Doç. Dr. Yalçın İzbul

Free Bilingual E-Zine

PRACTICAL ENGLISH FOR TURKS

YAHOO Uluslararası İngilizce Öğretim Grupları

Herzaman İlk Sıralarda

2003 - 2005 DÜNYA BİRİNCİSİ !!

February 24, 2011

Series PF -- # 009

 

 

There ain't a single thing in a foreign tongue that ain't a catch 22 for the non-native speaker. -- the Sage İzbulismus, circa A.D. 2000.

İNGİLİZCE'NİN PÜF NOKTALARI - 009

 

This catch, and that catch, and all the catches in between...

O püf noktası, bu püf noktası ve aradaki bütün püf noktaları...

To view the back issues in this series, Please START HERE.

 

 MESAJ            E-KİTAP            CD

 

 

 

Eğitim Seti'mizin İngilizce'nin Püf Noktaları kitabından alıntıdır.

ünlü sözler yazı copyrightünlü sözler, özdeyişler Doç. Dr. Yalçın İzbul

 # 036

 COULD, WOULD, SHOULD, MIGHT

Dikensiz Gül Bahçesi Olur mu?... İşte bir sorun alanı...

Yardımcı fiiller, zaman boyutumuza yönelik, iki temel ve birbirinden farklı bakış açısı sunar:

 # 1  Şimdiki zaman, geniş zaman, gelecek zaman (present & future) boyutlarına dönük anlatımlar için:

 

can

could

may

might

should

would

be, do, come, go, give, break, etc.

 

 # 2  Geçmişe (past) dönük anlatımlar için:

 

can

could

may

might

should

would

have

been, done, come, gone, given, broken

 

Ne kolay, değil mi? Ama dedim ya, Dikensiz Gül Bahçesi Olur mu?

Nedenlerini bir yana bırakalım, aslında durum karışık değil, ama hayli karmaşık.

Örneğin, would, could, should, might -- Bu dört yardımcı fiil,

 1  Will - can - shall - may yardımcı fiillerinin "past tense" biçimi olarak da davranabiliyor; Örneğin, dolaylı anlatımda (indirect speech) giriş fiili past tense ise bu uygulama devreye giriyor ve "Ne yaptınız?" diye sorulunca, "Bir derece geçmişe götürdük," yanıtını veriyoruz...

 2  Oysa kendileri de, "present" veya "future" boyuta yönelik başına buyruk birer yardımcı fiil olarak kullanılabiliyor.

VE DİKKAT... "would, could, should, might" biçimlerini, "will - can - shall - may" fiillerinin "past tense" biçimi olarak öğretmekle yetinmek, ilerde giderilmesi pek kolay olmayan derin yanıltıcı izler bırakıyor. Oysa öğretilmesi gereken, yalnızca, "kimi zaman o şekilde davranabildikleri"nden ibarettir.

Biliyorum, bugüne değin size öğretilenlerle temelden çelişen bu açıklama sizi şüphelere düşürüyor. Aldırmayınız. Zararın neresinden dönülse kârdır.

Örneklersek:

He couldn't do it last week... = Geçmiş zaman.

Could you possibly do it next week?... Bu kez kesinlikle gelecek zaman.

She could read and write when she was four. = Geçmiş zaman.

Well, you could be right. = "Valla, belki de haklısın." Şimdiki zaman.

Could we meet next week? = "Gelecek hafta görüşebilir miyiz?" Gelecek zaman.

He could do it if he wanted to. = Koşul kipi II Tip: Şimdiki zaman, geniş zaman: İstese yapabilir...

Peki, çözüm?

En iyi çözüm, yardımcı fiilleri (en son paragrafta açıklayacağım şekilde) birer anlam katkısı olarak görmek ve kronoloji ile olan ilişkisini başka göstergelerde aramak. Bununla ne demek istediğimi, yukardaki cümleleri Tarzanca çevirirseniz çok iyi göreceksiniz:

Var bir olasılık o gelmek bugün öğleden sonra... = She may come this afternoon.

Var zayıf bir olasılık o gelmek bugün öğleden sonra... = She might come this afternoon.)

