Roma Mitolojisi: İngilizce Deyimler, Kavramlar,
Sözcükler.
English Words & Expressions from Roman
Mythology.

ROMA
MİTOLOJİSİ
WORDS
from ROMAN MYTHOLOGY
İNGİLİZCE'DE ROMA
MİTOLOJİSİ KÖKENLİ
KAVRAMLAR, SÖZCÜKLER,
DEYİMLER

Roma
Mitolojisi Kökenli İngilizce Sözcükler
Türk
okuyucusun yabancısı olmadığı kavramlar ve sık kullanılma ölçütleri
önplanda tutulmuştur.

01
pantheon
/PÆN-tsiın/
=
(anlamları
aşağıda dört madde halinde verilmektedir)
Roma'da M.Ö. 120 dolayında inşa edilmiş pantheon tapınağına
izafeten. Sözcük, "bütün tanrılar için tapınak" anlamına gelen Yunanca "pantheion"
sözcüğünden alınmadır.
1. Belli bir alanda yüksek saygı gören kimselere topluca verilen ad;
zirvedekiler; 2. Tanrıların tümüne adanmış tapınak; 3. Bir dindeki
tanrıların tümü; 4. Önemli kişilerin birlikte gömülü oldukları kabristan.
Turgut Reis’s
death in battle confirmed him as a national hero and he became the most
revered naval hero in the Ottoman-Turkish pantheon.
The first thing a nationalistic system of education would want to establish
would be a pantheon of past heroes.
Max Weber
published Economy and Society in 1922, in which he discusses the link
between a pantheon of gods and the subsequent development of monotheism.
02
morphine
/MO:-Fİ:N/
=
morfin.
"Ağrı kesici" veya "uyuşturucu" kavramı, kök sözcüğün "uyku ve rüya"
kavramlarıyla olan bağlantısından geliyor: Yunan panteonunda "uyku tanrısı" Hypnos'un oğullarından birisi olan
Morphe çeşitli kimlik ve kılıklarda rüyalara girmekle görevliydi.
Özellikle de krallar ve prenslerin gördükleri rüyalardan sorumluydu. Roma'lı şair Ovid, -eus
ekiyle sözcüğü Latince'ye mal etmiş, "rüyada gördüğümüz formlar" anlamında
kullanmıştır: Morpheus, okunuşu:
/MO:-FİIS/...
"The Matrix" filmindeki rolünü düşünecek olursak, Ovid'in o dönemde
biraz oyunbaz ve hafiften hilebaz bir karakter resmetmiş olması hayli şaşırtıcı.
Klişeleşmiş bir kullanımını
aşağıda örnekliyorum:
Oh, how I envy
of those who claim to fall into the arms of Morpheus the moment their head
touches the pillow.
= uykuya dalmak...
03
capitol
/KÆ-pıtıl/
veya
/KÆP-tıl/
=
yasama organı toplantılarının yapıldığı bina.
Roma'daki
Jüpiter tapınağı Capitolium'a izafeten... Sözcük günümüzde hemen
yalnızca ABD federal ve eyalet meclisleri için kullanılıyor. Sözcüğün
tamamen farklı bir Latince kökten gelen (fakat eş-okunuşlu olan) capital
"başkent" veya "birincil veya kapital" sözcüğü ile ilişkisi yoktur.
The west front
of the Capitol building was rebuilt in 1994, following an earthquake.
(Olay hayalidir...)
04
cereal
/Sİ:-riıl/
=
bizim
"mısır gevreği", "buğday gevreği" gibi isimler verdiğimiz, tahıllardan hazırlanan
yiyecek türü.
[Asıl anlamı, "tahıl tanesi" veya bu ürünü veren bitki demektir.]
Roma tarım tanrıçası Ceres'e izafeten... Cerealis, "ceres" in iyelik
halidir.
Encyclopedia:
Cereals are
seeds of plants, usually members of the grass family but there are a few
exceptions. They are annuals, that is they have to be planted every year and
at the end of the summer, when they have produced ripe seeds, they die down.
Like all seeds, cereals are very nutritious because they contain all the
nutrients the embryo plant needs to start growing.
