-- F --

fable -- ders verici masal (genelde hayvan masalı); fabl
fabric -- kumaş
fabulous -- şahane, harikulade
façade -- önyüz, cephe (örneğin binanın ön cephesi); önyüzey görüntüsü, görünüştekiler, "zevahir"
fabricate -- 1. imal etmek; 2. uydurmak (yalan, vb) (sanayi imalatı, vb için "manufacture" uygundur.)
facilitate -- kolaylaştırmak (sıfat: facile = kolay, şüphe verecek ölçüde kolay)
facilities -- ihtiyaca cevap veren tesis, olanak veya vasıtalar (örnek: public facilities: ulaşımdan semt kütüphanesine kadar -- fakat "umumi tuvalet" için public conveniences")
facsimile -- tıpkıbasım
faction -- nifak, hizip
faculty -- 1. doğuştan meleke, duyu: 2. öğretim üyeleri
fad -- gelip geçici moda
faint -- 1. belli belirsiz, solgun, donuk; 2. bayılmak (fainted -- bayılmış, baygın)
fair -- 1. adil (=just, impartial); 2. sarışın; 3. fuar; 4. hoş, güzel (kadın, hava, iklim)
fait accompli -- emrivaki
faith -- iman, itikat, inanma ve güvenme (faithful = sadık)
fake -- taklit, sahte
fallible -- yanılabilir, yanılmaz değil, beşerdir şaşabilir (tersi: infallible: asla hataya kötülüğe düşmez)
fame -- şöhret (sıfat: famous. Dikkat: "infamous" kötü şöhretli demektir)
familial -- ailevi
familiar -- bildik, aşina (fiil: familiarize)
famine -- açlık, kıtlık
fanciful -- fantazi, abartılmış
far-fetched -- zoraki, uzak olasılıklı ve inanılması zor
far-reaching -- gelecekte önemli etki ve sonuçları olacak
far-sighted -- 1. uzak görüşlü (olumlu nüans); 2. hipermetrop
farce -- kaba komedi, âmiyane komedi, zevk yoksunu kişilerin beğenebileceği saçmalık ve güya komedi
fascinate -- hayran bırakmak (fascinating, fascination)
fashion -- biçimlendirmek (şekil vermek, oluşturmak)
fashion (vogue) -- moda
fast -- 1. hızlı; 2. oruç tutmak
fast asleep -- derin uykuda
fastidious -- titiz, müşkülpesent
fatal -- öldürücü (= lethal)
fate -- kader... fateful = akıbet bağlayan, geleceği şekillendirecek olan
fathom -- 1. kulaç; 2. içyüzünü çözüp anlayabilmek
fatigue -- aşırı yorgunluk, bitkinlik
fauna -- 1. hayvanlar âlemi; 2. bir bölgenin hayvan türleri
favouritism -- kıyak geçme, iltimasçılık
fearsome -- dehşet verici, korkunç... fearful = 1. korku içinde; 2. korkutucu, ürkütücü
feasible -- olabilir, yapılabilir, mümkün. (feasibility = "fizibilite")
feather -- kuş tüyü
feeble -- zayıf (güçsüz kuvvetsiz)
feign -- yalandan yapmak
fellow countryman -- vatandaş ("vatandaşım, vatandaşlarım")
ferocious -- kavgacı, vahşi
ferry -- git-gel yolcu ve/ya araba taşıyan deniz teknesi, feribot
fertile -- verimli, bereketli, döl veren (isim: fertility; fiil: fertilize)
fertilizer -- gübre
fervent -- ateşli, coşkun (isim: fervour)
fetch -- gidip getirmek, alıp getirmek
feud -- sürüp giden düşmanlık. (blood feud = kan davası)
feudal -- feodal, derebeyliğe ilişkin. (isim: feudalism)
fever -- ateş, humma
fiancé, fiancée -- nişanlı (birincisi erkek, ikincisi kadın)
fiction -- hayal ürünü, öykü, roman. (örnek: science fiction = kurgubilim yazın türü)
fictive, fictitious -- uydurma, gerçek olmayan (örnek: "fictitious exports" = hayali ihracat -- Tahmin edebileceğiniz gibi, Türkiye bağlamı dışında dünya literatüründe pek bilinmeyen bir kavram!)
field -- field artillery = sahra topçusu; field hospital = seyyar hastane; field - mashall = mareşal (savaş görmüş komutan)
fiendish -- şeytani (isim: fiend = zebani)
fierce -- şiddetli, azgın, saldırgan
figurative -- mecazi (figure of speech = mecaz)