Var zayıf bir olasılık o gelmiş olmak geçtiğimiz hafta... = She might have come last week.

Var sen yapabilmek onu gelecek hafta?... = Can you do it next week?

Var sen yapabilmek lütfen onu gelecek hafta?... = Could you possibly do it please next week?

Var sen tavsiye etmek şimdi yapmamı?...  = Should I do it now?

Var sen tavsiye etmek yarın yapmamı?... = Should I do it tomorrow?

Var ben suçlamak kendimi niye yapmadım geçtiğimiz hafta... = I should have done it last week.

İngilizce / Türkçe arasında denklikler ararken, arayüz olarak Tarzanca'ya başvurmakta sonsuz yarar var...

Esasen, yardımcı fiillere İngilizce'de "modals" denilmesinin nedeni de işte bu yukarda anlattıklarım... Yardımcı fiiller bize, konuşmanın, ifadenin tarzını, tavrını, niyetini, tonunu, havasını, "mode" ve "mood" unu gösteriyor. Ama, olayın/eylemin "zamanı" (tense) açısından iyi bir gösterge sayılamazlar. Yardımcı fiillerle kurulu cümlelerde "tense" için, bağlam (context) ve cümledeki zaman belirteçleri (zarflar) asıl güvenilecek göstergelerdir.

BAŞA DÖNÜŞ

Advanced Level

 # 069

 DANGLING PARTICIPLES

Sahibini Bulamayan Nitelemeler

Çekimli bir dil olmayan İngilizce'de sözcükler, yani cümlede yer alan kavramlar arasındaki ilişkiyi belirleyen nedir? Yanıt: sözcüklerin ardarda dizilişi...

Sözdizim (sentaks) konusunda uğrayabileceğiniz azizliklere ise aman dikkat...

Anlam örüntüsü, sözcüklerin ardarda diziliş düzeninden hayat bulur. Eğer sentaksa dikkat etmiyor; tersine, cümleye şöyle bir kuşbakışı bakıp "Şu şu kavramlar cümlede yer almış, demek ki cümlenin anlamı olsa olsa şu olur," hesabı gidiyorsanız, vay halinize!

Şimdi şu Türkçe cümleyi İngilizce'ye aktaralım, bakalım başımıza neler gelecek

Dün banyoda mutlu mesut şarkı söylerken, yüksek perdeden bir ses kaba bir tarzda şarkımı yarıda kesti.

İlk bölümü: Dün banyoda gayet mutlu şarkı söylerken,

= While I was singing away happily in the bath yesterday,

Kısaltırsak: While singing away happily in the bath yesterday,

veya: Singing away happily in the bath yesterday,

Ardından gelen bölüm: yüksek perdeden bir ses kaba bir tarzda şarkımı yarıda kesti.

= a loud voice rudely interrupted my song in the middle.

Birleştiriyorum:

***(While) ***Singing away happily in the bath yesterday, a loud voice rudely interrupted my song in the middle.

Oldu mu?... Hayır olmadı... Çünkü, İngilizce cümlenin anlamı şöyle oldu: ***"Dün banyoda mutlu mesut şarkı söylemekte olan yüksek perdeden bir ses, kabaca şarkımı yarıda kesti."

Tedavisi?... Ya, kısaltılmamış yancümleyi kullanmalıydık (While I was singing away...), ya da örneğin bir edilgen dönüşüm: Singing away happily in the bath yesterday, I was rudely interrupted  by a loud voice right in the middle.

Bir örnek daha veriyorum:

Riding along on my bicycle, a dog knocked me over.

Bu yaramaz köpecik, bisikletimi çalmakla kalmamış, dikkatsizce sürerken bir de gelip bana çarpmış!!

Namlı ve belâlı "dangling participles" (sallantıda kalmış, yanlış ilişkilendirilmiş nitelemeler) konusu, hazırlıksız yakalanan yabancılar için tam bir mayın tarlasıdır. Özellikle de, sözcükler arası ilişikileri büyük ölçüde çekim ekleri ile gerçekleştiren biz Türkçe anadil konuşanlar için... Ne mutlu bize, hiç olmazsa kimin kimi ne ettiğini anlamamıza yetecek ölçüde çekim eklerimiz var...

