-- L --

laborious -- meşakkatli, büyük uğraş gerektiren
lacerate -- pençe pençe yırtarak yaralar açmak
laconic -- fazla konuşmayan; az konuşan (bağlama göre, "az, fakat gizemli ve öz konuşan" nüansı taşıyabilir)
lacquer -- lake
laicism -- laiklik
lament -- yas veya pişmanlık iniltisi
lampoon -- hicvederek alaya almak, hicivle gülünç duruma düşürmek
landlocked -- denizlere çıkışı olmayan
landscape -- manzara
landslide -- heyelan
lapse -- (zaman için) geçmek (to relapse = nüksetmek)
larceny -- hırsızlık (genel bir suç kategorisi olarak)
latent -- belirti vermeksizin mevcut, açığa çıkmamış durumda (ilerde aktif duruma geçeceği nüansı var) (fakat, örneğin "faaliyetlerini şimdilik askıya almış" anlamı için "dormant" / "uykuda" sözcüğünü kullanınız)
latitude -- enlem derecesi (boylam derecesi: longitude)
latter -- (önceki - sonraki, ilki - ikincisi anlamına) the former - the latter
launch -- 1. başlatmak (plan, eylem, kampanya); 2. gemiyi suya indirmek; 3. füze vb fırlatmak
laundery -- çamaşırhane
lavish -- bol keseden, esirgemeden, şatafatlı
law-abiding -- kanunlara saygılı olan
layer -- tabaka
leading -- önde gelen, başlıca
leak -- 1. sızıntı yapmak; 2. sızıntı
leasing -- 1. kiraya verme; 2. finansal kiralama
lecture -- 1. konferans (tek kişi); 2. ders (üniversitede)
legacy -- miras olarak kalan şeyler, geçmişten kalan
legible -- okunaklı (tersi: illegible = okunaksız)
legislate -- yasa yapmak (sıfat İ legislative = yasamaya ilişkin; legislature = yasama meclisi)
legitimate -- meşru, geçerli (legal = yasal) (isim: legitimacy = meşruluk)
leisure = boş zaman, çalışma saatleri dışı zaman
lengthwise -- uzunlamasına
leniency = müsamaha, gevşek davranma (sıfat: lenient)
lethal -- öldürücü, ölümcül
lethargy -- uyuşukluk, çevresine aldırmazlık (sıfat: lethargic)
liability -- yükümlülük; (liabilities: bilançoda negatifler; tersi: assets = varlıklar)
liaison -- bağlantı, irtibat
libel -- iftira
liberate -- özgürlüğüne kavuşturmak, tutsaklıktan/kölelikten kurtarmak
light-hearted -- gamsız
lighthouse -- deniz feneri
lightning -- şimşek (thunder = gökgürültüsü; thunderbolt = yıldırım)
linger (behind) -- ayağını sürüye sürüre ardından gelmek, vakit kaybederek geride kalmak
lingua franca -- uluslararası iletişimde öne çıkan dil
lining -- astar, çeper

 

literacy -- okur yazarlık (literate, illiterate)
literal -- 1. harfi harfine; 2. mecazi değil (literally = tam anlamıyla, katışıksız)
literary -- edebi (isim: literature)
litigant -- davacı (fiil: to litigate = mahkemeye müracaat etmek)
livestock -- ekonomik değer olarak yetiştirilen canlı hayvanlar
livid -- son derece öfkeli, öfkeden mosmor
lizard -- sürüngen hayvanlara verilen genel ad
loan -- borç, ödünç, borç vermek, kredi olarak vermek
loathe -- kuvvetle nefret etmek
locate -- yerini saptamak
locksmith -- çilingir
locomotion -- hareket (özellikle, canlıların hareket yetenek ve tarzları kastedilir)
locution -- konuşma yeteneği/davranışı/olgusuna verilen genel ad
locust -- çekirge
lodging -- barınacak veya kalacak yer
lofty -- yüksek, azametli
logbook -- gemi jurnali
logic -- mantık (logical: 1. mantığa ilişkin; 2. mantıklı, makul, akla yatkın)
loiter -- boş gezmek, orada burada sallanıp takılmak
lonesome -- yalnızlık çeken
longevity -- uzun ömürlülük
long-lost -- uzun zamandır kaybedilmiş, görüşülmemiş
long-sighted 1. uzak görüşlü; 2. hipermetrop
longstanding -- uzun zamandır var olan
looking-glass -- ayna
loom -- 1. dokuma tezgahı; 2. uzakta veya gelecekte bir karaltı veya bir tehdit olarak görülmek
loose -- gevşek (fiil: to loosen = gevşetmek. Tersi: to tighten = sıkılaştırmak)
loot -- 1. ganimet, yağma malı; 2. yağmalamak
loquacious -- çok konuşan, ağzı kalabalık, geveze
lottery -- piyango
lovesick -- karasevdalı, mecnun olmuş
low-brow -- aşağı tabakadan
low-necked -- dekolte
low-pitched -- pes perdeden (tersi: high-pitched)
loyal -- sadık, bende (isim: loyalty -- sadakat, bağlılık)
lubricate -- yağlamak (makineyi vb)
lucid -- açık, berrak ve kolay anlaşılır konuşma, fikir, tez, vb. (isim: lucidity)
lucifer -- Şeytan, Büyük Şeytan
lucrative -- çok para kazandırıran, çok çok kârlı
ludicrous -- saçma ve gülünç (= ridiculous, absurd)
lukewarm -- 1. ılık; 2. fazla sıcak veya dostane değil
luminary -- ışık veren
lunacy -- delilik (sıfat: lunatic)
lure -- cezbetmek, yem kullanarak çekmek
lurk -- kötü niyetlerle arka planda gizlenmeğe çalışarak yarı görünür çevrede dolaşmak
luscious -- pek yeşil ve bol çiçekli veya meyveli
lyrics -- bir şarkının sözleri