 

filth -- pislik, iğrenç pislik
finite -- sonu var, sonsuz veya sınırsız değil, bitimli
fire-brigade = itfaiye... fire-station = itfaiye merkezi.. fireman = itfaiye eri... fire-escape = yangın merdiveni... fire-proof = ateşe dayanıklı.... fire-arm = ateşli silah... fireworks = havai fişek... firewood = çıra...
fiscal -- mali (monetary = parasal)
fisherman = balıkçı... fishmonger = balık satıcısı
fishy -- üçkağıt olduğu şüphesi uyandıran
flatter -- aşırı övmek, yağlamak, yaltaklanmak
flavour -- çeşni, lezzet
flawless -- kusursuz, defosuz
flee (from) -- kaçmak, firar etmek, tüymek, tabanları yağlamak
fleet -- donanma, filo
flesh -- "insan etten kemiktendir" dediğimizde kastettiğimiz "et"
flexible -- esnek, kolay bükülebilir (mecazi de olanaklı)
flimsy -- ince, dayanıksız
flint -- çakmaktaşı
float -- yüzmek (sıvının yüzeyinde kalmak, batmamak)
flock -- 1. küçükbaş hayvan sürüsü; 2. kilise cemaati (to flock together = küme halinde bir araya gelip toplanmak)
flood, flooding -- sel, su basması
floodlight -- projektörle aydınlatmak (floolid = projektörle aydınlatılmış)
flora -- 1. bitkiler alemi; 2. bir bölgeye özgü yerel bitkiler toplamı; 3. tıpta, vücudun bir bölgesinde yerleşik mikro-organizmalar
flour-mill -- un değirmeni
fluctuate -- inip çıkmak, dalgalanma göstermek, kararsız ve değişken olmak
foliage -- bitki örtüsü, yapraklar toplamı
folly -- hata, akılsızlık, aptallık (toplum hayatı veya ahlak açısından akılsızca yapılan bir hatalı davranış)
foolishness -- aptallık, budalalık
foot-and-mouth disease -- şap hastalığı
footprint -- ayak izi
forecast -- tahmin etmek
foreground -- önplan (tersi: background)
foremost -- en önde gelen
foreshadow -- belirtisi, öngöstergesi olmak
forensic medicine -- adli tıp
foresight -- öngörü, basiret
forestall -- erken davranıp önlemek
forlorn -- 1. umutsuz; 2. uzak, unutulmuş, terkedilmiş
formidable -- ürkütücü, heybetli, yenmesi veya üstesinden gelinmesi çok zor
forsake -- terketmek, yüzüstü bırakmak
fortify -- güclendirmek, desteklendirmek (fortifications = kale, tahkimat gibi şeyler)
fortnight -- onbeş gün, iki hafta (göreli bir zaman ölçüsü -- nede olsa iki hafta 14 gün ediyor!)
fortunate -- şanslı, talihli
fortune -- 1. şans, talih, kader; 2. servet (fortune-teller = falcı; fortune-hunter = evlenmek için zengin kadın arayan erkek)
fragile -- kırılgan
fragrance -- güzel koku, rayiha, güzel kokma (sıfat: fragrant)
franchize -- seçimlerde oy hakkı vermek
frank -- açık sözlü, içten, samimi
frantic -- telaş ve heyecan dolu, çılgın gibi bir telaş içinde
fraternal -- kardeşçe, kardeşlere veya kardeşliğe ilişkin
fraud -- hile, sahtekarlık
freak -- hilkat garibesi, ucube, pek rastlanmayacak türden
freight -- navlun, yük
frigate -- fırkateyn
frivolity -- belki eğlenceli ama boş ve değersiz şeylerle vaktini harcamak
frozen -- donmuş (fiil: to freeze = donmak veya dondurmak)
frustrate -- hayal kırıklığına uğratmak
fugitive -- kaçak, mülteci
fulsome -- mide bulandırıcı, iğrenç
fund -- tahsis edilen para, fon
fundamental -- esas, temel, başlıca
funeral -- cenaze töreni (sıfat: funereal = matem dolu, kasvetli, cenaze töreni gibi)
furious -- çok öfkeli, öfkeden çılgına dönmüş (isim: fury)
furnace -- ocak, fırın
furnish -- sağlamak, donatmak, döşemek
furtive -- sinsice ve gizlice, hırsız gibi
fuss -- gereksiz telaş ve titizlenme
futile -- boşuna, beyhude

