[Buradaki sıralama görüş ve önerileriniz içindir.
Kitaptaki sıralama ilavelerle farklı olacaktır.]
# 007
RISE, RAISE, ARISE, AROUSE
Bu dört fiili birbirinden ayırdetmekte güçlük çekiyor
musunuz?. Bunları bir grup halinde birbirleriyle karşılaştırarak
öğrenelim:
İlk not edeceğiniz nokta:
Birinci ve üçüncüsü düzensiz fiiller; ikinci ve dördüncüsü ise düzenli
fiillerdir.
rise - rose - risen :
yükselmek,
kalkmak, artmak (yukarı doğru hareket)
/RAYZ/ /ROUZ/ /Rİ-zın/
The sun rises in the east.
Get up, will you? The sun has long risen.
(Kalk artık,
tamam mı! Güneş çoktan
doğdu ve yükseldi.)
Food prices rose
by 3% in July.
("by" mecburi
değil)
She slowly rose from the bed and went into the bathroom.
(= yavaş
hareketlerle yataktan kalktı...)
Fears rose
among the authorities that the disease might have already spread to
the neighbouring areas.
(korkular
arttı...)
Thousands of chickens were exterminated as fears rose that the
latest outbreak of bird flu might have already spread to the
neighbouring areas.
(...... ilişkin
korkular artarken/arttıkça/arttığı için)
to exterminate
= imha etmek, varlığını kökünden silmek, türünü yoketmek...
outbreak = salgın,
hızlı ve salgın halinde patlak verme...
flu veya
'flu = grip
("influenza" dan kısaltma)...
raise - raised -
raised :
yükseltmek,
kaldırmak, arttırmak (yukardakinin geçişli hali)
/REYZ/ /REYZD/ /REYZD/
The new outbreak
has raised concerns among the authorities that the
disease might have already spread to the neighbouring areas.
(= endişeleri arttırdı)
In July, OPEC
countries raised the price of their oil sharply.
(= yükselttiler)
Gülben
raised her eyebrows in surprise and laughed pleasantly.
(Şaşırmış
şekilde kaşlarını kaldırdı ve hoş bir şekilde gülümsedi.)
She smiled back at him with a mischievous grin and slowly raised the
pillow.
(Yaramaz bir
gülücükle baktı ve yastığı kabarttı... -- Wow!!)
arise - arose -
arisen :
meydana gelmek,
ortaya çıkmak ("gizli iken ortaya çıkmak" anlamında değil; "oluşmak"
anlamında)
/ı-RAYZ/ /ı-ROUZ/ /ı-Rİ-zın/
A completely new
situation has arisen following last week's events.
(Yeni bir durum
meydana gelmiş, ortaya çıkmış bulunuyor.)
Arthropods
(=eklembacaklılar)
arose suddenly in the fossil record. There are no
transitionals leading up to them.
Pneumonia
(=zatürree, zatüriye) arises from a combination of a genetic
predisposition and inhaled chemicals damage, notably from cigarette
smoking.
(=
kaynaklanmak... predisposition
= eğilim... inhaled =
içine [ciğerlere] çekilen)
arouse - aroused -
aroused :
duygu, heyecan
vb. uyarmak
/ı-RAUZ/ /ı-RAUZD/ /ı-RAUZD/
Her explanation
aroused my curiosity.
(= merakımı
kabarttı)
Two youngsters
carrying a huge case between them aroused the soldiers’
suspicions as they approached the checkpoint.
(= askerlerde
şüphe uyandırdı)
checkpoint = kontrol noktası...
Newly-coming
immigrants arouse a lot of animosity by providing a
cheap source of labor which threatens the previous ones' jobs.
(Yeni gelen
göçmenler, daha öncekilerin işlerini tehlikeye düşürecek şekilde bir
ucuz emek kaynağı sağladıkları için bir hayli düşmanlık
uyandırıyorlar.
animosity = düşmanlık duygusu)
That young women are sexually aroused by a grayish-white
moustache and a goatee is the narcissistic intellectual's pipe dream.
(= Genç kızların
kır düşmüş bir bıyık ve keçi sakalından takrik oldukları (düşüncesi)
kendine hayran entellerin kendi hüsnü kuruntusudur. -- NOT: Bu tümce
tipini çözemediyseniz, sabrediniz; elbet sıra ona da gelecek.