 
 
 

-- M --

macabre -- ürpertici, tuhaf ve cinli ecinnili (biraz da inandırıcılıktan uzak, cansıkıcı ve komik)
macadam -- şose
machination -- kumpas, entrika
mackerel -- uskumru
maelstrom -- büyük girdap
magistrate -- sulh hakimi
magnanimity -- yüksek gönüllülük (sıfat: magnanimous)
magnet -- mıknatıs (magnetic, magnetism, magnetize)
magnification -- büyütme (boyutça) (magnifier = büyüteç, lup)
magnificent -- muhteşem, şahane, mükemmel, şaşaalı (isim: magnificence)
magnitude -- büyüklük, cesamet, azamet, önem
maid -- 1. genç kız; 2. oda hizmetçisi (maiden: genç kız, bakire)
maim -- sakat bırakmak
maintain -- 1. mevcut haliyle sürdürmek; 2.bakım yapmak; 3. öne sürmek, iddia etmek
maintenance -- 1. mevcut haliyle sürdürme, idame; 2.bakım
make-believe -- yalancıktan, mahsuscuktan
makeshift -- yasak savar tarzda, entipüfden, şimdilik
maladjustment -- uyumsuzluk, uyarlanamama
malnutrition -- kötü beslenme, beslenememe
malodorous -- fena kokulu, pis kokulu
malpractice -- görevini kötüye kullanma, yasalar veya ahlaka aykırı iş yapma
maltreat -- kötü muamele etmek
malady -- hastalık, illet
malcontent -- memnuniyetsiz, halinden şikayetçi
malevolent -- kötü niyetli, kötülük isteyen, kin güden
malign -- kötülük düşünen ve eden (= malignant)
malleable -- 1. çekiçle dövülerek şekil verilebilen; 2. uysal
mammal -- memeli hayvan, memeliler sınıfından
manhole -- yollarda bulunan üstü kapaklı çukurlar
manslaughter -- ölüme sebep olma veya tasarlama olmaksızın cinayet (hukuki kavramlar ülkeden ülkeye biraz değişiktir)
management -- idare, yönetim, çekip çevirme
managery -- küçük (ve genellikle belli bir temaya odaklanan, özellikli) hayvanat bahçesi
mandate -- yetki, vesayet (şu bizim ünlü "manda" idaresi)
mandatory -- zorunlu
manifest -- açıkça göstermek
manipulate -- kendi etkisi ve isteği doğrultusunda olmasını/işlemesini sağlamak
mansion -- büyük konak
manufacture -- imal etmek (manufacturer = imalatçı)
manuscript -- el yazması
marital -- evliliğe ilişkin
maritime -- deniz ve denizciliğe ilişkin
marsh, marshland -- bataklık
martial -- savaşa / askerliğe ilişkin (court martial = divanı harb; martial law = sıkı yönetim)
martyr -- din veya fikir uğruna ölen kişi, şehit (isim: martyrdom)
massacre -- katliam
match -- eşleşmek, eşleştirmek, uyumlu olmak
matrimony -- evlenme (sıfat: matrimonial)
mature -- olgun
maze -- labirent
meadow -- çayır, otlak
meagre -- kıt, pek az
meander -- kıvrıla kıvrıla yol almak
meddle (in, with) -- işine karışmak, burnunu sokmak (=interfere)
mediate -- arabuluculuk etmek (isim: mediation, mediator)
medieval -- Orta Çağ'a ilişkin
mediocre -- sıradan, vasat, pek parlak sayılmaz
meditate -- üzerinde derin düşünmek (isim: meditation)

memorable -- önemli, unutulmaz
memorize -- ezberlemek

 

