Doç. Dr. Yalçın İzbul

Free Bilingual E-Zine

PRACTICAL ENGLISH FOR TURKS

YAHOO Uluslararası İngilizce Öğretim Grupları

Herzaman İlk Sıralarda

2003 - 2005 DÜNYA BİRİNCİSİ !!

February 24, 2011

Series PF -- # 006

 

 

There ain't a single thing in a foreign tongue that ain't a catch 22 for the non-native speaker. -- the Sage İzbulismus, circa A.D. 2000.

İNGİLİZCE'NİN PÜF NOKTALARI - 006

 

This catch, and that catch, and all the catches in between...

O püf noktası, bu püf noktası ve aradaki bütün püf noktaları...

To view the back issues in this series, Please START HERE.

 

 MESAJ            E-KİTAP            CD

 

 

 

Eğitim Seti'mizin İngilizce'nin Püf Noktaları kitabından alıntıdır.

ünlü sözler yazı copyrightünlü sözler, özdeyişler Doç. Dr. Yalçın İzbul

 # 016

 "OLA Kİ" BEKLENTİSİ / ENDİŞESİ

"Ya Olursa!" Korkusu

"Aman olmasın!" Girişimi / Önlemi

 

in case, just in case, for fear that, lest

DİKKAT... Özellikle "lest" (Okunuşu: /LEST/) bağlacına dikkat ediniz. İyi derecede İngilizce bilen kimselerin bile bu bağlacı tanımadıklarına, bazen de "least" (/Lİ:ST/) sözcüğü ile karıştırdıklarına  tanık olmuşumdur. (Bu bağlaç grubu ile kurulan yan-tümceler, "zarf-tümcesi" / "adverbial clause" sınıflamasına girer.)

 

UYARI: Konuyu, alışılagelmiş, klasik gramer anlayışı açısından ele alacağım. Ancak, bitimde tekrar değineceğim gibi, bu grup bağlaçlarla kurulan yancümleciğin yapısı günümüzde tartışılmağa başlamıştır. Yakın gelecekte tartışma daha büyüyecektir. Özellikle Amerikan İngilizcesi'nde belirginleşen, Britanya'yı da etkilemeğe başlayan yeni yönelmeler dolayısıyla, sizlere burada sunacağım tablonun aslında "Brit" İngilizcesi klasik gramerini izleyen sınavlarda sizden istenecek kalıplardan oluştuğunu bilmenizi isterim.

 1  "In case" ile örnekler:

The weather looks good enough at the moment; but I'd better take my umbrella with me, in case it rains later on. = Hava şu anda yeterince iyi görünüyor; ama ben en iyisi şemsiyemi yanıma alayım, olur da daha sonra  yağmur yağar diye... 'd better = had better... later on = daha sonra...

Take his address with you, just in case you have time to visit him when you stay in Mersin overnight. = Kendisinin adresini yanına al; Ola ki vaktin olur...

You'd better make a cake, too, in case the children drop in for the weekend. = Bir de kek yapsan iyi olur, bakarsın hafta sonunda çocuklar uğrar...

Aşağıdaki iki örnekte "should be" present veya past zaman durumunda değişmiyor, aynı kalıyor. Açıklamayı daha sonra yapacağım. Şimdilik not ediniz.

I always keep candles in the house in case there is (there should be) a power cut. = Olur da elektrikler kesilir diye evde herzaman mum bulundururum...

I always kept candles in the house in case there was (there should be) a power cut. = (O zamanlar, eskiden) Olur da elektrikler kesilir diye evde herzaman mum bulundurur-idim (bulunduruyor-idim)...

Aşağıdaki iki örnekte "should be" present veya past zaman durumunda değişmiyor, aynı kalıyor. Açıklamayı daha sonra yapacağım. Şimdilik not ediniz.

I telephone home everyday just before I leave the office -- in case my wife wants (should want) something. = telefon ederim / bakarsın karım birşey(ler) ister diye...

