Doç. Dr. Yalçın İzbul

Free Bilingual E-Zine

PRACTICAL ENGLISH FOR TURKS

YAHOO Uluslararası İngilizce Öğretim Grupları

Herzaman İlk Sıralarda

2003 - 2005 DÜNYA BİRİNCİSİ !!

February 24, 2011

Series PF -- # 003

 

 

There ain't a single thing in a foreign tongue that ain't a catch 22 for the non-native speaker. -- the Sage İzbulismus, circa A.D. 2000.

İNGİLİZCE'NİN PÜF NOKTALARI - 003

 

This catch, and that catch, and all the catches in between...

O püf noktası, bu püf noktası ve aradaki bütün püf noktaları...

To view the back issues in this series, Please START HERE.

 

 MESAJ            E-KİTAP            CD

 

 

 

Eğitim Seti'mizin İngilizce'nin Püf Noktaları kitabından alıntıdır.

ünlü sözler yazı copyrightünlü sözler, özdeyişler Doç. Dr. Yalçın İzbul

 # 038

 RISE, RAISE, ARISE, AROUSE

Bu dört fiili birbirinden ayırdetmekte güçlük çekiyor musunuz? Bunları bir grup halinde birbirleriyle karşılaştırarak öğrenelim:

İlk not edeceğiniz nokta: Birinci ve üçüncüsü düzensiz fiiller; ikinci ve dördüncüsü ise düzenli fiillerdir.

rise - rose - risen : yükselmek, kalkmak, artmak (= yukarı doğru hareket) /RAYZ/ /ROUZ/ /-zın/

The sun rises in the east.

Get up, will you? The sun has long risen. (Kalk artık, tamam mı! Güneş çoktan doğdu ve yükseldi.)

Food prices rose by 3% in July. ("by" mecburi değil)

She slowly rose from the bed and went into the bathroom. (= yavaş hareketlerle yataktan kalktı...)

Fears rose among the authorities that the disease might have already spread to the neighbouring areas. (korkular arttı...)

Thousands of chickens were exterminated as fears rose that the latest outbreak of bird flu might have already spread to the neighbouring areas. (...... ilişkin korkular artarken/arttıkça/arttığı için) to exterminate = imha etmek, varlığını kökünden silmek, türünü yoketmek... outbreak = salgın, hızlı ve salgın halinde patlak verme... flu veya 'flu = grip ("influenza" dan kısaltma)...

raise - raised - raised : yükseltmek, kaldırmak, arttırmak (yani, az önce sözünü ettiğimiz "rise" fiilinin geçişli/transitive hali -- yani, nesne alır) /REYZ/ /REYZD/ /REYZD/

The new outbreak has raised concerns among the authorities that the disease might have already spread to the neighbouring areas. (= endişeleri arttırdı)

In July, OPEC countries raised the price of their oil sharply. (= yükselttiler)

Gülben raised her eyebrows in surprise and laughed pleasantly. (Şaşırmış şekilde kaşlarını kaldırdı ve hoş bir şekilde gülümsedi.)

She smiled back at him with a mischievous grin and slowly raised the pillow. (Yaramaz bir gülücükle baktı ve yastığı kabarttı... -- Wow!!)

arise - arose - arisen : meydana gelmek, ortaya çıkmak ("gizli iken ortaya çıkmak" anlamında değil; "oluşmak" anlamında)-RAYZ/ /ı-ROUZ/ /ı-Rİ-zın/

A completely new situation has arisen following last week's events. (Yeni bir durum meydana gelmiş, ortaya çıkmış bulunuyor.)

Arthropods (=eklembacaklılar) arose suddenly in the fossil record. There are no transitionals leading up to them. (= fosil kayıtlarında ansızın ortaya çıkmışlardır...)