Evet, gerçekten de bütün tohumlar gibi, tahıl tohumları da fevkalade
besleyici niteliktedir. Ne var ki, "gevrek" ler hazırlanırken unların aşırı
rafine edilmeleri sonucunda, içlerindeki yararlı maddeler yitiriliyor; geride
kalan nişastaya lezzet vermek amacıyla yağ, şeker ve yapay maddeler yüklenerek
güzel bir "abur cubur mide doldurucu" elde ediliyor.
05
cupid
ve cupidity
/KYU-pid/, /kyu-Pİ-piditi/
--- Çelişkili kavramlar mıdır??
Cupido, Romalıların erotik özellikleri ağır basan aşk tanrısıydı.
(Yunan mitolojisinde Eros -- fakat birebir karşılık sayılamaz.) Çoğunlukla elinde yay ve ok tutan çıplak bir erkek çocuk şeklinde resmedilir.
Bildiğiniz gibi, biraz şakacı ve yaramaz bir çocuktur. Aşk oklarını olur olmaz
kişilere saplar; bunlar da ilk önlerine çıkan kişiye aşık oluverirler...
(Dolayısıyla hep söylerim: İlk görüşte aklı başından gitmektense, ikinci görüşte
aklı başına gelmeyi beklemek daha hayırlıdır.)
Cupid's
bow -- Cupid's darts: Kupid'in yayı ve okları. "Arrow"
sözcüğünden ziyade, "dart" sözcüğünün kullanıldığına dikkat ediniz.
Cupidity kavramına gelince, bunun iki anlamı var: 1. İhtiras
dolu arzu (ki şu yada bu ölçüde mazur görülebilir); fakat, 2. (= greed,
avarice) Maddi konularda büyük açgözlülük, paragöz olma, para için adeta
çıldırma... Hiç de hoş karşılanabilecek bir karakter özelliği değildir
tabiatıyla.
In Turkish
politics, the combination of cupidity and stupidity has been the
downfall of so many a man and woman.
Cupidity, in
the final analysis, inevitably leads to friendlessness and utter
loneliness; because a greedy person puts his love of money before all
else.
06
flora
ve fauna
=
herhangi
bir yöreye özgü bitkiler ve hayvanlar... veya çok daha genel anlamda
"bitkiler âlemi, tüm bitkiler" ve "hayvanlar âlemi, tüm hayvanlar" = "nebâtat"
ve "hayvânat"...
Flora,
Romalıların çiçek tanrıçasıdır... Fauna, Roma mitolojisinde
hayvanların tanrısı olan Faunus'un kızkardeşidir.
Tıp dilinde
"flora" vücudun herhangi bir organında veya bölgesinde bulunan mikro-organizmalar
anlamında kullanılır.
NOT:
Araştırma motorlarında yaptığım istatistiksel çalışma, eğer bu iki terim birlikte
kullanılacaksa, "flora and fauna" sıralamasının "fauna and
flora" sıralamasına göre dört kat daha yaygın olduğunu gösteriyor.
His new book
tells us about some of the flora and fauna as part of the Aegean
terrestrial ecosystems.
As a result of
human settlement on a large scale in these parts, the characteristic
flora and fauna of the region have greatly vanished.
07
jovial
/COU-viıl/
=
şen,
neşeli ve iyimser bir tabiata sahip olup çevresiyle yine bu tonda dostluklar
geliştiren
Roma
baştanrısı Jupiter'den. "Jupiter" sözcüğü Jove + pater (baba)
dan türemedir. Latince'deki tam ifadesi Jupiter Optimus Maximus
(Jüpiter, En Yüksek, En Büyük) şeklindedir.
Bu
tanrının adına İngilizce'de "By Jove!" şeklindeki ünlem
kalıbında rastlıyoruz: Şaşkınlık ("Yapma yahu!"), pekiştirme ("Sahiden de!") veya
kuvvetli olumlama hatta bir yemin ("Tanrı şahidim olsun ki", "Tanrı
aşkına!") anlamı da iletebilir. Fakat biliyorsunuz, özellikle ünlemler
kullanıldıkları ortam ve bağlama göre anlam kazanırlar. Ek Not: Bu kalıbın küçük harfle
yazıldığı da görülüyor.