I used to telephone home everyday just before I left the office -- in case my wife wanted (should want) something. = telefon ederdim / bakarsın karım birşey(ler) ister diye...

Ya da, tabiidir ki, cümle başında:

Just in case I don't see you before the exam, I'll wish you good luck now. = Ola ki sınavdan önce seni göremem diye, şimdiden şamns diliyorum.

Just in case some of you haven't understood the rules of the game, I'll go over them one more time. = Belki - ola ki... diye.

In case you are wondering why I look so tired, it's because I've worked through the night and didn't go to bed at all. = Eğer ki - ola ki merak ediyorsan...

Değişik kullanımlar:

"Just) in case" cümle sonunda aşağıdaki şekilde de kullanabilir:

A: Do you think it will rain today?
B: No, but you'd better take an umbrella, just in case.
Hani n'olur n'olmaz hesabı... Hani olur da yağar diye...

Şu ilginç örnekleri de kaydediniz: Yardımcı fiil iptalini daha sonra açıklayacağım. Şimdilik not ediniz.

He takes certain precautions in case his orders be disobeyed. (= are disobeyed; would/should/might be disobeyed) Emirlerine uyulmaması olasılığına karşı bazı önlemler alır.

He took certain precautions in case his orders be disobeyed. (= were disobeyed; would/should/might be disobeyed) Emirlerine uyulmaması olasılığına karşı bazı önlemler alırdı.

 2  "For fear that" ile örnekler: (korkusuyla / aman olmasın diye)

The doctor prescribed some antibiotics for fear that her condition might get worse. = antibiotik yazdı, çünkü durumunun kötüleşeceğinden korkmuştu; kötüye gider / aman kötüleşmesin korkusuyla...

The police squad remained there all night long for fear that fighting should break out again. = Polis ekibi bütün gece boyunca orada kaldı. Neden? Yeniden kavga patlak verir korkusuyla; yeniden patlak vermesin diye...

Some people have started destroying the nests of migrating birds for fear that they could spread the bird flu virus. = kuş gribi virüsünü bulaştırırlar korkusuyla; aman bulaştırmasınlar diye...

Many people prefer taking the “wait and see” approach to health, for fear that a medical bill might ruin their family finances. Pekçok kimse doktora gitmek yerine "Hele biraz bekleyelim bakalım," yaklaşımını tercih ediyorlar. Aile bütçesini perişan eder korkusuyla...

The headmaster refuses to have any flowers planted on the school grounds for fear that the pupils would be tempted to pick them off. Müdür bey okul bahçesine çiçek diktirtmiyor. Neden?

He always takes a dozen bodyguards with him wherever he goes for fear that he should (would/might) be attacked. veya = "for fear that he be attacked"... "he be attacked" yapısının açıklamasını aşağıda vereceğim)

He used to take (=always took) a dozen bodyguards with him wherever he went for fear that he should (would/might) be attacked. veya = "for fear that he be attacked"... "he be attacked" yapısının açıklamasını aşağıda vereceğim)

 3  Lest : (korkusuyla / aman olmasın diye)

DİKKAT... Yukardaki örneklerde, "in case" ve "for fear that" bağlacının "should" yada (herbirisi kendi anlam katkısını getirmek üzere) "could / would / might" yardımcı fiilleri ile kullanılabildiğini, bu durumda yardımcı fiilin present / future / past tümcelerde herhangi bir değişikliğe uğramadığını gördünüz.

Açıklaması için, "The subjunctive Mood" ("Dilek-Şart Kipi") konusuna ilişkin bilgilerinizi çağrıştınız; burada yalnızca pratik bilgi vereceğim.

"Lest" bağlacı, "should" veya herbirisi kendi anlam katkısını getirmek üzere, "could / would / might" gibi bir yardımcı fiili ile birlikte kullanılır. Doğaldır ki, bu yardımcı fiiller, cümlemiz ister present/future ister past olsun, herhangi bir değişikliğe uğramaz. Aynı kalırlar.

