Madde # 13 -
14'teki konular açılmışken, bağlantılabilecek iki konuyu daha burada
kısaca ele alarak kendimizi test edelim.
Aşağıdaki
küçük test, sizlere tekil/çoğul özne-fiil uyuşumu (=
subject-verb agreement) konusunda uygulamalı bir öğrenme fırsatı
verecektir. (Eğitim Setimizin Gramer Testleri Bölümünden kısaltarak
ve biraz değiştirerek)
Gerçekten de,
farklı
dil-kültür sistemlerinin birbirlerine kıyasla en şaşırtıcı, bir o kadar da yanıltıcı
yönlerinden birisi, tekil/çoğul kavramlarındaki uyuşmazlık olsa
gerek.
"Mantığınıza" ters gelen örneklerde, lütfen bana acele e-mail
atmayınız; adamların tekil / çoğul kavramları bizimle uyuşmuyorsa,
ben ne yapabilirim ki?!
Olayı önce
www.google.com
'dan tahkik ediniz. Örnek alacağınız sitelerin anadil konuşanlar
tarafından hazırlanmış olmasına dikkat ediniz.
Unutmayınız:
herhangi bir öğenin istatistiksel açıdan baskın kullanımda
olması, bunun doğru sayılması için ("gerekli" olmasa da) yeterli
nedendir...
Gerekli şarta
gelince, mühür kimdeyse Süleyman odur... Demek istediğim,
dil işlerinde de,
en büyük mühür millettedir, ama o mührü millet adına gramer
polisleri kullanır.
01
All the milk (have, has) gone sour.
to go sour
/saur/ = ekşimek...
02
All the eggs (is, are) broken... All of the eggs (was, were) sold... The
risk of all of the eggs getting broken (was, were) ever present.
ever present =
herzaman mevcut, kaçınılmaz biçimde var...
Yardım:
Özne tek sözcük değil, bir sözcük öbeğinden oluşuyorsa, bu öbeğin
içinde yer alan sözcüklerden birisi asıl öznedir ("head
noun"). Örneğin yukarda şu soruyu sorunuz: "Tek
sözcükle cevap veriniz: Kırık olan neydi?" Bu şekilde "asıl
özne" yi bulmuş olursunuz: "Hepsi" =
"All" = Bütün yumurtalar, yani çoğul...
(DİKKAT: "head noun" kavram ve terimi tabii ki nesne öbeği için
de geçerlidir).
SORU 01'de,
"all" sözcüğü "sütün hepsi/tamamı" anlamıyla tekil (daha doğrusu
sayılamaz) bir kavramı temsil ediyor.
SORU 02'de
ise, ilk iki tümcede asıl özne "all" sözcüğü olup,
"yumurtalara" ilişkin kullanılmaktadır. Dolayısıyla
sayılabilir ve çoğuldur.
Üçüncü tümcede ise asıl özne "risk" sözcüğü olup, tekildir:
Bütün
yumurtaların kırılma RİSKİ herzaman mevcuttu...
("to be ever
present" fiilinin öznesi)
Bunlardan
çıkarılacak iki önemli ders:
1. "Asıl
özne" yi (head noun) bulmak son derece önemlidir. Feci yanlışlıkları
önlemeğe birebirdir.
2. "All"
sözcüğü tekildir/çoğuldur gibi garip kural gayretkeşlikleri (veya
ihtiyacı) içinde olanların boynunu vurun; sevaba girersiniz.
Daima anlama, bağlama bakınız. Anlam herzaman kraldır.
03
Dominoes (is, are) a very old game. Could (it, they) have been
invented by the Chinese?
Adı "dominoes" olan (bir) oyundan söz ediyoruz; oyunun adı
"dominoes"...
04
His campaign headquarters (was, were) incredibly crowded with
journalists of all descriptions.
(= her tür ve
tanımdan gazeteciler ile inanılmaz derecede kalabalıktı)
İnanmıyorsanız, açıp sözlüğe
bakınız, "headquarters" ne demektir ve tekil midir çoğul mudur? Neyse,
size zahmet vermeyeyim: "Karargah" veya "Genel Merkez" demektir ve
TEKİL'dir.