memory -- 1. bellek; 2. anı, hatıra
mend (repair) -- onarmak
menial work -- kalifiye olmayan veya ayak işleri türünden (hakaret nüansı taşır)
mentor -- yol gösteren, akıl hocası
mercantile -- ticaret ve tüccarlığa ilişkin
mercenary -- paralı asker
merchandize -- ticari mal
merchant -- tüccar, tacir
merciful -- merhametli, bağışlayan
merge -- birleşmek (şirketler vb) (isim: merger = birleşme, bünyesine katılma)
mermaid -- deniz kızı
merryment -- neş'e, şen olma, eğlenti, cümbüş
meticulous -- titiz, fevkalade titiz ve dikkatli, kusursuz
midget -- cüce
might -- güc, kudret, haşmet
mindful -- dikkatli
minstrel -- saz ozanı
mint -- darphane
miracle -- mucize (sıfat: miraculous)
misanthrope -- insanlardan kaçan, uzak duran, nefret eden
miscarriage -- çocuk düşürme
miscellaneous -- çeşitli, türlü türlü, muhtelif
mischief -- yaramazlık (isim: mischievous)
miser -- cimri (sıfat: miserly)
miserable -- pek mutsuz
mission -- görev (fakat, missionary = misyoner)
misuse -- 1. yanlış kullanmak; 2. kötüye kullanmak, suiistimal
mitigate -- yumuşatmak, hafifletmek
mobilize -- seferber etmek (isim: mobilization = seferberlik, seferber etme veya olma)
mock -- alay etmek, alaya almak (mockery: rezil bir durum, aslının kopyası bile olamayacak şey)
moderate -- bir tartışma toplantısını yönetmek (isim: moderator)
moderate -- ılımlı
modest - alçak gönüllü, mütevazi (isim: modesty)
moist -- nemli, rutubetli
momentarily -- bir an için, geçici olarak
mongrel -- melez, soyu karışık
monster -- canavar
monument -- anıt (monumental = anıtsal, devasa)
moral -- ahlaki veya ahlaka ilişkin
morale -- morâl, direnme/dayanma gücü
morbid -- marazi, nahoş şeylere (ölüm, hastalık, gibi) aşırı kafayı takan
morose -- yüzü gülmez, somurtkan yüzlü (büyük olasılıkla da morbid)
morsel -- lokma, parça, kırıntı
mortar -- 1. harç (inşaat); 2. havan topu
mother of pearl -- sedef
motto -- ana ilke, arma simgesi sözler
mould -- 1. küf; 2. kalıba dökmek, şekil vermek, kalıp uygulamak
mound -- yığın, tepecik, höyük
morn -- yas tutmak (mourning, mourners)
muddled -- kafası karışmış
mumble -- mırıldanmak, nefesinin altından konuşmak, ne dediği anlaşılmaz şeyler söylemek
mummy -- 1. anne; 2. mumya
mumps -- kabakulak
municipal -- belediyeye ilişkin
munitions, ammunition -- cepane, mühimmat
muscular -- 1. kaslara ilişkin; 2. kaslı, güçlü kuvvetli
murmur -- mırıldanmak, mırıltı
mute -- sessiz, dilsiz
mutilate -- uzuvlarını canavarca keserek sakat bırakmak
mutiny -- askerde başkaldırı (mutinous = isyan halinde; mutineer = ayaklanmış asker)
mutter -- mırıldanmak, homurdanmak
myriad -- çok çeşitli
mystify -- esrarengiz davranışlarla kafasını karıştırmak

 
 
 

-- N --

nadir -- en dip nokta (tersi: zenith)
naive -- safdil, saftirik (isim: naivity)
narrate -- anlatmak (öykü, vb) (narrator = anlatan kişi; narrative = 1. öykü; 2. anlatı tarz edebiyat)
narrow-minded -- dar kafalı
nasal -- 1. buruna ilişkin; 2. genizsel (ses)
nasty -- pek fena, nahoş
nationalize -- devletleştirmek
naturalize -- vatandaşlığa kabul etmek, uyruğa almak
naught -- sıfır, hiç
naughty -- yaramaz, afacan
nausea -- bulantı (fiil: nauseate)
nautical -- denizciliğe / gemiciliğe ilişkin
naval architecture -- gemi mühendisliği
navigate -- denizcilikte ve havacılıkta seyir yönetmek
nectar -- kevser
needy -- muhtaç (maddi anlamda)
nefarious -- şer amaçlı, iğrenç
neglect -- ihmal etmek (isim: negligence; sıfat: negligent, neglectful; sıfat: neglected = bakımsız)
negligible -- önemsiz derecede
negotiate -- görüşmelerde bulunmak, pazarlık etmek (dükkan pazarlığı için: to bargain)
neighbourhood -- semt, civar
nepotism -- akraba kayırma, babadan oğula geçme
nerve-racking -- sinirbozucu
network -- şebeke (ağ)
neutral -- tarafsız
nevertheless -- bununla beraber, yine de
niche -- yer, yuva, yaşam çentiği
nightmare -- karabasan, kâbus
nimble -- çevik, tetikte ve hızlı
nincompoop (=nitwit) -- avanak, alık, budala

noble -- 1. asil; 2. soylu, asilzade (isim: nobility = 1. asalet, soyluluk; 2. asilzadeler sınıfı)
nocturnal -- gecesel

 

