Doç. Dr. Yalçın İzbul

Free Bilingual E-Zine

PRACTICAL ENGLISH FOR TURKS

YAHOO Uluslararası İngilizce Öğretim Grupları

2003 - 2006 DÜNYA BİRİNCİSİ !!

January 8, 2006

Series PF -- # 009

 

 

İNGİLİZCE'NİN PÜF NOKTALARI - 009

 

This catch, and that catch, and all the catches in between...

O püf noktası, bu püf noktası ve aradaki bütün püf noktaları...

To view the back issues in this series, Please START HERE.

 

 MESAJ            E-KİTAP            CD

 

 

 

Değerli Üyelerimiz,

Mübarek Kurban Bayramımız... herkese kutlu olsun... da,

Hac Farîzesi sırasında ve Bayram boyunca kesilecek kurban etlerinin Pakistan'daki muhtaç din kardeşlerimize bağışlanması gibi en anlamlı olabilecek bir insani yardımı organize edemeyen yetkilileri kınıyorum.

Bugünlerde, deprem fay hatları, petrol boru hatları, doğal gaz boru hatları, uyuşturucu trafiği, mülteci trafiği, silah ve patlayıcı sevkiyatı, seks köle seyrüseferi,   şimdi de göçmen kuşların triptik-griptik trafiği... Ne hikmetse, her yol Türkiye'den geçiyor...

Saçmasapan dizilerle,  hassaten beldenaşağı "show"larla, toplama "sanatçı"larla, uyutmaca yorumları, karartmaca haberleri, şaşırtmacı gündem ve kiralık kalemleriyle, ülkeyi saran cehalet ve felaket için ençok medyayı suçluyorum... Patronlar ticari faydacılıkta, genel yönetmenleri de şakşakçılıkta rekor üstüne rekor kırıyorlar.

Herneyse... Herkese, bütün sevdiklerinizle birlikte huzurlu, zamsız, kapkaçsız, trafik kazasız, maganda belasız, kuşgripsiz... ve pembe ekonomi profesörlerinin tıraşından âzâde tatil günleri diliyorum.

[Buradaki sıralama görüş ve önerileriniz içindir.

Kitaptaki sıralama ilavelerle farklı olacaktır.]

Bayram Armağanı... Aşağıdaki iki önemli püf noktasını dikkatle değerlendirmenizi rica ediyorum ve iddia ediyorum: İngilizce'nize İngilizce katacaksınız...

 # 023

 COULD, WOULD, SHOULD, MIGHT

Dikensiz Gül Bahçesi Olur mu ?...

İşte bir sorun alanı... Yardımcı fiillerin "tense" karşılığı iki biçimleri vardır dedik:

Şimdiki zaman, geniş zaman, gelecek zaman (present & future) boyutlarına dönük anlatımlar için:

can/could/may/might/should/would

do/come/go/break...

Geçmişe (past) dönük anlatımlar için:

can/could/may/might/should/would + have

done/come/gone/broken...

Dedik ama, ne yazık ki, yüzyılların birikimi idiomatik kullanımlar ve değişim süreçleri içinde durum birhayli daha karmaşık.

Örneğin, bu dört yardımcı fiil, could, would, should, might,

 1  Can - will - shall - may fiillerinin "past tense" biçimi olarak da davranabiliyor; Örneğin, dolaylı anlatımda (indirect speech) giriş fiili past tense ise bu uygulama devreye giriyor ve "Ne yaptınız?" diye sorulunca, "Bir derece geçmişe götürdük," yanıtını veriyoruz...

 2  Oysa kendileri de, "present" veya "future" anlamlı BAĞIMSIZ birer yardımcı fiil olarak kullanılabiliyor.

VE DİKKAT... DİKKAT... "could, would, should, might" biçimlerini, "can - will - shall - may" fiillerinin "past tense" biçimi olarak öğretmek, öğrenciye atılabilecek en büyük kazıklardan biridir. Bu yanlışı düzeltmek bir daha kolay kolay mümkün olmuyor.   Oysa öğretilmesi gereken, yalnızca, "bazen o şekilde davranabildikleri"nden ibarettir.