[Zorunlu
açıklama: Efendim, tabiatıyla bendeniz de narsisist entel sınıfından sayılırım, ama walla
billa bıyıklı yada keçi sakallı değilimdir.]

# 008
SÖZCÜK DİZİMİNE DUYARLIK
Aşağıdaki tümcelerin anlam ve nüans farklarını belirleyiniz:
I almost lost all the money I had.
= Neredeyse
bütün paramı kaybediyordum; (ama kaybetmedim).
I lost almost all the money I had.
= Neredeyse
paramın tamamını kaybettim; geriye pek az kaldı...
Aşağıdaki altı (6) diziliş değişkelerini okuduğunuzda, herbirinin ayrı bir
nüans, hatta ayrı bir anlam ilettiğinini göreceksiniz:
Only Ali said he loved her.
Ali only said he loved her.
Ali said only he loved her.
Ali said he only loved her.
Ali said he loved only her.
Ali said he loved her only.
1.
Yalnızca Ali söyledi; diğerleri söylemedi... 2. Ali'nin bütün yaptığı
onu sevdiğini söylemekten ibaretti, başka birşey yapmadı ki... (Suç
mu yani sevdiğini söylediyse!) 3. Yalnız kendisinin
sevdiğini söyledi... 4. Yalnızca sevdiğini, sevmekten başka birşey yapmadığını...
(Yine, "Suç mu yani?" nüansı var)...
5. Yalnızca onu sevdiğini (başkasını sevmediğini)... 6. Paragrafın gelişine ve
ses tonuna göre değişik nüanslar kazanabilir.
Bütün bunlar bize okumada / konuşmada vurgulamanın
önemini bir kez daha anımsatmalıdır. Bütün sözcükleri eşit vurgulayarak
monoton sesle söylemek robotlara özgü bir davranıştır.
Robotların
konuşmasından da o nedenle zaten bi halt anlaşılmaz!...
Aşağıdaki tümceyi, her seferinde sözcüklerden
sırasıyla birini vurgulayarak okuyunuz. Ortaya çıkacak 6 ayrı tümcenin
anlamını karşılaştırarak irdeleyiniz:
Did Ali give
you that ring?
Kısacası, zavallı İngiliz ve Amerikalılar bu cambazlığı sadece sözcük vurgusu ile
gerçekleştirmek zorunda iken, çekimli bir dil olan sevgili Türkçe'mizde
bizler sözcüklerin yerlerini değiştirmek olanağına da ilaveten sahibiz.
1. Verdi
mi, vermedi mi?... 2. Ali mi verdi?... 3. (Satmadı filan
da) verdi mi?... 4. Sana mı verdi?... 5. (Bu yada şu
yüzüğü değil de) O yüzüğü mü verdi?... 6. (Bir broş yada
küpe filan değil de) O yüzüğü mü verdi?...

# 009
someday - some day
/ sometime - some time
Bitişik mi, Ayrık mı?
Aşağıda vereceğim bilgiler
"advanced level details" faslına girer: Aksine davranışların idam
gerektirmeyeceğine güvenebilirsiniz.
Başlıkta andığım "sözcükler" bitişik mi,
yoksa ayrı mı yazılmalıdır? Yanıt: yerine göre...
Bitişik formlar zaman belirteci (zarf, adverb) kimliği taşır. Anlam:
"gelecekte belirsiz bir zamanda"...
We’ll succeed
someday.
(= A day will
come when we will finally succeed. Birgün gelecek, başaracağız.)
Let's get
together sometime.
(Birzaman
biraraya gelelim.)
Yukardaki anlam için, bitişik
yazılma çok daha yaygın olmakla birlikte, ayrık form da kullanılsa
kıyamet kopmaz ve aynı anlamı verecektir.
Ayrık form, yapı olarak
bir "sıfat + ad" öbeği oluşturur. Anlam açısından, bitişik formun
sanki biraz baştan savuyormuş veya fazla umutlu değilmiş edasındaki
"belirsiz gelecek" nüansına karşılık, daha bir kendinden emin olma
nüansı taşıyor. Dolayısıyla, tercih edileceği durumlar vardır:
Come and visit
me some day.