 
 
 

-- G --

gadget -- (genellikle küçükçe ve becerikli) cihaz veya alet
gaiety -- 1. şen olma hali; 2. eğlenti ("gay" aslında "şen, neş'eli" demektir)
gainsay -- karşı çıkmak, karşı tezi savunmak
gait -- yürüyüş ve adım atış tarzı
gallant -- 1. yiğit ve yüce gönüllü; 2. hanımlara karşı şövalyece nazik
galore -- bol, çok ("We provide music and entertainment galore."
gambit -- ardından elde edilecek kazanım için geçici gerileme veya kayıp sunma
gamble -- kumar oynamak
gaol (jail, prison) -- hapishane
gargantuan -- devasa, dev gibi
garment -- giysi; genelde üste giyilen herhangi bir giysi türü veya parçası
garrison -- garnizon, kışlık
gastronome (gourmet) -- gurme, çeşnicibaşı
gauge -- ölçmek, ölçüm yapmak, hesaplamak
gay -- bknz. gaiety
gaze -- dikkatle ve uzunca bakmak (bir anlam çıkarmak veya öfke vb bir duygu aktarmak için)
gear -- 1. takım taklavat, levazımat; 2. vites (1st gear, reverse gear, vb)
gem -- değerli taş, mücevher (bknz. jewel)
genealogy -- 1. soy, secere; 2. şecere bilgisi (sıfat: genealogical)
G.P. (general practitioner) -- pratisyen hekim
generate -- üretmek, oluşturmak
generation -- 1. üretme, meydana getirme; 2. kuşak, nesil
generosity -- cömertlik (sıfat: generous)
genial, güleryüzlü, dost
genocide -- soykırım
gentle -- nazik, müşfik davranışlı, duyarlı ve acıtmadan
genuinely: hakikaten, gerçekten; (sıfat: genuine: gerçek, hakiki, sahte değil)
germ -- 1. tohum, ilk cevher; 2. mikrop
gestation -- gebelik süresi
ghastly -- korkunç, dehşet verici

 

gigantic -- çok büyük, devasa (giant = dev)
glacier -- buzdağı (sıfat: glacial)
glamour -- şöhret, güzellik vb'ın getirdiği gözkamaştırıcı çekicilik
glance -- kısa bir bakış atmak
global -- küresel
glossary -- lügatçe, sözcük dizgesi
goal -- 1. hedef; 2. futbolda kale (goalkeeper, goalie, kaleci)
godfather -- vaftiz babası
gold plated -- altın kaplama
gold rimmed -- altın çerçeveli
goodwill -- iyi niyet
gorgeous -- şahane, harika
gospel -- incil
gossip -- 1. dedikodu yapmak; 2. dedikodu; 3. dedikoducu
gourmet -- bknz. gastronome
government -- 1. yönetme, yönetim; 2. hükumet; (sıfat: governmental)
governor -- 1. vali; 2. yönetim kurulu üyesi
grace -- 1. zerafet; 2. inayet, lütuf, rahmet; 3. yemek öncesi şükran duası
graduate -- 1. mezun olmak; 2. derece derece işaret koymak; 3. mezun
graft -- aşı, aşılamak (enjeksiyon anlamında değil)
grain -- 1. tanecik, zerrecik, tahıl tanesi; 2. ağaç damarı
granary -- tahıl ambarı
grandiose -- pek bir azametli, çok büyük ölçeklerde
grateful -- minnettar
gratify -- memnun bırakmak, doyum sağlamak (isim. gratification)
gratis -- bedava
gratitude -- minnettarlık, şükran
grave -- 1. ciddi, ağır, vahim; 2. mezar
greed -- açgözlülük, hırs (sıfat: greedy; isim: greediness)
grieve -- elem ve keder çekmek (isim: grief -- elem, keder)
grudge -- hınç, diş bileme
gruesome -- ürkütücü, çirkin ve ürpertici, nahoş manzaralı
guard-rail -- korkuluk demiri
guardianship -- vesayet
gunpowder -- barut
gusto -- zevk, şevk dolu keyif

 
 
 

