Doç. Dr. Yalçın İzbul

Free Bilingual E-Zine

PRACTICAL ENGLISH FOR TURKS

YAHOO Uluslararası İngilizce Öğretim Grupları

2003 - 2005 DÜNYA BİRİNCİSİ !!

November 30, 2005

Series PF -- # 005

 

 

İNGİLİZCE'NİN PÜF NOKTALARI - 005

 

This catch, and that catch, and all the catches in between...

O püf noktası, bu püf noktası ve aradaki bütün püf noktaları...

To view the back issues in this series, Please START HERE.

 

 

 MESAJ            E-KİTAP            CD

 

 

 

[Buradaki sıralama görüş ve önerileriniz içindir.

Kitaptaki sıralama ilavelerle farklı olacaktır.]

 # 015

 COUNTABLES & UNCOUNTABLES
 Sayılabilirler - Sayılamazlar

 TEKİL / ÇOĞUL ÖZNE-FİİLİ UYUŞUMU
 Subject-Verb Agreement

Madde # 13 - 14'teki konular açılmışken, bağlantılabilecek iki konuyu daha burada kısaca ele alarak kendimizi test edelim.

Aşağıdaki küçük test, sizlere tekil/çoğul özne-fiil uyuşumu (= subject-verb agreement) konusunda uygulamalı bir öğrenme fırsatı verecektir. (Eğitim Setimizin Gramer Testleri Bölümünden kısaltarak ve biraz değiştirerek)

Gerçekten de, farklı dil-kültür sistemlerinin birbirlerine kıyasla en şaşırtıcı, bir o kadar da yanıltıcı yönlerinden birisi, tekil/çoğul kavramlarındaki uyuşmazlık olsa gerek.

"Mantığınıza" ters gelen örneklerde, lütfen bana acele e-mail atmayınız; adamların tekil / çoğul kavramları bizimle uyuşmuyorsa, ben ne yapabilirim ki?!

Olayı önce www.google.com 'dan tahkik ediniz. Örnek alacağınız sitelerin anadil konuşanlar tarafından hazırlanmış olmasına dikkat ediniz.

Unutmayınız: herhangi bir öğenin istatistiksel açıdan baskın kullanımda olması, bunun doğru sayılması için ("gerekli" olmasa da) yeterli nedendir...

Gerekli şarta gelince, mühür kimdeyse Süleyman odur... Demek istediğim, dil işlerinde de, en büyük mühür millettedir, ama o mührü millet adına gramer polisleri kullanır.

 01  All the milk (have, has) gone sour. to go sour /saur/ = ekşimek...

  

 02  All the eggs (is, are) broken... All of the eggs (was, were) sold... The risk of all of the eggs getting broken (was, were) ever present. ever present = herzaman mevcut, kaçınılmaz biçimde var...

  

Yardım: Özne tek sözcük değil, bir sözcük öbeğinden oluşuyorsa, bu öbeğin içinde yer alan sözcüklerden birisi asıl öznedir ("head noun").  Örneğin yukarda şu soruyu sorunuz: "Tek sözcükle cevap veriniz: Kırık olan neydi?" Bu şekilde "asıl özne" yi bulmuş olursunuz: "Hepsi" = "All" = Bütün yumurtalar, yani çoğul... (DİKKAT: "head noun" kavram ve terimi tabii ki nesne öbeği için de geçerlidir).

SORU 01'de, "all" sözcüğü "sütün hepsi/tamamı" anlamıyla tekil (daha doğrusu sayılamaz) bir kavramı temsil ediyor.

SORU 02'de ise, ilk iki tümcede asıl özne "all" sözcüğü olup, "yumurtalara" ilişkin kullanılmaktadır. Dolayısıyla sayılabilir ve çoğuldur. Üçüncü tümcede ise asıl özne "risk" sözcüğü olup, tekildir: Bütün yumurtaların kırılma RİSKİ herzaman mevcuttu... ("to be ever present" fiilinin öznesi)

Bunlardan çıkarılacak iki önemli ders:

1. "Asıl özne" yi (head noun) bulmak son derece önemlidir. Feci yanlışlıkları önlemeğe birebirdir.

2. "All" sözcüğü tekildir/çoğuldur gibi garip kural gayretkeşlikleri (veya ihtiyacı) içinde olanların boynunu vurun; sevaba girersiniz. Daima anlama, bağlama bakınız. Anlam herzaman kraldır.

 03  Dominoes (is, are) a very old game. Could (it, they) have been invented by the Chinese? Adı "dominoes" olan (bir) oyundan söz ediyoruz; oyunun adı "dominoes"...

