|
Eğitim
Seti'mizin İngilizce'nin Püf Noktaları kitabından alıntıdır.

Doç. Dr.
Yalçın İzbul
# 050
THE COLLECTIVE NOUN
Grup/Topluluk
Belirten Adlar
Grup/Topluluk Belirten Adlar
"Grup/topluluk"
belirten adları örnekleyelim:
army, audience,
board, cabinet, class, committee, company, corporation, council,
department, faculty, family, firm, group, jury, majority, minority,
navy, public, school, senate, society, team, troupe...
Çoğul kişiden
oluşan bu tür bir grup veya topluluk, gramer açısından tekil mi yoksa çoğul mu
sayılmalıdır? Birlikte kullanacağımız fiil tekil mi yoksa çoğul
mu olmalıdır? Ve yine, bağlantılı adıllar
(zamir, pronoun)
tekil mi yoksa çoğul mu olacaktır?
Herbir grup/topluluk adının ayrıca bir çoğul biçimi de bulunduğu
gerçeğinden yola çıkarsak, tekil sayılmaları gerektiği sonucuna
varmamız zor olmaz:
army - armies...
audience - audiences... society - societies...
Peki, uygulama böyle
midir? Yoksa başka etmenler de rol oynuyor mu?
İşte bu sorunun yanıtı, her ayrı örnekte, sözkonusu grup veya
topluluğu nasıl
algıladığınıza göre şekillenecektir: Grubu bir bütün olarak
algılıyorsanız tekil muamelesi görecek; ayrı ayrı bireylerden oluştuğu
şeklinde algılıyorsanız çoğul sayılacaktır.
Örnekleri inceleyiniz:
Our school
team practises every afternoon whether its coach is there
or not. (Takımı bir
bütün olarak görüyoruz;
dolayısıyla tekil fiil ve adıl kullandık.)
After the practice, the team take a shower, change
into their school uniforms, and go to their classes.
(Burada ise
takımı değişik oyunculardan oluşan bir grup olarak algıladık.)
The jury has
agreed that there is enough evidence; its verdict is guilty.
(Jüri bir bütün
olarak hareket etti.)
It seems the jury disagree on the evidence presented and
have told the judge that they are hopelessly divided over
the verdict. (Jüri içinde
görüş ayrılığı var.)
The committee was unanimous in its decision.
(Tekvücut,
ittifakla)
The committee has now come to a decision.
(Tekvücut,
ittifakla)
The committee were arguing among themselves.
(Bölünmüşler)
The committee have now taken their seats.
(Burada tekil
fiil veya adıl kullanmak zaten olanaksız)
My family lives in İstanbul.
(Hepsi bir
arada)
My family are taking separate vacations.
(Ayrı ayrı)
I have invited my family to dinner and they are coming
on Saturday. ("they" dışında
bir adıl olanaksız)
Galatasaray is a legend. It is undoubtedly in my view
the greatest football club in this country.
(Galatasaray takımı...)
Away goal specialists, Galatasaray are confident they can
win against Fenerbahçe at Saracoğlu and reach for their second
Cup within two years. (Deplasmanda gol
atma uzmanı olan Galatasaray oyuncuları...)
Evet, kararınızı eldeki
duruma göre vereceksiniz... Ama diyelim ki, karar vermekte
zorlanıyorsunuz, emin değilsiniz. Kolay bir çıkış yolu var. Aşağıdaki
her iki uygulama sonucunda da çoğul fiil ve adılı gönül rahatlığı ile
kullanabilirsiniz:
1. Topluluk adından
sonra "members" sözcüğünü ekleyiniz:
T he
committee members are...
T he
team members do...
veya,
2. Tümüyle farklı
bir sözcük kullanmayı deneyebilirsiniz:
army
yerine soldiers
class yerine students
senate
yerine
senators
team yerine players
BAŞA DÖNÜŞ