-- H --

habitat -- 1. bir canlı türünün doğal yaşam çevresi; 2. (genel anlamda) doğal yaşam çevresi
hail -- 1. dolu (atmosfer olayı); 2. coşkulu ve yüksek sesli selamlamak veya bu tür bir selam (Örnek: "Hail, Caesar!" -- Selam sana, Sezar!
hair-rising -- tüyler ürpertici
hairy -- kıllı, tüylü
halcyon days = sakin günler (halinden memnun, mutlu nüansı ile)
half-heartedly -- gönülsüzce, isteksizce
hallmark -- marka veya resmi ayar damgası, belirgin işaret, alameti farika
hallucinate -- olmayan şeyleri kafasında kurarak "görmek", hayalinde oluşturarak hayallere dalmak (isim: hallucination)
halt (stop) -- durmak, durdurmak
hamlet -- küçük köy
hammer out -- çekiç vb ile döverek yassıltmak (veya mecazi)
hamper -- işleyişini güçleştirmek, engellemek
handle -- üstesinden gelmek, işletebilmek, sorunları çözebilmek
hanker (after, for) -- gözünde tütmek, özlemini ahu vah ile çekmek
haphazardly -- gelişigüzel ve rastgele biçimde
harass -- sürekli saldırılarla rahatsız ve taciz etmek
harbinger -- haberci, muştucu
harbour -- 1. liman; 2. sinesinde barındırmak, liman olmak
harden -- katılaşmak, sertleşmek / katılaştırmak, sertleştirmek (örnek: "a hardened criminal" = "kaşarlanmış")
hardship -- güçlük, müşkülat
hardworking -- çok çalışkan
hark -- dinlemek, kulak vermek
harmful X harmless -- zararlı X zararsız (= zarar veren/vermeyen)
harness -- 1. koşum takımı vurmak, dizginlemek; 2. koşum takımı
harp on -- sürekli aynı noktayı deşmek, yarasına tuz basmak
harsh -- sert, haşin
harvest -- hasat, ürün
hasten -- acele etmek (hasty = aceleci, yeterince düşünmeden, üstünkörü)
hatch -- yumurtanın çatlayarak civciv çıkması
hatred -- nefret
haughty -- kibirli, kendini beğenmiş, tepeden bakan
haunt -- bir yere sık gitmek (örnek: "haunted house" = "perili ev" -- iyi saatte olsunların sık uğradığı ev)
haven -- sığınılacak yer, liman
hay -- saman yığını, hasat yığını ("hay fever" = "saman nezlesi")
hazard (danger) -- tehlike (sıfat: hazardous / dangerous / perilous)
haze -- hafif sis, pus
headlong -- başaşağı, paldır küldür
headstrong -- dik kafalı, dediğim dedikçi, vazgeçmez karakterli
heal -- 1. iyileştirmek; 2. iyileşmek, yaranın kapanması
healer -- halk doktoru (kırıkçı çıkıkçı cinsinden "sağaltıcı")
health -- sağlık (healthy, healthiness
heap -- küme, yığın
hearsay -- dedikodu, kulaktan kulağa yayılan şey
heartache -- gönül yarası
heart-breaking -- acıklı, üzücü
heartless -- acımasız
hearth -- ocak
heat-stroke -- sıcaklık (güneş) çarpması
heated argument -- hararetli tartışma
heathen -- dinsiz, putperest, kâfir
heavenly -- cennet gibi, mutluluk ve huzur veren (heaven = cennet; gök, sema)
heavy-hearted -- kederli, üzüntü dolu
hectic-- telaşlı ve karmakarışık (durum)
hedge -- çit
hedonism -- yaşamın amacının zevk ve sefa olduğu öğretisi (biraz başvermişlik hiççiliği/nihilizmi de içerdiği söylenebilir) (sıfat: hedonistic)
heed -- aldırmak, kulak vermek, dikkat etmek, sözünü dinlemek
heel -- topuk (to take to one's heels = "tabanları yağlamak"; head over heels = tepetaklak)
Hegira -- Hicret
heinous -- iğrenç, arkadan vuran
helm -- (teknede) dümen (örnek: "to be at the helm" = yönetimi, yetkiyi elinde tutuyor olmak)
helmet -- miğfer
hemisphere -- yarıküre
hence -- dolayısıyla, bu nedenle, bundan dolayı
herald -- 1. habercisi veya müjdecisi olmak; geleceğin belirtisi olmak 2. haberci, müjdeci (Fakat, "heraldry" = asalet arması)
herb -- ot (özellikle de "baharat" veya "sağlıklı otlar" sınıfına girenler)
herculean -- 1. Herkül gibi heybetli, güçlü kuvvetli; 2. büyük çaba gerektiren
herd -- 1. büyükbaş hayvan sürüsü; 2. (mecazi) sürü
heredity -- (biyolojik veya sosyal/ailesel) kalıtım
hereditary -- 1. kalıtsal; 2. aile mirası olarak alınan