Biliyorum, bugüne değin size öğretilenlere temelden ters düşen bu açıklamalarım sizi sarsıyor ve üzüyor. Boşverin. Zararın neresinden dönülse kârdır.

Örneklersek:

She may come this afternoon... = Şimdiki veya Gelecek zaman.

She might come this afternoon... Bu da şimdiki yada gelecek zaman. Ancak, olasılığın biraz daha zayıf olduğu anlaşılıyor.

He couldn't do it last week... = Geçmiş zaman.

Could you possibly do it next week?... Bu kez kesinlikle gelecek zaman.

She could read and write when she was four. = Geçmiş zaman.

Well, you could be right. = "Walla, belki de haklısın." Şimdiki zaman.

Could we meet next week? = "Gelecek hafta görüşebilir miyiz?" Gelecek zaman.

He could do it if he wanted to. = Koşul kipi II Tip: Şimdiki zaman, geniş zaman: İstese yapabilir...

Peki, çözüm? En iyi çözüm, yardımcı fiilleri (en son paragrafta açıklayacağım) birer anlam katkısı olarak görmek ve "tense" olayını başka göstergelerde aramak. Bununla ne demek istediğimi, yukardaki tümceleri Tarzanca çevirirseniz çok iyi göreceksiniz:

Var bir olasılık o gelmek bugün öğleden sonra... (She may come this afternoon.)

Var zayıf bir olasılık o gelmek bugün öğleden sonra... (She might come this afternoon.)

Var zayıf bir olasılık o gelmiş olmak geçtiğimiz hafta... (She might have come last week.)

Var sen yapabilmek onu gelecek hafta?... (Can you do it next week?)

 Var sen yapabilmek lütfen onu gelecek hafta?... (Could you possibly do it please next week?)

Var sen tavsiye etmek şimdi yapmamı?... (Should I do it now?)

Var sen tavsiye etmek yarın yapmamı?... (Should I do it tomorrow?)

Var ben suçlamak kendimi niye yapmadım geçtiğimiz hafta... (I should have done it last week.)

İngilizce / Türkçe arasında denklikler ararken, arayüz olarak Tarzanca'ya başvurmakta sonsuz yarar var...

Esasen, yardımcı fiillere İngilizce'de "modals" denilmesinin nedeni de işte bu yukarda anlattıklarım... Yardımcı fiiller bize, konuşmanın, ifadenin tarzını, tavrını, niyetini, tonunu, havasını, "mode" ve "mood" unu gösteriyor. Ama, olayın/eylemin "zamanı" (tense) açısından iyi bir gösterge sayılamazlar. Yardımcı fiillerle kurulu tümcelerde "tense" için, bağlam (context) ve tümcedeki zaman belirteçleri (zarflar) asıl güvenilecek göstergelerdir.

Advanced Level

 # 024

 DANGLING PARTICIPLES

 Sallantıda Kalmış Nitelemeler

Çekimli bir dil olmayan İngilizce'de sözcükler (= bir tümceyi oluşturan kavramlar) arasındaki ilişkiyi belirleyen nedir? El cevap: sözcüklerin ardarda dizilişi... Sözdizim (sentaks) konusunda uğrayabileceğiniz azizliklere aman dikkat...

Vereceğim Türkçe tümceyi, İngilizce'ye aktaralım: Dün banyoda gayet mutlu şarkı söylerken, yüksek perdeden bir ses kabaca yarıda kesti beni.

İlk bölümü: Dün banyoda gayet mutlu şarkı söylerken,

= While I was singing away happily in the bath yesterday,

Kısaltırsak: While singing away happily in the bath yesterday,

veya: Singing away happily in the bath yesterday,

Ardından gelen bölümü: yüksek perdeden bir ses kabaca yarıda kesti beni.

= a loud voice rudely interrupted me in the middle.

Birleştiriyorum:

***(While) ***Singing away happily in the bath yesterday, a loud voice rudely interrupted me in the middle.

Oldu mu?... Hayır olmadı... Çünkü, İngilizce tümcenin anlamı şöyle oldu: ***"Dün banyoda gayet mutlu şarkı söylemekte olan yüksek perdeden bir ses, kabaca yarıda kesti beni."