  

 04  His campaign headquarters (was, were) incredibly crowded with journalists of all descriptions. (= her tür ve tanımdan gazeteciler ile inanılmaz derecede kalabalıktı)

  

İnanmıyorsanız, açıp sözlüğe bakınız, "headquarters" ne demektir ve tekil midir çoğul mudur? Neyse, size zahmet vermeyeyim: "Karargah" veya "Genel Merkez" demektir ve TEKİL'dir.

DİKKAT... DİKKAT... Ama ne yazık ki, kesenkes emin olamayız; ANLAM açısından yaklaşmadıkça... Aşağıdaki örneklerin ikisi de doğrudur:

NATO's first headquarters was in London. (Tek bir karargah düşünüyoruz)

Regimental headquarters were abolished in favor of two combat command headquarters.
(Birden fazla karargah, "bütün bölgesel karargahları" düşünüyoruz.)

Ne demiştik ama... Daima anlama, bağlama bakınız. Anlam herzaman kraldır.

 05  I hope our children will be able to say, "The 2024 Olympics (was, were) held in Turkey."

  

Kılçıksız balık olur mu?... SORU 04 açıklamasında saptadığımız gerçeği bir kez daha kanıtlayalım:

Some people believe that the Olympics were originally funeral celebrations,

In 1956, the Olympics were held in the Southern Hemisphere for the first time -- in Melbourne, Australia.

It was the second time the modern Olympics were scheduled to be held in Germany.

Hoca yaa, sen bizim aklımızı mı karıştırmağa çalışıyorsun?

Tabii ki hayır... Ama ilelebet elementer düzeyde uyuklamak tercihiniz ise, internette bunu seve seve yapmakta olan onbinlerce yerli yabancı site var...

 06  What everyone (wants, want), (is, are) some peace and quiet... "Herkesin istediği şey biraz huzur."

  

Ayrıca, "every" sülalesi gramerde tekildir... (DİKKAT: Everybody/everyone" için kuyruk sorusu -- tag question -- hariç: Everybody likes him, don't they?)

 07  More than one amorous man (has, have) tasted the sour taste of rejection at her doorsteps... Nice nice sevdalısı reddilmenin kekremsi tadını tatmıştır onun kapısında..." (Tekil mi, çoğul mu? Breh, breh...)"

  

Akıllara ziyan bir örnek... İsterseniz, "idiomatik" bir kullanım kabul ediniz, isterseniz de "man" tekil sözcüğü tekil fiili zorluyor diye düşününüz... Şimdi vereceğim örnekte, tekil fiil gerekirliği daha net görünüyor: "More than one idiotic man is clearly in love with her." Bu örnekte zinhar "are" kullanamayacağınız apaçık. [NOT: Oysa, ilk verdiğim örnekte, "have" kullanmanız, hayli garip kaçsa da, idamlık bir durum oluşturmaz.]

 08  Gymnastics (is, are) among the most graceful of all sports.

  

 09  The old in a Turkish village (is, are) looked after by their children.

  

 "The + sıfat" yapısının özelliklerini unutmayınız: sınıf adı yapar, çoğul muamelesi görür:

the old (are, do) = yaşlılar...

the mentally handicapped (are, do) = zihinsel özürlüler...

 10  The number of students here with us today (is, are) over 30.

  

 11  A number of our students (speaks, speak) French fluently.

  

Yardım: SORU 10'da, "asıl özne" SAYISI sözcüğüdür. Asıl özneyi nasıl bulduğumuzu hatırlayınız: Şu soruyu soruyoruz: "30'un üzerinde olan nedir?" Yanıt: "Bugün burada bizimle olan öğrencilerin SAYISI".

Oysa SORU 11'de, "a number" bir dizi, bir grup anlamına geliyor: "Öğrencilerimizin bir grubu = bazıları," ki bu da çoğul bir kavramdır.

 12  Japanese (is, are) a very interesting language, and the Japanese (has, have) a long and fascinating history.

  

Japonca... Japonlar...

 13  Meltem, together with her husband and five children, (has, have) come to stay with us for two weeks.

  

Virgüllere dikkat... Eğer virgülsüz "Meltem and her husband" şeklinde bir özne öbeğimiz olsaydı, çoğul olacaktı. Ama, bu şekilde iki virgülle ayrılan "parantetik" (=parantez içi) sözler, fazladan bilgi verir niteliktedir. Öznenin bir parçası olmadığına dikkat ediniz.