"Jovian"
şeklindeki türev ise, astrolojide "Jüpiter gezegeni etkisi altında, Jüpiter
gezegenine ilişkin" anlamında kullanılır.
He was a nice,
friendly and jovial man.
He was
well-known for his jovial character and strong sense of humour. He kept
a very friendly attitude toward other employees.
By jove, we've
made it!! Isn't it amazing?! By jove! We've reached our goal of selling
1000 tickets!
By Jove, my friend, you must marry this girl! She's lovely!
08
Mars
--- March
=
Mars
gezegeni --- Mart ayı
Martial
=
Savaş
sanatlarına ilişkin, "savaşsal"; askeri yaşama ilişkin; savaşsever...
Yukardaki üç sözcük de Roma savaş tanrısı MARS'dan geliyor. (Tabii,
gözde ithal ürümünüz, ünlü "Çoklitbar" Mars da)... (Yunan mitolojisinde: ARES)
His uncle, much
wiser and experienced in martial arts, tried to advise him, but he wouldn't
listen to anyone.
Trying to apply
civilian principles to martial matters will lead an army to lose respect for
leadership and lessen their willingness to fight.
The
Court-Martial system was extensively reformed by the Armed Forces Act of
2001. He was court-martialled according to Article 165 of rhe new Military
Code. (Örnekler hayalidir.)
court-martial = 1. divan-ı harb; 2. askeri mahkeme (military
court)... Fiil: to court-martial (bütün bu örnekler tiresiz de
yazılabilir.)
İngilizce'de
adı Roma mitolojisi kökenli olan iki ay adı daha ve bir de gün adı var:
January: Roma'nın "kapılar, giriş alanları, başlangıçlar ve sonlar" tanrısı Janus'tan.
Sanattaki temsillerinde kafadan yapışık ve iki karşıt yöne bakmakta olan iki
yüzlü bir tanrı olarak gösterilir. Burada dile getirilen kavram, bir yüzünün
geçmişe, bir yüzünün geleceğe bakmakta oluşudur.
["Janus-faced" şeklindeki
deyim ise "iki yüzlü; kandırmacı hilekar" anlamı taşıyor. Ne var ki, aynı deyime
"kutuplaşma ve karşıtlıkları önplana çıkaran bakış açısı" anlamında da
rastlayabilirsiniz: "a Janus-faced view of history" gibi. Bu noktayı
"deyimler" konulu Bölüm 3'de yeniden ele alacağız.]
May:
Roma "büyüme / artma" tanrıçası Maia'dan. Doğal yaşamın serpilip
geliştiği ay olması kavramından.
Saturday: Jupiter'in babası ve Tarım Tanrısı Saturnus
(Saturn) adına izafeten.
09
mercury
/MÖ:-kyuri/
=
cıva
elementi (Hg).
mercurial
/mö-KYU-rial/
=
hızla ve
beklenmedik ruh hali değişiklikleri gösteren.
Eşanlamlı: erratic, volatile or unstable
Her iki sözcük de Roma mitolojisi ticaret tanrısı Mercurius
adına izafeten. Ticaret tanrısı, mahalden mahale yaptığı hızlı seyahatleri ile
ünlüydü.
In this
chapter, you will find a detailed description of the "mercurial" personality
type with some interesting examples.
Investors are
worried that the markets may get even more mercurial in the coming days.
Despite the
fact that he was a real hard worker, his mercurial disposition and
occasional outbursts of anger made him unpopular with his fellow workers.
10
muse
/MYU:Z/
ve
music
/MYU-zik/
=
ilham kaynağı / şair ve müzik...
Her ikisi de, Yunanca mousa, Latince musa'dan:
şarkı, şiir, bilim ve sanatlar üstüne dokuz kızkardeş tanrıça... Zeus ve bellek
tanrıçası Mnemosyne'nin kızları olan muses (İngilizce çoğul
biçimdir; okunuşu
/MYU-ziz/)
yalnızca şairlere değil bütün diğer sanatçılara da ilham veren ikincil derece
tanrıçalardı. Bizim dilimizde bunu "ilham perisi" kavramı ile karşılıyoruz.
In classical
Greece, before poets or storytellers recited their work, it was customary
for them to invoke the inspiration and protection of the Muses.
The Muses of
Greek mythology had one of the most important functions of all: to inspire
poets and promote the arts and sciences.