Come and visit
me some day soon.
Another bird flu outbreak is inevitable some day soon.
Aşağıdaki örneklerin
güzelliğine bknz:
You may come and
visit me any day. You really must some day.
(Herhangi birgün gelebilirsin; ama birgün mutlaka gelmelisin.)
How quickly we
forget we must all some day die.
(Birgün öleceğimizi nede çabuk unutuveririz!)
Bu söylediklerim,
"sometime" ve "some time" için de geçerlidir. Yani, "gelecekte
belirsiz bir zamanda" anlamı için bitişik form çok daha yaygındır:
No doubt another
landing at Mars will be attempted sometime.
Fakat daha belirgin, daha spesifik bir nüans için ayrık form tercih
edilebilir.
Come and see me
some day. Choose some time that fits in with your schedule.
Bu çerçevenin tamamen dışında, ayrık yazılan "some time" öbeği,
"belli bir zaman süresi" anlamında kullanılabilir:
We had to spend
some time searching through the rooms.
(Biraz
zaman kaybetmek zorunda kaldık.)
You should take some time off and rest a little.
(Biraz
izin al -- veya ara ver -- ve dinlen.)
This is going to take some time.
(Bu
biraz zaman alacak.)
I have been a
big fan of your website for some time now.
Halen bir
süredir sitenizin sıkı bir izleyicisim.
"Sometimes" sözcüğü ise, yine bütün bunlardan farklı olarak, "arasıra,
occasionally" anlamı verir:
It does work
satisfactorily enough sometimes, but at other times it doesn't work at
all.
NOT: Bu derece kılı kırka
yarmanın faydası var mıdır? Bu sorunun yanıtı, biraz sizin konulara
yaklaşım titizliğine bağlı. Ama, bir de şöyle bir durum düşününüz:
Diyelim ki kurallara pek düşkün ve "dediğim dedikçi" bir hocasınız; ve
birgün öğrencileriniz, illa ki yanlıştır dediğiniz bir yapının
örneklerini toplayıp getiriyorlar yadsınamaz sağlam bir kaynaktan...
İşte sizlere, eski bir caz
şarkısından birkaç mısra (Frankie Laine):
| |
No tears. No
fears. / Remember there's always tomorrow:
So what if we have to part? / We'll be together again
[so what? =
ne çıkar?]
Some day...
Some way... / We both have a lifetime before us;
For parting is not goodbye. / We'll be together again.
|
Evet... "Birgün... bir
şekilde..." Ne diyelim? Allah sevenleri ayırmasın...

# 010
Hangisi Doğru? My friend and
me? -- My friend and I?
[Pre-Intermediate]
Bu sorunun yanıtı,
bu ifadenin fiilin öznesi yada nesnesi olmasına göre değişir.
My friend and
I
discovered a new restaurant in that area.
They didn't
let
me and my friend in.
NOT: "I and my friend"
yerine "my friend and I" tercihimiz "nezaket" gereğidir; gramerden
kaynaklanan bir zorunluluk değil.
(İkinci tümcede
ise, "me and my friend" ses uyumu bakımından kulağa daha hoş geliyor;
deneyiniz.)
Günlük konuşmada, standart gramer kuralının çiğnenerek, öznede "I" yerine "me"
kullanıldığına tanık olabilirsiniz; ancak sınav İngilizce'sinde bu
uygulamadan kesinlikle uzak durunuz.
"My friend and myself" şeklindeki özne kullanımı, ustalıklı
bir anlatım üslubu dışında, gereksiz ölçüde "havalı" bir nüans
taşıyacaktır; emin olmadıkça bundan da uzak durmanızı öneririm.
[Bu tür
uygulamaları ilerde Shakespeare olacağınız yıllara saklayınız: "I must
to the barber's, monsieur; for methinks I am marvellous hairy about
the face; and I am such a tender ass, if my hair do but tickle me, I
must scratch."]
Kurduğunuz tümceyi test etmenin çok kolay bir yolu vardır: "my friend"
ibaresini (veya eşdeğeri kişiyi) tümceden çıkararak, kalanı okuyunuz:
I [and my
friend] went to a restaurant last night.