Tedavisi?... Ya, kısaltılmamış yantümceyi kullanmalıydık (While I was singing away...), yada örneğin bir edilgen dönüşüm: Singing away happily in the bath yesterday, I was rudely interrupted  by a loud voice right in the middle.

Bir örnek daha veriyorum:

Riding along on my bicycle, a dog knocked me over.

Bu yaramaz köpecik, bisikletimi çalmakla kalmamış, dikkatsizce sürerken bir de gelip bana çarpmış!!

Namlı ve belâlı "dangling participles" (sallantıda kalmış, yanlış ilişkilendirilmiş nitelemeler) konusu, hazırlıksız yakalanan yabancılar için tam bir mayın tarlasıdır. Özellikle de, sözcükler arası ilişikileri büyük ölçüde çekim ekleri ile halleden bizler için...

İngilizce tümcelerde, yaptığımız niteleme ve hedeflediğimiz kişi/nesne arasındaki ilişkiyi açık seçik ve doğru kurmamız büyük önem taşıyor. Aksi takdirde, komik veya saçma bir ilişkilendirme yapmış oluruz.

"Participle" terimi ile, yantümceyi tanıştıran (başlatan) fiil türevi sözcük kastedilir. Kitaplarda, özellikle, kısaltılmış sıfat tümceleri üzerinde duruluyor. Kanaatimce, kısaltılmış belirteç (zarf) tümceler de kapsam içine alınmalıdır. Hatalara aşağıda örnekler vereceğim. Sonuçta, "participle" teriminin gerek ortaç (sıfat-fiil) gerek ulaç (zarf-fiil) olgusunu kapsadığını unutmayalım. [Bu gramer açıklamalarının sizi sıktığını ve soğuttuğunu biliyorum. Lütfen sabırla okumaya devam ediniz. Konu az sonra açıklığa kavuşacak.]

Hemen örneklere geçiyorum. Doğru ilişkilendirmede, pratikte şu tür durumlarla karşılaşabilirsiniz:

 1  Participle, izlemekte olduğu ad/adıl ile bağlantılıdır: [Adıl = zamir... Aslında bu kuralı, çok daha akılda kalıcı biçimde, şöyle de ifade edebiliriz: "Bir sıfat-tümcelik (= sıfat cümleciği), büyük çoğunlukla, nitelediği adın hemen *ıçına eklenir!"]

Romeo, believing Juliet is dead, does not hesitate to choose death himself. ("believe" eden "Romeo" dur.)

I came across a one-eyed beggar sitting on a piece of rug. (Kilim parçası üzerinde oturmakta olan kişi ben değil, tekgözlü dilencidir.)

 2  Bu koşul karşılandığı sürece, participle ile nitelediği ad/adılın arasını açabilirsiniz:

Ali and Güneş walked in, followed by their wives and children.

He walked through the barricade, hoping that they would not stop him.

İkinci örnekte, participle mantıken "barricade" ile ilişkilendirilemez: Barikatların "umut etmesi/etmemesi" sözkonusu olamaz... Dolayısıyla,

He, hoping that they would not stop him, walked through the barricade.

demek zorunda değiliz... Unutmayınız, yakın ilişkili olan "He" ve "walked" sözcüklerinin arasını ne kadar çok açarsak, tümcenin anlaşılması o derece güçleşir. Kulağa da pek "doğru" gelmediğini (hatalı gramer olmamasına rağmen) farketmişsinizdir.

 3  Kendinden önce herhangi bir ad/adıl bulunmayan bir participle ise, kendisinden sonra gelen fiilin öznesi ile bağlantılıdır:

Puzzled by the situation, Ali decided to talk to Güneş about it. (= Durumdan şaşkınlık duyan şahıs Ali'dir)

Walking further down the road, I came across a one-eyed beggar sitting on a piece of rug. (= Yol boyunca yürümekte olan kişi bendim.)

