Doç. Dr. Yalçın İzbul

Free Bilingual E-Zine

PRACTICAL ENGLISH FOR TURKS

YAHOO Uluslararası İngilizce Öğretim Grupları

2003 - 2005 DÜNYA BİRİNCİSİ !!

November 9, 2005

Series PF -- # 003

 

 

İNGİLİZCE'NİN PÜF NOKTALARI - 003

 

This catch, and that catch, and all the catches in between...

O püf noktası, bu püf noktası ve aradaki bütün püf noktaları...

To view the back issues in this series, Please START HERE.

 

 

 MESAJ            E-KİTAP            CD

 

 

 

[Buradaki sıralama görüş ve önerileriniz içindir.

Kitaptaki sıralama ilavelerle farklı olacaktır.]

 # 007

 RISE, RAISE, ARISE, AROUSE

Bu dört fiili birbirinden ayırdetmekte güçlük çekiyor musunuz?. Bunları bir grup halinde birbirleriyle karşılaştırarak öğrenelim:

İlk not edeceğiniz nokta: Birinci ve üçüncüsü düzensiz fiiller; ikinci ve dördüncüsü ise düzenli fiillerdir.

rise - rose - risen :
yükselmek, kalkmak, artmak (yukarı doğru hareket) /RAYZ/ /ROUZ/ /-zın/

The sun rises in the east.
Get up, will you? The sun has long risen.
(Kalk artık, tamam mı! Güneş çoktan doğdu ve yükseldi.)

Food prices rose by 3% in July. ("by" mecburi değil)
She slowly rose from the bed and went into the bathroom.
(= yavaş hareketlerle yataktan kalktı...)

Fears rose among the authorities that the disease might have already spread to the neighbouring areas. (korkular arttı...)
Thousands of chickens were exterminated as fears rose that the latest outbreak of bird flu might have already spread to the neighbouring areas.
(...... ilişkin korkular artarken/arttıkça/arttığı için) to exterminate = imha etmek, varlığını kökünden silmek, türünü yoketmek... outbreak = salgın, hızlı ve salgın halinde patlak verme... flu veya 'flu = grip ("influenza" dan kısaltma)...

raise - raised - raised : yükseltmek, kaldırmak, arttırmak (yukardakinin geçişli hali) /REYZ/ /REYZD/ /REYZD/

The new outbreak has raised concerns among the authorities that the disease might have already spread to the neighbouring areas. (= endişeleri arttırdı)

In July, OPEC countries raised the price of their oil sharply. (= yükselttiler)

Gülben raised her eyebrows in surprise and laughed pleasantly. (Şaşırmış şekilde kaşlarını kaldırdı ve hoş bir şekilde gülümsedi.)
She smiled back at him with a mischievous grin and slowly raised the pillow.
(Yaramaz bir gülücükle baktı ve yastığı kabarttı... -- Wow!!)

arise - arose - arisen : meydana gelmek, ortaya çıkmak ("gizli iken ortaya çıkmak" anlamında değil; "oluşmak" anlamında)-RAYZ/ /ı-ROUZ/ /ı-Rİ-zın/

A completely new situation has arisen following last week's events. (Yeni bir durum meydana gelmiş, ortaya çıkmış bulunuyor.)

Arthropods (=eklembacaklılar) arose suddenly in the fossil record. There are no transitionals leading up to them.

Pneumonia (=zatürree, zatüriye) arises from a combination of a genetic predisposition and inhaled chemicals damage, notably from cigarette smoking. (= kaynaklanmak... predisposition = eğilim... inhaled = içine [ciğerlere] çekilen)

arouse - aroused - aroused : duygu, heyecan vb. uyarmak-RAUZ/ /ı-RAUZD/ /ı-RAUZD/

Her explanation aroused my curiosity. (= merakımı kabarttı)

Two youngsters carrying a huge case between them aroused the soldiers’ suspicions as they approached the checkpoint. (= askerlerde şüphe uyandırdı)  checkpoint = kontrol noktası...

