Doç. Dr. Yalçın İzbul

Free Bilingual E-Zine

PRACTICAL ENGLISH FOR TURKS

YAHOO Uluslararası İngilizce Öğretim Grupları

Herzaman İlk Sıralarda

2003 - 2005 DÜNYA BİRİNCİSİ !!

February 24, 2011

Series PF -- # 008

 

 

There ain't a single thing in a foreign tongue that ain't a catch 22 for the non-native speaker. -- the Sage İzbulismus, circa A.D. 2000.

İNGİLİZCE'NİN PÜF NOKTALARI - 008

 

This catch, and that catch, and all the catches in between...

O püf noktası, bu püf noktası ve aradaki bütün püf noktaları...

To view the back issues in this series, Please START HERE.

 

 MESAJ            E-KİTAP            CD

 

 

 

Eğitim Seti'mizin İngilizce'nin Püf Noktaları kitabından alıntıdır.

ünlü sözler yazı copyrightünlü sözler, özdeyişler Doç. Dr. Yalçın İzbul

 # 053

 APPOSITION

Ardışık Çift Gönderme -- Ek Açıklayıcı

ÖNNOT: Bu heybetli gramer deyimlerini akılda tutmak, genel okuyucu açısından bir önkoşul değil. Önemli olan, konuyu kavramak, örneklerini tanıyabilmek, gerektiğinde de kullanabilmek...

"Apposition" kavramı ile, 1. Aynı kişi, nesne veya kavramı imleyen (=gösteren, işaret eden) birden fazla (genellikle iki) ad veya ad işlevli yapıların yanyana (=ardarda) yerleştirilmesi ve cümledeki diğer öğelerle ikisinin de aynı gramer ilişkisi içinde olması; veya, 2. Bu iki ad yada  ad-öbeğinin birbirlerine göre ilişkisi tanımlanır.

Breh... Bu cafcaflı gramer laflarından hiç hoşlanmadığınızı biliyorum. Hemen somut örnekler vererek, "appositive" lerin altını çiziyorum:

This book is about Nazım Hikmet, a famous Turkish poet.

This poem by Nazım Hikmet, the famous Turkish poet, has been translated into many languages.

Herbirisi, tek sözcükten (ad - noun) ibaret olabileceği gibi, uzun bir sözcük öbeği şeklinde de (ad-öbeği işlevli) oluşabilir:

The insect, a wasp, was crawling up her leg.
The insect, an ugly wasp, was crawling up her leg.
The insect, an ugly wasp with hairy legs, was crawling up her leg..
The insect, an ugly, hairy-legged wasp that looked rather threatening, was crawling up her leg.

Bu uygulama, en geniş anlamda, yanyana yerleştirilen (in apposition to) iki sözel öğeden birisinin diğeri tarafından başka biçimde tanımlanması, genişletilmesi veya nitelenmesini içeriyor. Bu üçüncü durumu bir örnekle açıklayalım:

My wife, a nurse by training, has to stay at home and look after our children... tümcesi aslında şu tümceden bir kısaltmadır: My wife, who is a nurse by training, ...etc.

Az sonra vereceğim örneklerde, kısaltılmış sıfat-tümcelik uygulamasının ne derece yaygın olduğunu farkedeceksiniz.

Hemen eklemeliyim ki, bu tür kullanımlar yazı dilinde çok daha yaygındır. Konuşma dilinde "My wife, who is..." seçeneği yeğlenecektir. Çünkü kısaltılmış versiyon "parantetik" bir ses tonlaması gerektirir. Herkesin tonlama ustası olmadığı bir yana, hitabet örnekleri dışındaki günlük konuşma akışı içinde biraz tiyatrovari sayılacaktır.

Yazıda doğru noktalama yapılması (konuşmada ise bunu dile yansıtacak tonlamalar) büyük önem taşır. Ençok dikkat edilmesi gereken ayrıntı ise, ek bilgi niteliği taşıyan "appositive" lerin virgül kullanılarak cümlenin diğer öğelerinden ayrılmasıdır.