Pneumonia (=zatürree, zatüriye) arises from a combination of a genetic predisposition and inhaled chemicals damage, notably from cigarette smoking. (= kaynaklanmak... predisposition = eğilim... inhaled = içine [ciğerlere] çekilen)

arouse - aroused - aroused : duygu, heyecan vb. uyarmak/kabartmak/meydana getirmek-RAUZ/ /ı-RAUZD/ /ı-RAUZD/

Her explanation aroused my curiosity. (= merakımı kabarttı)

Two youngsters carrying a huge case between them aroused the soldiers’ suspicions as they approached the checkpoint. (= askerlerde şüphe uyandırdı)  checkpoint = kontrol noktası...

Newly-coming immigrants arouse a lot of animosity by providing a cheap source of labor which threatens the previous ones' jobs. (Yeni gelen göçmenler, daha öncekilerin işlerini tehlikeye düşürecek şekilde bir ucuz emek kaynağı sağladıkları için bir hayli düşmanlık uyandırıyorlar.  animosity = düşmanlık duygusu)

That young women are sexually aroused by a grayish-white moustache and a goatee is the narcissistic intellectual's pipe dream. (= Genç kızların kır düşmüş bir bıyık ve keçi sakalından tahrik oldukları (düşüncesi) kendi kendine hayran entellerin hüsnü kuruntusudur. Zorunlu açıklama: Tabiatıyla bendeniz de kendine hayran entel sınıfından sayılırım, ama valla bıyıklı veya keçi sakallı değilim.

BAŞA DÖNÜŞ

 

 # 025

 SÖZCÜK DİZİMİNE DUYARLIK

Aşağıdaki iki cümlenin anlam farkını irdeleyiniz:

I almost lost all the money I had. = Az daha bütün paramı kaybedecektim; ama kaybetmedim. [all sözcüğünü vurgularsanız, bir kısmını kaptırdığınızı, ama tamamını kaptırmadığınızı dile getirmiş olursunuz.]

I lost almost all the money I had. = Neredeyse paramın tamamını kaybettim; geriye pek az kaldı...

Aşağıdaki altı (6) diziliş değişkelerini okuduğunuzda, herbirinin ayrı bir nüans, hatta ayrı bir anlam ilettiğinini göreceksiniz:

Only Ali said he loved her.

Ali only said he loved her.

Ali said only he loved her.

Ali said he only loved her.

Ali said he loved only her.

Ali said he loved her only.

1. Yalnızca Ali söyledi; diğerleri söylemedi... 2. Ali'nin bütün yaptığı onu sevdiğini söylemekten ibaretti, başka birşey yapmadı ki... (Suç mu yani sevdiğini söylediyse!) 3. Yalnız kendisinin sevdiğini söyledi... 4. Yalnızca sevdiğini, sevmekten başka birşey yapmadığını... (Yine, "Suç mu yani?" nüansı var)... 5. Yalnızca onu sevdiğini (başkasını sevmediğini)... 6. Paragrafın gelişine ve ses tonuna göre değişik nüanslar kazanabilir.

Bütün bunlar bize okumada / konuşmada sözcük dizimi (=sentaks) ve yanısıra vurgulamanın önemini bir kez daha anımsatmalıdır. Bütün sözcükleri eşit vurgulayarak monoton sesle söylemek robotlara özgü bir davranıştır.

Robotların konuşmasından ise o nedenle zaten hiçbirşey anlaşılmaz!...

Aşağıdaki cümleyi, her seferinde sözcüklerden sırasıyla birini vurgulayarak okuyunuz. Elde edeceğiniz 6 ayrı cümlenin anlamını karşılaştırarak irdeleyiniz: (Yani, "DID Ali give you that ring?" -- "Did ALİ give you that ring?" -- "Did Ali GIVE you that ring?"... ilah.)

 

Did Ali give you that ring?

 

1. Verdi mi, vermedi mi?... 2. Ali mi verdi?... 3. (Satmadı filan da) verdi mi?... 4. Sana mı verdi?... 5. (Bu yada şu yüzüğü değil de) O yüzüğü mü verdi?... 6. (Bir broş yada küpe filan değil de) O yüzüğü mü verdi?...