Newly-coming immigrants arouse a lot of animosity by providing a cheap source of labor which threatens the previous ones' jobs. (Yeni gelen göçmenler, daha öncekilerin işlerini tehlikeye düşürecek şekilde bir ucuz emek kaynağı sağladıkları için bir hayli düşmanlık uyandırıyorlar.  animosity = düşmanlık duygusu)
That young women are sexually aroused by a grayish-white moustache and a goatee is the narcissistic intellectual's pipe dream.
(= Genç kızların kır düşmüş bir bıyık ve keçi sakalından takrik oldukları (düşüncesi) kendine hayran entellerin kendi hüsnü kuruntusudur. -- NOT: Bu tümce tipini çözemediyseniz, sabrediniz; elbet sıra ona da gelecek. [Zorunlu açıklama: Efendim, tabiatıyla bendeniz de narsisist entel sınıfından sayılırım, ama walla billa bıyıklı yada keçi sakallı değilimdir.]

 # 008

 SÖZCÜK DİZİMİNE DUYARLIK

Aşağıdaki tümcelerin anlam ve nüans farklarını belirleyiniz:

I almost lost all the money I had. = Neredeyse bütün paramı kaybediyordum; (ama kaybetmedim).

I lost almost all the money I had. = Neredeyse paramın tamamını kaybettim; geriye pek az kaldı...

Aşağıdaki altı (6) diziliş değişkelerini okuduğunuzda, herbirinin ayrı bir nüans, hatta ayrı bir anlam ilettiğinini göreceksiniz:

Only Ali said he loved her.

Ali only said he loved her.

Ali said only he loved her.

Ali said he only loved her.

Ali said he loved only her.

Ali said he loved her only.

 

1. Yalnızca Ali söyledi; diğerleri söylemedi... 2. Ali'nin bütün yaptığı onu sevdiğini söylemekten ibaretti, başka birşey yapmadı ki... (Suç mu yani sevdiğini söylediyse!) 3. Yalnız kendisinin sevdiğini söyledi... 4. Yalnızca sevdiğini, sevmekten başka birşey yapmadığını... (Yine, "Suç mu yani?" nüansı var)... 5. Yalnızca onu sevdiğini (başkasını sevmediğini)... 6. Paragrafın gelişine ve ses tonuna göre değişik nüanslar kazanabilir.

Bütün bunlar bize okumada / konuşmada vurgulamanın önemini bir kez daha anımsatmalıdır. Bütün sözcükleri eşit vurgulayarak monoton sesle söylemek robotlara özgü bir davranıştır.

Robotların konuşmasından da o nedenle zaten bi halt anlaşılmaz!...

Aşağıdaki tümceyi, her seferinde sözcüklerden sırasıyla birini vurgulayarak okuyunuz. Ortaya çıkacak 6 ayrı tümcenin anlamını karşılaştırarak irdeleyiniz:

Did Ali give you that ring?

Kısacası, zavallı İngiliz ve Amerikalılar bu cambazlığı sadece sözcük vurgusu ile gerçekleştirmek zorunda iken, çekimli bir dil olan sevgili Türkçe'mizde bizler sözcüklerin yerlerini değiştirmek olanağına da ilaveten sahibiz.

1. Verdi mi, vermedi mi?... 2. Ali mi verdi?... 3. (Satmadı filan da) verdi mi?... 4. Sana mı verdi?... 5. (Bu yada şu yüzüğü değil de) O yüzüğü mü verdi?... 6. (Bir broş yada küpe filan değil de) O yüzüğü mü verdi?...

 # 009

 someday - some day  /  sometime - some time

Bitişik mi, Ayrık mı?

Aşağıda vereceğim bilgiler "advanced level details" faslına girer: Aksine davranışların idam gerektirmeyeceğine güvenebilirsiniz.

Başlıkta andığım "sözcükler" bitişik mi, yoksa ayrı mı yazılmalıdır? Yanıt: yerine göre...

Bitişik formlar zaman belirteci (zarf, adverb) kimliği taşır. Anlam: "gelecekte belirsiz bir zamanda"...

We’ll succeed someday. (= A day will come when we will finally succeed. Birgün gelecek, başaracağız.)

Let's get together sometime. (Birzaman biraraya gelelim.)

Yukardaki anlam için, bitişik yazılma çok daha yaygın olmakla birlikte, ayrık form da kullanılsa kıyamet kopmaz ve aynı anlamı verecektir.

Ayrık form, yapı olarak bir "sıfat + ad" öbeği oluşturur. Anlam açısından, bitişik formun sanki biraz baştan savuyormuş veya fazla umutlu değilmiş edasındaki "belirsiz gelecek" nüansına karşılık, daha bir kendinden emin olma nüansı taşıyor. Dolayısıyla, tercih edileceği durumlar vardır:

Come and visit me some day.