 

heritage -- kültürel miras
heresy -- dine aykırı fikirler ileri sürme, dine ters düşme
hermetic -- hava geçirmez şekilde yalıtan veya yalıtılmış olan (hermetic seal)
hermit -- inzivaya çekişmiş, münzevi
heroine -- kadın kahraman (Fakat, "heroin" = eroin)
herring -- ringa balığı
hesitate -- duraksamak, tereddüt etmek (isim: hesitancy, hesitation; sıfat: hesitant)
heterogeneous -- heterojen (tersi: homogeneous = homojen)
hibernate -- kış uykusuna yatmak, kış uykusunda olmak (isim: hibernation)
hideous -- iğrenç, çok çirkin, nefret uyandıran
highbrow -- görgü ve zevkleri ile yüksek tabakadan
highway -- anayol, şehirlerarası yol (Fakat. "highwayman" yolkesen, haydut)
hijacking -- hava korsanlığı
hike -- 1. uzun yürüyüş; veya yürüyerek yolculuk etmek 2. zam (hitch-hike = otostop yapmak)
hilarious -- 1. çok komik; 2. olumsuz nüansla da kullanılabilir: saçma veya acınacak derecede komik
hinder -- engel olmak; yapmasını/olmasını önlemek (isim: hindrance)
hinge -- 1. menteşe; 2. (hinge on) ona bağlı/bağımlı/dayanıyor olmak
hint -- 1. ima; 2. ima etmek
hinterland -- gerisindeki arazi veya bölge, iç kısımlar
hoard -- istifçilik yapmak
hoarse -- boğuk ve kısık sesli, sesi öfke, bağırma vb nedeniyle boğuklaşmış
hoax -- (genellikle şaka amaçlı) sahte alarm, oyuna getirme (olumsuz nüanslıdır)
hollow -- 1. içi boş, oyuk veya çukurluk yer; 2. kof; içtenlikli değil
holocaust -- büyük insan telefatına neden olan kıyım ve katliam
holy -- kutsal
homesick -- evini özlemiş, sılayı özlemiş
homicide -- adam öldürme (homicidal -- adam öldürme moduna girmiş)
horizon -- ufuk (horizontal = yatay --"ufkî" kavramından: tersi: vertical = dikey, dikine)
horn -- 1. boynuz; 2. boru (öttürülen)
horrify -- dehşete düşürmek (genellikle iğrenme ile birlikte) (isim: horror... sıfat: "horrible" sözcüğünde "iğrenme" önplandadır; "horrific" sözcüğünde korkutucu olması önplandadır)
horseshoe -- atnalı
horticulture -- bahçecilik sanatı veya mesleği
hosiery -- 1. çorapçılık işi; 2. çorap eşyası
hospitable -- 1. konuksever (isim: hospitality); 2. hoş, uygun (iklim, gibi)
host -- evsahibi... hostess -- evsahibesi
hostage -- rehine
hostile -- düşmance, hasmane (isim: hostility = 1. düşmanlık; 2. fiilen çatışma, düşmanca hareketler)
hot-tempered -- çabuk öfkelenen
hotchpotch -- her telden ve her türden karmakarışık ve yamalı bohça gibi
household -- hane, hane halkı
housing -- iskan
hover -- üzerinde çemberler çizerek uçmak
howl -- ulumak
hue -- renk, renk tonu
hug -- sıkıca sarılıp kucaklamak
huge -- kocaman, devasa (colossal, gigantic, gargantuan, massive, enormous
hum -- mırıldanmak, vızıldamak
human -- humanitarian... humanity (insanlık, beşeriyet)... humane = insanca, merhametli... humanities = beşeri bilimler
humid -- rutubetli (isim: humidity)
humiliate -- küçük düşürmek (isim: humiliation)
humility -- alçak gönüllülük, tevazu
humour -- huy, tabiat (good-humoured = neşesi keyfi yerinde, hoşgörülü)
humour -- mizah (humorous -- mizahi, komik, güldürücü) (humourist = mizah yazarı) (sense of humour = mizahtan, şakadan anlamak, komik tarafı görebilmek, şakayı hoşgörü ile karşılayabilmek)
hurl -- fırlatmak
husbandry -- animal husbandry = hayvan besiciliği
hush money -- birinin ağzını kapatmak için verilen rüşvet, suspayı
hybrid -- melez
hygiene -- hijyen (sıfat: hygienic)
hypercritical -- aşırı eleştirici
hypocrisy -- ikiyüzlülük, riyakârlık (hypocrit = riyakâr, ikiyüzlü; sıfat: hypocritical)
hypothesis -- hipotez, faraziye
hysteria -- isteri... hysterical = isteriye kapılmış durumda... hysterics = sinir bunalımı