I went to a
restaurant last night.
***Me went to a restaurant last night.
[My friend and]
I went to a restaurant last night.
I went to a restaurant last night.
***Me went to a restaurant last night.
They have invited me [and my sister] to a party.
They have
invited me to a party.
***They have invited I to a party.
They have
invited [my sister and] me to a party.
They have
invited me to a party.
***They have invited I to a party.

# 011
"Gerund" Üstüne İki küçük Not
[For
Intermediate Grades]
Gerund'lar ad (isim, noun) işlevli olmakla birlikte,
eylem anlamını da korurlar. Bu özelliklerinden dolayı:
1.
Ad niteliği ile, başına
a,
an, the
(articles);
iyelik veya işaret adılı
(mülkiyet veya işaret zamiri)
yada bir
sıfat
gelebilir. (Bu sıfat bir zarf ile niteleniyor da olabilir.) Örnekler:
We were awakened by an (some, that,
his) incredibly loud
knocking
on the door.
Your friend's
handling
of the situation earned everybody's admiration.
Just recently, there have been
a
lot of brutal
bombings
and
attackings
in that district.
Do you mind my
smoking
a
pipe?
Veya,
Do
you mind me smoking a pipe?...
ANCAK DİKKAT... Klasik gramer
"my"
üzerinde ısrar edecektir, ama "me" kullanımı günümüzde hiç de az
sayılmaz.
Örneğin,
"Mother
hates
our walking in with
our muddy shoes,"
şeklindeki klasik kullanım yerine,
"Mother
hates
us walking in with
our muddy shoes,"
günümüzde çok
daha doğaldır...
Ama, ola ki bir sınavda birlikte verilecek olurlarsa,
"my, our...etc"
şeklindeki iyelik (mülkiyet, possessive) form kesinlikle tercih
edilmelidir. Unutmayınız: Sınavlar klasik grameri sever.]
2.
Fiil niteliği ile, kendisi de nesne alabilir veya bir belirteç (zarf)
yahut belirteç öbeği ile nitelenebilir:
The
lawyer began reading the will slowly and in an
emphatic manner.
[Avukat
vasiyetnameyi yavaş tempoda ve sözcüklere bastıra bastıra okumağa
başladı... "began" fiilinin nesnesi "reading" bir ad-fiil (gerund)
dur. Gerund'un kendisi de nesne almıştır: "the will"... Ve bir
belirteç ve bir de belirteç öbeği ile nitelenmektedir.]
He
was suspected of having stolen large sums of money from
his boss.
[= Gerund'un
kendisi de nesne aldı... Tümcenin fiili: "was suspected of"...
Nesnesi: "having stolen" (çalmış olmak = perfect active gerund)... Onun da nesnesi, "large sums of
money"...]
Well, it's only natural that he should object to being treated
like a child.
[it's only
natural that = gayet doğal ki...
being treated like a child = kendisine çocuk
muamelesi yapılması... "being treated" =
muamele edilmek = present passive gerund.]

# 012
Kullanılma Olasılığı
Hiç
unutmamanız gereken önemli bir nokta şudur: Bir tümcenin gramer
açısından sağlıklı sayılabilmesi, onun günlük yaşamda
kullanılabilirliği açısından teminat teşkil etmez.
Diyelim
ki, Türkçe öğrenmekte olan bir yabancı, etken / edilgen ustalığını
gururla sergilemek için, "Kızı
gözüme kestirdim," yerine, "Kız benim tarafımdan gözüme kestirildi"
diye bir tümce kursa, herhalde alkış toplamayacaktır. Oysa gramer
olarak doğru bir tümce kurmuştur...
Diyeceğim, yabancı dil serüveninizin başlangıç evrelerinde, "orjinal"
tümce kurmaktan kaçınınız. Okuduğunuz, işittiğiniz, ilginç bulduğunuz,
işinize yarayabilecek, hatta yalnızca hoşunuza giden
tümceleri bütün
halinde kaydedip ezberlemek yoluna gidiniz.
Giderek, bu temel örnekteki sözcükleri değiştirmek suretiyle ifade zenginliğinizi genişletirsiniz.

|