[Buradaki sıralama görüş ve önerileriniz içindir.
Kitaptaki sıralama ilavelerle farklı olacaktır.]
# 022
APPOSITION
Ardışık
Çift İmleme -- Ek Açıklayıcı
ÖNNOT: Bu heybetli gramer deyimlerini akılda
tutmak, genel okuyucu açısından bir önkoşul değil. Önemli olan, konuyu kavramak,
örneklerini tanıyabilmek, gerektiğinde de kullanabilmek...
"Apposition" kavramı ile,
1.
Aynı kişi, nesne veya kavramı imleyen (=gösteren, işaret
eden) birden fazla (genellikle iki) ad veya ad işlevli
yapıların yanyana (=ardarda) yerleştirilmesi ve
tümcedeki diğer öğelerle aynı gramer ilişkisi
içinde olmaları; veya,
2.
Bu iki ad yada ad-öbeğinin birbirlerine göre ilişkisi
tanımlanır.
Breh... Breh... Bu cafcaflı gramer laflarından hiç hoşlanmadığınızı
biliyorum. Hemen somut örnekler vererek, "appositive" lerin altını
çiziyorum:
This book is about Nazım Hikmet, a famous Turkish poet.
This poem by Nazım Hikmet, the famous Turkish poet, has
been translated into many languages.
Herbirisi, tek sözcükten (ad - noun) ibaret olabileceği gibi, uzun bir sözcükler
öbeğinden de (ad-öbeği işlevli) oluşabilir:
The insect, a wasp, was crawling up her leg.
wasp =
eşek arısı
The insect, an ugly wasp, was crawling up her leg.
The insect, an ugly wasp with hairy legs, was crawling
up her leg..
The insect, an ugly, hairy-legged wasp that looked rather
threatening, was crawling up her leg.
Bu uygulama, en geniş anlamda, yanyana yerleştirilen (in
apposition to) iki
sözel öğeden birisinin diğeri tarafından başka biçimde tanımlanması,
genişletilmesi veya nitelenmesini içeriyor. Bu üçüncü
durumu bir örnekle açıklayalım:
My
wife, a nurse by training, has to stay at home and look after our
children...
tümcesi aslında şu tümceden
bir kısaltmadır:
My wife, who is a nurse by training, ...etc.
Az sonra vereceğim örneklerde, kısaltılmış sıfat-tümcelik
uygulamasının ne derece yaygın olduğunu farkedeceksiniz.
Hemen eklemeliyim ki, bu tür kullanımlar yazı dilinde çok daha
yaygındır. Konuşma dilinde "My wife, who is..." seçeneği
yeğlenecektir. Çünkü kısaltılmış versiyon "parantetik" bir ses
tonlaması gerektirir. Herkesin tonlama ustası olmadığı bir yana,
hitabet örnekleri dışındaki günlük konuşma akışı içinde biraz
tiyatrovari sayılacaktır.
Yazıda doğru noktalama yapılması (konuşmada ise bunu dile yansıtacak
tonlamalar) büyük önem taşır. Ençok dikkat edilmesi
gereken ayrıntı ise, vazgeçilebilir ek bilgi niteliği taşıyan
"appositive" lerin virgül kullanılarak tümcenin diğer öğelerinden
ayrılmasıdır.
Bu
noktada, "sınırlayıcı olan/olmayan sıfat-tümcelikler" (restrictive /
nonrestrictive clauses) konusuna olan koşutluk hemen dikkati çeker.
Virgüllü kullanım, "fazladan, ek bilgi" anlamına gelir ve istersek
tümceden çıkarabiliriz. Yani, iki virgül içine almak, parantez içine
almak demektir.
Peki, sınırlayıcı, temel tanımlayıcı (virgülsüz) kullanım gereği ne
zaman doğar? Aşağıdaki örnekleri değerlendiriniz. Virgülsüz
kullanılması gereken "temel tanımlayıcı" nitelikteki bir ibareyi
virgülsüz kullanırsak veya tümceden çıkarırsak bakınız başımıza neler
geliyor:
My
sister Hale lives in Ankara while my sister Jale works in İstanbul.
***My sister, Hale, lives in Ankara while my sister, Jale, works in
İstanbul.
Virgüllü
kullanım, fazladan ek bilgi vermek demektir: "Kızkardeşim , ki adı
Hale'dir , Ankara'da oturuyor." Yani, tek kızkardeşim var
anlamına geliyor; n'olcek şincik?
***My sister lives in Ankara while my sister works in İstanbul.
Sonuç: Virgülsüz kullanılması gereken "temel tanımlayıcı" nitelikteki
bir öğeyi tümceden çıkartamazsınız.
Diğer örnekler:
Timur the Lame, the great 14th century Turkic conqueror, was one of
the most successful military commanders of the ancient world.
Timur'u
tanımayan var mı? Fazladan, ek bilgi veriliyor; dolayısıyla tümceden
iki virgülle ayırdık. İstersek, tümüyle çekip çıkarabiliriz de.