nod -- başıyla onaylamak, kafasını sallayarak evet demek
nomad -- göçebe
nominate -- aday göstermek (isim: nomination = aday gösterme veya gösterilme)
nondescript -- tasviri olanaksız, şekilsiz, amorf, tuhaf, ne idüğü belirsiz
nostalgia -- nostalji, geçmişe özlem
notable, noted -- ünlü
notably -- özellikle, bilhassa
notary -- noter
noteworthy -- dikkate değer
notice -- 1. ilan, duyuru; 2. önceden verilen haber, mühlet tanıma
notify -- haber vermek, bildirmek, önceden haber vererek mühlet belirtmek
notion -- kavram, nosyon
notorious -- adı çıkmış, kötü şöhretli (isim: notoreity)
notwithstanding -- buna rağmen, hernekadar, yine de
nought -- sıfır
nourish -- beslemek, besin olarak yararlı olmak (nourishing = besleyici; nourishment = beslenme, gıda)
novel -- 1. yeni, yenilik değeri olan; 2. roman (novelist = roman yazarı; novelty = yenilik)
novice -- acemi, yeni başlayan
noxious -- nahoş, istenmedik, muzır
nude -- çıplak (nudity = çıplaklık)
nuisance -- musibet, cansıkan şey, başbelası
nullify -- hükümsüz ilan etmek
numb -- uyuşmuş, hissiz
nun -- rahibe (nunnery = rahibe manastırı)
nuptial -- evlenme ve düğüne ilişkin, zifafa ilişkin
nurse -- 1. emzirmek, bebeğe bakmak, büyütmek; 2. hastaya bakmak
nursery -- bebek odası, bebek bakım koğuşu
nursing -- hemşirelik mesleği
nurture -- beslemek, büyütmek, yetiştirmek (veya isim olarak)
nutriment --- besin, gıda
nymph -- orman/su/vb perisi; erişkin ve cinsel çekiciliği (ve arzusu) olan kadın

 
 
 

-- O --

oasis -- vaha
oath -- yemin (bazen "küfür" anlamında da rastlanabilir)
obedience -- itaat (fiil: to obey; sıfat: obedient = itaatkâr, uysal ve boyun eğen)
obituary -- gazetede yayınlanan ölüm ilanı ve kısa biyografi yazısı
object (to) -- karşı olmak / çıkmak, itiraz etmek (isim: objection)
objective -- 1. nesnel, objektif; 2. hedef, amaç
obligation -- zorunluluk, mecburiyet, üstlenmişlik (sıfat: obligatory = zorunlu, mecburi)
obliterate -- varlığını silmek, tümüyle yoketmek
oblivion -- çevrenin farkında olmama, unutmuş ve/ya unutulmuş olma (sıfat: oblivious)
obnoxious -- nahoş, itici
obscene -- müstehçen
obscure -- tanınmayan/bilinmeyen, karanlıkta, anlaması zor (isim: obscurity = toplum tarafından tanınmazlık, adı sanı bilinmezlik, şöhret sahibi olmamazlık)
observant -- dikkatli, iyi gözlemleyen (fiil: to observe)
observatory -- gözlemevi, rasathane
obsessed -- takıntılı (isim: obsession = takıntı)
obsolete -- devri geçmiş, kullanımdan düşmüş (isim: obsolescence)
obstacle -- engel, mania
obstinate -- inatçı (isim: obstinacy =inatçılık, dikkafalılık)
obstruct -- tıkamak, engel olmak (isim: obstruction; sıfat: obstructive)
obtain -- sağlamak, elde etmek
obvious -- besbelli, apaçık, ortada
occasion -- 1. vesile; 2. önemli gün, özel olay
occasional -- arada bir olan, düzensiz aralıklarla ve seyrek
occidental -- tersi: oriental
occult -- gizli, gizemli
occupation -- 1. işgal; 2. iş, meslek, meşguliyet (fiil: occupy)
occur -- meydana gelmek (occurrence = ortaya çıkma, oluşma, görülme, olay... recurrence = yeniden ortaya çıkma, nüks etme; sıfat: recurrent = tekrarlayan, nüks eden)
ocular -- göze ilişkin
odd -- 1. tuhaf, acaip; 2. odd numbers = tek sayılar (even numbers = çift sayılar)
odious -- iğrenç, nefret verici, menfur
odour -- koku (örnek: maladorous = kötü kokulu)
offence -- kabahat, gücendirme, küçük suç (fiil: offend = gücendirmek; örnek: "No offence." = "Lütfen alınmayınız, sizi gücendirmek istemedim.") Sıfat: offensive (tersi: defensive -- saldırma X savunma)
offering -- sunulan şey, kurban
off-hand -- hazırlıksız, oracıkta ve öylesine, "ha deyince"
official -- 1. resmi; 2. yetkili, memur, resmi kişi
officious -- işgüzar, havalar takınarak kendine iş edinir
offspring -- bir ebeveynin dünyaya getirdiği kendinden sonraki bireyler ve kuşaklar, zürriyetinden olanlar, çoluk çocuğu
ointment -- melhem
old-fashioned -- modası geçmiş
olfactory -- koku alma duyusuna ilişkin
omen -- gelecek için kötü işaret (ominous = meş'um, tehditkâr, uğursuzluk getireceği işareti veren)

