NAH İNSANA VE

ANASNİ HAN

BÖLÜM - 2


 

İnsan... Kısıtlı zeka ve algılama kapasitesi olan, kendi oluşturduğu saçmasapan simgelerin sefil kölesi, Dünyalı bir organizma.

Her bir kültür bir ayrı hapishane... Düşünceler, duygular, davranışlar orada koşullanır. Birey orada doğar, orada yaşar, orada ölür, ve orada gömülür.

Bilinçlenmenin önkoşulu, beyinlere "toplumsal format" atılmış olduğu bilincinin uyanmasıdır. Seyrek gerçekleşen bir mucizedir.

Bilinç, bilgiden ötedir; sorgulama sorumluluğudur.

Bilinç bireysel uyanır. Birey, daha önce güdümsüz sandığı düşünce ve duygularının aslında biyo-kültürel koşullanmışlık ürünü olduğunu görür.

Akıl şimşekleri çakmadıkça, Bilim gökleri gürlemedikçe, koşullanmışlık tekdüze akacak, toplumlar sonsuza değin ilkel ve barbar kalacak...

Farklı bir bakış, farklı bir öneri getirebilen kişi, tek kişilik azınlıktır; ama susturulmaması, tartışılması gereken bir umut, bir çıkış sunuyor olabilir. Toplumculuğun yolu bireycilikten geçer.

Evren mekan ve zamanda sonsuz bir devingenlik... Onu çözebilmek için sonsuz sayıda, farklı niteliklerde, özgür beyinlere gereksinim var.

Hatt-ı bilim yoktur, sath-ı bilim vardır. ve o satıh bütün bir akıldır.

 

Bilinç, bütün inançların, bütün kalıpların,

bütün kuralların sorgulanmasıdır.

 
 
 

 

Her hücremiz, onları besleyen her enerji parçacığı, Doğa'nın bize açtığı bir kredi.

 8 milyar nüfus, bankayı iflasa sürükleyen

akıldışı bir soygun.

 

Toplumlar, "uyumlu" bireyleri kutsar ödüllendirir; "uyumsuz" bireyleri kınar cezalandırır. Her iki tutum da, kendini evrenin odağına koyan, varoluşun devingen doğasını anlamaktan uzak birer tutuculuk örneğidir.

Evrenin Anayasası DEĞİŞME üzerine kuruludur. EVRİM, varoluşun zaman boyutundaki gerçeğidir.

Bilim ve bilinç, zaman boyutunda sürüp giden çok bilinmeyenli bir serüvendir. Topluma-göreli, kişiye-göreli olmayan gerçekliğin peşindedir.

Sürekli değişme, sürekli düzendir.



Yasalar, yasaklar başkaları içindir.

 

Özgürlüğün önkoşulu, karşı olmaktır...
Herşeye ve kendimize de...

   

Değişme, yoluna çıkan herşeyi yutarak beslenen, durdurulması olanaksız bir süreçtir. Onu bir canavar olarak görüp görmemek, sizi özümlemesine ne ölçüde izin verip vermeyeceğinize bağlı.

Dünkü benliğimizle bugünün dünyasına belki direnebiliriz, ama uyarlanamayız.

Bugünün devrimcisi, yarının tutucusu! İşte çoğunun acı döngüsü.

Sürekli değişen, sürekli ayrışıp, sürekli sentezleşen çelişkilerimiz... Bunu göremeyenler, insan gerçeğinden söz etmesin.

Öteki biyolojik türlerin edilgen uyumcular olduğu bir evrende, insan kendi varsayımlarını sınayarak oluşturduğu bir varoluşun devingenliğini — ve sorumluluğunu — yaşıyor.

 

Aklın dinginliği bilimde,
Ruhun dinginliği sanatta,
Yüreğin dinginliği aşkta...

   

          insan insana