Come and visit me some day soon.
Another bird flu outbreak is inevitable some day soon.

Aşağıdaki örneklerin güzelliğine bknz:

You may come and visit me any day. You really must some day. (Herhangi birgün gelebilirsin; ama birgün mutlaka gelmelisin.)

How quickly we forget we must all some day die. (Birgün öleceğimizi nede çabuk unutuveririz!)

Bu söylediklerim, "sometime" ve "some time" için de geçerlidir. Yani, "gelecekte belirsiz bir zamanda" anlamı için bitişik form çok daha yaygındır: No doubt another landing at Mars will be attempted sometime.

Fakat daha belirgin, daha spesifik bir nüans için ayrık form tercih edilebilir.

Come and see me some day. Choose some time that fits in with your schedule.

Bu çerçevenin tamamen dışında, ayrık yazılan "some time" öbeği, "belli bir zaman süresi" anlamında kullanılabilir:

We had to spend some time searching through the rooms.  (Biraz zaman kaybetmek zorunda kaldık.)
You should take some time off and rest a little.
 (Biraz izin al -- veya ara ver -- ve dinlen.)
This is going to take some time.
 (Bu biraz zaman alacak.)

I have been a big fan of your website for some time now. Halen bir süredir sitenizin sıkı bir izleyicisim.

"Sometimes" sözcüğü ise, yine bütün bunlardan farklı olarak, "arasıra, occasionally" anlamı verir:

It does work satisfactorily enough sometimes, but at other times it doesn't work at all.

NOT: Bu derece kılı kırka yarmanın faydası var mıdır? Bu sorunun yanıtı, biraz sizin konulara yaklaşım titizliğine bağlı. Ama, bir de şöyle bir durum düşününüz: Diyelim ki kurallara pek düşkün ve "dediğim dedikçi" bir hocasınız; ve birgün öğrencileriniz, illa ki yanlıştır dediğiniz bir yapının örneklerini toplayıp getiriyorlar yadsınamaz sağlam bir kaynaktan...

İşte sizlere, eski bir caz şarkısından birkaç mısra (Frankie Laine):

 

No tears. No fears. / Remember there's always tomorrow:
So what if we have to part? / We'll be together again

[so what? = ne çıkar?]

Some day... Some way... / We both have a lifetime before us;
For parting is not goodbye. / We'll be together again.

Evet... "Birgün... bir şekilde..." Ne diyelim? Allah sevenleri ayırmasın...

 # 010

 Hangisi Doğru? My friend and me? -- My friend and I?

[Pre-Intermediate]

Bu sorunun yanıtı, bu ifadenin fiilin öznesi yada nesnesi olmasına göre değişir.

My friend and I discovered a new restaurant in that area.

They didn't let me and my friend in.

NOT: "I and my friend" yerine "my friend and I" tercihimiz "nezaket" gereğidir; gramerden kaynaklanan bir zorunluluk değil. (İkinci tümcede ise, "me and my friend" ses uyumu bakımından kulağa daha hoş geliyor; deneyiniz.)

Günlük konuşmada, standart gramer kuralının çiğnenerek, öznede "I" yerine "me" kullanıldığına tanık olabilirsiniz; ancak sınav İngilizce'sinde bu uygulamadan kesinlikle uzak durunuz.

"My friend and myself" şeklindeki özne kullanımı, ustalıklı bir anlatım üslubu dışında, gereksiz ölçüde "havalı" bir nüans taşıyacaktır; emin olmadıkça bundan da uzak durmanızı öneririm.

[Bu tür uygulamaları ilerde Shakespeare olacağınız yıllara saklayınız: "I must to the barber's, monsieur; for methinks I am marvellous hairy about the face; and I am such a tender ass, if my hair do but tickle me, I must scratch."]

Kurduğunuz tümceyi test etmenin çok kolay bir yolu vardır: "my friend" ibaresini (veya eşdeğeri kişiyi) tümceden çıkararak, kalanı okuyunuz:

I [and my friend] went to a restaurant last night.

I went to a restaurant last night.
***Me went to a restaurant last night.

 

[My friend and] I went to a restaurant last night.
I went to a restaurant last night.
***Me went to a restaurant last night.

They have invited me [and my sister] to a party.

They have invited me to a party.
***They have invited I to a party.

