"İleri derecede İngilizce konuşmak için gerekli kelime sayısı kaçtır?"
El cevap: Bin de olabilir, on bin de... Nerede, hangi konuda, ne
düzeyde iletişim kurmak istediğinize bağlı.
"İleri derecede İngilizce konuşmak" kavramı,
herhangi bir konuda karşımızdakini tam anlamak... ve aramızdaki
iletişimi, anlaşılabilir bir telaffuz, akıcı bir konuşma ve idiomatik
ifadelerle sürdürmek
şeklinde tanımlanabilir.
Kulak eğitimimiz, sesleme becerilerimiz, gramer ve yapı bilgimiz
yeterli düzeyde ise, artık
geriye yalnızca konuşulacak konu ve sosyal ortamın gerektireceği ifade
kalıpları ve sözcüklere hakim olmak kalmıştır.
Her
yaşam ve bilgi alanı, her meslek, ve her sosyal ortamın kendine özgü
iletişim kalıpları ve farklı bir sözcük dağarcığı vardır. Seçtiğiniz
alanda gözünüze ilişen, kulağınıza çarpan kalıp ve sözcükleri not
etmenizi, hazır cephane olarak belleğinize nakşetmenizi öneririm.
Tıpkı, bir "interview" a giderken, sorulabilecek soruların cevaplarını
önceden hazırlayıp ezberlemenin en akılcı yol olacağı gibi...
Kısacası, "ileri derecede İngilizce konuşmak" kavramını özenle
tanımlamak; "nerede, hangi konuda ve ne düzeyde" sorusuna dikkatle
eğilmek önkoşuldur.
(Anadilde bile
her konuda konuşabilecek babayiğit varsa beri gelsin -- Bilmediği
konularda ahkâm kesmek bizim siyasilere özgü...)
Dolayısıyla:
Salt sözcük sayısı üzerinden konuyu ele alırsak, çarşı pazar dilinde
500 ilâ 1000'den başlayıp, dörtdörtlük bir entellektüel için onbinlere
çıkabilirsiniz.
Maamafih,
Mimik ve jestler, inilti ve gırtlak nağmeleriyle eşlik ederseniz,
yirmi otuz sözcükle de idare edebilirsiniz!!
Tarzan öyle yapıyoo...
Elementary Level
# 018
WHO IS IT? -- WHO ARE YOU?
"Birisi kapıyı çalıyor. Git bak bakalım, kimmiş?"
Somebody's knocking on the door... Go and see who ------- is."
A. he B. she C. it
("that" olanaklı)
Şüphe bulutlarınız dağılmamakta ısrar mı ediyor!
O halde söyleyiniz; Kapıdaki kişinin kim olduğunu madem
bilmiyorsunuz, erkek yada kadın olduğunu nasıl iddia edebilirsiniz ki?!
Bebeğin cinsiyetini sorarken,
**"Is
he
a boy or a girl??" diye mi
soruyorsunuz?!!
Yoksa şöyle mi soruyorsunuz:
**"Is
she
a boy or a girl??"
Yoksa, çok zekice bir çözümle, şöyle mi soruyorsunuz:
**"Is
he or she
a boy or a girl??"
Doğrusu: "Is it a boy or a girl?"
* * * *
*
"Who are you?" çok farklı bir sorudur
= "Sen kimsin? Kimsin sen? Sen de
kimsin? Sen kim oluyorsun be?..."
Sonuç: Kapı çalınınca, sormanız gereken soru:
"Who is it?"
* * * *
*
"Who are you?" şeklinde bir soru çok tuhaf kaçar; çoğunlukla da "Defol
git be!" anlamına alınabilir.
Yeri gelmişken, bir de şu ifadeyi irdeleyelim: "Who do you think you
are?"
Bu tümcenin anlamı zinhar "Sence sen kimsin? Kim olduğunu
düşünüyorsun?" filan değildir.
Anlamı (vede tonu) düpedüz şudur:
"Sen kendini ne zannediyorsun be?!"
Advanced Level
# 019
WOULD-BE + AD (NOUN)
Aşağıdaki tümceler bize neler anlatıyor?
The Pope visited Ağca, his would-be assassin, in prison.
The would-be thief got stuck in the chimney and was arrested by the
police.
Papa, Ağca'yı hapishanede ziyaret etmiş... Peki, Ağca'nın kimliği
nasıl açıklanıyor? Papa'yı bir suikastle öldürmeyi amaçlayan veya buna
teşebbüs etmiş olan kişi... Yani, Papa'nın suikastçisi
"olacaktı, ama olamadı"...
Hırsız da, birşey çalamadan, bacada sıkışıp kalmış, yakayı ele
vermiş...
"Would-be + ad (noun)" yapısı = "olacaktı, ama
olamadı" anlamı veren, son derece yararlı bir yapı ve kestirmeden bir
anlatımdır. Tabiatıyla, sıfat sınıflamasına giriyor:
his would-be
assassin... a/the would-be thief...
Bir başka sıfatı niteleyen bir belirteç, yani zarf işlevi ile
kullanılması da olanaklı:
Do you have any advice for a would-be rich and successful novice
webmaster?
= "Şimdilik değil ama birgün mutlaka zengin ve başarılı bir
site sahibi olacak bendenize verebileceğiz tavsiyeleriniz var mı?"
Buradaki "müstakbel" nüansına dikkat ediniz.