Bu noktada, "sınırlayıcı olan/olmayan sıfat-cümlecikler" (restrictive / nonrestrictive clauses) konusuna olan koşutluk hemen dikkati çeker. Virgüllü kullanım, "fazladan, ek bilgi" anlamına gelir ve istersek cümleden çıkarabiliriz. Yani, iki virgül içine almak, parantez içine almak demektir.

Peki, sınırlayıcı, temel tanımlayıcı (virgülsüz) kullanım gereği ne zaman doğar? Aşağıdaki örnekleri değerlendiriniz. Virgülsüz kullanılması gereken "temel tanımlayıcı" nitelikteki bir ibareyi virgülsüz kullanırsak veya tümceden çıkarırsak bakınız başımıza neler geliyor:

DOĞRU: My sister Hale lives in Ankara while my sister Jale works in İstanbul.

YANLIŞ: My sister, Hale, lives in Ankara while my sister, Jale, works in İstanbul.

Unutmayınız: Virgüllü kullanım, fazladan ek bilgi vermek demektir: "Kızkardeşim , ki adı Hale'dir , Ankara'da oturuyor." Yani, tek kızkardeşim var anlamına gelir; eeee? Jale n'olcek?

YANLIŞ: My sister lives in Ankara while my sister works in İstanbul.

Sonuç: Virgülsüz kullanılması gereken "temel tanımlayıcı" nitelikteki bir öğeyi tümceden çıkartamazsınız.

*   *   *   *   *

Diğer örnekler:

Timur the Lame, the great 14th century Turkic conqueror, was one of the most successful military commanders of the ancient world. Timur'u tanımayan var mı? Fazladan, ek bilgi veriliyor; dolayısıyla cümleden iki virgülle ayırdık. İstersek, tümüyle çekip çıkarabiliriz de.

My friend Yasemin cannot stand the famous singer İbrahim Düldül. Hangi arkadaşım ve hangi ünlü şarkıcı sorularına cevap veren açıklayıcılardır. Cümleden çıkarırsanız, anlam eksik kalacak, "Hangi arkadaşın? Hangi ünlü şarkıcı?" sorularını davet edecektir (daha önceden ayrıca açıklanmamışsa).

Erdoğan chose Unakıtan, his Minister for Finance, to represent him in the talks. Sayın Unakıtan esasen namlı bir kimse olduğu için, fazladan bilgi iki virgül içinde veriliyor.


The Selimiye Mosque in Edirne, one of our nation's most popular tourist attractions, is breathtaking to behold.
Selimiye'yi bilmeyen var mı? Ek bilgi iki virgül (yani parantez) içinde veriliyor.

Şimdi bu bilgilerin ışığında aşağıda, cümle başında, arasında ve sonundaki uygulamayı gösteren üç örnek sunuyorum:

A bad-tempered referee, Kudret Kırmızıkart awarded no less than four penalty kicks against Galatasaray. (Çevirisi: Çabuk öfkelenen bir hakem olan Kudret Kırmızıkart, Galatasaray aleyhine tamı tamamına dört penaltı verdi.)

Kudret Kırmızıkart, a bad-tempered referee, awarded no less than four penalty kicks against Galatasaray.
(Çevirisi: Çabuk öfkelenen bir hakem olan Kudret Kırmızıkart......... veya, Kudret Kırmızıkart, ki kendisi çabuk öfkelenen bir hakemdir (veya, olarak bilinir), ......... Galatasaray aleyhine tamı tamamına dört penaltı verdi.)

No less than four penalty kicks against Galatasaray were awarded by Kudret Kırmızıkart, a bad-tempered referee.
veya,

No less than four penalty kicks against Galatasaray were awarded by a/the bad-tempered referee, Kudret Kırmızıkart.