 
 
 

-- I --

ice-bound -- buzların arasında hareketsiz kalmış
iconoclast -- putkırıcı, put deviren ("devrimci") (isim: iconoclasm)
identify -- kimliğini belirlemek (identity = kimlik; identical = aynısı, özdeş; identification = kimliğini saptama)
idiocy -- aptallık, alıklık (idiot = aptal, budala; idiotic = aptalca, budalaca)
ignite -- tutuşturmak, ateşlemek (isim. ignition)
ignoble -- alçak, sefil, şerefsiz
ignoramus -- kara cahil kişi
ignore -- görmezden gelmek, kulak asmamak
ignorance -- 1. bilmezlik, bilmiyor olma; 2. cahillik
illegitimate -- meşruiyet dışı, kamu vicdanına ters
illiterate -- okuma yazma bilmez, ümmi (isim: illiteracy)
illustrate -- örneklerle açıklamak, resimlemek
imaginary -- hayali, kafada uydurulmuş
imaginative -- hayal gücü yüksek; yaratıcı
immaculate -- lekesiz, tertemiz
immemorial -- zamanı bilinemeyecek kadar eski
immense -- uçsuz bucaksız, çok geniş
immigrant -- göçmen (dışardan gelen. tersi: emigrant) (immigrate, immigration X emigrate, emigration)
immobile -- hareketsiz, sabit
immoral -- ahlaksız
immortal -- ölümsüz
impartial (just) -- tarafsız, yan tutmayan, adil
implement -- yerine getirmek, uygulamak, yürürlüğe koymak
implicit -- ima olunan (explicit = açık açık söylenen)
impotence -- kudretsizlik, iktidarsızlık (sıfat: impotent; tersi: potent = güçlü; örnek "a potent poison")
imprecise -- kesin olmayan, defolu, dikkatsiz, özensiz
impression -- 1. alınan izlenim; 2. bırakılan etki veya iz (fiil: impress = etki bırakmak
impromptu -- hazırlıksız, doğaçlama
improper -- 1. yersiz, uygunsuz; 2. açık saçık (impropriety = yakışıksızlık, uygunsuz olma)
improvise -- oracıkta oluşturmak, doğaçlama
inaccurate -- yanlış (isim: inaccuracy = doğru olmama)
inadequate -- yetersiz
inadvertent -- elde olmaksızın fakat tedbirsizce ve pot kırarak
inanimate -- cansız
incidence -- 1. olma, vuku bulma; 2. oluş sıklığı (incident = olay)
incline -- eğiliminde olmak (inclination = eğilim, yapma isteği)
inconsiderate -- düşüncesiz (=bencil, başkalarını düşünmeyen)
incorrigible -- ıslah olması, huyunun düzeltmesi olanaksız
incredible -- inanılmaz, hayretler verici
incurable -- onulmaz, tedavisi olanaksız, devasız
indecent -- açık saçık, ahlaka aykırı
indecisive -- kararsız, belirsiz, kesin olmayan (indecision = kararsızlık, karar verememe)
indescribable -- tasviri/anlatılması olanaksız
indication -- belirti, gösterge (to indicate = işaret etmek)
indifferent -- kayıtsız, ilgi göstermeyen
indigenous -- bir yerin doğal yerlisi, endojen
indispensable -- vazgeçilemez, kesin gerekli
indistinct -- belirsiz, bulanık, belirgin şekilde görülemeyen
indolence -- tembellik (sıfat: indolent)
indomitable -- yılmaz, boyunduruk altına alınamaz
induce -- oluşmaya veya yapmaya yönlendirmek, oluşturtmak
industrious (hard-working) -- çalışkan, gayretli
inevitable -- kaçınılmaz, mukadder
infamous -- kötü şöhretli
infantry -- piyade askeri, piyade kuvvetleri
infertile -- kısır, verimli değil
infidel -- kâfir, imansız
inflammable -- kolay tutuşan, parlayıcı (=-tersi: nonflammable)
influenza, 'flu -- grip