Kısacası, zavallı İngiliz ve Amerikalılar bu cambazlığı sadece sözcük vurgusu ile gerçekleştirmek zorunda iken, çekimli bir dil olan sevgili Türkçe'mizde bizler sözcüklerin yerlerini değiştirmek olanağına da ilaveten sahibiz.

NOT: Kaldı ki, burada daha henüz basit bir ilk basamak çalışması yapmış olduk. Bir de düşününüz, sözcükleri ikinci üçüncü derecelerde ve türlü bileşimlerle vurguladığımızı, yani hepsine türlü türlü edalar vererek konuştuğumuzu...

Elde edilebilecek anlam ve nüanslar sonsuzdur, diyebiliriz.

İşte bu nedenledir ki, konuşmayı kaydetmekte, yazı bu derece yetersiz kalıyor.

Ve yine bu nedenledir ki, saniyede milyar işlem yapabilen elektronik beyinler çeviri yapmaya gelince çaresiz kalıyorlar.

Çünkü, konuşma cümlelerinin bin-bir özelliğini ancak insan beyni çözebiliyor.

Kih kih! Hatta eğitilmiş beyinler bu işi sıradan beyinlere kıyasla çok daha bir etkili başarıyor!

KULAK EĞİTİMİ VE DOĞRU VURGULAMANIN VAZGEÇİLEMEZ ÖNEMİ

Hemen bu noktada kulak eğitimi ve doğru vurgulamanın vazgeçilemez önemini bir kez daha dikkat odağına getirmemiz gerekiyor.

Şü cümleyi dikkatle irdeleyiniz: "Don't worry," said the doctor, "I want you to relax." = Endişelenmeyiniz, rahat (rölaks) olmanızı istiyorum...

Peki, aynı sözleri "I want you -- to relax"; yani, "you" sözcüğünden sonra kinayeli bir es vererek söylersek nasıl bir anlam kazanır?

"Seni istiyorum -- rahatlamak, dinginleşebilmek için!!"

"Oğlum adam ol -- baban gibi bir dik-kulak olma," örneği durumlardan sakınmak için,

kulak eğitimi çoook, ama çoook önemli...

BAŞA DÖNÜŞ

 

 # 070

 someday  / sometime -- some day / some time

Bitişik mi, Ayrık mı?

Aşağıda vereceğim bilgiler "hyper-advanced level details" faslına girer: Yani, rahat olunuz, aksine davranışlar idam gerektirmeyecektir.

Başlıkta andığım "sözcükler" bitişik mi, yoksa ayrı mı yazılmalıdır? Yanıt: yerine göre...

Bitişik formlar zaman belirteci (zarf, adverb) kimliği taşır. Anlam: "gelecekte belirsiz bir zamanda"...

We’ll succeed someday. (= A day will come when we will finally succeed... Birgün gelecek, başaracağız.)

Let's get together sometime. (Birzaman, birara, biraraya gelelim.)

Yukardaki anlam için, bitişik yazılma çok daha yaygın olmakla birlikte, ayrık form da kullanılsa kıyamet kopmaz, ve aynı anlamı verecektir.

Ayrık form, yapı olarak bir "sıfat + ad" öbeği oluşturur. Anlam açısından, bitişik formun sanki biraz baştan savuyormuş veya fazla umutlu değilmiş edasındaki "belirsiz gelecek" nüansına karşılık, daha bir kendinden emin olma nüansı taşıyor. Dolayısıyla, tercih edileceği durumlar vardır:

Come and visit me some day.

Come and visit me some day soon.

Another bird flu outbreak is inevitable some day soon.

Aşağıdaki örneklerin güzelliğine bknz:

You may come and visit me any day. You really must some day. (Herhangi birgün gelebilirsin; ama birgün mutlaka gelmelisin.)

How quickly we forget we must all some day die. (Birgün öleceğimizi ne de çabuk unutuveririz!)

Bu söylediklerim, "sometime" ve "some time" için de geçerlidir. Yani, "gelecekte belirsiz bir zamanda" anlamı için bitişik form çok daha yaygındır: No doubt another landing at Mars will be attempted sometime.