 

omission -- devre dışı bırakma, kullanmama, dahil etmeme (fiil: to omit)
omnipotence -- tam ve mutlak kudret (sıfat: omnipotent -- Tanrının niteliklerinden) ... Ayrıca, omniscient = "herşeyi bilen" ve omnipresent = "heryerde")
onerous -- ağır, külfetli, ağır bir yük olarak
opaque -- saydam olmayan
operating-theatre -- ameliyat odası
opinion -- fikir, görüş, bakış
opinionated -- katı fikirli, başkalarının görüşlerini dikkate almayan
opponent -- rakip, hasım (fiil: to oppose)
oppress -- baskı ve zulüm altında tutmak (oppressor, oppression) (oppressive = 1. zulmedici, ezici; 2. kasvetli, sıkıcı, insanı boğan)
opt (for) -- seçmek, o seçeneği kullanmak (option = seçenek) (optional = seçime bağlı, zorunlu değil)
oration -- nutuk, hitabe (orator = hatip)
orchestrate -- yönetmek
orphan -- öksüz, yetim (orphanage = yetimhane)
ostensible -- görünürdeki, zahiri (zarf: ostensibly)
ostentatious -- gösterişsever, şatafatlı (isim: ostentation)
ostracise -- bir kimseyi toplumdan menetmek, hertürlü ilişkiyi ve görüşmeyi kesmek
oust -- bir kimseyi yerinden etmek, mevkiinden düşürmek
outbreak -- patlak verme (savaş, salgın vb)
outclass -- sürklase etmek
outcome -- sonuç, netice
outline -- özet, ana çizgiler
outlive -- bir başkasından veya şeyden daha uzun yaşamak
outnumber -- sayıca üstün olmak
outshine -- gölgede (geride) bırakmak
outskirts -- dış mahalleler, civar
outspoken -- sözünü esirgemez
output -- ürün, verim, çıktı
outrageous -- öfke ve nefret uyandıran, akıl veya ahlak açısından küstahça rezilane
outwit -- ---den daha kurnazca davranmak, zekaca yenmek
oven -- fırın
overcharge -- aşırı fiatla satmak, fazla hesap almak
overcome -- üstesinden gelmek
overdraw -- bankadaki hesabında eksi bakiyeye düşmek
overdue -- vadesi geçmiş, mühleti geçmiş, gecikmiş
overemphatic -- aşırı vurgulu
overhear -- kulak misafiri olarak işitmek
overland -- karadan
overlook -- 1. yüksekten görmek, nâzır olmak; 2. görememek atlamak (hata vb); 3. bilerek görmezden gelmek, bağışlamak
overseas -- deniz aşırı topraklar, yabancı ülkeler
oversimplify -- aşırı basitleştirmek; gereğinden fazla basite indirgemek
overstate -- abartmak
overt -- açıkça, gizlisi saklısı yok (tersi: covert)
overtake -- yetişip geçmek
overthrow -- devirmek, alaşağı etmek (yönetimi, kralı, vb)
overtime -- mesai dışı veya üstü çalışma
overturn -- devirmek, tepe üstü getirmek
overwhelm -- eze eze yenmek, karşı koyamaz duruma getirmek
owe -- borcu olmak

 
 
 

-- P --

pace -- 1. adım; 2. yürüyüş hızı; 3. (mecazi) ilerleme hızı
pagan -- putperest, kâfir
pageant -- debdebeli yürüyüş alayı
pal -- arkadaş
palate -- 1. damak; 2. kabul edebilmek, razı olabilmek (unpalatable = yenilmez yutulmaz, nahoş)
pale -- solgun, soluk
palliate -- geçici olarak dindirmek, hafifletmek (palliative = "palyatif")
palmistry -- el falı (palmist)
palpable -- elle tutulur gözle görülür, somut
pamper -- övgüleriyle şımartmak
pandemonium -- velvele, gürültü patırtılı kargaşa (pan-demon-ium: bütün şeytanlar toplanıp tepinirlerse ne olur?)
parable -- ders verici, öğretici hikaye
paramount -- üstün, üstün nitelikte veya önemde
paraphrase -- başka sözcükler kullanarak aynen ifade etmek
parity -- denklik, parite
parsimony -- cimrilik derecesinde tutumluluk
partial -- 1. kısmi; 2. taraf tutan (partiality X impartiality)
participate (in) -- katılmak, katılımda bulunmak (participant = katılımcı)
parting -- ayrılma, veda
partisan -- tarafgir, partizan
patent -- 1. patent; 2. aşikar, apaçık
pathetic -- pek acıklı, pek dokunaklı (pathos = dokunaklılık, acıklılık)
patriot -- yurtsever
patron -- 1. müşteri; 2. hâmi
pattern -- örüntü, temel çizgiler
peasant -- köylü... peasantry 1. köylülük; 2. köylüler (toplu anlamda)
peculiarity -- 1. kendine özgü özellik; 2. tuhaflık, gariplik (sıfat: peculiar)
pedestal -- heykel kaidesi (yüksekte görülme, aziz tutulma nüansı ile)
pedestrian --yaya
pedigree -- 1. şecere, soy; 2. safkan, cins
pedlar -- sokak satıcısı, seyyar satıcı
penal -- cezaya ilişkin (penal code = ceza yasası; to penalize = cezalandırmak; penalty kick = ceza vuruşu, penaltı)
penetrate -- içine işlemek, girmek, nüfuz etmek
penultimate -- sondan bir önceki
perceive -- algılamak (isim: perception = algı)
perceptive -- gözünden kaçırmayan, sezgisi/algıları kuvvetli
perennial -- daimi, yıl be yıl
perfect -- kusursuz, mükemmel (tersi: imperfect = defolu)
perfunctory -- yarım yamalak, dostlar alışverişte görsün diye
peril -- tehlike (perilous = dangerous, risky, hazardous)
perimeter -- çevre, civar, muhit
perjury -- yalan yere yemin etme, yalancı şahitlik
persecute -- zulmetmek (isim: persecution)
persevere -- sebat etmek
persuade -- ikna etmek (isim: persuasion) (sıfat: persuasive)
pertinent -- 1. konuya ilişkin; 2. uygun (davranış) (impertinent = saygısız)
perturb -- rahatsızlık ve tedirginlik vermek
perverse -- ters, aksi, huysuz (perversion = sapıklık; pervert = sapık)
pioneer -- 1. öncülük etmek, ilk olarak yolu açmak; 2. öncü, ilk araştıran
pest -- başbelası, haşere (pestilence = öldürücü bulaşıcı hastalık salgını)