DİKKAT... DİKKAT...
Ama ne yazık ki, kesenkes emin olamayız; ANLAM açısından
yaklaşmadıkça... Aşağıdaki örneklerin ikisi de doğrudur:
NATO's
first headquarters was in London.
(Tek bir karargah
düşünüyoruz)
Regimental headquarters were abolished in favor of two combat command
headquarters.
(Birden fazla karargah, "bütün bölgesel karargahları" düşünüyoruz.)
Ne demiştik ama...
Daima anlama, bağlama bakınız. Anlam herzaman kraldır.
05
I
hope our children will be able to say, "The 2024 Olympics (was, were)
held in Turkey."
Kılçıksız balık olur
mu?... SORU 04 açıklamasında saptadığımız gerçeği bir kez daha
kanıtlayalım:
Some
people believe that the Olympics were originally funeral
celebrations,
In 1956, the Olympics were held in the Southern
Hemisphere for the first time -- in Melbourne, Australia.
It was the second time the modern Olympics were
scheduled to be held in Germany.
Hoca
yaa, sen bizim aklımızı mı karıştırmağa çalışıyorsun?
Tabii ki
hayır... Ama ilelebet elementer düzeyde uyuklamak tercihiniz ise,
internette bunu seve seve yapmakta olan onbinlerce yerli yabancı site
var...
06
What everyone (wants, want), (is, are) some peace and quiet...
"Herkesin istediği şey biraz huzur."
Ayrıca, "every" sülalesi gramerde tekildir...
(DİKKAT:
Everybody/everyone" için kuyruk sorusu -- tag question -- hariç:
Everybody likes him, don't they?)
07
More than one amorous man (has, have) tasted the sour taste of
rejection at her doorsteps...
Nice nice
sevdalısı
reddilmenin kekremsi tadını tatmıştır onun kapısında..." (Tekil mi,
çoğul mu? Breh,
breh...)"
Akıllara ziyan bir örnek... İsterseniz, "idiomatik" bir kullanım kabul
ediniz, isterseniz de "man" tekil sözcüğü tekil fiili zorluyor diye
düşününüz... Şimdi vereceğim örnekte, tekil fiil gerekirliği daha net
görünüyor: "More than one idiotic man is clearly in love
with her." Bu örnekte zinhar "are" kullanamayacağınız apaçık.
[NOT: Oysa, ilk verdiğim örnekte, "have" kullanmanız, hayli garip
kaçsa da, idamlık bir durum oluşturmaz.]
08
Gymnastics (is, are) among the most graceful of all sports.
09
The old in a Turkish village (is, are) looked after by their
children.
"The
+ sıfat" yapısının özelliklerini unutmayınız: sınıf adı yapar, çoğul
muamelesi görür:
the old (are, do) = yaşlılar...
the mentally
handicapped (are, do) = zihinsel özürlüler...
10
The number of students here with us today (is, are) over 30.
11
A
number of our students (speaks, speak) French fluently.
Yardım:
SORU 10'da, "asıl özne" SAYISI sözcüğüdür. Asıl özneyi nasıl
bulduğumuzu hatırlayınız: Şu soruyu soruyoruz: "30'un üzerinde olan
nedir?" Yanıt: "Bugün burada bizimle olan öğrencilerin SAYISI".
Oysa SORU 11'de, "a
number" bir dizi, bir grup anlamına geliyor: "Öğrencilerimizin
bir grubu = bazıları," ki bu da çoğul bir kavramdır.
12 Japanese
(is, are) a very interesting language, and the Japanese
(has, have) a long and fascinating history.
Japonca...
Japonlar...
13
Meltem, together with her husband and five children, (has, have) come
to stay with us for two weeks.
Virgüllere dikkat...
Eğer virgülsüz "Meltem and her husband" şeklinde bir özne öbeğimiz
olsaydı, çoğul olacaktı. Ama, bu şekilde iki virgülle ayrılan
"parantetik" (=parantez içi) sözler, fazladan bilgi verir
niteliktedir. Öznenin bir parçası olmadığına dikkat ediniz.