Geldik canalıcı noktaya: Bu yardımcı fiili cümleden tümüyle çıkarabilirsiniz, ki uygulama çoğu kez o şekildedir. İşte yardımcı fiili sanki bir cımbızla aradan çekip çıkardığınızda, geride ne kalıyorsa o kalacaktır...

Tabiatıyla, fiilin yalın hali kalacaktır. Ve, işte size İngilizce'nin yabancılar için en çok kafa karıştıran yönlerinden birisi...

Örnekleri İnceleyiniz:

She obeys/obeyed her husband completely lest he should leave her. = Kocası kendisini ola ki terkeder, aman terketmesin diye ona tamamen itaat eder (veya) ediyordu.

lest he would leave her (kesin terkedeceği inancıyla)

lest he could leave her (olanağı korkusuyla)

lest he might leave her (olasılığı korkusuyla)

Ama, ne demiştik? Yardımcı fiili tümüyle atabiliriz. Çoğu zaman da atılır zaten.

İşte son aşama:

 

She obeys/obeyed her husband completely

lest he leave her.

 

*  *  *  *  *

ÖRNEKLER:

He doesn't dare to leave the house lest someone should (would/could/might) recognize him. = lest someone recognize him... (Birisi onu tanır korkusuyla, aman tanımasın diye, evden çıkmaya cesaret edemiyor -- present)

He didn't dare to leave the house lest someone should (would/could/might) recognize him. = lest someone recognize him... (Birisi onu tanır korkusuyla, aman tanımasın diye, evden çıkmaya cesaret edemiyordu -- past)

I must write this down lest I forget it. = would forget... (unutmamak için, aman unuturum diye -- future)

Obviously a burglar has to be very careful how he handles objects, lest he leave his fingerprints. = might leave... (parmak izlerini bırakmamak için -- present)

Always remember the things we did together. And lest you forget, these pictures will remind you. (Eğer unutacak olursan... -- future)

The CHP did not challenge the AKP on the penal code issue, lest they be accused of undermining the country's EU chances. to challenge = karşı çıkmak, karşı durmak, meydan okumak... penal code = ceza yasası... to undermine = otoritesi zayıflatmak, zor durumda bırakmak...

Del Bosque could not demand too much of the players lest they become over-stressed and lose their motivation to win -- scanty as it already was. = Aman, aşırı stres yapıp zaten az olan kazanma motivasyonlarını kaybetmesinler diye...

They deserted their homes and sought exile lest they suffer torture in their own land. Kendi ülkelerinde işkence görecekleri korkusuyla (aman işkence görmeyelim diye) evlerini bırakıp kendileri sürgüne gittiler... to seek exile = selameti ülkeyi terketmekte bulmak... to seek (sought - sought) = peşinde olmak, aramak, istemek, özlemle aramak... to exile = sürgüne göndermek... exile = sürgün... Okunuşu: /EG-zayl/ veya /EK-sayl/...

They were being guarded by armed guerillas lest they run away. = Kaçmasınlar diye silahlı gerillalar muhafazasında idiler.

Alaattin Çakıcı refrained from going out during the day lest he be recognized. Aman tanınmayayım diye (tanınırım korkusuyla) gündüzleri evden çıkmaktan kaçınıyordu. to refrain from doing sth = birşeyi yapmaktan kaçınmak, sakınmak, uzak durmak...

*  *  *  *  *

İleri Öğrenciler İçin:

Öte yandan itiraf etmek gerekir ki, günümüz uygulamaları yukarda verdiğim klasik gramer kurallarına ters düşebiliyor. Aşağıdaki tür tümceler, çağdaş İngilizce'de pekalâ geçerli örneklerdir:

I used to write down things lest I forgot them. Unutmayayım diye bir kenara not ederdim...

I had the good habit of recording everything in writing lest I forgot something I might need later. Daha sonra ihtiyacım olacak birşeyi unutmayayım diye...