My
friend Yasemin cannot stand the famous singer İbrahim Düldül.
Hangi arkadaşım
ve hangi ünlü şarkıcı sorularına cevap veren ek açıklayıcılardır.
Tümceden çıkarırsanız, anlam eksik kalacak, "Hangi arkadaşın? Hangi
ünlü şarkıcı?" sorularını davet edecektir (daha önceden ayrıca
açıklanmamışsa).
Erdoğan chose Unakıtan, his Minister for Finance, to represent him in
the talks.
Sayın Unakıtan esasen namlı ve tanınan bir kimse olduğu için, fazladan
bilgi iki virgül içinde veriliyor.
The Selimiye Mosque in Edirne, one of our nation's most popular
tourist attractions, is breathtaking to behold.
Selimiye'yi tanımayan var mı? Ek bilgi iki virgül (yani parantez)
içinde.
Şimdi bu bilgilerin ışığında aşağıda, tümce başında, arasında ve sonundaki uygulamayı gösteren üç
örnek veriyorum:
A bad-tempered referee, Kudret Kırmızıkart awarded no less
than four penalty kicks against Galatasaray.
(Çevirisi: Çabuk
öfkelenen bir hakem olan Kudret Kırmızıkart, Galatasaray aleyhine tamı
tamamına dört penaltı verdi.)
Kudret Kırmızıkart, a bad-tempered referee, awarded no
less than four penalty kicks against Galatasaray.
(Çevirisi: Çabuk
öfkelenen bir hakem olan Kudret Kırmızıkart......... veya, Kudret
Kırmızıkart, ki kendisi çabuk öfkelenen bir hakemdir (veya, olarak
bilinir), ......... Galatasaray aleyhine tamı tamamına dört penaltı
verdi.)
No less than four penalty kicks against Galatasaray were awarded by
Kudret Kırmızıkart, a bad-tempered referee.
veya,
No
less than four penalty kicks against Galatasaray were awarded by
a/the bad-tempered referee, Kudret Kırmızıkart.
Peki, burada Hakem Kudret Bey için neden virgüllü bir tanımlayıcı kullandığımızı çözemediniz
mi? Şu iki örneği irdeleyiniz:
My
uncle, a policeman, came to visit us last night.
Bir tane amcam
var; o da polis memuru.
"Amcam, ki
kendisi bir polis memurudur, dün akşam bizi ziyarete geldi."
My
uncle, the policeman, came to visit us last night.
Birden fazla
amcam var; bunların arasından polis memuru olanı dün bizi ziyarete
geldi.
"Polis memuru
olan amcam...
Birden fazla
amcanız olduğunu belirtecek şekilde "polis memuru olan" kısmını
vurgulayınız ("amcam" sözcüğünü vurgularsanız anlam değişecektir:
deneyiniz); veya tümceyi şöyle kurarız:
"Amcam, hani şu
polis memuru olanı, dün akşam bizi ziyarete geldi."
Şimdi düşününüz bakalım: Türkiye liglerinde maç yöneten sadece tek bir
"çabuk öfkelenen hakem" var?
Birkaç "appositive" kullanım örneği daha:
I, Süleyman the Magnificent, am the sultan of the world.
Ben ki Sultan
Süleyman'ım...
You
naughty boy, you!
Seni yaramaz
çocuk seni!!
His friend Ahmet is the neighbourhood's backgammon
champion.
= mahallenin tavla şampiyonu.
/BÆK-GÆmın/
His best friend, Ahmet, is the neighbourhood's
backgammon champion.
(İnsanın kaç tane "en iyi arkadaşı" olur?)
She translated two books by the famous author Stephen King.
(Dünyadaki tek "ünlü yazar" Stephen King değil.)
She translated some poems by Khayyam, the famous poet of The
Rubaiyat.
(Kaç tane Hayyam var dünyada?)
Here, in the lovely city of İzmir, the pearl of the
great Mediterranean civilization, another great international
sports meeting will be held this coming summer.
I
expect all of you tonight, the supporters of this great club,
will join me in praying for some fair weather tomorrow.
"Bu büyük takımın taraftarları olan sizler..."
fair weather = güzel
hava...
My sister's make-up table, the biggest disaster area in the
house, is cluttered with all sorts of little bottles and brushes.
make-up table = makyaj
masası...
Greece would have swallowed Cyprus -- had it not been for the
Turkish army, the most powerful military force in the region.
Napolyon, my brother's huge Sivas Kangal, is really their
insurance against any would-be thieves.
Efendim? Bu son
örnekte kullandığım
"would-be" yapısını anlayamadım mı dediniz?... Teessüf ederim. Bu yapıyı bir
önceki sayımızda uzun uzun açıklamadık mı?...
Neyse... Aklınızda
tutamadığınız için bu defalık kendinizi affediniz; ama bundan böyle daha bir
yoğunlaşmaya da söz verdiniz sayıyorum.