# 051
BÖYLE "ÇOĞUL" OLUR MU?
İyi güzel de, bizim açımızdan "tekil" olması gereken (çünkü
tek birim, tek nesne, tek varlık olarak görüyoruz), ama İngilizce
gramerde "çoğul" muamelesi gören aşağıdaki ad sınıfı sözcüklere ne
demeli? İtiraf etmek gerekir ki, farklı dil/kültür sistemlerinin en
şaşırtıcı yönlerinden birisi de bu sorundur:
glasses
(spectacles = gözlük),
binoculars (dürbün),
scales (=terazi),
bellows (=körük), trousers, jeans, pants
(=Amerikada pantolon,
İngilterede don),
shorts, pyjamas,
scissors,
forceps,
tongs (=maşa), tweezers
(=cımbız)
Ortak özellik:
Bizim gözümüzde tek cisim, ama onların gözünde ikişer kol,
bacak, cam, kefe, paça, sap... Yani "makas" tek cisim
değil; "iki makas"!...
Şu
çılgın örneklere bknz:
I
can't find the scissors. What have you done with them?
Makası bulamıyorum; ne yaptın onu?
Hand me those scissors.
Şu makası
uzatsana bana.
Gelgelelim, iki makas sözkonusu ise ve ikisini de istiyorsam, yine aynı tümceyi kurmak
durumundayım:
Hand me those scissors.
Şu makasları
uzatsana bana.
Hayret birşey, değil mi? Adamlar masanın üstünde tekbaşına duran o
makası (iki bacağından dolayı) çoğul görüyor; onunla bağlantılı bir
fiil veya adıl kullanmak gerektiğinde çoğul formları kullanıyorlar:
The
scissors are on the table. Don't you see them?
İşin kötüsü, orada birden fazla makas varsa, yine aynı cümleyi
kuruyorlar:
The
scissors are on the table. Don't you see them?
Deli mi ne yahu bu adamlar?!...
Hayır, yalnızca farklı bir dil/kültür
sisteminin farklı bir bakış ve algılayış açısı devreye giriyor...
Aşağıdaki örneklere de bakalım:
I
slipped and fell on the sidewalk. My jeans are covered with mud.
(=
pantolonum... Pantolon tek ama, "iki paçası" var)
Trousers, when bought in bulk from the wholesalers, are delivered to
your doorstep. (=
pantolonlar... toptancıdan toplu alındığında yerinizde teslim
edilir.)
Have you noticed his trousers. They are of a cheap brand.
("Üstündeki
pantolonu gördün mü? Ucuz bir marka...)
This year's trousers are very different from last year's trousers in
style ("Bu yılın
pantolonları... geçen yılın pantolonları...)
DİKKAT: Bu sınıf sözcükleri sayılabilir birimler halinde kullanmak
gerektiğinde, "a/one pair of" yapısına başvurabilirsiniz:
A pair of trousers is...
One pair
of trousers is... / Two pairs of trousers are...
One pair of your trousers is in your wardrobe, another
pair is lying on the sofa.
There is
a pair of scissors on the table.
TL50 if the
order contains just one pair of pyjamas; TL80 if the order
contains two pairs; TL100 if the order contains three or
more pairs of pyjamas.

KEŞKE HAYAT HEP BU DERECE KOLAY OLSA !!
Deneyimlerim
bana "kurallaştırma" konusunda çok dikkatli olunması gerektiğini
herzaman kanıtlamıştır. Ne yazık ki, yabancı dil öğrenmenin özellikle
başlangıç evrelerinde bol keseden "kurallar" öğretmek/öğrenmek zorunda
kalırız; ama ileri evrelerde bu kurallara meydan okuyan örneklerle hep
karşılaşırız.
Bu tür örneklerle
karşılaştığınızda yapmanız gereken, cümleyi anlam yönünden
incelemektir. Bu yoldan, sözümona "kural ihlali" nin gerekçesini
kolaylıkla anlayabilirsiniz.
Örneğin , "Jeans"
sözcüğü çoğuldur kuralını -- elementary / intermediate
düzeylerde tescil ederiz; örnekler bunu doğrular da... Ama bakınız
sonraları nice örneklerle karşılaşırız:
Tekil
anlam, çoğul fiil (ilk koyduğumuz "kural"):
Look at the
state your jeans are in.
Your jeans
are falling apart.
My jeans are too tight to move about comfortably.
Çoğul
anlam, çoğul fiil (bittabi):
Jeans are
a very popular form of casual dress around the world.
Black jeans are still available but not as popular as they
used to be.
"A pair of / pairs of" ile kullanım (veya, "one pair of /
two pairs of" hertürlü kurala uygun):
If you thought
a pair of jeans is as good as another, then think again.
How many pairs of jeans are there in your wardrobe?
Aşağıdaki
örnekleri ise advanced öğrencilerin dikkatine sunuyorum:
In my kind of
job, jeans is a great relief.
Benimki gibi bir
işiniz varsa, valla blucin büyük rahatlık...
It'll be a casual affair. Even wearing a jeans is no issue.
Pek
öyle resmiyet filan olmayacak; blucin bile giysen mesele olmaz...
If you're going to an open-air rock concert, a jeans is the
only outfit!
Açık hava rok
konserine gidiyorsan, akla yatkın tek giyim blucin olur.
You think "jeans is just jeans, so what's so special about
these," eh? Well, my friend, the difference is in the slash
pockets and the metal zipper.
Sana göre,
"blucin dediğin blucindir işte, bunun ne özelliği varmış ki," öyle mi?
Dostum, sana söyleyeyim: Bunun ayrıcalığı yandan kesme cepleri ve
metal fermuarında...
Don't I know when a jeans is too tight for a guy's dignity?
Yav
ben bilmez miyim, aşırı dar bir blucinin delikanlının karizmasını
nezaman çizeceğini?!
BAŞA DÖNÜŞ

|