 

plentiful -- bol; bereketli
plunge (into) -- dalarak atlamak, tereddütsüz dalmak
poll -- seçim oylaması, anket
pollute -- kirletmek (isim: pollution)
postpone -- ertelemek (oysa, cancel: iptal etmek)
poverty -- fakirlik (sıfat: poor)
praise -- övgü
pray -- dua etmek (prayer = dua)
precarious -- zorlukla ve güçlükle sürebilen veya sürdürülebilen, ucuucuna yeterli, varlığı risk altında, az, yetersiz
precaution -- önlem, tedbir
precisely -- tam olarak; kesinlikle
precocious -- vaktinden önce gelişmiş, çabuk gelişmiş
preclude -- meydan vermeyecek şekilde önceden önlemek veya yasaklamak
predecessor = selef, kendinden önce gelen (zaman boyutunda) (tersi: successor = halef, yerine geçen)
predict -- kehanette bulunmak (isim: prediction)
premium -- prim, sigorta primi
prescribe -- tavsiye etmek, reçetelemek
preside (over) -- başkanlık etmek (isim: president)
presume -- varsaymak
presumably -- galiba, herhalde, büyük olasılıkla, öyle varsaymamız gerekir ki
presumptious -- hüsnü kuruntu sahibi, herkes onun istediğini yapacak sanan
pretend -- rol yapmak, gibi yapmak (isim: pretense: sahteci tavır)
pretext -- bahane
preview -- ön-gösterim
previous -- önceki, önceden
prior to -- öncesinde (isim: priority = önem sırasında öncelik)
privilege -- ayrıcalık, imtiyaz
proclaim -- ilan etmek, genele duyurmak
procrastinate -- işi geciktirmak, bugünün işini yarına bırakmak (isim: procrastination)
prodigal -- mirasyedi, müsrif
profound -- derin, derunî
prolific -- çok eser veren, velûd
promote -- 1. terfi ettirmek; 2. arttırmak, geliştirmek 3. tanıtımını, reklamını yapmak
promotion -- 1. terfi, 2. arttırma, geliştirme; 3. tanıtım, reklam
proofread -- metni yeniden okuyarak düzelti yapmak
propensity -- eğilim, temayül
prophecy -- kehanet (prophet: 1. kâhin; 2. peygamber)
propose -- 1. teklif etmek, önermek; 2. evlenme teklif etmek (isim: proposal = 1. teklif; 2. evlenme teklifi)
prosecute -- aleyhine dava açmak (public prosecutor = savcı)
prospects -- gelecekte başarı umudu/şansı
protagonist -- hikayenin kahramanı (tersi: antagonist = hikayenin kötü adamı)
province -- il, taşra bölgesi (provincial = 1. taşralı, taşraya ilkişkin; 2. darkafalı, modalardan uzak)
provision -- 1. tedarik; 2. tedbir; 3. şart (provisions = erzak, levazım)
publicize -- halka tanıtmak, yaygın bilinirlik kazandırmak
punctual -- dakik (isim: punctuality)
purify -- arındırmak, saflaştırmak
purchase -- satın almak, mübayaa etmek
pursue -- izinden gitmek, peşini sürmek, takip etmek

 
 
 

-- Q --

quack -- sahte doktor, şarlatan
quadruple -- dört katı (quadruped = dörtayaklı; quadruplets = dördüzler)
qualitative -- niteliksel (qualified = kalifiye, uzman)
quantitative -- kantitatif, miktarsal, sayısal
quarantine -- 1. karantina; 2. karantinaya almak
quarrelsome -- kavgacı, huysuz
quarry -- 1. avlanan hayvan; 2. taş ocağı
quarter -- 1. çeyrek; 2. bölge, semt; 3. daire, yaşam alanı
quarterly -- üç ayda bir yayınlanan dergi
quarter-final -- çeyrek final
quay -- rıhtım, iskele
quasi-- -- (bir önek olup "yarı, neredeyse, hemen hemen ama tam değil, sanki, güya" gibi anlamlar verir)
queen-mother -- ana kraliçe

 
queer -- 1. tuhaf, acaip; 2. eşcinsel
quench -- gidermek, doyum sağlamak (örnek: quench one's thirst)
query -- soru
quest -- büyük bir amaç uğruna araştırmak
questionnaire -- anket formu, soru kağıdı
queue -- sıra kuyruğu
quick-sand -- "insan yutan" kumluk
quick-silver -- civa
quick-tempered -- çabuk öfkelenen
quick-witted -- çabuk kavrayan
quintessence -- özün özü, asıl niteliği ve temeli
quintuplets -- beşizler
quit -- bırakmak, vazgeçmek, ayrılmak, istifa etrmek (=leave, give up)
quixotic -- Don Kişot gibi hem idealist hem hayalperest
quota -- kota, hisse, pay
quote -- 1. alıntı yapmak; 2. fiyat vermek
quotation -- alıntı
 