A "Muse" is a
mythical female figure who is believed to be able to breathe inspiration
into a writer's/painter's/actor's/author's creative efforts.
11
nocturnal
/N@K-TÖ:-nıl/
=
geceye
ilişkin, gece olan veya geceleri etkinlik gösteren.
Latince "nocturnalis" kavramından. Nihai olarak, Yunan "gece"
tanrısı Nyx adına dayanıyor.
We put out
sentries in all directions as we felt uneasy at the possibility of a
nocturnal attack upon us.
A cat is a
nocturnal creature that hunts for its food at night.
There are many
nocturnal-sight-oriented animal species, and these animals have very
different types of eyes.
12
nymphomania
/NİM-fı-MEY-niı/
=
kadınlarda patolojik derecede kontrol edilemez cinsel arzu.
nymphomaniac
/NİM-fı-MEYN-yık/
=
(sıfat)
nimfomaniye ilişkin; (ad) nimfomanyak (kişi).
Sözcük Latince nympha (gelin) veya kimilerince nymphae
(su zambağı) sözcüğünden geliyor; ancak nihai olarak Yunanca nymphe
kökünden türemedir. Nymphe'ler (İngilizce'de nymph /NİMF/)
denizde, ırmaklarda, koruluklarda, ağaçlarda, dağlarda, otlaklarda yaşayan çok
güzel ve zarif genç kızlar olarak kavramlaştırılan ikincil derece tanrıçalardı.
Bizdeki karşılığını, su perileri, ırmak perileri, ağaç perileri olarak düşünmek
yerinde olur.
13
ogre
/OU-gır/
=
insan
yiyen çirkin dev.
(Mecazi
olarak, korkulan insan veya nesneler için de kullanılabilir)
Olasılıkla, Roma yeraltı tanrısı Orcus's izafeten.
Ogres appear in
many popular fantasy roleplaying and computer games such as Dungeons &
Dragons.
The hero of the
film Shrek is an ogre. Shrek is a "friendly" ogre; he lives in
a swamp and prefers not to be disturbed.
14
saturnine
/SÆ-tı-NAYN/
=
ağırkanlı ve kasvetli bir tabiata sahip, biraz bedbince epeyce de somurtkan,
çevresine suskun bir alaycı tavır ve küçümseyen gözlerle bakan... Astrologlara
göre, "Satürn" gezegeninin insanlarına yüklediği özellikler bunlardır. Kısacası,
fazla övünülecek veya sevilecek kişilik özellikleri değil...
Daha önce de andığımız, Jupiter'in babası Tanrı Saturnus'a
izafeten.
It might be a
good idea that you discuss your brother's general melancholia and saturnine
disposition with a professional doctor.
He was a
saturnine and reticent old bachelor, driven to drink and occasional lunacy.
15
stamina
/s-TÆ-minı/
=
takat...
biyolojik anlamda dayanma/direnme gücü, zorlu efor sarfına rağmen dayanarak
devam edebilme gücü.
Latince çoğul stamen sözcüğünden: Yunan kader denetçisi
"moirae" kızkardeşlerin (İngilizce'si "The Fates") dokudukları kumaştaki "çözgü
ipleri" kavramından. (Biliyorsunuz "atkı ipleri" bunların altından üstünden
geçirilerek dokumaya devam edilir.)
This chapter gives you the details of a number of physical exercises you can perform at home to increase your
stamina.
We'll be
climbing that small hill tomorrow. There'll be no rock climbing and no
special gear is needed, apart from your climbing shoes. All you need is just
stamina.
16
tempest
/TEM-pıst/
=
büyük fırtına... (mecazi) büyük kargaşa...
Roma fırtına tanrıçası Tempestates adına izafeten.
Not ediniz:
"What a tempest in a teacup!" (veya, teapot): Alaycı tonda, bizdeki "bir
bardak suda fırtına" deyiminin bir karşılığı olarak kullanabilirsiniz.
tempestuous
/TEM-PES-çıuıs/
=
çoğu
zaman mecazi kullanılır: "a tempestuous love affair" gibi...
The
Tempest is one Shakespeare's plays that I like the best.