Peki, burada Hakem Kudret Bey için neden virgüllü bir tanımlayıcı kullandığımızı çözemediniz mi? Şu iki örneği irdeleyiniz:

My uncle, a policeman, came to visit us last night. Bir tane amcam var; o da bir polis memurudur... "Amcam, ki kendisi bir polis memurudur, dün akşam bizi ziyarete geldi."

My uncle, the policeman, came to visit us last night. Birden fazla amcam var; bunların arasından polis memuru olanı dün bizi ziyarete geldi. "Polis memuru olan amcam... Birden fazla amcanız olduğunu belirtecek şekilde "polis memuru olan" kısmını vurgulayınız ("amcam" sözcüğünü vurgularsanız anlam değişecektir: deneyiniz); veya cümleyi şöyle kurarız: "Amcam, hani şu polis memuru olanı, dün akşam bizi ziyarete geldi."

Şimdi düşününüz bakalım: Türkiye liglerinde maç yöneten sadece tek bir "çabuk öfkelenen hakem" mi var?

NOT: Virgül yerine tire kullanılması da mümkündür. Kitap baskısında uzun tek tire; daktilo klavyesinde yanyana iki kısa tire.... Ancak, tire kullanmaktan yana aşırıya kaçmayınız -- ki, biliyorsunuz, ben o konuda hayli nam salmış bir suçluyum... Üstüne üstlük, üç nükte yanyana uygulamasında da hep aşırıya kaçarım... Yanyana iki yada üç !!! işareti de cabası... Yazıya görsel/resimsel efektler kazandırma telaşı işte...

Birkaç "appositive" kullanım örneği daha:

I, Suleiman the Magnificent, am the sultan of the world. Ben ki Sultan Süleyman'ım...

You naughty boy, you! Seni yaramaz çocuk seni!!

His friend Ahmet is the neighbourhood's backgammon champion. = mahallenin tavla şampiyonu. /BÆK-GÆmın/

His best friend, Ahmet, is the neighbourhood's backgammon champion. (İnsanın kaç tane "en iyi arkadaşı" olur?)

She translated two books by the famous author Stephen King. (Dünyadaki tek "ünlü yazar" Stephen King değil.)

She translated some poems by Khayyam, the famous poet of The Rubaiyat. (Kaç tane Hayyam var dünyada?)

Here, in the lovely city of İzmir, the pearl of the great Mediterranean civilization, another great international sports meeting will be held this coming summer.

I expect all of you tonight, the supporters of this great club, will join me in praying for some fair weather tomorrow.  "Bu büyük takımın taraftarları olan sizler..." fair weather = güzel hava...

My sister's make-up table, the biggest disaster area in the house, is cluttered with all sorts of little bottles and brushes.
make-up table = makyaj masası...

Greece would have swallowed Cyprus -- had it not been for the Turkish army, the most powerful military force in the region.

Napolyon, my brother's huge Sivas Kangal, is really their insurance against any would-be thieves.

[Son örnekte kullandığım "would-be" yapısını Madde #054'de açıklamıştık.]

BAŞA DÖNÜŞ

Eğitim Setimiz ana kitabının ilgili bölümünden alıntıdır.

yazı copyrightresim copyright Doç. Dr. Yalçın İzbul

 MESAJ            E-KİTAP            CD

 

 

         

 

 

 

Dergimizi beğeniyorsanız, lütfen dostlarınıza da öneriniz,

iletiniz, gönderiniz... Teşekkürler, Sayın Üyeler...

WEB SİTEMİZ:

ANASAYFA        TESTLER        OKUMA        EĞLENCE        ALMANAK

KAYNAKLAR     FIKRA     KARİKATÜR     KONUŞMA      İSTER İNAN

*  *  *  *  *

Listemize Katılmak için: http://groups.yahoo.com/group/pratik-ingilizce

Veya Doğrudan Bana e-Posta Atınız: --> İzbul

Listemizden Ayrılmak İçin:  pratik-ingilizce-unsubscribe@yahoogroups.com