 
 

-- R --

race -- 1. ırk; 2. yarış (racial = ırksal; racism, racist = ırkçılık, ırkçı; race horse = yarış atı; racing team = yarış ekibi)
radiance -- ışıksaçarlık (radiant = parlak, ışıkveren, aydınlık) (fiil: to radiate; isim: radiation = 1. ışın yayma; 2. bir merkezden çevreye yayılım)
radical -- kökten
radius -- dairenin yarıçapı (diameter = çap)
rage -- büyük öfke (to enrage = çok öfkelendirmek) (sıfat: raging = kudurmuşçasına şiddetli; örnek "a raging storm)
raid -- 1. baskın, akın; 2. baskın yapmak veya baskın yaparak yağmalamak
rainproof -- yağmur geçirmez
raise -- 1. yukarı kaldırmak; 2. artırmak; 3. yetiştirmek (genelde hayvan; fakat çocuk için de işitilir)
ramifications -- bir olay veya davranışın dallanıp budaklanma şeklinde yol açacağı/açtığı etkileri
rancid -- ekşimiş, bozulmuş, kokmuş (örnek: "rancid butter")
random -- rastgele, gelişigüzel (random study = rastgele örneklem yoluyla yapılan araştırma çalışması)
rank -- rütbe, sıra, yatay sıra konumu, saf (saf tutmuş durumda) (DİKKAT: rankness = sıradanlık, bayağılık)
ransack -- çapulculuk amacıyla altüst ederek araştırmak
rape -- ırza tecavüz (rapist = tecavüzcü)
rapid -- çok hızlı (zarf: rapidly)
raproachment -- yakınlaşma, barışma
rarity -- ender bulunan/rastlanan şey (Dikkat: to rarefy = yoğunluğunu azaltmak)
rashness -- acele ve tebbirsizce davranma (sıfat: rash; örnek "a rash decision)
rate -- Türkçe'de "oran" veya "hız"
ratify -- onaylamak (meclis tarafından uluslararası bir anlaşmayı vb)
ratio -- oran
reactionary -- gerici, mürteci
readily -- kolayca, hemen, seve seve
realm -- ülke, devlet, krallık
reap -- ekin biçmek, hasat yapmak
rear -- arka, geri
reason -- 1. akıl, mantık; 2. neden, sebep (rational = akla mantığa uygun)
rebate -- 1. indirim, iskonto; 2. bir kısmını geri verme (örnek: tax rebate)
recession -- ekonomide durgunluk (fiil: to recede: "bizim bakış noktamız açısından giderek geride/uzakta kalmak")
recipient -- alıcı, alacak olan / alan kişi (fiil: receive)
reciprocal -- karşılıklı (reciprocity = "mütekabiliyet", karşılıklılık ilkesi)
recite -- yüksek sesle okumak, şiir okumak (recital: 1. yüksek sesle okuma; 2. müzik sunusu)
reckless -- ihtiyatsızca cesur, pervasız (olumsuz nüans)
recollect -- hatırlamak (isim: recollection)
recompense -- tazmin etmek
reconcile -- uzlaştırarak barıştırmak, razı etmek (reconcliation = barışma)
recondition -- yenilemek
reconnaissance -- keşif amaçlı harekât
reconstruct -- yeniden inşa etmek veya kurmak
recover -- 1. iyileşmek, eski haline dönmek; 2., yeniden elde etmek
recrimination -- karşılıklı şikayet / suçlama
recruit -- askere almak, taraftar toplamak
recuperate -- sağlığını yeniden kazanmak, nekahatte olmak
redundant -- fazlalık, gereksiz, mesaisi boşa geçen (isim: redundancy)
refectory -- yemekhane
refined -- rafine
reflect -- 1. düşünmek; 2. yansıtmak (reflection = 1. düşünme; 2. yansıma, yansıtma)
refrain (from) -- kaçınmak, kendini tutmak ve uzak durmak
refugee -- mülteci, sığınmacı
refund -- parayı geri vermek
refute -- yalanlamak, çürütmek
regard (as) -- olarak görmek, öyle saymak, öyle kabul etmek
regiment -- askeri alay
regression -- geriye gitme, gerileme
rehearse -- prova etmek (rehearsal = prova) (terzi provası değil = fitting)
rejection -- red (fiil: to reject)
rejuvenate -- yenilemek ("gençleştirmek" kavramından)
relapse -- 1. nüks; 2. nüksetmek
relay -- naklen yayınlamak
release -- salıvermek
relentless -- acımasız, aman vermez
reliance -- güvenme, itimat, eline bakıyor olma (sıfat: reliable; fiil to rely on)
relief -- 1. kurtarma; 2. rahatlama, sıkıntının giderilmesi
relieve -- gidermek, rahatlatmak, kurtarmak
religion -- din (religious = 1. dinî; 2. dindar, sofu)
relinquish -- bırakmak, terketmek, vazgeçmek