 

They have invited [my sister and] me to a party.

They have invited me to a party.
***They have invited I to a party.

 # 011

 "Gerund" Üstüne İki küçük Not

[For Intermediate Grades]

Gerund'lar ad (isim, noun) işlevli olmakla birlikte, eylem anlamını da korurlar. Bu özelliklerinden dolayı:

1. Ad niteliği ile, başına a, an, the (articles); iyelik veya işaret adılı (mülkiyet veya işaret zamiri) yada bir sıfat gelebilir. (Bu sıfat bir zarf ile niteleniyor da olabilir.) Örnekler:

We were awakened by an (some, that, his) incredibly loud knocking on the door.

Your friend's handling of the situation earned everybody's admiration.

Just recently, there have been a lot of brutal bombings and attackings in that district.

Do you mind my smoking a pipe?

Veya, Do you mind me smoking a pipe?...

ANCAK DİKKAT... Klasik gramer "my" üzerinde ısrar edecektir, ama "me" kullanımı günümüzde hiç de az sayılmaz.

Örneğin,

"Mother hates our walking in with our muddy shoes,"

şeklindeki klasik kullanım yerine,

"Mother hates us walking in with our muddy shoes,"

günümüzde çok daha doğaldır...

Ama, ola ki bir sınavda birlikte verilecek olurlarsa, "my, our...etc" şeklindeki iyelik (mülkiyet, possessive) form kesinlikle tercih edilmelidir. Unutmayınız: Sınavlar klasik grameri sever.]

2. Fiil niteliği ile, kendisi de nesne alabilir veya bir belirteç (zarf) yahut belirteç öbeği ile nitelenebilir:

The lawyer began reading the will slowly and in an emphatic manner. [Avukat vasiyetnameyi yavaş tempoda ve sözcüklere bastıra bastıra okumağa başladı... "began" fiilinin nesnesi "reading" bir ad-fiil (gerund) dur. Gerund'un kendisi de nesne almıştır: "the will"... Ve bir belirteç ve bir de belirteç öbeği ile nitelenmektedir.]

He was suspected of having stolen large sums of money from his boss. [= Gerund'un kendisi de nesne aldı... Tümcenin fiili: "was suspected of"... Nesnesi: "having stolen" (çalmış olmak = perfect active gerund)... Onun da nesnesi, "large sums of money"...]

Well, it's only natural that he should object to being treated like a child. [it's only natural that = gayet doğal ki... being treated like a child = kendisine çocuk muamelesi yapılması... "being treated" = muamele edilmek = present passive gerund.]

 # 012

 Kullanılma Olasılığı

Hiç unutmamanız gereken önemli bir nokta şudur: Bir tümcenin gramer açısından sağlıklı sayılabilmesi, onun günlük yaşamda kullanılabilirliği açısından teminat teşkil etmez.

Diyelim ki, Türkçe öğrenmekte olan bir yabancı, etken / edilgen ustalığını gururla sergilemek için, "Kızı gözüme kestirdim," yerine, "Kız benim tarafımdan gözüme kestirildi" diye bir tümce kursa, herhalde alkış toplamayacaktır. Oysa gramer olarak doğru bir tümce kurmuştur...

Diyeceğim, yabancı dil serüveninizin başlangıç evrelerinde, "orjinal" tümce kurmaktan kaçınınız. Okuduğunuz, işittiğiniz, ilginç bulduğunuz, işinize yarayabilecek, hatta yalnızca hoşunuza giden tümceleri bütün halinde kaydedip ezberlemek yoluna gidiniz.

Giderek, bu temel örnekteki sözcükleri değiştirmek suretiyle ifade zenginliğinizi genişletirsiniz.

 

 

         

 

 

 

Dergimizi beğeniyorsanız, lütfen dostlarınıza da öneriniz,

iletiniz, gönderiniz... Teşekkürler, Sayın Üyeler...

WEB SİTEMİZ:

ANASAYFA        TESTLER        OKUMA        EĞLENCE        ALMANAK

KAYNAKLAR     FIKRA     KARİKATÜR     KONUŞMA      İSTER İNAN

*  *  *  *  *

Listemize Katılmak için: http://groups.yahoo.com/group/pratik-ingilizce

Veya Doğrudan Bana e-Posta Atınız: --> İzbul

Listemizden Ayrılmak İçin:  pratik-ingilizce-unsubscribe@yahoogroups.com