Nitekim, aşağıdaki örneklerde de "müstakbel" kavramının önplana
çıktığını görüyoruz. Tip 2 if'li tümcelerden tanıdığımız "would" esas itibarıyla
present
tense (= şimdiki zaman + geniş zaman) anlamı taşıdığı için bu nüans
şaşırtıcı değildir. "Müstakbel" anlamı taşıyan tümcelerde "olacaktı,
ama olmadı" kavramı yerine, olasılığının halen var olduğu kavramı
önplana çıkar:
Tears filled the would-be bride's lovely blue eyes.
= Müstakbel gelinin güzelim mavi gözlerini yaşlar doldurdu...
We provide courses and maritime training for would-be sailors.
= denizci olmak isteyenler, müstakbel denizciler için...
All would-be sailors are required by law to take this test.
* * * *
*
Şimdi sıkı durunuz: "Müstakbel" anlamı veren bir yapımız daha var:
AD (NOUN)-TO-BE
Gramerdeki açıklamasına hiç girmeden, kalıp olarak ezberleyiveriniz;
tanınması da, kullanılması da çok kolay ve pratik:
Unfortunately, my husband-to-be is very jealous of the situation.
= müstakbel eşim...
Luckily, my boss-to-be is a very friendly and kind person.
= müstakbel patronum...
My wife-to-be is both charming and beautiful. She is rich, generous
and quite stupid, too!!
(Yav, bööle bi gelin adayı bulursanız, bencillik etmeyin, bizim de
haberimiz olsun, tamam mı?)
Intermediate English
# 020
"İKİ DÜĞME EKSİK"
İngilizce'de "Ceketinden iki düğme eksik," tümcesini nasıl
kurarsınız?
I noticed that there were
two buttons .............. from his jacket.
a.
falling
b.
losing
c.
departing
d.
dropping
e.
missing
Aşağıdaki kullanımları da not ediniz
(özlemek,
kaçırmak, hedefi vuramamak, kaybetmek):
What do you miss the most
about being a child? =
Çocukluğun
konusunda ençok neyi
özlüyorsun?
Who do you miss most?
(veya, the most)
=
Ençok kimi
özlüyorsun?
I missed the bus.
=
Otobüsü
kaçırdım.
I missed the target.
=
Hedefi
vuramadım.
the casualties = the dead +
the wounded + the missing...
zayiat =
ölüler + yaralılar + kayıp kişiler...
Here is the list of the persons reported
missing.Kayıp
oldukları bildirilen kişilerin listesi işte burada.
You don't know what you're
missing. =
Ne / neyi /
neleri
kaçırdığını
bilmiyorsun.
[Hüsnü-hüsniyelik bu ya: örneğin randevu koparmağa çalıştığımız bay
yada bayan bir davetimizi reddetmiş.]
“Where the hell is it?”
Hasan howled yet again. “What are you missing this time?” Ayşe
muttered from the kitchen. =
"Nerede bu
Allah'ın belası şey," diye uludu Hasan bir kez daha. "Bu sefer
neyini
kaybettin?"
diye homurdandı Ayşe mutfaktan...
[to
howl = ulumak, ulur gibi bağırmak...
yet again = bir kez
daha... to mutter =
mırıldanmak, homurdanmak...]
# 021
I CAN'T AFFORD -----
Sözcüğün aşağıdaki anlamını tanımakta güçlük çekmeyeceğinize eminim:
I can't afford it. =
Param yetmez / yetmiyor. Maddi olanaklarım elvermez / elvermiyor...
I can't afford to take a
taxi home from work every day... I
can't afford cigarettes...
Peki,
aşağıdaki kullanımlara ne buyurulur?
[NOT: Gerek
mastar gerek ad-fiil -- gerund -- alabildiğine dikkat ediniz. Mastar
alması çok daha yaygın. Anlam farkı ise o derece ince ki, öğrenciyi bu
derece ayrıntıya boğmağa değmez.]
The government couldafford to be a little bit more generous, couldn't
they? =
Biraz daha
cömert olabilirlerdi, öyle değil mi?
[yakınma --
anlam kökü: "olanakları olmak": isteselerdi yapabilirlerdi...]
You could afford
being a little bit more friendly, couldn't you? =
Biraz daha
nazik olabilirsin sanırım, öyle değil mi?
[itiraz ve
serzeniş -- anlam kökü: "elinden gelmek"...]
You must try and
convince your boss that the company can't afford to
lose you.
(= can't do
without you)...
Just keep in mind that
the company could easily afford losing you.
= bunu kolayca
göze alabilirler; seni kolayca gözden çıkarabilirler...
You should not bet more
money than you can easily
afford to lose.
(Gerçi kumara
yakasını kaptırmış bahtsızlara öğüt fayda etmez ama...)
I can’t afford to let myself
fall for her and get hurt even more.
=
Ona aşık olup
canımın daha da yanmasına izin veremem; bunu göze alamam...
Leyla, why are you doing
this to me? I can't afford losing you. Please, don't go... Stay with
me... = Seni
kaybetmeyi göze alamam, sensiz yapamam...
I can’t afford to let myself
fall for her and get hurt even more.
=
Ona aşık olup
canımın daha da yanmasına izin veremem; bunu göze alamam...
Hoşçakalınız...
Biraz
fazla romantik uçtuk bu hafta...
Dergimizi beğeniyorsanız,
lütfen dostlarınıza da öneriniz,