İngilizce cümlelerde, yaptığımız niteleme ve hedeflediğimiz kişi/nesne arasındaki ilişkiyi açık seçik ve doğru kurmamız büyük önem taşıyor. Aksi takdirde, istenmedik veya hayli güldürücü bir ilişkilendirme yapmış oluruz.

"Participle" terimi ile, yancümleyi tanıştıran (başlatan) fiil türevi sözcük kastedilir. Kitaplarda, özellikle, kısaltılmış sıfat-cümlecikler üzerinde duruluyor. Fakat, kısaltılmış zarf-cümlecikler de kapsam içine alınmalıdır. "Participle" kalıplarının gerek sıfat-cümlecik gerek zarf-cümlecik tanıştırımında kullanıldığını unutmayalım. Hatalara aşağıda örnekler vereceğim.

Ve hemen örneklere geçiyorum. Doğru ilişkilendirmede, pratikte şu tür durumlarla karşılaşabilirsiniz:

 1  Participle, izlemekte olduğu ad/adıl ile bağlantılıdır. Adıl, yani zamir... [Aslında bu kuralı, çok daha akılda kalıcı biçimde, şöyle de ifade edebiliriz: "Bir sıfat-cümlecik, büyük çoğunlukla, nitelediği adın hemen *ıçına eklenir!"]

Romeo, believing Juliet is dead, does not hesitate to choose death himself. ("believe" eden "Romeo" dur.)

I came across a one-eyed beggar sitting on a piece of rug. (Bir kilim parçası üzerinde oturmakta olan kişi ben değil, tekgözlü dilencidir.)

 2  Bu koşul karşılandığı sürece, participle ile nitelediği ad/adılın arasını açabilirsiniz:

Ali and Güneş walked in, followed by their wives and children.

He walked through the barricade, hoping that they would not stop him.

İkinci örnekte, participle mantıken "barricade" ile ilişkilendirilemez: Barikatların "umut etmek/etmemek" gibi özellikleri sözkonusu olamaz... Dolayısıyla,

He, hoping that they would not stop him, walked through the barricade.

demek zorunda değiliz... Ayrıca unutmayınız, yakın ilişkili olan "He" ve "walked" sözcüklerinin arasını ne kadar çok açarsak, cümlenin anlaşılması o derece güçleşir. Kulağa da pek "doğru" gelmediğini (hatalı gramer olmamasına rağmen) farketmişsinizdir.

 3  Kendinden önce herhangi bir ad/adıl bulunmayan bir participle ise, kendisinden sonra gelen fiilin öznesi ile bağlantılıdır:

Puzzled by the situation, Ali decided to talk to Güneş about it. (= Durumdan şaşkınlık duyan kişi Ali'dir)

Walking further down the road, I came across a one-eyed beggar sitting on a piece of rug. (= Yol boyunca yürümekte olan kişi bendim.)

Having been painted in bright colours, the sign can be noticed by travellers from quite a distance. (= Parlak renklerle boyanmış olan, yolcular değil, işaret levhasıdır.)

 4  Türkçe'nin mantığı ile düşünürsek, bu örnekler berrak ve apaçık anlatımlardır. Herhangi bir uyarıya gerek yok gibi görünür. Ama şimdi, yapılabilecek yanlışlıklara ve bunların tedavi yollarına örnekler verelim:

YANLIŞ: ***Waiting for a bus, a dog jumped on my lap...
Bu ifadeye göre, kucağıma bir köpek atladı; bu köpek orada otobüs beklemekteydi!!...

Düzeltisi:
Yanlışı düzeltmenin bir yolu, burada zarf-cümliği açık açık, kısaltmadan yazmak. Yani,
While I was waiting for a bus, a dog ...etc.

YANLIŞ : ***While snoozing in front of the telly, a barking dog disturbed me. = Bu köpecik ise bir yandan TV'nin karşısında şekerleme yapıyordu ve bir yandan havlıyordu...