Fakat daha belirgin, daha spesifik bir nüans için ayrık form tercih edilebilir.

Come and see me some day. Choose some time that fits in with your schedule.

FAKAT, DİKKAT!

Bu çerçevenin tamamen dışında, ayrık yazılan "some time" öbeği, "belli bir zaman süresi" anlamında da kullanılıyor olabilir:

We had to spend some time searching through the rooms.  (Biraz zaman kaybetmek zorunda kaldık.)

You should take some time off and rest a little.  (Biraz izin al -- veya ara ver -- ve dinlen.)

This is going to take some time.  (Bu biraz zaman alacak.)

I have been a big fan of your website for some time now. (Halen bir süredir sitenizin sıkı bir izleyicisim.)

"Sometimes" sözcüğü ise, yine bütün bunlardan farklı olarak, "arasıra, occasionally" anlamı verebiliir:

It does work satisfactorily enough sometimes, but at other times it doesn't work at all.

NOT: Bu derece kılı kırka yarmanın faydası var mıdır? Bu sorunun yanıtı, biraz sizin konulara yaklaşım titizliğine bağlı. Ama, bir de şöyle bir durum düşününüz: Diyelim ki kurallara pek düşkün ve "dediğim dedikçi" bir hocasınız; ve birgün öğrencileriniz, illa ki yanlıştır dediğiniz bir yapının örneklerini toplayıp getiriyorlar sağlam bir kaynaktan...

İşte sizlere, eski bir caz şarkısından birkaç mısra (Frankie Laine):

 

No tears. No fears. / Remember there's always tomorrow:
So what if we have to part? / We'll be together again...

[so what? = ne çıkar?]

Some day... Some way... / We both have a lifetime before us;
For parting is not goodbye. / We'll be together again.

Evet... "Birgün... bir şekilde..." Ne diyelim? Allah sevenleri ayırmasın...

 # 006

"My friend and me" or "My friend and I" ??

Bu sorunun yanıtı apaçıktır: İfadenin fiilin öznesi yada nesnesi olmasına göre değişir.

My friend and I discovered a new restaurant in that area.

They didn't let me and my friend in.

NOT: "I and my friend" değil de "My friend and I" tercihimiz ise "nezaket" gereğidir ve gramerden kaynaklanan bir zorunluluk değildir. (Oysa yukardaki ikinci tümcedeki "me and my friend" tercihimiz ses uyumu bakımından kulağa daha hoş geliyor. Tabii ki, "kulak zevki" epeyce öznel ve oynak bir olgudur; ayrıca, sıralamamız vurgulamak istediğimiz kişiye göre değişecektir. Karşılaştırınız: "invited me and my sister" veya "invited my sister and me". Deneyiniz.)

Günlük konuşmada, standart gramer kuralının çiğnenerek, öznede "I" yerine "me" kullanıldığına tanık olabilirsiniz; ancak sınav İngilizce'sinde bu uygulamadan kesinlikle uzak durunuz: (Yani, "Me and my friend went to a party last night." -- Günlük konuşmada sohbet arasında rastlanabilir.)

"My friend and myself" veya "A friend of me and myself" şeklindeki özne kullanımı ise yerine göre ustalıklı bir anlatımdır; fakat konuşma üslubunuzda ustalaşacağınız ilerdeki yıllara saklayınız...

Kurduğunuz tümceyi test etmenin çok kolay bir yolu vardır: "my friend" ibaresini (veya eşdeğeri kişiyi) tümceden çıkararak, kalanı okuyunuz:

[My friend and] I went to a restaurant last night. [Bknz. Yukardaki notumuz]

I [and my friend] went to a restaurant last night.

I went to a restaurant last night. Tümceler doğrudur.

 

They have invited me [and my sister] to a party.

They have invited [my sister and] me to a party. [Bknz. Yukardaki notumuz]

They have invited me to a party. Tümceler doğrudur.

 

They have invited I and my sister to a party.

They have invited my sister and I to a party.

They have invited I to a party. Tümceler yanlıştır.