14
Twenty kilometers (is, are) too far for us to walk!
Kavrama dikkat
ediniz: Belli uzunlukta tek bir mesafe düşünüyoruz.
15
Every man, woman and child (is, are) equal before the law.
TEKRAR
HATIRLATIYORUM: "Every" sülalesi
herzaman tekildir: Şu kuyruk sorusu (tag question) dışında: "Everybody
is coming, aren't they?"
16
As
a methodology, statistics (is, are) important; but your statistics
relating to the patients' previous health condition (is, are)
particularly suspect. to be particularly suspect
= özellikle kuşku uyandırıyor olmak
İstatistik
bilimi...
istatistikler...
17
Twenty-five liras (is, are) too much for such a simple toy.
Tek tek yirmi-beş adet birer liralık madeni para saymıyorsunuz, di mi?
Nitekim Türkçe'de de, "Fiatı nekadar?" sorusunun yanıtı, "Yirmi-beş
tane lira," değil!... Ayrıca, SORU 14'ü hatırlayınız.
18
Only the rich (gets, get) richer in such a system.
Hatırladınız mı?
"the + sıfat"... SORU 09.
19
There (occurs, occur) more than half a dozen accidents everyday on
that stretch of the highway.
Özneyi bulmak
için soracağınız soru ne olacaktır: "Yolun bu kısmında hergün olan
nedir?" Yanıt: "Yarım düzineden fazla kaza," ki bu da çoğul bir
kavramdır.
20
Inside the chest (was, were) a number of old books. In another chest
(was, were) a small statuette and a fishing rod.
(chest = sandık)
Bu ve bir aşağıdaki soruda verdiğim tümceler devrik tümcedir: Özne fiilden sonra
geliyor.
21
Beyond those hills (lies, lie) a fertile valley.
22
Mr. Muhasip is one of those experienced accountants who never (makes,
make) any mistakes.
Yardım:
Buradaki sıfat-tümcelik, "accountants" sözcüğünü niteliyor; "Mr.
Muhasip" i değil... Unutmayınız, bir sıfat-tümcelik hangi adı
niteliyorsa onun kıçına yapışır... Yani, eğer "Mr. Muhasip"
nitelenseydi, tümce şöyle olacaktı:
Mr. Muhasip, who
never makes any mistakes, is one of those experienced
accountants.
23
Sociobiology is one of those newest sciences which (has, have) made a
great impression upon the public. (Tıpkı yukardaki gibi.)
24
Bread and butter (is, are) all she ever eats.
"Tereyağ ve
ekmek" değil, "tereyağlı ekmek" = tek birim...
25
Their leader, together with his guards, (is, are) coming towards
here.
Küscem
walla... Tıpkı SORU 13'de olduğu gibi değil mi bu da?!
26
How (much, many) loaves of bread did you buy? How (much, many) bread
do you want now?
27
This is The TIRT. Here (is, are) the news.
Son iki
sorumuzla ilgili olarak, "bread" ve "news" kavramlarının İngilizce'de
sayılamaz olduklarını, gramerde tekil muamelesi gördüklerini bile
henüz öğrenmemişseniz, bu bulanık derin sularda işiniz ne? Kıyılık yerlerde
egzersiz yapın bir süre daha...
NOT: Bununla
birlikte şu iki tümceye dikkatinizi çekmek isterim: "Here is the news
from the BBC, in English." Ama, "Here are the news from İzbul's voyage
round the world." Besbelli ki, ikinci tümcede "anadil konuşanlar" da
tekil fiil kullanmakta çok zorlanacaklardır -- eğer "tek haber" değil
"birden fazla haber" sözkonusu ise...
Geçmiş olsun...
Neyse ki, dil/kültür
farklılıklarının yarattığı acımasız şoku da atlatmanın şaşmaz bir yolu
vardır:
İki kadeh parlatmak...
Ol
mey ki çoğul gösterir tekil cânânı...
Dergimizi beğeniyorsanız,
lütfen dostlarınıza da öneriniz,