Ad sınıfı sözcüklerin
alt-sınıfı "grup/topluluk" adlarını örnekleyelim:
army, audience,
board, cabinet, class, committee, company, corporation, council,
department, faculty, family, firm, group, jury, majority, minority,
navy, public, school, senate, society, team, troupe...
Birden fazla birimden
oluşan bu tür bir topluluk, gramer açısından tekil mi yoksa çoğul mu
sayılmalıdır?
Yani, bunlarla bağlantılı kullanacağımız bir fiil tekil mi yoksa çoğul
mu olmalıdır? Ve yine, bağlantılı adıllar
(zamir, pronoun)
tekil mi yoksa çoğul mu olacaktır?
Grup/topluluk adlarının ayrıca birer de çoğul formları olmasından yola
çıkarsak, tekil sayılmaları gerektiğini düşünmemiz gerekir:
army - armies,
audience - audiences, society - societies, and etc.
Peki, uygulama böyle
midir? Yoksa başka faktörler de rol oynuyor mu?
İşte bu sorunun yanıtı, her ayrı örnekte, sözkonusu "birimi" nasıl
algıladığınıza göre şekillenecektir: Grubu bir bütün olarak
algılıyorsanız tekil muamelesi görecek; ayrı ayrı bireylerden oluştuğu
algılaması önplana çıkıyorsa çoğul sayılacaktır.
Örnekleri inceleyiniz:
Our school
team practises every afternoon whether its coach is there
or not.
(Takımı bir
bütün olarak görüyoruz;
dolayısıyla tekil fiil ve adıl kullandık.)
After the practice under, the team take a shower, change
into their school uniforms, and go to their classes.
(Burada ise
takımı değişik oyunculardan oluşan bir grup olarak algıladık.)
The jury has
agreed that there was enough evidence; its verdict is guilty.
(Jüri bir bütün
olarak hareket etti.)
It seems the jury disagree on the evidence presented and
have told the judge that they are hopelessly divided over
the verdict.
(Jüri içinde
görüş ayrılığı var.)
The committee was unanimous in its decision.
(Tekvücut,
ittifakla)
The committee has now come to a decision.
(Tekvücut,
ittifakla)
The committee were arguing among themselves.
(Bölünmüşler)
The committee have now taken their seats.
(Burada tekil
fiil veya adıl kullanmak olanaksız)
My family lives in İstanbul.
(Hepsi bir
arada)
My family are taking separate vacations.
(Ayrı ayrı)
I have invited my family to dinner and they are coming
on Saturday.
("they" dışında
bir adıl olanaksız)
Galatasaray is a legend. It is undoubtedly in my view
the greatest football club in this country.
Away goal specialists Galatasaray are confident they can
win against Fenerbahçe at Saracoğlu and reach for their second
Cup within two years.
(Deplasmanda gol
atma uzmanı olan Galatasaraylılar...)
Evet, kararınızı eldeki
duruma göre vereceksiniz... Ama diyelim ki, karar vermekte
zorlanıyorsunuz, emin değilsiniz. Kolay bir çıkış yolu var. Aşağıdaki
her iki uygulama sonucunda da çoğul fiil ve adılı gönül rahatlığı ile
kullanabilirsiniz:
1. Topluluk adından
sonra "members" sözcüğünü ekleyiniz:
the committee
members are... the team members do...
veya,
2. Tümüyle farklı
bir sözcük kullanmayı deneyebilirsiniz:
army
yerine soldiers
class yerine students
senate
yerine
senators
team yerine players
İyi güzel de, bizim açımızdan "tekil" (çünkü tek birim, tek nesne, tek
varlık) olması gereken, ama İngilizce gramerde "çoğul"
muamelesi gören aşağıdaki ad sınıfı
sözcüklere ne demeli? İtiraf etmek gerekir ki, farklı dil/kültür
sistemlerinin en şaşırtıcı yönlerinden birisi de bu sorundur:
scissors, glasses
(gözlük = spectacles),
binoculars
(dürbün),
trousers, jeans, pants
(=Amerikada pantolon, ingilterede külot),
shorts, pyjamas, goods
(= mallar, emtia),
riches, clothes
(= giysiler; oysa tek başına cloth = bez, sayılamaz ad),
groceries
(= bakkaliye ürünleri),
bellows
(körük: iki sapı var ya),
scales
(=terazi),
forceps, tweezers
(=cımbız),
tongs
(=maşa)
Şu
çılgın örneklere bknz:
I
can't find the scissors. What have you done with them?
Makası bulamıyorum; ne yaptın onu?