 

 

 # 046

 "Gerund" Üstüne İki küçük Not

[For Intermediate Grades]

Gerund'lar fiilden türetilir; fiilin ad (isim; noun) durumudur. Gramerde ad işleviyle görev alırlar... Bu böyle olmakla birlikte, fiil/eylem anlamını da korurlar. Bu özelliklerinden dolayı:

1. Ad niteliği ile

Ad niteliği ile, başına a, an, the (tanımlık, article); iyelik veya işaret adılı (mülkiyet veya işaret zamiri) ya da bir sıfat gelebilir. (Bu sıfat bir zarf ile niteleniyor da olabilir.) Örnekler:

 

We were awakened by an (some, that, his) incredibly loud knocking on the door.

Your friend's handling of the situation earned everybody's admiration.

Just recently, there have been a lot of brutal bombings and attackings in that district.

 
 
 

Do you mind my smoking a pipe?

--  Veya,

Do you mind me smoking a pipe?

 

DİKKAT... Klasik gramer "my" üzerinde ısrar edecektir, ama "me" kullanımı günümüzde gayet yaygındır ve o da standart kabul edilmelidir.

Örneğin,

Mother hates our walking in with our muddy shoes.

şeklindeki klasik kullanım yerine, aşağıdaki kullanım çok daha yaygındır:

Mother hates us walking in with our muddy shoes.

Ama, olmaması gerekir ya, ola ki bir sınavda birlikte verilecek olurlarsa, "my, our...etc" şeklindeki iyelik (mülkiyet, possessive) form kesinlikle tercih edilmelidir. Unutmayınız: Sınavlar klasik grameri sever.]

*   *   *   *   *

2. Fiil niteliği ile

Fiil niteliği ile, kendisi de nesne alabilir veya bir belirteç (zarf) yahut belirteç öbeği (adverbial phrase) ile nitelenebilir:

He was suspected of having stolen large sums of money from his boss. [= Gerund'un kendisi de nesne aldı... Cümlenin fiili: "was suspected of"... Nesnesi: "having stolen" (çalmış olmak = perfect active gerund)... Onun da nesnesi, "large sums of money"...]

The lawyer began reading the will slowly and in an emphatic manner. [Avukat vasiyetnameyi yavaş tempoda ve sözcüklere bastıra bastıra okumağa başladı... "began" fiilinin nesnesi "reading" bir ad-fiil (gerund) dur. Gerund'un kendisi de nesne almıştır: "the will"... Ve bir belirteç ve bir de belirteç öbeği ile nitelenmektedir.]

Well, it's only natural that he should object to being treated like a child. ["it's only natural that ..." = gayet doğal ki... "being treated" = kendisine davranılmak, muamele edilmek = "object to" fiilinin nesnesi... present passive gerund]...  like a child = çocukmuş gibi (belirteç öbeği).

BAŞA DÖNÜŞ

 

 # 019

 Kullanılma Olasılığı

Hiç unutulmaması gereken önemli nokta şudur: Bir anlatımın gramer açısından sağlıklı sayılması, kullanılabilirliği açısından teminat oluşturmaz. Bu başlık altında, "zaman ve zemin" sakıncalarının dışında bir konuya değineceğim.

Diyelim ki, Türkçe öğrenmekte olan bir yabancı, etken / edilgen çatıdaki ustalığını gururla sergilemek için, "Kızı gözüme kestirdim," yerine, "Kız benim tarafımdan gözüme kestirildi" şeklinde bir cümle kursa, herhalde alkış toplamayacaktır. Oysa gramer olarak doğru bir cümle kurmuştur...

Diyeceğim, yabancı dil serüveninizin başlangıç ve ilk gelişme evrelerinde, kendiniz özgün cümleler oluşmaktan kaçınınız. Hele ki, Türkçe'den çevirmek yoluna hiç gitmeyiniz.