 

reluctant -- isteksiz, tereddütlü (isim: reluctance = isteksizlik, tereddüt)
remainder -- geri kalanların hepsi / tamamı
remark -- demek (söylemek), belirtmek
remarkable -- dikkate değer ölçüde, sözü edilmeye değer
remedy -- çare, deva (sıfat: remedial)
reminiscence -- hatırlama veya hatırlanan şeyler
remove -- 1. çıkarmak, temizlemek; 2. alıp götürmek, başka yere taşımak
remnants -- geride kalmış olanlar, bitmemiş olanlar, kalıntılar
remorse -- vicdan azabı
render -- kılmak (örnek: to render smb helpless = çaresiz duruma düşürmek)
renew -- yenilemek (isim: renewal)
renounce -- vazgeçmek, feragat etmek (isim: renunciation -- yazılışa dikkat)
renovation -- yenileme, eski haline kavuşturma (fiil: to renovate)
renown -- ün, şan, şöhret, tanınırlık
repeal -- (yasa vb) feshetmek, kaldırmak
repel -- itici olmak, itmek (repelling = iğrenç; repellent = 1. iğrenç; 2. kaçırıcı/kovucu madde)
replace -- 1. değiştirerek yerine bir başka şey koymak; 2. eksilen kısmı tamamlamak
represent -- temsil etmek (representation, representative = 1. temsil edici; 2. temsilci, milletvekili)
reprimand -- paylamak, azarlamak
reprisal -- misilleme
repulse -- geri püskürtmek (repulsive = iğrenç; repulsion = 1. tiksinti; 2. birbirini itme)
reputation -- ün, şan, şöhret
request -- 1. rica; 2. (kibar emir kuvvetinde) istek, talep
require 1. gerektirmek; 2. istemek (requirements; sıfat: requisite = gerekli)
rescue -- 1. kurtarma; 2. kurtarmak
resemble -- benzemek, andırmak (resemblance = benzeyiş, benzerlik)
reservation -- 1. yer ayırtma; 2. şerh, isteksizlik, ihtiyat ve kuşku
reside -- ikamet etmek (residence, resident, residency, residential)
residue -- tortu, artık, geride kalanlar
resign -- istifa etmek, ayrılmak (isim: resignation)
resilient -- dayanıklı, esnek
resolve (be resolved) -- kararlı olmak (resolute = kararlı)
resolution -- 1. kararlılık; 2. karar sureti, irade beyanı
resort -- 1. tatil mekanı; 2. (to ile) ---e başvurmak (genelde başka çare kalmadığı için; örnek: resort to violence)
resource -- kaynak, olanaklar (resourceful = yaratıcı, çare bulucu)
respect -- saygı (respected = saygın) (respectful = saygı gösteren, saygılı)
responsible -- 1. sorumluluğunu bilen, sorumlu davranan; 2. sorumlu (= neden olmuşluk, suçluluk / kabahatlilik)
restraint -- geri tutma, dizginleme, sakinleştirme (fiil: restrain)
restriction -- sınırlama, kısıtlama
resultant -- sonuçta ortaya çıkan
retire -- 1. emekliye ayrılmak; 2. (yatmak üzere veya özel işleri için) kendi odasına çıkmak, çekilmek (retirement = emeklilik)
retrieve -- geri almak
retrospect -- geriye bakmak, maziye bakış (retrospective = geçmişe dönük)
reunion -- yeniden biraraya gelme
reveal -- ifşa etmek, açığa vurmak, açıklamak
revenue -- gelir (özellikle de devlet gelirleri için)
revelation -- 1. ifşa, ifşaat; 2. vahiy
revered -- saygı gösterilen (fiil: to revere)
reversal -- aksi yöne dönme / döndürme, tersine çevirme (fiil: to reverse)
review -- !. gözden geçirme; 2. eleştiri yazısı
revise -- gözden geçirmek, revize etmek (isim: revision)
revitalize -- canlandırmak, güçlendirmek
revive -- yeniden hayata döndürmek
revolve -- kendi etrafında dönmek
riddle -- bilmece, muamma
ridicule -- alaya almak, komik duruma düşürmek (ridiculous -- gülünç derecede saçma)
rigid -- kaskatı, esnemez, bükülmez (isim: rigidity)
rigorous -- sert, şiddetli, kuvvet ve gayret uygulayarak
riot -- kargaşalık, ayaklanma, çalkantı, sokak gösterisi
ripe -- olgun, olgunlaşmış
rival -- rakip (isim: rivalry) (ticari rekabet için "competition")
roar -- kükremek, gürlemek
rudimentary -- henüz gelişmemiş, başlangıç dönemlerinde
ruin -- 1. mahfetmek, harab etmek; 2. harabe
rumour -- söylenti, kulaktan kulağa yayılan şey
runaway -- kaçak (fakat, runway = uçak pisti)
rush -- aceleyle, hücum eder gibi koşmak veya hareket etmek
rust -- pas (rusty = paslı)
rustic -- köy ve kır hayatına ilişkin
ruthless -- acımasız, zalim

 

 

 

SÖZCÜK LİSTESİ ANASAYFA

 

A--E     F--K     S--Z

 
 

 

. DESTEK SET ANASAYFAYA DÖNÜŞ .