 

infuriate -- öfkesinden çıldırtmak, çok öfkelendirmek
ingenious -- becerikli, yaratıcı (isim: ingenuity)
ingenuous -- saf, masum, içtenlikli
ingratitude -- nankörlük
inherit -- miras veya kalıtım yoluyla almak (inheritance = veraset, miras)
inimical -- düşmanca
inimitable -- taklidi olanaksız, eşsiz
initial -- ilk, başlangıçtaki (fiil: to initiate = başlatmak)
injustice -- adaletsizlik, haksızlık
innate -- doğuştan, varlığının bir parçası olarak
innovate = 1. yenilikçi bir buluş yapmak; 2. yenilemek
insignificant -- değersiz, önemsiz
instinct -- içgüdü (sıfat: instinctive)
insure -- sigorta yapmak
inspire -- 1. esin (ilham) vermek; 2. şevk ve heves vermek (isim: inspiration)
install -- kurmak, yerleştirmek, monte etmek
instructive -- öğretici, eğitici (to instruct = 1. eğitmek; 2. talimat vermek)
insulate -- yalıtmak, izole etmek
insult -- hakaret etmek
insurrection -- ayaklanma, başkaldırı
intangible -- gözle görülmez, elle tutulmaz; belirsiz ve varlığına parmak basamadığımız, kolay anlaşılamayan
integrate -- bütünleştirmek
intensity -- yoğunluk
interact -- etkileşmek
interface -- arayüz
Interfere (in, with) müdahale etmek, işine karışmak, burnunu sokmak
interim -- geçici olarak, araya sokarak
interminable -- bitmek bilmez, can sıkacak kadar uzun
intermittent -- kesik kesik, aralıklarla
interpret -- yorum yapmak, sözlü tercümanlık yapmak
interrogate -- sorgulamak (isim: interrogation)
interrupt -- kesintiye uğratmak
interval -- ara, fasıla
intervene -- araya girerek müdahele etmek
intestine -- ince barsak
intimacy -- yakınlık, mahremiyet
intimidate -- korkutmak, korku vererek yapmasını engellemek
intoxicate -- sarhoş etmek (intoxication = sarhoşluk)
intricate -- karmaşık, girift (isim: intricacy)
intrigue -- entrika, desise (to be intrigued = merakı uyanmış ve çözmek/anlamak istiyor olmak)
introvert -- içine kapanık, içe dönük (tersi: extrovert = dost canlısı)
invalid -- 1. geçersiz, müddeti dolmuş; 2. yatalak hasta
invaluable -- paha biçilmez, çok çok değerli
inventory -- envanter
investment -- yatırım (fiil: to invest; isim: investor)
investigate -- soruşturma yapmak (isim: investigation)
invigorate -- dinçleştirmek, takat ve canlılık vermek
invincible -- yenilmez, galip gelinemez, muzaffer
invisible -- göze görünmez, görülmez
involuntary -- elinde olmaksızın, istem dışı
involve -- duruma veya olaya dahil etmek veya bulaştırmak
involvement -- dahil olma, karışmış/bulaşmış olma, işin içinde olma
invulnerable -- hertürlü saldırıya dayanıklı, yenilmez, yara açılamaz
irrational -- irrasyonel, akla ve mantığa uymaz
irreconcliable -- barıştırılamaz, aralarında uyuşma sağlanamaz
irrelevant -- konu dışı, ilgisiz, kelâlaka
irreparable -- telafisi olanaksız
irresponsible -- sorumsuz (olumsuz nüans)
irreversible -- tersine çevrilemez
irrigate -- sulamak (isim: irrigation)
issue -- 1. konu, mesele; 2. yayın, baskı
item -- bir listeyi oluşturan yazılı madde-başı veya fiziki mallardan herbiri, birim, parça, sşya
ivory -- fildişi

 
 
 

