nah insana
NAH İNSANA ve ANASNİ HAN
anasni han

 BÖLÜM - 1

bilimsel araştırma

İnsanoğlunun kendini tanımak
çabasında ulaşabileceği
son aşama

 

İnsan... Samanyolu Gökadası, Güneş Sistemi, Dünya Gezegeninde evrilmekte olan iki ayaklı, tüysüz bir canlı türü...

Kısıtlı beyin gelişimi ve kendi kurgusu/kuruntusu simgelerle kendini koşullamış... Algı yanılsamalarıyla savruluyor... Gerçeklik duvarına çarptıkca, yön değiştirip bir başka yöne savruluyor.

Gerçekliğin doğru, güvenilir, sana bana göre değişmez bilgisi olanaksız. Çünkü Evren'e, çevremize, birbirimize ve kendimize önkoşullanmış merceklerden bakıyoruz.

Evren'e ve dünyamıza bakışımız, biyolojik ve kültürel  koşullanma ürünü bir kısıtlılık niteliğindedir. Aşamıyoruz, üstesinden gelemiyoruz. Yanılgı ırmağı kuşaktan kuşağa çağıldaya çağıldaya...

Bireyler, kurumlar, toplumlar algılama çarpıklığı ölçüsünde gerçeklerden kopuyor, uyarlanma olanağını yitiriyor.

İki ayaklı tüysüz yaratık Evren'de kendini
pek önemli sanan bir varlık...
Oysa, algıları sınırlı, düşünceleri gülünç,
duyguları acınacak değerde...

insan

İlkel zekâ ürünü "eşref-i mahlukat" felsefesinin yaşam damarları hızla tıkanıyor. Bilim karşısında skolastiğin durumu budur.

Düşler/yanılsamalar üstüne kurulu olan, gerçek ve değişen evrenimizi çözemeyen bu köhne öğretiler, bu ilkel bizmerkezci paradigmalar, zaman aktıkça geçerliğini yitirmeye, tükenip yıkılmaya hükümlüdür.

 
 
 

 

Bilim... bilimsel yöntem...
Öznellikten, sübjektiviteden arınma...
Sınanabilir nesnellik... Doğrulanabilir/çürütülebilir...
Gerçeğimizi bulgulamak yönünde bir umut...

  bilim

Bilimin dokunulmazlığı yok... Gücü asıl burada saklı... Tartışılabilirlik / doğrulanabilirlik / çürütülebilirlik en büyük güvence...

Bilim, biyo-kültürel koşullanmışlığımızı kırmak, nesnel gerçeklere ulaşmak çabasıdır. Yanılmalardan kurtulmak için doğru yöndeki temel adımdır. Ve en zorlu adımdır. Biyolojik mercekler... Kültürel mercekler...   Aşabilecek miyiz?

"Evren Niçin?" sorusunu birgün yanıtlayabilir miyiz bilmiyoruz, ama "Evren Nasıl?" sorusuna giderek daha güvenilir yanıtlar verebiliyoruz.

Evrenin en temel gerçeği ZAMAN -- yani, akıp giden, durdurulamaz; geri döndürülemez DEĞİŞME. Gerçeği bulgulamaya çalışan bizler ise koşullanmışlığın pırangalı kölesi...

Bilim insanı, değişmez/değişemez kuramlar cahilliğinden uzak durmak zorunda.

insan  

Bilimin şimdilik görebildiği son sınır olan onüç nokta yedi milyar yıldır evrende hiçbirşey göklerden zembille inmedi... ne de zembille göklere çekiliyor.

Tanrı varsa da, yoksa da...

 

 

 

Süreklilik ve değişme, karşıt iki süreç değil, tek ve aynı gerçekliğin birbirine yaşama olanağı veren iki değişik yüzüdür.

Gerçek dünyamız, koordinatlarından birisini zaman boyutunun oluşturduğu, dört boyutlu bir dünyadır. Böyle bir dünya DEĞİŞME sürecinden bağımsız düşünülemez, anlaşılamaz.

Zamandan soyutlanmış, yalnızca üç boyutlu bir dünya algımız, bu dondurduğumuz resim, zamanda yolculuğunu sürdürmekte olan evrenimizi tanımlamak için "tarihten bir yaprak" olmak ötesinde bir değer taşımaz.

Sonuçta insan,
tanımadığı, tanıyamayacağı,
tutunamayacağı bir büyük evrende,
kendi sanrısal, şizofren yaşam tarzını sürdürme çabasında
AYMAZLIĞA HÜKÜMLÜ SONSUZ BİR YABANCI...

  Sabun köpüğünden,
Sanal bir dünya!
Püfff, yitecek...
  insan ve bilim

nah insana ve anasni han

insan mainpage     bilinç