As we sailed
off from the island, a violent tempest arose in which our little boat was
wrecked and we all had to swim for our lives.
A fearful
tempest arose toward the evening, it thundered and lightened; it was pitch
dark outside and the rain poured down from the sky in torrents. On the next
day, the tempest still raged and we were again unable to go out.
Antony and
Cleopatra were having a tempestuous love affair, even though their stately
responsibilities were drawing them apart in opposite directions.
17
trivia
=
entipüften önemsiz şeyler.
Benzer anlamda:
trivialities
Sözcüğün kökeni garip bir şekilde Latince "trivialis"
"yol kavşaklarına ilişkin" kavramına dayanıyor. (Roma "kavşaklar" tanrıçası
Trivia'dan). Herneyse... Özellikle sıfat hali olan trivial
İngilizce'de sık kullanılan sözcüklerdendir.
The book is
full of a lot of trivia, and it all doesn't amount to much.
Stop wasting my
time over trivial matters.
Just stop
wasting my time with trivialities, will you! We have a lot more important
matters at hand.
18
venerate
/VE-nı-REYT/
=
büyük
saygı duymak veya (özellikle de ritüel bir tören ile) ulu bir kişi olduğunu
teslim etmek ve onurlandırmak.
venereal
/vı-NİR-iıl/
=
1.
cinsel zevklere ve yönelimlere ilişkin; 2. cinsel birleşme sonucu ortaya çıkan;
örnek: "venereal diseases" = cinsel hastalıklar.
Ne
alaka??
Alaka noktası, Roma aşk ve güzellik tanrıçası Venus... Gerisini
söylememe bilmem neden var mı??
Cooks in the
Black Sea regions, especially in eastern parts, nearly venerate the "hamsi".
In the past,
people used to over-venerate their elderly as sources of wisdom. Nowadays,
maybe in a backlash, youngsters appear to have no respect at all for their
elders.
Some people
would go to any length in procuring aphrodisiacs to satisfy their venereal
pleasures.
The most common
cause of burning on urination in both men and women is the presence of a
venereal disease.
[DİKKAT: Daha önce de belirttiğim gibi, verdiğim örnekler yalnızca dilsel
anlatım açısından değerlendirilmeli; bilimsel geçerlik açısından
güvenilirlik atfedilmemelidir.]
19
volcano
/vol-KEY-nou/ ---
volcanic
/vol-KÆ-nik/
vulcanize
/VIL-kı-NAYZ/
=
vulkanize etmek (kauçuğu belli ölçüde ısı altında sülfüre tabi tutarak daha
dayanıklı bir formunu elde etmek).
Ne
alaka??
Alaka noktası, Roma ateş ve metal işleme tanrısı Volcanus adından
köklerini almış olmaları... [Yunan panteonundaki karşılığı Hephaestus'tur]

Bu Bölümü Bitirirken...
Buraya
kökenleri Roma ve Latince'ye giden sözcüklerin
tümünü almam sözkonusu bile olamazdı. Mitologya kökenli bir demet sunmakla yetindim. Bugünkü İngilizce'nin
sözcük hazinesinin belki de %70'lere varan ölçüde Yunanca ve Latince'ye dayalı
olduğunu düşünecek olursak, aksi takdirde hatırı sayılır ölçekte bir
ansiklopedik sözlük oluşturmak gerekirdi.
Çok çok ileri düzey öğrencilerin öğrenmek isteyebileceği ultra zor sözcüklerden
bir demeti, sizleri araştırma zevkinden yoksun bırakmamak için, fazla
ayrıntı vermeden aşağıya alıyorum:
vestal
(evlenmemiş, kendini tanrıya adamış, bakire kadın; rahibe); bacchant
(kendini şen eğlencelere vermiş -- tanrı Bacchus'a izafeten), bacchanal
(orji); aesculapian (tıp ve tedavi bilimlerine ilişkin);
satyr (şehvet düşkünü, zampara -- Latince satyrus, Yunanca saturos'tan);
Lucifer (Şeytan); lupine (kurtlara ilişkin, kurt
gibi -- Latince lupinus, Yunanca lykos = kurt ve kurda dönüşen Lycaeon'a
izafeten -- dolayısıyla İngilizce'deki lycantrophy = kurt-adam
olma...


|