-- J --

jack -- 1. kriko; 2. (up ile) kriko veya bucurgat benzeri şeylerle kaldırmak
jackpot -- en büyük ikramiye, ortada biriken bütün para
jail (gaol, prison) -- hapishane (jailer, gaoler = gardiyan)
jalopy -- külüstür araba
jam -- 1. sıkış sıkış durum, kilitlenme, izdiham, tıkanma; 2. marmelat
janitor -- kapıcı
jar -- 1. kavanoz; 2. çok sarsmak, sinirine dokunacak derecede sarsıntı yapmak
jargon -- meslek dili
jaundice -- sarılık hastalığı
javelin -- cirit
jawbone -- çene kemiği
jealous -- kıskanç (isim: jealousy)
jeer -- alay etmek
jeopardy (danger) -- tehlike (fiil: to jeopardize = tehlikeye atmak, riske sokmak)
jerk -- 1. hızla sarsmak / sarsılmak; 2. (argo) budala, ahmak, görgüsüz
jest 1. şaka, latife; 2. şaka yapmak (=joke)
jewel -- değerli taş, mücevher (jewelry veya jewellery = mücevherat)
jigsaw -- parçalı bulmaca
jingo -- milliyetçilik duyguları bağnazlık derecesinde olan kimse (isim: jingoism)
jocular -- şaka kabilinden, şaka yollu
jogging -- sağlıklı yaşam koşusu, hafif tempoda koşma
joint -- 1. eklem, mafsal; 1. ortak, müşterek (zarf: jointly)
jokingly -- şaka ederek, şaka yollu
jolly -- şen, neş'eli
journal -- andıç, seyir defteri, gazete, dergi (özellikle de bilimsel dergi)

 

journalism -- gazetecilik (journalist = gazeteci)
journey -- yolculuk, seyahat
jovial -- şen, neş'eli, şen mizaçlı
joy -- neş'e, mutluluk, keyif (joyous, joyful)
jubilant -- 1. neşe içinde, kutlama halinde (isim: jubilance); 2. zafer sarhoşu (isim: jubilation)
jubilee -- jübile
judg(e)ment -- hüküm, karar, yargı... (good judgment = doğru düşünme, doğru kavrama ve karar verme... the Judgment Day = Kıyamet Günü)
judicial -- adliye veya mahkemelere ilişkin (judicially = hukuken)
judiciary -- yargı erki; yargıya ilişkin
judicious -- bilgece, âkil, tedbirli
juggle -- hokkabazlık yapmak, elçabukluğu ile gösteri yapmak (örneğin lobut çevirmek gibi)
juicy -- sulu, bol özlü, lezzetli, ağız sulandırıcı
juncture -- birleşme, bitişki, bağlantı, oynak yer, eklem
jungle -- "balta girmemiş" orman, "yağmur" ormanı, "tropik" orman
junk -- külüstür eşya
junkie -- (argo) uyuşturucu müptelası
junkyard -- hurdalık, hurda arabaların atıldığı veya depolandığı yer
jurisdiction -- yargılama (=kaza) yetkisi)
jury -- jüri... juror -- jüri üyesi
just -- âdil; (justice = adalet)
justify -- haklı çıkarmak, haklılığını göstermek; cevaz vermek (justifiable -- anlaşılabilir ve haklı nedenleri olan) (justification = haklılık, haklılığı gösterilebilirlik)
juvenile -- ilk gençlik dönemine ilişkin ("çocukça" nüansıyla)
juvenile delinquent -- çocuk suçlu (isim: juvenile delinquency)
juxtapose -- yanyana koymak (genelde karşılaştırmak veya bir kompozisyon yaratmak amacıyla)

 
 
 

-- K --

keen -- 1. istekli, hevesli; 2. çabuk öğrenen
keepsake -- hatıra (maddi), bergüzar
kerosene -- gazyağı
keynote -- esas nota, temel düşünce, asıl tema
keystone -- kilit taşı, temel dayanak
kick-off -- başlama vuruşu
kidnap -- çocuk (veya adam) kaçırmak (cinsel amaçlar dışında)
killjoy -- oyunubozan (zaten ortama katılmayan veya katılamayan)
kiln -- tuğla veya kireç ocağı/fırını
kin -- akraba (kinship, kinsfolk, kinsman) (next of kin = en yakın akraba) (kinsfolk = hısım akrabalar)

 

kindergarten -- ana okulu
kindle -- tutuşmak, tutuşturmak
kindred -- benzer, akraba türden
kingdom -- ülke
kite -- uçurtma
kitsch -- sanatsal değeri çok düşük edebiyat veya diğer sanat ürünü
knack -- ustalık, beceri, yetenek
kneel -- diz çökmek (kneel before = önünde diz çökmek)
knight -- şövalye (knighthood = şövalyelik)
knit -- 1. örgü örmek; (knit one's brows-- kaşlarını çatmak: biaraya getirip birleştirmek)
knot -- düğüm (knotty question = girift veya müşkül mesele)
knowhow -- uzman bilgi
knowledgeable -- bilgili

 
 
 

SÖZCÜK LİSTESİ ANASAYFA

 

A--E     L--R    S--Z

 
 

 

. DESTEK SET ANASAYFAYA DÖNÜŞ .