Hand me those scissors.
Şu makası
uzatsana bana.
Ortada iki makas varsa ve ikisini de istiyorsak, aynı tümceyi kurmak
durumundayız:
Hand me those scissors.
Şu makasları
uzatsana bana.
"Hayret bişi yaaa," di mi? Adamlar masanın üstünde tekbaşına duran o
makası (iki bacağından dolayı) çoğul görüyor; onunla bağlantılı bir
fiil veya adıl kullanmak gerektiğinde çoğul formları kullanıyorlar:
The
scissors are on the table. Don't you see them?
İşin kötüsü, orada birden fazla makas varsa, yine aynı tümceyi
kuruyorlar:
The
scissors are on the table. Don't you see them?
Deli mi ne yahu bu adamlar?!... Hayır, yalnızca farklı bir dil/kültür
sisteminin farklı bir bakış ve algılayış açısı devreye giriyor...
Aşağıdaki örneklere de bakalım:
I
slipped and fell on the sidewalk. My jeans are covered with mud.
(=
pantolonum... Pantolon tek ama, "iki paçası" var)
Trousers, when bought in bulk from the wholesalers, are delivered to
your doorstep.
(=
pantolonlar... toptancıdan toplu alındığında yerinizde teslim
edilir.)
Have you noticed his trousers. They are of a cheap brand.
("Üstündeki
pantolonu gördün mü? Ucuz bir marka...)
DİKKAT: Bu sınıf sözcükleri sayılabilir birimler halinde kullanmak
gerektiğinde, "a/one pair of" yapısına başvurabilirsiniz:
A/one pair
of trousers is... / Two pairs of trousers are...
One pair of your trousers is in your wardrobe, another
pair is lying on the sofa.
There is
a pair of scissors on the table.
TL50 if the
order contains just one pair of pyjamas; TL80 if the order
contains two pairs; TL100 if the order contains three or
more pairs of pyjamas.
ÖNEMLİ NOT:
Deneyimlerim bana "kurallaştırma" konusunda çok dikkatli olunması
gerektiğini herzaman kanıtlamıştır. Ne yazık ki, yabancı dil
öğrenmenin özellikle başlangıç evrelerinde bol keseden "kurallar"
öğretmek/öğrenmek zorunda kalırız; ama ileri evrelerde bu kurallara
meydan okuyan örneklerle hep karşılaşırız.
Bu tür örneklerle
karşılaştığınızda yapmanız gereken, tümceyi anlam yönünden
incelemektir. Bu yoldan, sözümona "kural ihlali" nin gerekçesini
kolaylıkla anlayabilirsiniz.
Nitekim, "Jeans"
sözcüğü "herzaman" çoğuldur kuralını -- elementary / intermediate
düzeylerde tescil ederiz; örnekler bunu doğrular da... Ama bakınız
sonraları nice örneklerle karşılaşırız:
Tekil
anlam, çoğul fiil (ilk koyduğumuz "kural"):
Look at the
state your jeans are in.
Your jeans
are falling apart.
My jeans are too tight to move about comfortably.
Çoğul
anlam, çoğul fiil (bittabi):
Jeans are
a very popular form of casual dress around the world.
Black jeans are still available but not as popular as they
used to be.
"pair/pairs of" ile kullanım (hertürlü kurala uygun):
If you thought
a pair of jeans is as good as another, then think again.
How many pairs of jeans are there in your wardrobe?
Aşağıdaki
"sapıtık" örnekleri ise advanced öğrencilerin beğenisine sunuıyorum:
In my kind of
job, jeans is a great relief.
Benimki gibi bir
işiniz varsa, walla blucin büyük rahatlık...
It'll be a casual affair. Even wearing a jeans is no issue.
Pek
öyle resmiyet filan olmayacak; blucin bile giysen mesele olmaz...
If you're going to an open-air rock concert, a jeans is the
only outfit!
Açık hava rok
konserine gidiyorsan, akla yatkın tek giyim blucin olur.
You think "jeans is just jeans, so what's so special about
these," eh? Well, my friend, the difference is in the slash
pockets and the metal zipper.
Sana göre,
"blucin dediğin blucindir işte, bunun ne özelliği varmış ki," öyle mi?
Dostum, sana söyleyeyim: Bunun ayrıcalığı yandan kesme cepleri ve
metal fermuarında...
Don't I know when a jeans is too tight for a guy's dignity?
Yav
ben bilmez miyim, aşırı dar bir blucinin delikanlının karizmasını
nezaman çizeceğini?!