Be careful -- lest he comes suddenly and finds you asleep. Dikkatli ol -- aman ha, apansız gelip seni uykuda bulmasın!

Quick! Drop your cigarette butt and stomp it out lest he sees us smoking. Çabuk! Atıp çiğne izmaritini; görmesin sigara içtiğimizi...

Tell your friend to be very careful with his investments in the stock market lest he will end up in losses. Borsaya yaptığı yatırımlarda çok dikkatli olması için arkadaşını uyar, yoksa zarara uğrayacaktır.

Görüyorsunuz, gündelik dilde sık rastlayabileceğimiz örnekler verdim ve yukarda öğrendiğimiz bütün kuralları güzel güzel çiğnedik... Esasen, "İleri Gramer" bazen elementer ve orta düzeyde öğrendiğimiz bütün kuralların çiğnenmesiymiş gibidir. Bunun böyle olmasının çeşitli nedenleri vardır. Fakat, sakın ola, sınav İngilizce'sinde elementer veya orta düzey kuralları görmezden gelmek hatasına düşmeyiniz. Çünkü, soru ve cevapları hazırlamak görevi genellikle dil zaptiyesine verilir, ve dil zaptiyeleri elementer ve ortaboy kurallara pek bir meraklıdırlar.

Şimdi şu örneğe de bakınız:

Why did Fatih Terim call up Hakan Şükür for the national squad? As everyone knows, due to his injury, he will be away from the fields and out of form for the coming weeks. Is it because Terim thinks that Şükür must be in the list in case he will be fit for some stage of the World Cup?

Bir klasik gramerci için bu bağışlanamaz bir suçtur. Çünkü onlara göre, "in case" bağlacı için tek formül vardır: "Take an umbrella with you in case it rains later." Oysa, "will be" verdiğim örneğe ne güzel yakışıyor, ve anlamlı.

Diyeceğim, sorun işte buradadır. Gramercinin örnek saydığı kaynak ne zaman yazılmıştır, günümüzdeki uygulama nedir? Hele ki lehçe, ağız konusuna hiç girmeyeceğim.

Ayrıca "kaynak" ne tür bir dilbilim ekolünü izlemektedir. Bir de tabii, "hoca böyle yazmış" meselesi. Peki neden öyle yazmış? Çünkü hocanın hocası da öyle yazmışmış. Peki, hocanın hocası neden öyle yazmışmış? Çünkü, hocanın hocasının hocası da öyle yazmışmış...

Klasik gramerci açısından "in case" yapısından sonra "will" gelMEMElidir.

Ama geliyor...

Benim dilbilim anlayışımı biliyorsunuz. Ben günümüz "corpus" una bakarım. Yani, kullanım örneklerine. Bence, en sağlıklı yaklaşım, dildeki yeni gelişmelere makul kısa bir süre direndikten sonra bunları kabullenmek, veya en azından alternatif kullanımlar olarak not etmektir.

Yaşayan dilin gerçekleri klasikçi tavrı benimseyenleri kaçınılmaz biçimde hep üzer.

Eğitim Setimiz ana kitabının ilgili bölümünden alıntıdır.

yazı copyrightresim copyright Doç. Dr. Yalçın İzbul

 MESAJ            E-KİTAP            CD

 

 

         

 

 

 

Dergimizi beğeniyorsanız, lütfen dostlarınıza da öneriniz,

iletiniz, gönderiniz... Teşekkürler, Sayın Üyeler...

WEB SİTEMİZ:

ANASAYFA        TESTLER        OKUMA        EĞLENCE        ALMANAK

KAYNAKLAR     FIKRA     KARİKATÜR     KONUŞMA      İSTER İNAN

*  *  *  *  *

Listemize Katılmak için: http://groups.yahoo.com/group/pratik-ingilizce

Veya Doğrudan Bana e-Posta Atınız: --> İzbul

Listemizden Ayrılmak İçin:  pratik-ingilizce-unsubscribe@yahoogroups.com