 14  Twenty kilometers (is, are) too far for us to walk!

  

Kavrama dikkat ediniz: Belli uzunlukta tek bir mesafe düşünüyoruz.

 15  Every man, woman and child (is, are) equal before the law.

  

TEKRAR HATIRLATIYORUM: "Every" sülalesi herzaman tekildir: Şu kuyruk sorusu (tag question) dışında: "Everybody is coming, aren't they?"

 16  As a methodology, statistics (is, are) important; but your statistics relating to the patients' previous health condition (is, are) particularly suspect. to be particularly suspect = özellikle kuşku uyandırıyor olmak

  

İstatistik bilimi... istatistikler...

 17  Twenty-five liras (is, are) too much for such a simple toy.

  

Tek tek yirmi-beş adet birer liralık madeni para saymıyorsunuz, di mi? Nitekim Türkçe'de de, "Fiatı nekadar?" sorusunun yanıtı, "Yirmi-beş tane lira," değil!... Ayrıca, SORU 14'ü hatırlayınız.

 18  Only the rich (gets, get) richer in such a system.

  

Hatırladınız mı? "the + sıfat"... SORU 09.

 19  There (occurs, occur) more than half a dozen accidents everyday on that stretch of the highway.

  

Özneyi bulmak için soracağınız soru ne olacaktır: "Yolun bu kısmında hergün olan nedir?" Yanıt: "Yarım düzineden fazla kaza," ki bu da çoğul bir kavramdır.

 20  Inside the chest (was, were) a number of old books. In another chest (was, were) a small statuette and a fishing rod. (chest = sandık)

  

Bu ve bir aşağıdaki soruda verdiğim tümceler devrik tümcedir: Özne fiilden sonra geliyor.

 21  Beyond those hills (lies, lie) a fertile valley.

  

 22  Mr. Muhasip is one of those experienced accountants who never (makes, make) any mistakes.

  

Yardım: Buradaki sıfat-tümcelik, "accountants" sözcüğünü niteliyor; "Mr. Muhasip" i değil... Unutmayınız, bir sıfat-tümcelik hangi adı niteliyorsa onun kıçına yapışır... Yani, eğer "Mr. Muhasip" nitelenseydi, tümce şöyle olacaktı: Mr. Muhasip, who never makes any mistakes, is one of those experienced accountants.

 23  Sociobiology is one of those newest sciences which (has, have) made a great impression upon the public. (Tıpkı yukardaki gibi.)

  

 24  Bread and butter (is, are) all she ever eats.

  

"Tereyağ ve ekmek" değil, "tereyağlı ekmek" = tek birim...

 25  Their leader, together with his guards, (is, are) coming towards here.

  

Küscem walla... Tıpkı SORU 13'de olduğu gibi değil mi bu da?!

 26  How (much, many) loaves of bread did you buy? How (much, many) bread do you want now?

  

 27  This is The TIRT. Here (is, are) the news.

  

Son iki sorumuzla ilgili olarak, "bread" ve "news" kavramlarının İngilizce'de sayılamaz olduklarını, gramerde tekil muamelesi gördüklerini bile henüz öğrenmemişseniz, bu bulanık derin sularda işiniz ne? Kıyılık yerlerde egzersiz yapın bir süre daha...

NOT: Bununla birlikte şu iki tümceye dikkatinizi çekmek isterim: "Here is the news from the BBC, in English." Ama, "Here are the news from İzbul's voyage round the world." Besbelli ki, ikinci tümcede "anadil konuşanlar" da tekil fiil kullanmakta çok zorlanacaklardır -- eğer "tek haber" değil "birden fazla haber" sözkonusu ise...

Geçmiş olsun...

Neyse ki, dil/kültür farklılıklarının yarattığı acımasız şoku da atlatmanın şaşmaz bir yolu vardır:

İki kadeh parlatmak...

Ol mey ki çoğul gösterir tekil cânânı...

 

 

         

 

 

 

Dergimizi beğeniyorsanız, lütfen dostlarınıza da öneriniz,

iletiniz, gönderiniz... Teşekkürler, Sayın Üyeler...

WEB SİTEMİZ:

ANASAYFA        TESTLER        OKUMA        EĞLENCE        ALMANAK

KAYNAKLAR     FIKRA     KARİKATÜR     KONUŞMA      İSTER İNAN

*  *  *  *  *

Listemize Katılmak için: http://groups.yahoo.com/group/pratik-ingilizce

Veya Doğrudan Bana e-Posta Atınız: --> İzbul

Listemizden Ayrılmak İçin:  pratik-ingilizce-unsubscribe@yahoogroups.com