Düzeltisi:
Buradaki yanlışı, örneğin pasif dönüşümü ile düzeltebiliriz:
While snoozing in front of the telly, I was disturbed by a barking dog.

YANLIŞ: ***Driving along the road, corn fields can be seen stretching out on both sides. Eyvah, eyvah... "Tarlalar" direksiyona geçti!!

Düzeltisi:
When one drives along the road, corn fields ...etc.

YANLIŞ: ***While lifting a heavy stone, my back was hurt. Ağır bir taşı kaldırırken sırtım incindi. Türkçe'de dörtdörtlük bir gramer. Ama, bu haliyle İngilizce'de tam bir saçmalama...

Düzeltisi:
I hurt my back while I was lifting a heavy stone.

YANLIŞ: ***While walking home late last night, a funny-looking man stopped me. Çünkü burada, "Evine gitmekte olan tuhaf görünüşlü bir adam beni durdurdu", demiş oluruz. Edilgen dönüşümü ile düzeltebiliriz:

Düzeltisi:
While walking home late last night, I was stopped by a funny-looking man.

YANLIŞ: ***Rushing to get to the meeting on time, Ali's car broke down. = Acele eden, Ali'nin arabasıydı!

Düzeltisi: Düzeltmek için farklı bir anlatım deneyebiliriz: Ali was in a rush to get to the meeting on time; but his car broke down on the way... Ali was late to the meeting, because his car broke down on the way / because he had a breakdown on the way.

YANLIŞ: ***After winning World War I, Germany was ruled for some time by the British." Bu ifadeye göre, savaşı Almanya kazanmış, buna rağmen bir süre İngilizler tarafından yönetilmiştir!

Düzeltisi: "After winning World War I, the British ruled Germany for some time." veya, "After the British won World War I, Germany was ruled by them for some time."

YANLIŞ: ***Considering the government's cruel policy of relying solely on indirect taxes, their downfall comes as no surprise. Bu ifadeye göre, hükûmetin salt dolaylı vergilendirmeye dayanmak yönündeki politikası yüzünden, bu vergilerin tepetaklak düşmesi şaşırtıcı değildir!

Düzeltisi: "Considering the government's policy of relying solely on indirect taxes, we must not be surprised by its downfall."

YANLIŞ: ***While still focusing on who won the war, Germany was ruled for some time by the British after the war. Bu ifadeye göre: "Almanya, halâ savaşı kimin kazanmış olduğu konusuna odaklanmakta iken savaştan sonra bir süre İngilizler tarafından yönetildi!

Düzeltisi: "While still focusing on who won the war, we must note that Germany was ruled for some time by the British after the war."

  DİKKAT !!! 

Yeri gelmişken, kifayetsiz dil zaptiyesinin sizi yönlendirebileceği bir yanlışa karşı sizleri hemen uyarmalıyım: participle'ın öznesi ile, anacümlecik öznesinin aynı olması gibi bir zorunluluk sözkonusu değildir. Örnekler:

The day being fine, we decided to go out for a walk...

All the necessary arrangements having been made, the two teams were now going over their final preparations.

Human nature being what it is, history repeats itself over and over again.
İnsanın doğası böyle olduğu için, tarih durmadan tekerrür ediyor... (= insanın doğası olduğu şey gibi olduğu için).

BAŞA DÖNÜŞ

 

 

         

 

 

 

Dergimizi beğeniyorsanız, lütfen dostlarınıza da öneriniz,

iletiniz, gönderiniz... Teşekkürler, Sayın Üyeler...

WEB SİTEMİZ:

ANASAYFA        TESTLER        OKUMA        EĞLENCE        ALMANAK

KAYNAKLAR     FIKRA     KARİKATÜR     KONUŞMA      İSTER İNAN

*  *  *  *  *

Listemize Katılmak için: http://groups.yahoo.com/group/pratik-ingilizce

Veya Doğrudan Bana e-Posta Atınız: --> İzbul

Listemizden Ayrılmak İçin:  pratik-ingilizce-unsubscribe@yahoogroups.com