Okuduğunuz, işittiğiniz, ilginç bulduğunuz, işinize yarayabilecek, hatta yalnızca hoşunuza giden İngilizce anlatımları, cümleleri, söz bölüklerini bir bütün halinde kaydedip ezberlemek yoluna gidiniz. Ezberleyemediğinizi düşünseniz bile, tekrarlamağa devam ediniz. Derin belleğinize nasıl olsa yerleşmekte olacaktır.

Kulak eğitimi için kullandığınız konuşma bantlarını da tekrar tekrar dinlemenizde büyük yarar var. Bu şekilde, yalnızca tercihli anlatım kalıplarını belleğinize yerleştirmekle kalmaz, konuşma ortamının özelliklerine göre şekillenen tonlama örüntülerini de dağarcığınıza eklemiş olursunuz.

Burada kullandığım "tercihli anlatım kalıpları" kavramı üzerinde durmakta yarar var. Bunu "idiomatic" kavramı ile karıştırmayınız. Deyimler zorunluluk taşır. Diğer karakteristik kullanımlar da zorunluluk taşır. Örneğin, anadil konuşan bir kimsenin aşağıdaki noktalarda hata yapması veya bunların dışına çıkması beklenemez:

1. doğru gramer -- örnek: nerede sıfat nerede zarf kullanacağımız;

2. sözcük anlam özellikleri -- "to breed a horse", ama "to raise a child";

3. kalıplaşmış tamlamalar: "crystal clear", "nuclear family";

Oysa, değindiğim "tercihli anlatım kalıpları" yalnızca istatistiksel yüksek olasılık taşır. Bunları kullanmadan da derdinizi belki anlatabilirsiniz. Anlatabilirsiniz ama, turnusol kâğıdı gibidirler: Telaffuz ve tonlamanız kusursuz olsa bile, yabancı olduğunuz hemen anlaşılır.

Emlâk değerlerini belirleyen ilkeyi bilirsiniz: "Location, location, location"... Dilsel öğelerin kullanılmasını belirleyen ilke ise şudur: "Collocation, collocation, collocation". Yani, bir dil öğesinin karakteristik olarak uyuştuğu, anlaştığı diğer öğelerle birlikte görülme olasılığının yüksekliği.

Örneğin, bizdeki koyu çay kavramının karşılığı strong tea şeklindedir. Çeviri yapıp "dark tea, thick tea, viscous tea" gibi sözler ederseniz, ne menem birşey getirecekleri konusunda hiçbir teminatınız yoktur.

Ve yine, "strong = powerful, mighty, muscular, etc" eşanlamlı sözcüklerden yola çıkıp bir talepte bulunursanız, yavşak şakacılıktan çatlak kafalılığa uzanan yelpazede yargılarla karşılaşabilirsiniz.

Bu yargıdan ancak adınız şair'e veya şaire'ye çıkmışsa kaçabilirsiniz.

Çünkü şairler ve şaireler, herkes bilir, az ya da çok, zaten kafadan çatlaktır...

Tekrar uyarayım; Yabancı dil serüveninizin başlangıç ve ilk gelişme evrelerinde, kendiniz özgün cümleler oluşmaktan kaçınınız. Hele ki, Türkçe'den çevirmek yoluna hiç gitmeyiniz. Anadil konuşanlar nasıl söylüyor, neler yazıyorlar? Yeniden yeniden dinleyiniz, Yeniden yeniden okuyunuz.

BAŞA DÖNÜŞ

 

 

         

 

 

 

Dergimizi beğeniyorsanız, lütfen dostlarınıza da öneriniz,

iletiniz, gönderiniz... Teşekkürler, Sayın Üyeler...

WEB SİTEMİZ:

ANASAYFA        TESTLER        OKUMA        EĞLENCE        ALMANAK

KAYNAKLAR     FIKRA     KARİKATÜR     KONUŞMA      İSTER İNAN

*  *  *  *  *

Listemize Katılmak için: http://groups.yahoo.com/group/pratik-ingilizce

Veya Doğrudan Bana e-Posta Atınız: --> İzbul

Listemizden Ayrılmak İçin:  pratik-ingilizce-unsubscribe@yahoogroups.com