!

Hiçbir Çıkış Yolu Yok !!

Kurtuluş yok bu işten !!

 
 

A 30-year-old man from Waterfoot, England, attempted suicide by tying a rope around his neck and the other end to a telephone pole, and then drove off in his car. However, the rope quickly broke, turning the attempt into a fiasco. The impact, however, made the driver jump in his seat, causing him to lose control and crash into a tree. It was a fatal accident.

[Lancashire Evening Telegraph, 5-9-06]

Another man attempted suicide in Huntington Beach, Calif., by hanging himself off the side of the Adams Avenue Bridge, but he accidentally came loose, fell to the dry riverbed below, and was killed instantly.

[Orange County Register, 6-9-06]

 

 

"There is no way out." = Olgusal veya mecazi anlamda kullanabilirsiniz.

"There is a way out." = Bu işin bir çaresi var...

to attempt suicide = intihar girişiminde bulunmak...

impact /İM-pækt/ = çarpma/çarpışma (=sadme) etkisi... DİKKAT: Çoğu yerde yalnızca "etki" kavramı ile çevrilebiliyor: "the impact of polluted skies on climate"; "the impact of obesity on prostate cancer recurrence"; "the impact of enlargement on Europe's national associations"...

was a fatal accident = "ölümcül bir kaza idi/oldu"... "Fatal" /FEY-tıl/ sözcüğü "fate" (=kader, akıbet) kökünden geliyor... "Foetal" (veya, "fetal") okunuşu /Fİ:-tıl/ = "fetus'a ilişkin" kavramı ile karıştırmayınız...

NOT: Karşı sütunda yazacaklarımdan çok çok alınıp, "Sizler de homme fatal lersiniz" şeklinde mesaj atacak bayanlara şimdiden teşekkürler... İltifat addederiz...

 
 
 
Rita Hayworth: The kind of woman no man could help feeling a fatal attraction for... Rita'ya ölümüne meftun olmamak mümkün müydü?

femme fatale "Fatal" sözcüğünün Anglo Amerikan kültüründeki bence en anlamlı ve işevuruk (=pratik) kullanımı... Tıpkı Fransız kültüründe de olduğu gibi:(ve Fransızca'daki şekliyle okunur)...

Bizdeki karşılığı "vamp kadın" kavramıdır. Yabancı dildeki deyimde de kadının "ölümcül" gücü cinsel cazibesi ile bağdaştırılıyor, ama "vampirlik" bu cazibenin tezahür edebileceği görünümlerden yalnızca birisi...

Characters from Modern Films: Catwoman, a.k.a. "the feline fatale" ("ölümcül kedi"), one of Batman's deadliest enemies; [a.k.a. = "also known as", "adıyla da tanınan/bilinen", nam-ı diğer] and Poison Ivy (Zehirli Sarmaşık), as if one temptress/villainess weren't enough for Batman; [temptress = baştan çıkaran... villain/villaines (hero/heroine karşıtı)] ----- Darla, Drusilla and Faith Lehane in "Buffy the Vampire Slayer" and "Angel" serials -----

And last but not least, Catherine Tramell in "Basic Instinct" ("Temel İçgüdü") ...

Femme Fatales in Mythology: (Mitolojiden ölümcül kadınlar, İngilizce yazılışları ile -- bio'ları için bknz. İnternet ansiklopedik bilgi dolu):
Ishtar (Sümer tanrıçası), Lilith, Circe, Medea, Scylla, Lamia, The Sirens, Calypso, Morgan le Fay, Morgause, La Llorona,Yuki-Onna...

Historical Figures: (Tarihi kişilikler, İngilizce yazılışları ile):
Clodia, Salomé, Lucrezia Borgia, Erzsébet Báthory, Mata Hari, Theda Bara, Musidora, Nita Naldi...

Sevgisiyle çıldırtan, evlenince kesin tımarhaneye gönderir. (Yalçın İzbul, Nah İnsana ve Anasni Han, 1991, 1992, s. 37.)

Yaşamda kendimi en borçlu hissettiğim kişi: Eski karımın yeni kocası... (s. 40.)

 
 
 
 

OUGHT TO BE GRATIFIED !!

Minnettar Olması Gerekirdi !!

 
 

The Rhode Island Supreme Court affirmed a $400,000 judgment for Charles Lennon, 68, who had sued the now-bankrupt Dacomed company after his Dura-II penile implant remained constantly erect for 10 years. Lennon said embarrassment had forced him to become a recluse.

[Tampa Tribune-AP, 6-23-06]

 

Evet, doğru okudunuz!! 68 yaşındaki Bay Lennon, 58 yaşında takdırdığı "penil implant" tam 10 yıldır "hiç inmediği" için şirketi dava edip, mahkemede de, temyizde de kazanmış... Neymiş efendim? Utancından insan içine çıkamıyormuş...

Kuşkusuz, Bay Lennon'u da, sayın mahkeme heyeti ve üst mahkeme yargıçlarını da, külliyen bir AKIL-FİKİR HASTANESİNE tıkmak gerek...

 
 
 

supreme court = "en üst" mahkeme; her ülke için farklı bir kimlik ve nitelik söz konusu olabilir...

to affirm /ı-FÖ:M/ = onaylamak, doğrulamak, teyid etmek...

judgment (veya judgement) = karar, yargılayarak/üstünde düşünerek varılan kanaat...

to sue/SU:/ = dava etmek, mahkemeye vermek...

the now-bankrupt Dacomed company = şimdi iflas etmiş durumda olan Dacomed şirketi...

penile/Pİ-NAYL/ = penise ilişkin...

to remain constantly erect = sürekli erekt durumda olmak/kalmak...

embarrassment = mahçubiyet duygusu; zor ve mahçup duruma düşmüş olma...

recluse = içine kapanık ve insanlardan uzak yaşayan...

 
 
 
 

 

   Dergimizi beğeniyorsanız, lütfen dostlarınıza da

   öneriniz, iletiniz, gönderiniz...

 

   Teşekkürler, Sayın Üyeler...

 

 

Listemize Katılmak için: http://groups.yahoo.com/group/pratik-ingilizce

Veya Doğrudan Bana e-Posta Atınız: --> İzbul

Listemizden Ayrılmak İçin:  pratik-ingilizce-unsubscribe@yahoogroups.com

 

       

WEB SİTEMİZ:

ANASAYFA     TESTLER     OKUMA   EĞLENCE

ALMANAK   KAYNAKLAR   FIKRA    KONUŞMA

KARİKATÜR   İSTER İNAN   BİLMECE   DERGİ

 

 

   Onu daha önceleri tanımamış olduğunuz için

   çok, çok, çok üzüleceksiniz:

 

ESSENTIAL  ENGLISH

FOR  TURKS

 
 

Doğru Kaynak !!

 

 

Kampanyaları İnceleyiniz

 

   BİLGİ