Having been painted in bright colours, the sign can be noticed by travellers from quite a distance. (= "can be seen" edilgen fiilinin öznesi.)

 4  Türkçe'nin mantığı ile düşünürsek, bu örnekler berrak ve apaçık anlatımlardır. Herhangi bir uyarıya gerek yok gibi görünür. Ama şimdi, yapılabilecek yanlışlıklara ve bunların tedavi yollarına da örnekler verelim:

YANLIŞ : ***Waiting for a bus, a dog jumped on my lap...
Bu tümceye göre, kucağıma atlayan köpek orada otobüs beklemekteydi!!... Yanlışı düzeltmenin bir yolu, burada zarf-tümceliği açık açık, kısaltmadan yazmak. Yani,

DÜZELTİ : While I was waiting for a bus, a dog ...etc.

YANLIŞ : ***While snoozing in front of the telly, a barking dog disturbed me. = Televizyonun önünde şekerleme yaparken... Buradaki yanlışı da, örneğin pasif dönüşümü ile düzeltebiliriz:

DOĞRU : While snoozing in front of the telly, I was disturbed by a barking dog... ("To snooze," günlük dilde çok kullanılan, çok da hoş bir sözcüktür.)

YANLIŞ : ***Driving along the road, corn fields can be seen stretching out on both sides. (Eyvah, eyvah... "Tarlalar" direksiyona geçti!! -- Dikkat: "corn" özelde "mısır", fakat "genelde ise "tahıl" anlamıyla kullanılabilir.)

DOĞRU : When one drives along the road, corn fields ...etc.

YANLIŞ : ***While lifting a heavy stone, my back was hurt. Ağır bir taşı kaldırırken sırtım incindi. Türkçe'de dörtdörtlük bir gramer. Ama, bu haliyle İngilizce'de tam bir saçmalama...

DOĞRU : I hurt my back while I was lifting a heavy stone.

YANLIŞ : ***While walking home late last night, a funny-looking man stopped me. Çünkü burada, "Evine gitmekte olan tuhaf görünüşlü bir adam beni durdurdu", demiş oluruz. Edilgen dönüşümü ile düzeltebiliriz:

DOĞRU : While walking home late last night, I was stopped by a funny-looking man.

YANLIŞ : ***Rushing to get to the meeting on time, Ali's car broke down. = ***"Ali's car, rushing to get to the meeting on time, broke down." Yani, "Toplantıya yetişmek için acele ederken, Ali'nin arabası arıza yaptı," demek istemişiz, ama tabii İngilizce'de çok yanlış bir tümce kurmuşuz...  Düzeltmek için farklı bir anlatım deneyebiliriz:

DOĞRU : Ali was in a rush to get to the meeting on time; but his car broke down on the way... Ali was late to the meeting, because his car broke down on the way / because he had a breakdown on the way.

Dikkat... Dikkat... Yukardaki tesbitlerimizden tamamen farklı bir konu olarak, kısaltılmış zarf-tümcelerinde (adverb clauses) participle'ın öznesi ile, anatümce öznesinin aynı kişi olması zorunluğu yoktur:

The day being fine, we decided to go out for a walk...

All the necessary arrangements having been made, the two teams were now going over their final preparations.

Human nature being what it is, history repeats itself over and over again.
İnsan doğası böyle olduğu için, tarih durmadan tekerrürü ediyor... (= olduğu şey gibi olduğu için).

 

 

         

 

 

 

Dergimizi beğeniyorsanız, lütfen dostlarınıza da öneriniz,

iletiniz, gönderiniz... Teşekkürler, Sayın Üyeler...

WEB SİTEMİZ:

ANASAYFA        TESTLER        OKUMA        EĞLENCE        ALMANAK

KAYNAKLAR     FIKRA     KARİKATÜR     KONUŞMA      İSTER İNAN

*  *  *  *  *

Listemize Katılmak için: http://groups.yahoo.com/group/pratik-ingilizce

Veya Doğrudan Bana e-Posta Atınız: --> İzbul

Listemizden Ayrılmak İçin:  pratik-ingilizce-unsubscribe@yahoogroups.com